PAZAR YAZILARI / Kapitalist karincalar
Yasamak icin gerekli ihtiyaclarimizi gidermek arzusunun mahsulu olan bu etrafimizdaki alet-edevata haddinden fazla onem vermiyor
muyuz? Bunu sorarken millet olarak daha ulasacagimiz cok uzak merhalelerden geride oldugumuzu degil, insanlik olarak asrimizda,
hatta bana gore bir kabus gibi gorunen gelecek yirmi birinci asirda varacagimiz zirveleri tasavvur ediyorum. Millet olarak da, su veya
bu olcude geri kalmis da olsak hedef olarak hep bu guzel dunyayi, denizleri, ormanlari, bocekleri, kuslari, topragi, suyu bitiren, o buyuk
sanayi denilen ahtapot azmanina ulasmaya kosustugumuzu dusunuyorum. Ve bunlardan daha cok yararlanmak icin konulan kurallarin
sistemini, ekonomiyi dusunuyorum. Bugun devletimizin de, toplumumuzun da derdi bu ekonomi.
Insanligin ezeli deger yargilari olan iyi, guzel ve dogru acaba nerelerde kaldi? Yoksa bunlar bos birer mefhum mu idi? Eski
insanlarin zihinlerinin meydana getirdigi efsanevi birer varliktan mi ibarettiler? Iyi, guzel ve dogru, yani ahlak, sanat ve ilim. Hic
suphesiz bugun de bu kavramlarin devam ettigini soyleyenler bulunacaktir. Fakat terazi, midenin ve butun diger bedeni hazlarin ve
bunlari temin edecek ekonomik buyumenin tarafina agir basiyor. Hem de asiri dengesiz bir nispette.
Hint dinlerinden birinde, belki Brahmanizm de bir inanis varmis. Buna gore mesela: Askerler Brahma'nin kollarindan,
tuccarlar midesinden, sanatkarlar kalbinden, alimler beyninden yaratilmislar. Guzel bir alegori. Butun bu organlar insanda vardir ve
hepsi gereklidir. Belki teferruatta farklidir ama, bu organlar ayni zamanda menfaatlerimizle beraber o buyuk insani degerlerin de
sembolleri gibidir. Dengesiz gelismis bir kisi, yalniz midesi, yahut kalbi, yahut beyni, kollari bacaklari gelismis, diger uzuvlari
gelismemis olarak kalmis bir kisi... Bir ucube olmuyor mu? Bunun gibi sadece kendi menfaatlerini dusunen kisilerden meydana gelen
bir toplum da boyle acayip organizmaya sahip bir beden gibi. Hic suphesiz yukarida yoklugundan (dogrusu azligindan) yakindigim
buyuk degerlerden birinin agir bastigi bir toplum da bir anomali, eski terimle galat-i tabiat'tir. Mumkun degil ya, sadece
sanatkarlardan, filozoflardan, velilerden tesekkul eden bir toplum da saglikli bir gelisme gostermiyor demektir. Asrimizin asil buyuk
sakatligi o buyuk deger yargilarinin, yani iyilik, guzellik ve dogrunun da hep bir menfaat toplumu icin alet edilmesidir. Sanatin da,
ilmin de, hatta ahlakin da cok karmasik bir mekanizma ile birtakim menfaatci zumrelerin hizmetine gitmekte oldugu supheleri icimizi
kavurmuyor mu?
Agustosbocegi ile karinca hikayesi bana hep bu carpik gelismenin alegorik bir ornegi gibi gorunur. Yazin saz calan
agustosbocegi, kislik ihtiyacini biriktirmis olan karincadan bir lokma istedigi zaman, karinca ona "Yazin caldin, kisin
oyna." cevabini verir. Bu belki de caliskanligi sembolize ederek yazilmis fabl, bana hep mal biriktiren ve ondan komsusuna pay
vermeyen -hatta hakkini vermeyen- kapitalist bir zihniyetin hikayesi gibi gorunmustur. Yani ben, caliskan karincadan degil, saz
calan ama muhtac bir karincadan yana oldum. Daha sonra bir gun Bernard Shaw'in bu hikayeyi tersine cevirerek, -belki parodisi
demek daha daha uygun- uydurdugu varyantini gordum ve kafamdaki karisiklik yerine oturdu. Belki bircoklarina paradoks gibi
gorunecek olan Bernard Shaw'in hikayesinde agustosbocegi yine saz caliyor ve karinca yine yuvasini dolduruyor. Kis gelince
karnini doyuran karincanin cani sikiliyor ve agustosboceginin kapisini calarak, "Ne olur, biraz saz cal!" diyor. Simdi
hikaye ne kadar guzel oldu. Burada karinca uretmeyi, yani endustriyi temsil ediyor. (Hikayenin La Fontaine'e gore ilk seklinde,
Humeze Suresi'ni hatirlamak ne kadar isabetli olur). Agustosbocegi ise sanati. Aslinda toplumun her iki insan tipine de dengeli
olarak ihtiyaci vardir. Bedenimizin ihtiyaclarinin, yani beslenme, barinma, cogalma ve daha rahat sartlar altinda yasama ve bunun gibi
tatminlerin hemen arkasindan ruhun ihtiyaclarina yoneliriz, yonelmemiz gerekir. Yani gercege, guzele, iyiye. Hatta bu bedeni
ihtiyaclarimizda bile, insanlik gelistikce onlara ekledigimiz birtakim zevk unsurlari yok mudur? Bunlar da insanoglunda, diger
canlilardan farkli olarak guzellik duygusunun, bu demektir ki sanat endisesinin varligindan gelir. Maddi ihtiyaclarimizi tatmin icin
urettigimiz kilik kiyafetin, evlerimizin, hatta yiyeceklerimizin ve yeme tarzimizin asirlar boyunca nasil bir gelisme gostererek estetik
bir gorunum aldigini ve butun bunlarin birtakim kurallara, protokollere baglandigini dusunecek olursak, en maddi ihtiyaclarimizda bile
guzelligi az veya cok aradigimizi anlariz. Mesele menfaatlerin guzeli, iyiyi, dogruyu kullanmasi degil, bunlara ihtiyaci oldugunun
farkina varmasidir.