









|
|
Sinema
Ripley geri dondu
Jean Pierre Junet, Sarkuteri ve Kayip Cocuklar Sehri filmlerindeki teknik ve dus zenginligini
Alien'a da tasimis. Ve tabii ki kacinilmaz olarak o delici Avrupali kara mizah ve korku ogelerini.
Alien Dirilis
Orj.Adi: Alien Resurrection Yon: Jean Pierre Junet Oyn: Sigourney Weaver, Winona Ryder,
Dominigue Pinon, Ron Perlman, Gary Dourdan Sen: Joss Whedon, Muzik: John Frizzell Gor:Yon: Darius
Khondji Kostum Tas: Bob Ringwood
ERCUMENT DURSUN
Bilim kurgu meraklilari hatirlayacaktir Alien serilerini. Ilki 1979'da Ridley Scott, ikincisi
1986'da James Cameron, ucuncusu ise 1992'de David Fincher tarafindan cekilmisti. Her uc filmde
de degismeyen tek sey efsanevi Ripley karakterini canlandiran Sigourney Weaver'di. Seyirci uzerinde
gerek Ripley karakteri, gerekse de onu canlandiran Weaver'in etkisi, filmin bu kadar genis bir
hayranlik kitlesi olusturmasinda etkili oldu. Weaver her filmde Ripley'e bir seyler katti, gelistirdi ve
olgunlastirdi. Ve son Alien filmi olan 'Dirilis'te ise bunu zirveye tasiyor. Filme, Fransiz
yonetmen Jean Pierre Junet'in katkilarina gecmeden once belirtelim ki bu bir Alien filmi; ancak Ripley
karakteri tamamen filmin odagina oturmus ve hem hikayeyi, hem temayi, hem de yaratiklari golgede
birakmis. Bu yuzden filme Ripley'in yasama donus hikayesi adini vermek daha uygun olur.
KARIZMATIK OYUNCU WEAVER
Gerek sinema izleyicileri, gerekse de sinema dunyasi icin Ripley karakteri ile
ozdeslesen Sigourney Weaver aslinda kendisi icin dezavantaj olabilecek bir konumda. Cunku dort kez
ayni karakteri canlandiriyor. Son zamanlarda basinda cikan yazilara gore besinci Alien filminde de
oynamak istedigini aciklamis. Gercekten bir oyuncu icin buyuk risk. Ancak Weaver bunu lehine
donusturmeyi basariyor. Bunun nedeni ara donemlerde cevirmis oldugu diger filmlerde oyunculuk
gucunu ispat etmis olmasi. 'Sisler ve Goriller', 'Olum ve Bakire' gibi filmlerdeki
oyunculugu bunun kaniti.
Alien-Dirilis, tam anlamiyla bir Ripley ve dolayisiyla Sigourney Weaver filmi.
Filmin acilis sahnesinden itibaren ekrana gelen her Ripley karakteriyle birlikte Weaver etkisini butun
oyuncular uzerinde gosteriyor. Sanki, Ripley kurgusal bir karakter olmaktan cikiyor da gercege burunuyor
ve diger oyuncular da bu efsane karsisinda eziliyorlar. Hatta o kucucuk boyu ve cocuksu tavarlariyla
masumiyet ve ihaneti icinde barindiran ve nice guclu oyunculardan rol calan Winona Ryder bile bu
karizma karsisinda eziliyor. Bunda Weaver'in rolune olan yatkinligi ve basarisi kadar, senaryonun
da etkisi var. Cunku senaryo adeta Ripley karakterinin duygusal ve psikolojik yapisi uzerine kurulmus.
Belki de ilk kez bir bilim kurgu-fantazi filminde yaratiklar ikinci planda kaliyorlar. Gercekten de
simsiyah ve salyali bu garip yaratik bile Ripley'in agirligi karsisinda boyun egiyor. Zaten senaryoya
gore Ripley ile yaratik arasindaki duygusal iliskide de bu nokta hakim. Ozellikle insan ve yaratigin
genetik yapisindan sentezlenen yeni yaratigin Ripley'i anne olarak benimsemesi de bunu gosteriyor.
JUNET'IN YARATIGI
Butun yaratik serilerinde asil olarak islenen, pek cok bilim kurgu filminde oldugu gibi
bilim adamlarinin uslanmaz hirslarinin insanoglu icin olusturdugu tehdit unsuru. Fakat Alien'i
aradan siyiran ozellik ise buna biraz daha duygusal bir boyut katmis olmasi. Hatta o kadar ki yaratigi
masum ve sevimli bir hale bile getirdi denebilir. Yaratik bir metafor olarak mi kurgulandi? Ve bu metafor
neyi temsil ediyor? Uzayin ucsuz bucaksiz derinliklerinde bir genetik arastirma gemisinde bir grup bilim
adami ve askerin yaptiklari bu gizli calismalar, rahim benzeri dehlizler ve laboratuvarlarda yapilan
deneyler, klonlama calismalari ve yaratigin oldurme icgudusunun bir savas araci olarak kullanilmasi
gibi kotumser ongoruler, klasik bilim kurgunun teknolojiye karsi elestirel yaklasimlarinin urunu.
Sinema icin ise bilim kurgu bir gorsel solen. Uzay gemileri, yaratiklar, silahlar, kasvetli ve karanlik ic
mekanlar, genismasmavi, parildayip duran bir uzay boslugu, hizla gecen uzay gemilerinin ve
goktaslarinin ses efektlerine uygunlugu gibi unsurlar gorsellik acisindan inanilmaz imkanlar sunuyor
sinemaya. Sinema da dogrusu bunu tepe tepe kullaniyor.
ALIEN'DAKI YENILIKLER
Filmin yonetmeni Fransiz Jean Pierr Junet, Sarkuteri ve Kayip Cocuklar Sehri
filmlerindeki teknik ve dus zenginligini buraya da tasimis. Ve tabii ki kacinilmaz olarak o delici
Avrupali kara mizah ve korku ogelerini. Birdenbire patlayan efektler, koyu tonlar arasindaki derin
kontrast, uzayan koridorlarda yankilanan cigliklar ve golgeli isiklandirmalar bu gotik korku
unsurlarini derinlestiriyor. Alien-Dirilis'in, gorsel acidan Event Horizon'u andiran yanlari da
var. Ozellikle renk ve gorsel tasarim acisindan. Ama Alien'in en buyuk yeniligi klonlama ve siber
insan karakterleri. Cunku ucuncu filmde canavarla birlikte olumu secen Ripley bu sefer klonlama teknigi
ile bilim adamlari tarafindan tekrar hayata donduruluyor. Yeni Ripley ise canavarla olan genetik
birlesmeden sonra yepyeni ozellikler kazanmistir. ama onu Ripley yapan yaratikla mucadele icgudusu
hala yerindedir. Bilim adamlarini korkutan da onun bu icgudusunun uyanmasidir. Bu arada Ripley ile
yaratik arasinda telepatik iliski de bir hayli gelismis ve hatta bu iliski duygusal bir yakinlasmaya bile
donusmustur. Alien'in bir diger yeniligi de Call karakteri. Call (Winona Ryder) aslinda dost mu
dusman mi oldugu pek bilinmeyen, biraz cocuksu biraz kaotik bir karakter. Ama onun asil ozelligi robot
olmasi ve yine insan urunu olan yaratiklara karsi, klonlanmis bir insan olan Ripley'le birlikte
savasmasi. Yani insan urunu olan bir robot (ki bu robot serileri daha sonra yasaklanmistir) ve yine insan
urunu olan yari insan yari yaratik Ripley ortaklasa insanlarin gelecegini kurtariyorlar. Garip olan ise,
insanligin gelecegini karartmak isteyenlerse yine insanlar oluyor.
ALIEN'E JUNET DAMGASI
Sarkuteri ve Kayip Cocuklar Sehri'ndeki kara mizah ve gotik korku yaklasimlarini
burada da devam ettiriyor yonetmen Junet. Tabii bunda Darius Khondji'nin ozenli goruntuleri ve
isiklandirma tekniklerinin de etkisi var. Junet, mizah ve korkuyu harmanlamis. Butun hikayeyi bir uzay
gemisinin icinde ve dunyanin cok cok uzaginda islemis. Uzay gemisinin ic tasarimi ve bu tasarimin
ayrintilari uzerinde duruldugunda semiyotikciler icin bircok malzeme cikacaktir. Cunku Alien'in
pek cok fallik gondermeleri var. Junet kendi tarzi bu mizahi bazen karakterlerini icinde dusurdugu komik
durumlarla anlatirken cogu zaman da bu carpikliklari yakin plan ve genis acili goruntuleriyle yapiyor.
SON SOZ YERINE
Sonucta Alien-Dirilis macera, gerilim, korku ve bilim kurgu ogelerini harmanlayan,
tematik olarak fazlaca derinlere inmeden ama onu es de gecmeyen, gorsel ve ses efektleriyle hosca vakit
gecirmeye gore ayarlanmis ve bunu da basarabilen bir seyirlik.
Sesleri isit, duygulari hisset kizil kose
Orj.Adi: The Red Corner Yon: John Avnet Oyn: Richard Gere, Bai Ling, Bradley
Whiteford, Byron Mann, Tsai Chin, James Hong, Roger Yuan
Cok Yakin ve Cok Ozel', 'Savas', 'Bir Erkek Bir Kadina Asik Oldugu
Zaman', 'Kizarmis Yesil Domatesler' gibi filmlerinden tanidigimiz yonetmen Jon Avnet bu
sefer politik bir macera filmiyle karsimizda. Hikaye Cin'de geciyor. Jack Moore, Cin hukumetiyle
uydu yayinlari ile ilgili bir anlasma yapacak olan bir sirketin avukatidir. Fakat sirketle Cin hukumeti
arasinda bir anlasmazlik cikinca sorunu cozmek icin Cin'e gelir. Hukumetin ileri gelen
bakanlarindan birinin oglu olan Lian Dan ile yakin dostluk kuran Jack, farkinda olmadigi bir tuzaga
duser. O gece tanistigi bir mankeni oldurmek sucundan hapse atilan Jack Moore, dilini ve hukuk
kurallarini bilmedigi bu demirperde ulkesinde masumiyetini ispat etmek zorundadir. Bu arada kendisine
Kultur Devrimi sirasinda babasi oldurulen genc bir kadin avukat da yardimci olmaktadir.
Cin, ayakta kalabilen son sosyalist ulkelerden biri. Mao'nun Kultur Devriminin
ardindan kurulan yeni duzen aslinda icten ice buyuk bir tepkiyle karsilaniyor. Ama uygulanan baskici
sistem ve ulkenin dunyaya kapaliligi halkin uyanisini engelliyor. Film, Tiananmen olaylarina atif
yaparak, bu meydanda cocuklarin top oynadigi bir sahneyle aciliyor. Ortaya konan Cin manzarasi
patlamanin esigine gelen, her turlu dalaverenin ve entrikanin dondugu, devlet ve halk arasinda buyuk bir
guvensizligin oldugu, hukumetin halki sindirmek ve kontrol etmek icin cok siki kontrol mekanizmalari
kurdugu seklinde. Her yerde kameralar, konusma yasaklari ve politburonun kontrolundeki hukuk sistemi.
Jack Moore, zaten patlamanin esigine gelmis, degisim arzularinin gemlenemez bir
boyuta yukseldigi ulkenin tam da odagina, degisim yanlilari ile muhafazakarlarin ortasina duser. Fakat
asil hikaye ise daha farklidir: Butun bu karmasa ortaminda kendini sahsi menfaatlerine adayan bir grup
cikar sahibinin entrikalari. Film ic ice uc hikayeden olusuyor. Gorunurde, Cin hukuk sisteminin ve siyasal
sisteminin elestirildigi ve degisim arzusunun kamcilandigi hikayenin yani sira daha oznel dunyalarina
inilen iki insanin hikayesi. Jack Moore (R.Gere) ve kadin avukat Bai Ling. Her ikisi de gecmislerinden
kacmakta ve kendileriyle yuzlesememektedirler. Bu olay iki benzer kadere sahip bu iki insani birbirine
yaklastirir. Kadin, Kultur Devrimi sirasinda babasinin ugradigi haksizliklara karsi sessiz kaldigi
icin sucluluk duymakta, Jack ise karisi ve kizinin olumu karsisinda uzerinden sucluluk duygusunu
atamamakta ve kendini islerine gommektedir. Ama bu sefer mucadele etmek icin birbirlerine ihtiyaclari
vardir. Biri ulkesinde kalip, yillarca goz yumdugu haksizliklara karsi mucadele edecek, digeri de
gecmisine donup onlarla yuzlesecektir.
Avnet daha once de siyasi gondermeleri olan filmler yapmisti; ancak burada oldugu
kadar siyaset odakta degildi. Acikcasi baskici bir yonetimi oldukca karikaturize bir bicimde ifade etmis.
Bunun yaninda filmi sadece bu konuya odaklamayarak isabetli bir tercih yapmis. Filmi sadece bir gerilim
formatina oturtmayarak, insan ve karakter boyutunu da ekleyerek, sistem icindeki icerden ve disardan iki
insanin yasamini da eklemis. Ve bunu da basariyla yapmis. Avnet, Tiananmen meydanindaki
baskaldiriyi aslinda elestiriyor ve buna karsilik olacak devrimin yolunun iletisim oldugunu isaret
ediyor. Ote yandan Cin'in zaten dagilmakta oldugunu ve buyuk bir cozulme icinde bocaladigini da
ifade ediyor. Globallesme ve kitle iletisim aginin artik milli sinirlari ortadan kaldirdigi bir dunyada
baskici sistemler kitleleri artik ne kadar tutabileceklerdir? Avnet, bunun zor, hatta imkansiz oldugunu
soyluyor. Cin, baskidan bunalmistir; fakat Amerika ne durumdadir? Avnet kahramanlarinin agzindan
buna da cevap verir. Ozgurluk, serbestiyet ve insan haklari vardir ama, bunun ardinda pek cok pislik ve
kotuluk de vardir. Yani Avnet her iki tarafa da vuruyor.
Avnet'in duygusal takintilari burada da devam ediyor. Hatta bunun biraz fazlaca
abartildigini bile soyleyebiliriz. Yine de seyredilebilir bir film.
Bu ciglik tuttu
Ciglik-2
Orj.Adi: Scream 2 Yon: Wes Craven Oyn: David Arquette, Lewis Arquette, Neve Campbell,
Courtney Cox Sen: Kevin Williamson
Daha birinci cigligin yankisi dinmeden Wes Craven ikinci cigligi patlatti. Herhalde korku
filmlerinin bu onemli unsurunu yonetmen filmin pazarlamasi acisindan da kullanmak niyetinde.
Kadronun temel taslari birinci filmdekiyle ayni. Yani Sidney, Dewey, Gale ve Derek,
ilk filmde de rol alan oyuncular ve ayni karakterler. Bu sefer kadroya, yeni genc sevgili rolunde Jerry
O'Connell ve diger kucuk rollere bazi oyuncular eklenmis.
Scream 2 birinciye gore biraz daha surukleyici ve tempolu. Oyku yine benzeri bir
mantik uzerine kurulmus. Birinci filme gondermeleri oldukca fazla. Hatta birinciyi seyredemeyenlerin bu
filmi anlamakta zorluk cekecekleri bile soylenebilir. Ancak, belki de ilk kez bir korku filminde oldurmenin
mantikli bir sebebi var burada: Intikam. Cunku korku filmlerinin sapik katilleri psikolojik
rahatsizliklarindan cinayet isliyorlar. Burada ise cinayetlerin kokeninde intikam arzusu var.
Craven yine birinci filmde oldugu gibi bir yandan bilimkurgu filmlerinin mantigini
irdelerken ve onlara atiflarda bulunurken bir yandan da ayni mantikla filmini kurguluyor. Birinci filmdeki
hikayeyi gercek bir konu olarak alip filmini sinemada oynatiyor ve filmin kendi gercekligi icinde ise ayri
bir korku unsurunu baslatiyor. Tabii ki korku filmlerindeki 'zenciler olur' kuralini dogrularcasina
cinayetlere buradan baslayarak. Creven gerek seyirciyle gerekse de turle oynamayi seviyor, ic ice
gecirdigi hikayelerle, hem kendi filmine hem diger korku filmlerine atiflarda bulunuyor. Cinayetlerin
cozumu isi de fazla bir zeka pariltisi gerektirmiyor ve zaten o kadar da karmasik degil. Hatta biraz
dikkat ederseniz, filmin ortasinda katilin birini bulmaniz bile mumkun. Bu acidan korku filmlerinin
'herkes suphelidir' yargisi birinci filme gore burada biraz zayif kalmis. Bunun yaninda Craven
korku filmlerine yine bir sey ekleyemiyor bu filmiyle de. Freddy Kruger'dan sonra alistigi sekilde
kredisini tuketiyor. Simdi gozler ucuncu filmi bekliyor. Cunku, filmin senaryosu buna gore kurgulanmis
bile.
Hikaye bu sefer soyle: Sid iki yil onceki cinayetlerin ardindan hayatina yeni bir duzen
getirmistir. Ancak Stap isimli ve kendi hayatindan esinlenerek yapilmis bir filmin vizyona girmesiyle
birlikte baslayan cinayetler hayatini yeniden karartacaktir. Birinci filmde de rol alan gazeteci karakteri
Gale'in kitabindan uyarlanan filmle birlikte baslayan cinayetler kasabayi bir anda gazeteci ordusunun
saldirisina maruz birakir. Gelenler arasinda birinci filmde yaralanarak sakat kalan ve kendisini
Sidney'in koruyuculuguna adayan Dewey de vardir. Gale, Dewey, Sidney ve Derek cinayetlerin
kendilerinin etrafinda gelisecegini sezerek ortak calismaya karar verirler. Gale ise baslangicta olaya bir
gazeteci olarak mesleki kaygilarla yaklasirken zamanla olayin hedeflerinden biri haline gelir ve bu durum
onun meslegine yonelik ahlaki sorgulamalar gelistirmesine neden olur.
Creven, bir devam filminde yine seyirciyi ustaca avlayacak unsurlarla korku filmi
sevenlere fazla kanli canli olmayan, hatta gerilim unsurlari bile yeterince yenilik tasimayan bir filmle
karsimiza cikmis. Ama garip olan ise filmin oyuncu kadrosunun cekiciligi ve sevimliligiyle filmin
kendisini sevdirmesi. Sizi bilmem ama, ben biraz gulerek, biraz da burun kivirarak izledim ve bayagi da
sevdim. Korku ve gerilim filmini seviyorsaniz izleyin derim.
BU HAFTA GOSTERIME GIRENLER...
KUNDUN
Orj. adi: Kundun Yon: Martin Scorsese Oyn: Tenzin Tuthob Tsarong, Gyurme Tethong, Tulku Jamyang
Kunga Tenzin, Tenzin Yeshi Paichang Muzik: Philip Glass Gor. Yon: Roger Deakins Sen: Melissa
Mathison
Kundun' boyun egmez bir istegin, atesli dindarligin ve baglayici dunya politikalarinin hikayesi,'
diyor yonetmen Martin Scorsese.
'Kundun', Tibet'in kirsal kesiminden gelen ve kaderi, tarihinin en zor gunlerinde
ulkesinin basinda bulunmak olan, Tenzin Gyatso'nun gercek hayat hikayesi. Film 1937 yilinda onun
Dalai Lama olarak taninmasiyla baslar ve 1959'da surgun edilmesiyle biter. 'Kundun' 1937
yilinin politik ortaminda Tibet'te, Buddha'nin on dorduncu reenkarnasyonu olarak kabul edilen,
basit bir ailenin, iki bucuk yasindaki oglunun, ilgi cekici, gercek yasam hikayesini anlatiyor.
'Kundun' cocuklugundan Cin isgali ve surgune gonderilmesine kadar gecen sure icinde Dalai
Lama'nin hayatini konu aliyor.
'Kundun', yuzyillar boyunca Bati'dan izole olmus bir ulkeyi ve toplumu, Budist egitmenler
tarafindan ulkenin liderligi icin hazirlanan Tenzin Gaytso'nun gozleri ve kalbinden gecirerek ortaya
koyuyor.
ZEUS VE ROXANNE
Orj. adi: Zeus and Roxanne Yon: George Miller Oyn: Kathleen Quinlan, Steve
Guttenberg, Arnold Vosloo, Dawn McMillan, Miko Hughes, Majandra Delfino Sen: Tom Benedek
Zeus ve Roxanne ayri dunyalardan tamamen ayri varliklardir. Zeus ele avuca sigmayan bir kopek,
Roxanne ise dalgalarla yarisan paha bicilmez akillilikta bir yunustur. Ayri dilleri konusmalarina
ragmen anlasabilmektedirler. Sevgiyi ve dostlugu paylasmayi seven insanlara ilham olabilecek bir
arkadasligi temsil etmektedirler.
Kendini isine adamis bir deniz biyologu olan Mary Beth Dunhill, komsusu olan muzisyen
Terry Barnet'le daha once tanismiyordu. Taa ki Zeus denen haylaz bahcesine girip her seyi
darmadagin edene kadar. Fakat bu komik olay cok ilginc bir gercegi ortaya cikarir. Zeus, Mary
Beth'in uzerinde calistigi yunusun resimlerine ilgi duymustur. Zeus Mary Beth'i takip eder ve o
farkina varmadan arastirma teknesine biner. Once bu ise cok cani sikilir: ama daha sonra aralarindaki
dikkate deger dostlugu fark etmek ona buyuk cosku verir. Iki hayvan arasindaki bu guclu arkadaslik
sahipleri icin de romantizmin baslangici olur.
![ZAMAN ]lk Sayfa](/argit1/icons/9804/zaman.jpg)
© 1998 Feza Gazetecilik A.S.
|