4 Nisan 1998, Cumartesi
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler


Sinema
Ripley geri dondu
Jean Pierre Junet, Sarkuteri ve Kayip Cocuklar Sehri filmlerindeki teknik ve dus zenginligini Alien'a da tasimis. Ve tabii ki kacinilmaz olarak o delici Avrupali kara mizah ve korku ogelerini.
Alien Dirilis
Orj.Adi: Alien Resurrection Yon: Jean Pierre Junet Oyn: Sigourney Weaver, Winona Ryder, Dominigue Pinon, Ron Perlman, Gary Dourdan Sen: Joss Whedon, Muzik: John Frizzell Gor:Yon: Darius Khondji Kostum Tas: Bob Ringwood
ERCUMENT DURSUN
Bilim kurgu meraklilari hatirlayacaktir Alien serilerini. Ilki 1979'da Ridley Scott, ikincisi 1986'da James Cameron, ucuncusu ise 1992'de David Fincher tarafindan cekilmisti. Her uc filmde de degismeyen tek sey efsanevi Ripley karakterini canlandiran Sigourney Weaver'di. Seyirci uzerinde gerek Ripley karakteri, gerekse de onu canlandiran Weaver'in etkisi, filmin bu kadar genis bir hayranlik kitlesi olusturmasinda etkili oldu. Weaver her filmde Ripley'e bir seyler katti, gelistirdi ve olgunlastirdi. Ve son Alien filmi olan 'Dirilis'te ise bunu zirveye tasiyor. Filme, Fransiz yonetmen Jean Pierre Junet'in katkilarina gecmeden once belirtelim ki bu bir Alien filmi; ancak Ripley karakteri tamamen filmin odagina oturmus ve hem hikayeyi, hem temayi, hem de yaratiklari golgede birakmis. Bu yuzden filme Ripley'in yasama donus hikayesi adini vermek daha uygun olur.
KARIZMATIK OYUNCU WEAVER
Gerek sinema izleyicileri, gerekse de sinema dunyasi icin Ripley karakteri ile ozdeslesen Sigourney Weaver aslinda kendisi icin dezavantaj olabilecek bir konumda. Cunku dort kez ayni karakteri canlandiriyor. Son zamanlarda basinda cikan yazilara gore besinci Alien filminde de oynamak istedigini aciklamis. Gercekten bir oyuncu icin buyuk risk. Ancak Weaver bunu lehine donusturmeyi basariyor. Bunun nedeni ara donemlerde cevirmis oldugu diger filmlerde oyunculuk gucunu ispat etmis olmasi. 'Sisler ve Goriller', 'Olum ve Bakire' gibi filmlerdeki oyunculugu bunun kaniti.
Alien-Dirilis, tam anlamiyla bir Ripley ve dolayisiyla Sigourney Weaver filmi. Filmin acilis sahnesinden itibaren ekrana gelen her Ripley karakteriyle birlikte Weaver etkisini butun oyuncular uzerinde gosteriyor. Sanki, Ripley kurgusal bir karakter olmaktan cikiyor da gercege burunuyor ve diger oyuncular da bu efsane karsisinda eziliyorlar. Hatta o kucucuk boyu ve cocuksu tavarlariyla masumiyet ve ihaneti icinde barindiran ve nice guclu oyunculardan rol calan Winona Ryder bile bu karizma karsisinda eziliyor. Bunda Weaver'in rolune olan yatkinligi ve basarisi kadar, senaryonun da etkisi var. Cunku senaryo adeta Ripley karakterinin duygusal ve psikolojik yapisi uzerine kurulmus. Belki de ilk kez bir bilim kurgu-fantazi filminde yaratiklar ikinci planda kaliyorlar. Gercekten de simsiyah ve salyali bu garip yaratik bile Ripley'in agirligi karsisinda boyun egiyor. Zaten senaryoya gore Ripley ile yaratik arasindaki duygusal iliskide de bu nokta hakim. Ozellikle insan ve yaratigin genetik yapisindan sentezlenen yeni yaratigin Ripley'i anne olarak benimsemesi de bunu gosteriyor.
JUNET'IN YARATIGI
Butun yaratik serilerinde asil olarak islenen, pek cok bilim kurgu filminde oldugu gibi bilim adamlarinin uslanmaz hirslarinin insanoglu icin olusturdugu tehdit unsuru. Fakat Alien'i aradan siyiran ozellik ise buna biraz daha duygusal bir boyut katmis olmasi. Hatta o kadar ki yaratigi masum ve sevimli bir hale bile getirdi denebilir. Yaratik bir metafor olarak mi kurgulandi? Ve bu metafor neyi temsil ediyor? Uzayin ucsuz bucaksiz derinliklerinde bir genetik arastirma gemisinde bir grup bilim adami ve askerin yaptiklari bu gizli calismalar, rahim benzeri dehlizler ve laboratuvarlarda yapilan deneyler, klonlama calismalari ve yaratigin oldurme icgudusunun bir savas araci olarak kullanilmasi gibi kotumser ongoruler, klasik bilim kurgunun teknolojiye karsi elestirel yaklasimlarinin urunu. Sinema icin ise bilim kurgu bir gorsel solen. Uzay gemileri, yaratiklar, silahlar, kasvetli ve karanlik ic mekanlar, genismasmavi, parildayip duran bir uzay boslugu, hizla gecen uzay gemilerinin ve goktaslarinin ses efektlerine uygunlugu gibi unsurlar gorsellik acisindan inanilmaz imkanlar sunuyor sinemaya. Sinema da dogrusu bunu tepe tepe kullaniyor.
ALIEN'DAKI YENILIKLER
Filmin yonetmeni Fransiz Jean Pierr Junet, Sarkuteri ve Kayip Cocuklar Sehri filmlerindeki teknik ve dus zenginligini buraya da tasimis. Ve tabii ki kacinilmaz olarak o delici Avrupali kara mizah ve korku ogelerini. Birdenbire patlayan efektler, koyu tonlar arasindaki derin kontrast, uzayan koridorlarda yankilanan cigliklar ve golgeli isiklandirmalar bu gotik korku unsurlarini derinlestiriyor. Alien-Dirilis'in, gorsel acidan Event Horizon'u andiran yanlari da var. Ozellikle renk ve gorsel tasarim acisindan. Ama Alien'in en buyuk yeniligi klonlama ve siber insan karakterleri. Cunku ucuncu filmde canavarla birlikte olumu secen Ripley bu sefer klonlama teknigi ile bilim adamlari tarafindan tekrar hayata donduruluyor. Yeni Ripley ise canavarla olan genetik birlesmeden sonra yepyeni ozellikler kazanmistir. ama onu Ripley yapan yaratikla mucadele icgudusu hala yerindedir. Bilim adamlarini korkutan da onun bu icgudusunun uyanmasidir. Bu arada Ripley ile yaratik arasinda telepatik iliski de bir hayli gelismis ve hatta bu iliski duygusal bir yakinlasmaya bile donusmustur. Alien'in bir diger yeniligi de Call karakteri. Call (Winona Ryder) aslinda dost mu dusman mi oldugu pek bilinmeyen, biraz cocuksu biraz kaotik bir karakter. Ama onun asil ozelligi robot olmasi ve yine insan urunu olan yaratiklara karsi, klonlanmis bir insan olan Ripley'le birlikte savasmasi. Yani insan urunu olan bir robot (ki bu robot serileri daha sonra yasaklanmistir) ve yine insan urunu olan yari insan yari yaratik Ripley ortaklasa insanlarin gelecegini kurtariyorlar. Garip olan ise, insanligin gelecegini karartmak isteyenlerse yine insanlar oluyor.
ALIEN'E JUNET DAMGASI
Sarkuteri ve Kayip Cocuklar Sehri'ndeki kara mizah ve gotik korku yaklasimlarini burada da devam ettiriyor yonetmen Junet. Tabii bunda Darius Khondji'nin ozenli goruntuleri ve isiklandirma tekniklerinin de etkisi var. Junet, mizah ve korkuyu harmanlamis. Butun hikayeyi bir uzay gemisinin icinde ve dunyanin cok cok uzaginda islemis. Uzay gemisinin ic tasarimi ve bu tasarimin ayrintilari uzerinde duruldugunda semiyotikciler icin bircok malzeme cikacaktir. Cunku Alien'in pek cok fallik gondermeleri var. Junet kendi tarzi bu mizahi bazen karakterlerini icinde dusurdugu komik durumlarla anlatirken cogu zaman da bu carpikliklari yakin plan ve genis acili goruntuleriyle yapiyor.
SON SOZ YERINE
Sonucta Alien-Dirilis macera, gerilim, korku ve bilim kurgu ogelerini harmanlayan, tematik olarak fazlaca derinlere inmeden ama onu es de gecmeyen, gorsel ve ses efektleriyle hosca vakit gecirmeye gore ayarlanmis ve bunu da basarabilen bir seyirlik.


Sesleri isit, duygulari hisset kizil kose
Orj.Adi: The Red Corner Yon: John Avnet Oyn: Richard Gere, Bai Ling, Bradley Whiteford, Byron Mann, Tsai Chin, James Hong, Roger Yuan
Cok Yakin ve Cok Ozel', 'Savas', 'Bir Erkek Bir Kadina Asik Oldugu Zaman', 'Kizarmis Yesil Domatesler' gibi filmlerinden tanidigimiz yonetmen Jon Avnet bu sefer politik bir macera filmiyle karsimizda. Hikaye Cin'de geciyor. Jack Moore, Cin hukumetiyle uydu yayinlari ile ilgili bir anlasma yapacak olan bir sirketin avukatidir. Fakat sirketle Cin hukumeti arasinda bir anlasmazlik cikinca sorunu cozmek icin Cin'e gelir. Hukumetin ileri gelen bakanlarindan birinin oglu olan Lian Dan ile yakin dostluk kuran Jack, farkinda olmadigi bir tuzaga duser. O gece tanistigi bir mankeni oldurmek sucundan hapse atilan Jack Moore, dilini ve hukuk kurallarini bilmedigi bu demirperde ulkesinde masumiyetini ispat etmek zorundadir. Bu arada kendisine Kultur Devrimi sirasinda babasi oldurulen genc bir kadin avukat da yardimci olmaktadir.
Cin, ayakta kalabilen son sosyalist ulkelerden biri. Mao'nun Kultur Devriminin ardindan kurulan yeni duzen aslinda icten ice buyuk bir tepkiyle karsilaniyor. Ama uygulanan baskici sistem ve ulkenin dunyaya kapaliligi halkin uyanisini engelliyor. Film, Tiananmen olaylarina atif yaparak, bu meydanda cocuklarin top oynadigi bir sahneyle aciliyor. Ortaya konan Cin manzarasi patlamanin esigine gelen, her turlu dalaverenin ve entrikanin dondugu, devlet ve halk arasinda buyuk bir guvensizligin oldugu, hukumetin halki sindirmek ve kontrol etmek icin cok siki kontrol mekanizmalari kurdugu seklinde. Her yerde kameralar, konusma yasaklari ve politburonun kontrolundeki hukuk sistemi.
Jack Moore, zaten patlamanin esigine gelmis, degisim arzularinin gemlenemez bir boyuta yukseldigi ulkenin tam da odagina, degisim yanlilari ile muhafazakarlarin ortasina duser. Fakat asil hikaye ise daha farklidir: Butun bu karmasa ortaminda kendini sahsi menfaatlerine adayan bir grup cikar sahibinin entrikalari. Film ic ice uc hikayeden olusuyor. Gorunurde, Cin hukuk sisteminin ve siyasal sisteminin elestirildigi ve degisim arzusunun kamcilandigi hikayenin yani sira daha oznel dunyalarina inilen iki insanin hikayesi. Jack Moore (R.Gere) ve kadin avukat Bai Ling. Her ikisi de gecmislerinden kacmakta ve kendileriyle yuzlesememektedirler. Bu olay iki benzer kadere sahip bu iki insani birbirine yaklastirir. Kadin, Kultur Devrimi sirasinda babasinin ugradigi haksizliklara karsi sessiz kaldigi icin sucluluk duymakta, Jack ise karisi ve kizinin olumu karsisinda uzerinden sucluluk duygusunu atamamakta ve kendini islerine gommektedir. Ama bu sefer mucadele etmek icin birbirlerine ihtiyaclari vardir. Biri ulkesinde kalip, yillarca goz yumdugu haksizliklara karsi mucadele edecek, digeri de gecmisine donup onlarla yuzlesecektir.
Avnet daha once de siyasi gondermeleri olan filmler yapmisti; ancak burada oldugu kadar siyaset odakta degildi. Acikcasi baskici bir yonetimi oldukca karikaturize bir bicimde ifade etmis. Bunun yaninda filmi sadece bu konuya odaklamayarak isabetli bir tercih yapmis. Filmi sadece bir gerilim formatina oturtmayarak, insan ve karakter boyutunu da ekleyerek, sistem icindeki icerden ve disardan iki insanin yasamini da eklemis. Ve bunu da basariyla yapmis. Avnet, Tiananmen meydanindaki baskaldiriyi aslinda elestiriyor ve buna karsilik olacak devrimin yolunun iletisim oldugunu isaret ediyor. Ote yandan Cin'in zaten dagilmakta oldugunu ve buyuk bir cozulme icinde bocaladigini da ifade ediyor. Globallesme ve kitle iletisim aginin artik milli sinirlari ortadan kaldirdigi bir dunyada baskici sistemler kitleleri artik ne kadar tutabileceklerdir? Avnet, bunun zor, hatta imkansiz oldugunu soyluyor. Cin, baskidan bunalmistir; fakat Amerika ne durumdadir? Avnet kahramanlarinin agzindan buna da cevap verir. Ozgurluk, serbestiyet ve insan haklari vardir ama, bunun ardinda pek cok pislik ve kotuluk de vardir. Yani Avnet her iki tarafa da vuruyor.
Avnet'in duygusal takintilari burada da devam ediyor. Hatta bunun biraz fazlaca abartildigini bile soyleyebiliriz. Yine de seyredilebilir bir film.


Bu ciglik tuttu
Ciglik-2
Orj.Adi: Scream 2 Yon: Wes Craven Oyn: David Arquette, Lewis Arquette, Neve Campbell, Courtney Cox Sen: Kevin Williamson
Daha birinci cigligin yankisi dinmeden Wes Craven ikinci cigligi patlatti. Herhalde korku filmlerinin bu onemli unsurunu yonetmen filmin pazarlamasi acisindan da kullanmak niyetinde.
Kadronun temel taslari birinci filmdekiyle ayni. Yani Sidney, Dewey, Gale ve Derek, ilk filmde de rol alan oyuncular ve ayni karakterler. Bu sefer kadroya, yeni genc sevgili rolunde Jerry O'Connell ve diger kucuk rollere bazi oyuncular eklenmis.
Scream 2 birinciye gore biraz daha surukleyici ve tempolu. Oyku yine benzeri bir mantik uzerine kurulmus. Birinci filme gondermeleri oldukca fazla. Hatta birinciyi seyredemeyenlerin bu filmi anlamakta zorluk cekecekleri bile soylenebilir. Ancak, belki de ilk kez bir korku filminde oldurmenin mantikli bir sebebi var burada: Intikam. Cunku korku filmlerinin sapik katilleri psikolojik rahatsizliklarindan cinayet isliyorlar. Burada ise cinayetlerin kokeninde intikam arzusu var.
Craven yine birinci filmde oldugu gibi bir yandan bilimkurgu filmlerinin mantigini irdelerken ve onlara atiflarda bulunurken bir yandan da ayni mantikla filmini kurguluyor. Birinci filmdeki hikayeyi gercek bir konu olarak alip filmini sinemada oynatiyor ve filmin kendi gercekligi icinde ise ayri bir korku unsurunu baslatiyor. Tabii ki korku filmlerindeki 'zenciler olur' kuralini dogrularcasina cinayetlere buradan baslayarak. Creven gerek seyirciyle gerekse de turle oynamayi seviyor, ic ice gecirdigi hikayelerle, hem kendi filmine hem diger korku filmlerine atiflarda bulunuyor. Cinayetlerin cozumu isi de fazla bir zeka pariltisi gerektirmiyor ve zaten o kadar da karmasik degil. Hatta biraz dikkat ederseniz, filmin ortasinda katilin birini bulmaniz bile mumkun. Bu acidan korku filmlerinin 'herkes suphelidir' yargisi birinci filme gore burada biraz zayif kalmis. Bunun yaninda Craven korku filmlerine yine bir sey ekleyemiyor bu filmiyle de. Freddy Kruger'dan sonra alistigi sekilde kredisini tuketiyor. Simdi gozler ucuncu filmi bekliyor. Cunku, filmin senaryosu buna gore kurgulanmis bile.
Hikaye bu sefer soyle: Sid iki yil onceki cinayetlerin ardindan hayatina yeni bir duzen getirmistir. Ancak Stap isimli ve kendi hayatindan esinlenerek yapilmis bir filmin vizyona girmesiyle birlikte baslayan cinayetler hayatini yeniden karartacaktir. Birinci filmde de rol alan gazeteci karakteri Gale'in kitabindan uyarlanan filmle birlikte baslayan cinayetler kasabayi bir anda gazeteci ordusunun saldirisina maruz birakir. Gelenler arasinda birinci filmde yaralanarak sakat kalan ve kendisini Sidney'in koruyuculuguna adayan Dewey de vardir. Gale, Dewey, Sidney ve Derek cinayetlerin kendilerinin etrafinda gelisecegini sezerek ortak calismaya karar verirler. Gale ise baslangicta olaya bir gazeteci olarak mesleki kaygilarla yaklasirken zamanla olayin hedeflerinden biri haline gelir ve bu durum onun meslegine yonelik ahlaki sorgulamalar gelistirmesine neden olur.
Creven, bir devam filminde yine seyirciyi ustaca avlayacak unsurlarla korku filmi sevenlere fazla kanli canli olmayan, hatta gerilim unsurlari bile yeterince yenilik tasimayan bir filmle karsimiza cikmis. Ama garip olan ise filmin oyuncu kadrosunun cekiciligi ve sevimliligiyle filmin kendisini sevdirmesi. Sizi bilmem ama, ben biraz gulerek, biraz da burun kivirarak izledim ve bayagi da sevdim. Korku ve gerilim filmini seviyorsaniz izleyin derim.


BU HAFTA GOSTERIME GIRENLER...
KUNDUN
Orj. adi: Kundun Yon: Martin Scorsese Oyn: Tenzin Tuthob Tsarong, Gyurme Tethong, Tulku Jamyang Kunga Tenzin, Tenzin Yeshi Paichang Muzik: Philip Glass Gor. Yon: Roger Deakins Sen: Melissa Mathison
Kundun' boyun egmez bir istegin, atesli dindarligin ve baglayici dunya politikalarinin hikayesi,' diyor yonetmen Martin Scorsese.
'Kundun', Tibet'in kirsal kesiminden gelen ve kaderi, tarihinin en zor gunlerinde ulkesinin basinda bulunmak olan, Tenzin Gyatso'nun gercek hayat hikayesi. Film 1937 yilinda onun Dalai Lama olarak taninmasiyla baslar ve 1959'da surgun edilmesiyle biter. 'Kundun' 1937 yilinin politik ortaminda Tibet'te, Buddha'nin on dorduncu reenkarnasyonu olarak kabul edilen, basit bir ailenin, iki bucuk yasindaki oglunun, ilgi cekici, gercek yasam hikayesini anlatiyor. 'Kundun' cocuklugundan Cin isgali ve surgune gonderilmesine kadar gecen sure icinde Dalai Lama'nin hayatini konu aliyor. 'Kundun', yuzyillar boyunca Bati'dan izole olmus bir ulkeyi ve toplumu, Budist egitmenler tarafindan ulkenin liderligi icin hazirlanan Tenzin Gaytso'nun gozleri ve kalbinden gecirerek ortaya koyuyor.
ZEUS VE ROXANNE
Orj. adi: Zeus and Roxanne Yon: George Miller Oyn: Kathleen Quinlan, Steve Guttenberg, Arnold Vosloo, Dawn McMillan, Miko Hughes, Majandra Delfino Sen: Tom Benedek Zeus ve Roxanne ayri dunyalardan tamamen ayri varliklardir. Zeus ele avuca sigmayan bir kopek, Roxanne ise dalgalarla yarisan paha bicilmez akillilikta bir yunustur. Ayri dilleri konusmalarina ragmen anlasabilmektedirler. Sevgiyi ve dostlugu paylasmayi seven insanlara ilham olabilecek bir arkadasligi temsil etmektedirler.
Kendini isine adamis bir deniz biyologu olan Mary Beth Dunhill, komsusu olan muzisyen Terry Barnet'le daha once tanismiyordu. Taa ki Zeus denen haylaz bahcesine girip her seyi darmadagin edene kadar. Fakat bu komik olay cok ilginc bir gercegi ortaya cikarir. Zeus, Mary Beth'in uzerinde calistigi yunusun resimlerine ilgi duymustur. Zeus Mary Beth'i takip eder ve o farkina varmadan arastirma teknesine biner. Once bu ise cok cani sikilir: ama daha sonra aralarindaki dikkate deger dostlugu fark etmek ona buyuk cosku verir. Iki hayvan arasindaki bu guclu arkadaslik sahipleri icin de romantizmin baslangici olur.




ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.S.