8 Nisan 1998, Carsamba
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler


Devran

Fikret Ertan
Absurdus
Muhterem Fethullah Gulen Hocaefendi'nin Papa 2. Jean Paul'un subatta atadigi 2 gizli kardinalden birisi olabilecegi yolunda once bir gazetede ve sonra da bir dergide yer alan sacma ve gulunc iddiaya cevap verme niyetinde degildim. Ne var ki, gecen gun bir dostumun telefonda 'Tempo'daki Gulen-Kardinal yazisini gordun mu, ne diyorsun buna?' seklindeki sorusu uzerine ne kadar sacma, ne kadar gulunc de olsa yazilan, soylenen bazi seylerin en azindan bazi zihinlerde sorulara yol actigini hatirladim.
Bu dostum cesitli kesimlerde bulunan dostlarimdan birisi. Itibarli bir meslek sahibidir. Idealisttir, Turkiye'yi cok sever ve cok okur. Belli bir elestirel mantiga sahipse de zaman zaman komplocu aciklamalara da iltifat eder. Iste herhalde bana telefon ettigi zaman komploculuk tarafi nuksetmisti ve ses tonundan, ifadelerinden soz konusu sacma iddiaya inanma egiliminde oldugunu anladim ve 'Gulen-Kardinal sacmasina kendime gore cevap vermeye karar verdim.
Gerek Cumhuriyet'teki Aytuc Altindal imzali yazi gerekse de Tempo'daki yazida Fethullah Gulen'in Papa 2. Paul'un 21 Subat gunu adlarini resmen acikladigi 20 yeni kardinale ek olarak 'In pectore' atadigi 2 yeni gizli kardinalden birisi olabilecegi ihtimali cesitli laf ve mantik oyunlariyla one suruluyor.
'In pectore' kalpde, kalbin icinde, sinede anlamina geliyor; yani hic kimsenin bilemeyecegi yerde; kalbde gizlenen kisacasi. Papa'nin atadigi son 2 kardinalin adlari da boylece Papa istemedikce, aciklamadikca Papa'nin kalbinde ebediyen kalacak.
'In pectore' kesintisiz devam eden bir gelenek; Tempo'nun yazdigi gibi 100 yildir uygulanmayan bir gelenek degil. Mesela, bugunku Papa Mayis 1979'daki kardinaller toplantisinda bir kardinali de 'In pectore' ilan etmis, uygun gordugu icin yillar sonra, 1991 yilinda, bu gizli kardinalin adini aciklamisti. Cin'in Sanghay kenti kardinali Ignatius Kung Pin-mei idi ve bir ay sonra kardinalligin alameti kirmizi sapkasini Papa'nin elinden almisti bu din adami. Yeri gelmisken soyleyelim, 'In pectore' tercihler gizli olduklari icin Papa'yi secen kardinaller heyetinde yer alamazlar. Papa 2. Jean Paul olmeden adlarini aciklamadigi takdirde bunlar yok sayilirlar ve kardinaller heyetine asla girmezler. Bugunku Papa'nin halefi Papa Paul de mesela 27 Nisan 1976 gunu atadigi 19 yeni kardinale ek olarak 2 de 'In pectore' atama yapmis ve bir sonra bunlardan birinin adini aciklayarak Katolik dunyayi saskina cevirmisti. Bu sahis da Vietnam-Hanoi Kardinali Joseph Marie Trin nhu Khue idi.
Bugunku iki 'In pectore' kardinale gelince, hem Aytunc Altindal hem de Tempo bunlardan birinin Cin, digerinin ise Ortadogu'dan olma ihtimalinin yuksek oldugunu soyluyorlar. Oysa, Vatikan ve Vatikan'i yakindan takip eden cevrelere gore Ortadogu ihtimali hemen hemen sifir noktasinda. Bu baglamda sadece Cezayir Baspiskoposu Giovanni Battista'nin adi geciyor ve bunun da ihtimal disi oldugu belirtiliyor. Muhtemel 'In pectore' adaylar ise bu cevrelere gore soyle: Cin'den bir piskopos, Vietnem-Ho Ci Min kentinden Piskopos Nicolas Huynh van Nghi ve kardinaller heyetine atanmasinin Rus Ortodoks Kilisesi'ni kizdiracagindan endise edilen Rus Katolik Kilisesi'nden Baspiskopos Tadeusz Kondrusiewicz. Ayrica, bazi Italyan gazeteleri Vatikan devlet yetkililerinden Giovanni Battista ve Jean-Louis Tauran adli piskoposlarin da 'In pectore' kardinallerden olduklarini yazdilar.
'Gizli kardinaller' konusunun uydurmaya degil bilgi ve mantiga dayanan yonu iste boyle. Kaldi ki Katolik Kilisesi'ni biraz taniyan birisi 'disaridan' yani 'haricilerden' hic kimsenin asla 'In pectore' atanamayacagini cok iyi bilir. Cunku Katolik Kilisesi hiyerarsiye, hizmete cok onem verir; kiliseye yillarca hizmet etmeyenlerin yukselme sansi hemen hemen yoktur; hele kardinal atanma, bu mumkun degildir; ama bu gerceklere, bilgilere ragmen ben 'ille de Fethullah Gulen, gizli kardinal olabilir diye uydurayim, bir inanan cikar' diyenler varsa o baska.
Ne var ki, Latince soyleyelim, bunlar 'absurdus' ile ugrasiyorlar. Absurdus, 'akil, mantik ve sagduyuya ters dusen dusunceler' anlamina geliyor. Bunun Turkcesi de 'sacma' demek. Kisacasi, sacmaliyorlar; hem de fena halde...

Not Defteri

Besir Ayvazoglu
Sezai Bey'den bayram mektubu

Enis-i ruhum efendim,
Necdet Yasar ve Dogan Dikmen beyefendilerin nefis konserlerinden sonra fakiri Uskudar'a, ikamet ettigimiz sokagin basina kadar getirmek zahmetinde ve lutfunda bulundugumuz icun hem tekrar sukranlarimi arz, hem de mubarek Kurban Bayrami'nizi tebrik etmek maksadiyla bu mektubu kaleme aliyorum.
Zat-i aliniz o gun imdadima Hizir gibi yetismeseydiniz, itiraf ederim, bir hayli zahmet cekecektim. Istanbul cok tuhaf bir memleket oldu efendim, bir yerden bir yere gitmek, bilhassa fakirin sinnindeki insanlar icin neredeyse imkansiz hale geldi. Yagmurlu havalarda daha fena; taksiciler, bos olsalar dahi durmuyor ve galiba bundan garib bir zevk aliyorlar. Bu nasil bir zevktir, anlamis degilim efendim. Her ne ise, o gece, bir kahvemizi icmek lutfunda bulunsaydiniz, fakiri cok memnun etmis olacaktiniz. Maamafih, bir gun mutlaka fakirhaneyi tesrifinizi bekliyorum efendim; zira gormenizi arzu etdigim bazi koleksiyonlarim var.
Efendim, bugunlerde fakirhanede buyuk bir telas var; malum Kurban Bayrami -eskiden iyd-i adha derdik- yaklasiyor. Bu tatli telasin guzelligi Istanbul'da kac hanede yasaniyor bilmem. Fakirhanede kadim an'aneler el'an mer'idir; gerci bu zamanda o eski setareti bulmak pek mumkin degil. Setaret dedim de, ne guzel kelimedir ve Mehmed Akif merhum bayram sevincini bu kelime ile ne guzel ifade etmistir:
Pur-handedir afak, cihan baska cihandir
Bayram ne kadar hos, ne setaretli zamandir.
Insanlar ihtiyarladikca gecen eyyami daha guzel bulmaya mutemayil olurlar; elbette bu halet-i ruhiyeden haberdarim. Lakin, eskiden bayramlar hakikaten setaretli zamanlardi ve bu setareti Istanbul'un her kosesinde hissetmek mumkindi efendim; tuhaftir, butun dertlerimizi, elemlerimizi, hatta hastaliklar da dahil olmak uzere hayati mes'elelerimizi dusunmeyi bayram ertesine tehir eder, setarete butun kalbimizle istirak ederdik. Kuskunlukler nihayete erdirilir, aclar doyurulur, cocuklar sevindirilirdi. Sair Ahmed Pasa'nin dedigi gibi "o da bir zaman imis". Emin olunuz, bunlari sadece daussila hissiyatiyla yaziyor degilim; hakikati anlatmaya calisiyorum ve cemiyet olarak ziyadesiyle ihtiyac hissettigimiz boyle bir tesanud imkanini kaybetmis olmakligimizdan elem duyuyorum.
Maamafih, re'yine itimad ettigim bazi ahibba, bu hususta mubalaga ettigim kanaatindedirler. Bayram setareti, eskisi kadar olmasa dahi, bilhassa Anadolu sehirlerinde el'an yasanmaktadir diyorlar. Uskudar'da eczacilik yapan bir dostum var; genctir, fakat eski si're ve eski musikiye vukufu tamdir -ve mebzul miktarda fikra bilir- birkac gun evvel bir sohbet esnasinda dedi ki: "Bayramlarda Istanbul'un bosalmasina bakip da herkesin memleket dahilindeki ve haricindeki tatil beldelerine gittiklerini zannetmeyiniz. Buyuk bir kismi memleketlerine gidiyorlar; yani bayram yaklasinca insanlar bayram setaretini memleketlerinde, analari, babalari ve akrabalariyla beraber yasamak icin yollara dokuluyor, boylece ayni zamanda sila-yi rahm yapmis oluyorlar."
Mes'elenin bu tarafini hic dusunmemistim; kendisine hak verdim. Ve su kanaate vardim ki, an'aneler, cemiyet hayatindan oyle kolay kolay sokulup atilamaz; cunku cok derinlere kok salmislardir.
Istanbul'un bayramlarda bosalmasindan elbette sikayetci degilim; tenha sokaklar ve hafifleyen trafik benim sinnimdekilere eski asude Istanbul'u hatirlatiyor. Bu bayramda niyyetim, sayet havalar duzelirse, firsattan istifade ederek, insaallah Fatih, Suleymaniye, Eyubsultan ve Kocamustafapasa semtlerini ziyaret etmek. Belki inanmayacaksiniz, Kocamustafapasa'ya yillar var ki gitmedim. Suleymaniye'yi gormeyeli de birkac yil oluyor. Soyler misiniz mirim, buna Istanbul'da yasamak denir mi?
Her ne ise, bu vesile ile zat-i alinizin ve cumle kariin-i kiraminizin bayraminizi tebrik ve arz-i hurmet ederim efendim.
Hamis: Aziz muarizim Recai G. Beyefendi'nin bayramini da tebrik ediyorum.
alti cizili satirlar
Ahmet Pasa Otranto'ya nasil cikti
-Efendim, cok sevdigim bir siiriniz uzerinde bir sey sormak istiyorum. Yahya Kemal "sor" der gibi yuzume bakti, konustum:
-Gedik Ahmed Pasa'ya Gazel'inizi cok seviyorum. Sik sik arkadaslara okurum, ezberimdedir. Ama bir yer var ki her okuyusumda orada duraksiyorum, icimdeki siir kopugu duruluyor. "Cikti Otranto'ya pur-velvele Ahmed Pasa" diyorsunuz, iste o misra... Daha once de "Bad hukmun surup enfas-i Mesihaya kadar / Badban acdi zafer sahil-i a'daya kadar" yari mistik tablosunu cizmissiniz. Bu yari mistik tablodan sonra Ahmed Pasa'yi "pur-velvele" gibi arkasi bos, samatali bir gurultu ile cikaracaginiza mesela nicin "Cikti Otranto'ya tekbir ile Ahmed Pasa" demediniz? Acaba bir sebebi mi var ustadim?
Yahya Kemal'in yuzunu once bir ofke doldurup bosaltti. Gozlerinde birikmis igne ucu gibi isiklarla yuzume delercesine baktiktan sonra, yuzumde tokat gibi catlayan bir sesle:
-Aferin Bozdag! Demek sen Tekbir'i Itri'ye 15. yuzyilda yazdiracaksin! Aferin, aferin!
Ustadin odasinda uc-bes dakika daha nasil kaldigimi bir ben bilirim! Perisan etti beni.
Bu anekdotu Ismet Bozdag'in yeni cikan Beyaz Arilar adli kitabindan aldim. Degerli yazarin Yahya Kemal, Nazim Hikmet, Nurullah Atac, Kemal Tahir, Ahmet Muhip, Haluk Recai, Zeki Muren gibi unlu edebiyat-muzik adamlariyla ilgili hatiralarini anlattigi bu guzel kitap Seyran Yayinlari (Tlf. 0212 259 09 12) arasinda cikti. Ilgilenen okuyucularima tavsiye ederim.
sevdigim fikralar
Reddedilmeye alismak Diyojen bir ara nerede bir heykel gorse durup sadaka istemeye baslamis. Sebebini sormuslar, demis ki:
"Kendimi reddedilmeye alistiriyorum!"

Tarihten Bugune

Ilhan Bardakci
Copluk, harem ve bir baba...
Ne oldugunu bir turlu anlamadan, surekli tenkit eder ya da goklere cikaririz ya.. Tanzimat'i asirlardir, agzimiza Cengelkoy sakizi etmisizdir. Lehinde ya da aleyhinde ahkam kestirir dururuz. Resit Pasa, Hatti Humayunu okur. Adam olduk diye seviniriz. Pasa, Londra Buyukelciligi'nden gelmis. Padisah kendisini huzura kabul eder. Resit Pasa o memleketteki demokrasiyi bilir. Sultan Mecid sorar:
Pasa, pasa; simdi n'ola? Libas mi tebdil, yoksa govdeden mi feragat edecegiz?
Soylemek istedikleri aciktir. Bati'nin baskisi ve bizim gafletimizle provasiz elbise gibi kabullendigimiz Tanzimat; devleti de, milli geleneklerimizi de mahvedecek unsurlarin cogunu da beraberinde getirecektir.
Resit Pasa cevaplar:
-Hasa padisahim. Giyecegimiz libasi kendimiz dokuyacagiz. Bedeni tedavi edecegiz, ruhu degil.
Daha sonra is cigirindan cikar. Kendimize reddiye yazmak ve baskasina benzemek kafasizligini marifet saymaya baslariz. Bati'nin almamiz gereken vasiflarini ayiklamadan o copluklerine de baliklama dalmisizdir.
* * *
Kendimizi baskasindan dinlemeye ve ogrenmeye o kadar meraklanmisizdir ki, "harem" dediginiz zaman genc nesillerimizin dudaklarinda manali bir tebessum. Sanki mini etek terzihanesi. Oysa varligimizin temeli olan ailenin ebedi muhafaza sarti; o harem terbiyesinde gizli.
Kitapligimda 18. yuzyilin ortasinda yazilmis bir kitap var. Luigi Andonetto, "Haremde 24 Saat" isimli calismasinda evvela hukmunu verir:
-Haremin siki disiplinine Avrupa'nin hicbir basit ev veya sarayinda rastlayamazsiniz. Bizde arsizliga varan laubalilik, Turk Islam haremlerinde yasanmamistir.
-Sabah namazinda kalkis, temizlik, etrafi toplamak, kalfalarin nezaretinde gune hazirlik. Hekimlere gonderilecek hastalarin tespiti. Turkce dersleri, telaffuz siiriyeti. Genc kizlara evcilik dersleri ve egitim. Nakis, dikis, konusma ve sohbet saatleri. Nazari ev ve cocuk bakimi gorguleri. Ve musiki bilgileri... Kendilerinden buyuklerine ve erkeklere ve baskalarina nasil hitap edileceginin ciddiyetle ogretilmesi.
Kitabin ayrintilarini bir baska gun vereyim isterseniz.
Nice ic ve dis melanetlere ragmen alti kusur asir dayanabilmis isek.. aile cekirdegimizin metanetine ve kadina gosterdigimiz saygiya ve oneme borclu olsak gerektir bu abideyi.
* * *
Bu Bati kopyaciligi icimize oyle bir islemis ki bir zaman sonra artik Istanbul, Ankara ve baska kentlerimizden "Bizim ve milli kulturumuzun merkezleri.." diyerek soz edemeyecegiz. Istanbul'da harap ve metruk Zeyrek ve Aksaray konaklari, az ileride Bogazici medeniyetimizin sahilhaneleri, korulari ve ormanlari. Kentlerimiz, hayirsiz bir nesepsizlige mayalanmis evlat hovardaligi misali harcanip gidiyor. Bizi zor kullanarak Istanbul'dan atamayanlar artik bayram edebilirler. Yakinda Istanbul'u, Ankara'yi, Erzurum'u, Bursa'yi hatirlayabilmek icin Frenk ressamlarinin tablolarini aramak zorunda kalacagiz.
Size bir macerayi hikaye edeyim. Kanlica'da bos bir arsa vardi. Simdilerle nufuzlu bir baba yalisi. Defteri Humayun Dairesi'nden Saip Zihni Bey alir burayi. Bir yali yaptirtmak ister. Insaata da baslar. Olayin gerisini o zamanki Tercuman-i Ahval gazetesinden nakledeyim:
-Defteri Humayun mumeyyizlerinden Saip Zihni Beyefendi'nin mahdumlarina hediye etmek uzere insaata karar verdigi fistiki sahilhanenin tamamlanmasindan vazgecilmistir. Bogazici'nin bediiligini ve mimari azametini yok edecegi dusuncesi ile Sadaret Kaymakamligi ve Sehremini Idaresi tarafindan alinan karar geregince sahilhane yiktirilmistir.
Bilirsiniz elbette. Hanedan mensuplarinin bile sahilde veya sirtlarda keyiflerince konak yaptirmak haklari yok. Bogazici'nin namusunu ihlal edebileceklerinden korkuyorlar.
Ya bugunlerde:
-Bogazici sirtlarindaki yagma samari; kahreden bir Hafiz Pasa Tokadi gibi Istanbul'un ve Turkiye'mizin her mahallesine her saat carpip duruyor.
Basin, sabah aksam, Titanic gemisinin batis filmi ile mesgul.
Istanbul'un batisini seyretmeye da galiba sira coktan geldi...

Keyfiyet

Ahmet Selim
Bayram duygulari...
Televizyonu actim. Sarkisini bitiren sanatci, "Bu sarkiyi gecen yil kaybettigim annecigim icin soyledim." deyince, programin duygusalligi birdenbire artti. Telefonla istirak eden bir seyirci bu havaya uygun olan hissiyatini, aglamamaya calisarak dile getirdi:
"Ben de annemi, babami kaybettim. Insan bayram gunlerinde onlari daha cok ariyor."
Baska bir kanala gectim. Orada da ayni duygusallik. Bir din adami, olgun izahlarla kendisini teskin etti.
Aksam uzeri STV'de Hocaefendi'nin konusmasini dinledim. Muteakiben, Kanal 7'de cok farkli bir siirin cok etkili bicimde okunusu...
Genel bir duygusallik. Her kanalda bir araya gelen ortak bir gonul aydinligi... Cok haz duydum, cok sevindim.
Benim milletimin cevheri budur. Ortulur bazen. Bazen dalar gideriz dunyanin telasina. Nefsani tuzaklarla dolu hayat tarzi icbarlarinin oyunlarina yenik dustugumuz olur. Ama biz o degilizdir. Biz iste bu duygusallikta ifadesini bulan ruh dunyasinin ve gonul zenginligi mirasinin insanlariyiz. Aslimiz, mayamiz boyledir.
Madde ayirir, ruh birlestirir. Maddesiz de olmaz. Fakat maddeyi ruha ram eden bir terkibin, maddeyi nimet olarak sereflendirecegine emin olunuz. Onun yaratilis hikmeti, zaten bize (ruhumuza) musahhar kilinmaktir... Madde, nefse yakindir; ruh, manaya. Madde-ruh dengesi, aynen nefs-ruh icin de gecerli. Nefsi arindirip tabi kilarsaniz, itminan yolunun yolcusu yaparsaniz; onu, fitratindaki hikmete baglamis olursunuz. Imam-i Rabbani bunun icin "Nefsin asli mahiyetiyle ugrasilmaz. Emmare'ye yapilan ona yapilmaz. O bu haliyle tekamule sebeptir." buyuruyor.
Butun mesele; maddeye ve nefse esir olmamaktir. Aksi halde, ustunuz ortulur, kalbinizin atesi kullenir, yabancilasma gurbetinde surgun hayati yasarsiniz. Maddenin ayirici ve yalnizlastirici zulmu, ruhunuzu muazzab eder. Kendinizi, maddenin cilasiyla ve oyuncaklariyla aldatip avutmaya
calismaniz; acinizi hafifletmez, sizinizi dindirmez. Gonul adami olmadan, dusunce adami olunmaz. Karanlikta el yordamiyla, oraya buraya carparak duse-kalka mesafe alma cirpinislari; aslen tefekkur degildir. Bir cesit "bunalim sebepleri ve mazeretleri uretme" faaliyetidir. Bu yoldakilerin bulabildikleri, kaybettiklerine veya kaybettirdiklerine degmemistir. Neyse, bu bahse girersek birkac yazida cikamayiz...
Insan, once insandir. Genellikle her insanla ortak gonul noktalari bulabilir, ruhi kontaklar kurabilirsiniz. Bunu basardiginiz an, kapilar-pencereler aralanir ve hurriyetin, sevginin isigi duser onunuze. Gercek "tanisma" iste budur. Olmuyorsa, oldurmaya calismaktan vazgecmeyeceksiniz. Baska "olabilir" yonu yok ki bu isin.
Gercek "ses duvari" nefs-i emmaredir. Bu duvar araya girmisse, herkes kendi soyledigini dinler ve bir sagirlar diyalogu yasanir. Fakat gozyasi, bu duvari asar. Ya catlatarak gecer, ya yikarak; su veya bu derecede, hem kendi icimizin hem muhatabimizin sesini duymaya baslariz.
"Bir ses, bir renk, bir siir, bir hikmetli soz, bir sarki, bir turku, bir olay, bir hatira, bir dusunce..." "Bana seni duygulandiran seyi soyle, oradan baslayalim." Ilk gencligimden beri benim diyalog davetimdeki metot bu olmustur.
"Nefsinin karsisina nefsimi dikmem. Onun sonu kavgadir. Kavgayi sevmem. O kavgayi sen zaten fitratinla, hayatinla yapiyorsun ve cevaplarini da aliyorsun. Ben seninle tanismak, konusmak, dusunmek istiyorum. Asil hurriyet icimizdekidir. Asil hurriyet samimiyetimizdir. Kendi hurriyetimizi ve samimiyetimizi secmezsek, dusunceyi daha bastan reddetmis oluruz. Gel dusunelim!" Bu satirlar, gencligimde yazdigim bir mektuptan alinma...
Bayramlar, o acidan ozel davet gunleridir. Sevgiye, samimiyete, duygusalliga, dusunceye, sevince ve gozyasina davet... Paradoks gibi gorunur uzaktan; bizim gelenegimizde bayramda, dugunde biraz gozyasi vardir. Nicin vardir? Cunku bizim kulturumuzde, dunuyle, bugunuyle, yariniyla hayata bir butun olarak bakmak vardir. Yavrumuzun oyuncagi ve kirmizi ayakkabilari da vardir bayramda, annemize, babamiza, dedemize okunan fatihalar da. Yahya Kemal'in dedigi gibi; ecdadimiz da nufusumuza dahildir!
Unutmayalim ozumuzu... Bayramlar, hayatin nasil bir bayram butunlugune kavusturulacaginin isikli ornekleridir. "Butunluk" ve "bayram", tevhidi hasretin ve vuslatin ozdes kildigi kavramlardir. Gozyasini tebessumle kardes eden manevi duygusallik, bu hikmetin sirrini ve mujdesini tasir.

Ters Aci

Ilnur Cevik
Bu milletin yuzu hic gulmeyecek mi?
Bu guzel gunesli Kurban Bayrami'nin getirdigi cosku dolu kardeslik havasini bozmak istemiyoruz. Bayram biz Muslumanlar icin yalniz dostluklarimizi ve aile baglarimizi daha da pekistirdigimiz bir zaman degildir. Bayram ayni zamanda inanan insanlarin kendilerini tarttiklari ve bir ic muhasebe yaptiklari zaman olmalidir.
Iste bu yuzden biz bu topraklarda yasayan herkesi ulkenin gerceklerini enine boyuna dusunmeye ve butun dunya 2000'li yillara hazirlanirken bizlerin nasil kisir cekismelerle ve bos tartismalarla cok degerli zamanimizi nasil harcadigimiz gercegini gormeye davet ediyoruz.
Artik herkes aci gerceklerle yuzlesmek durumunda. Bu bayramda dokuz gun tatil yapmak luksunu nasil icimize sindirebildigimizi bile sorgulamak zorundayiz.
Turkiye'yi gercekten tehdit eden bir avuc insanin bu ulkeyi seriat devletine cevirme hevesi mi; yoksa alni secde gormus inanan halk kitlelerini din dusmanligi adina devletin aleyhine cevirme tehlikesi mi?
Cok kucuk bir kitlenin bu ulkeyi laik sistemi yikip din devletine cevirme hevesleri oldugu bir gercek. Ama Musluman Anadolu insaninin boyle bir seyi desteklemedigi de ortada, zaten Anadolu'nun bu temiz insanlari boyle bir duzeni desteklemis olsalardi onlari ne top ne de tufek durdurabilirdi. Bu gercegi ulkemizde en iyi bilen kisilerden biri Sayin Cumhurbaskanimiz Suleyman Demirel'dir. Bu konuda bir suphesi olan varsa lutfen ona muracaat etsin...
Peki Turkiye'nin gercek sikintisi nedir? Iste bunun cevabi maalesef ulkenin her gecen gun daha da bozulan gelir dagilimi tablosunda gorulmektedir.
Bazilari Refah Partisi'nin secimlerde buyuk bir atak yapip en fazla milletvekilini Meclis'e sokan parti olmasini "dinci" bir parti olmasina bagliyorlar. Halbuki Refah'in basarisi yoksulluga itilmis Anadolu insaninin hislerine tercuman olmasidir. Bir zamanlar bu misyonu rahmetli Adnan Menderes'in Demokrat Parti'si ve Suleyman Demirel'in Adalet Partisi ustlenmisti. 1980 Ihtilali'nden beri kimse Anadolu insanina sahip cikmadi. Aksine bir avuc insan zengin olurken halk fukaraliga itildi. Butun partiler de bir avuc rantiyeciyi destekleyince genis halk kitlelerini sahiplenen kimse kalmadi.
Refah da bu boslugu gorup biraz da populist soylevlerle buyuk bir atak yapti ve nispeten basarili bir netice aldi. Refah'in bazi gizli siyasi egilimleri olmasaydi daha buyuk halk kitleleri bu partiye oy verecek ve onu tek basina iktidara bile tasiyacakti.
Anadolu insanini fukaraliga itmek 1983'lerdeki politikalarin sonucuydu ve buyuk bir hataydi. Hala bu hata telafi edilmis degil ve maalesef 1983'ten beri iktidara gelen hukumetlerin hicbiri bu durumu duzeltmek icin girisimlerde bulunmadi. Aksine her iktidar ulkede yolsuzluk ve talan sistemini ayakta tutmak icin elinden geleni yapti ve gelir dagilimindaki bozukluklar da isin icinden cikilmaz bir hale geldi.
Iste bugun geldigimiz nokta ortada. Halk yuksek enflasyon altinda ezilirken ve yarini nasil cikaracagini bile bilmezken bir avuc vatandas bayram tatili sirasinda repodan elde edecegi milyarlari dusunerek keyiflenebiliyordu...
Iste Turkiye'yi yonetenler esas bu konularin uzerine gitmez de oturup dini duygulari on plana cikarmis insanlarin inanclari ile ugrasmaya kalkarlarsa sonlari gercekten husran olur. Bizden uyarmasi.

Olaylarin Icinden

Idris Gursoy
Bir bayram hikayesi
Bayrama sayili gunler vardi. Koyde yasiyordu ve cok hastaydi. Agirlasinca hastaneye kaldirildi. Cok gecmedi bayrami goremeden oldu. Geceden yakinlari, akrabalari ve komsulari sehre akin ettiler. Sabahin ilk isiklari ile birlikte hastane bahcesinde toplandilar. Rahmetlinin cocuklari teskin ediliyor, cenazeyi kaldirmak icin hazirliklar yapiliyordu. Koyun ileri gelenleri oradaydi. Rahmetli, hastane morgundan alindi. Vasiyeti uzerine herkesin saydigi emekli imam onu ozenle yikadi, kefenledi.
Cenazesi sehirden minibus uzerinde getirildi.. O en onde, digerleri arkada koye girildi. Insanlar, yollara dokulmustu; kadinlar pencerelere cikmis, cocuklar damlardan bu son yolculugunda ona el sallamak, erkekler birer Fatiha okumak icin sabirsizlaniyorlardi. Eve dolusan yakinlari ve cocuklari onun solan yuzunu son bir kere daha gorduler. Sonra tabutu eller ustunde bayirdaki mezarliga tasindi.
Koylunun en yogun gunleriydi. Herkesin isi basindan askindi. Koyde gece-gunduz hummali bir calisma, bayram telasi da vardi. Ama o gun, sabahtan itibaren herkes isini gucunu birakip onu son yolculuguna ugurlamaya gelmisti. Cevre koylerden, sehirlerden bile akin edenler oldu. Kadinlar kadinlara, erkekler erkeklere, cocuklar cocuklara teselli veriyor, acilar paylasiliyordu. Bayram unutulmustu...
Herkes ne yapmasi gerektigini cok iyi biliyordu. Her sey onceden planlanmis gibi yuruyordu. Mezarligin onunde yaslilar, yetiskin erkekler ve cocuklar saf tuttular.
Kadinlar sessiz sessiz agliyordu.
Muezzin yuksek sesle kamet getirdi. Er kisi niyetine niyet edildi. Imam, omuz omuza vermis koylulerin onunde tekbir getirdi. Herkes hep bir agizdan hakkini helal ettigini ilan etti. Artik merhum icin topraga gomulmenin vakti gelmisti. Ogullari tabutun altina girdiler ve onu onceden hazirlanmis kabrine tasidilar. Mezar cukuruna girip, taslari, topraklari temizleyip, babalarinin ebedi istirahatgahinda rahat yatabilmesi icin son vazifelerini yaptilar. Genc hafizlar besmele cekip Yasin-i Serif'i okumaya koyuldular. Yaslilar uzaktan dualara amin dediler. Cocuklar bu ahenkli toreni husu icinde seyrettiler. Cenaze mezara indi, ustune tahtalar kondu, toprak serpildi..
Okunan Kur'an'dan mezarliktaki butun oluler de nasibini aldi. Kalabalik koye yoneldi. Olu evinin onunde imam kisa bir konusma yapti. Herkese bassagligi diledi, yakinlara sabir tavsiye etti. Merhumun akrabalari bir halka olusturdu. Koyluler, acili insanlara tek tek taziye verdiler. Buyuklerin elleri sikildi, kucuklerin baslari oksandi, gozlerinden opuldu.
Cenaze evine girildi. Yasin-i Serif bir kere daha okunup, merhumun ruhuna bagislandi. Olu evinde acili aile bir an olsun yalniz birakilmadi. Merhumun evinde gunlerce as pismedi. Koyluler, kendi aralarinda anlasip, uc ogun olu evine yemek tasidilar. Acili ailenin tarlada isleri goruldu. Ahirlarinda hayvanlarina saman, ot verildi. Elleri sicak sudan soguk suya degmedi.
Bayram gunu en once onlar ziyaret edildi.
TEBRIK
Kurban Bayrami'nin hayirlara vesile olmasini dilerim.

Tefekkur

Hekimoglu Ismail
Istiraplar ve saadetler
Elmas yontulunca mucevher, insan yontuldukca munevver olur. Onemli olan insanin kendi kendini yontabilmesidir. Baskalari yontmaya kalkarsa kirabilir. Aci deneyler kimini kemale, kimini de helake surukler. Nice insanlar vardir ki pismanliktan faydalanmis, niceleri de o duyguyla cildirmis...
Insan gecmisi ve gelecegi kucaklarken, icinde bulundugu ani ve zamani yasar. Ne gecmise sunger, ne de gelecege perde cekilir. Icinde biri durmadan konusur. Dusmanin soylemedigini o soyler. Hayaller bir baska alem! Her icat hayalle dunyamiza girer, ayni hayaller tembel insani berbat eder. Velhasil, insanin kendi kendini idare etmesi zordur.
Insan acilarini koleksiyon yapabilirse, saadet sarayina da ulasir. Saadetin kiymetini bilmeyen, sefalet icinde, mesut gunlerini hatirlayip, kahrolur. Aci duygulari dile getiren sarkilar, mesut insanlarin sofrasindaki biber gibidir. Baskalarinin acisini unutmak kolay, ates dustugu yeri yakar.
Yolcu, daglari, dereleri asarak menziline ulasir. Varilan noktadan geri bakan inisleri, yokuslari tebessumle hayal eder. Yolda kalanin tebessume mecali yoktur.
Dert istenmez, felaketlere davetiye cikarilmaz. Bu davetsiz misafirler gelirse evvela sabir, sonra onlarla dost olmali. Cunku acilar ogut verir.
Dert bir iken onu ikiye cikarmayan yine karlidir. Aci cekmekten degil, maglup olmaktan korkmalidir. Yangin yerinde durmanin faydasi olamaz, iki adim ileride bahceler baglar var.
Zaman acilari mazi derelerine atar, olum her seyi siler supurur. Insan bir alemden digerine gecer. Ilkbaharda guller de, dikenler de yeserir.
Acimizi bolusen olmaz amma, oyle zannedilir. Acilar dostlarla kuculurken, sevincler buyur.
Oyle saadetler var ki acilara kapi acar. Oyle acilar da var ki olgunlugun ta kendisidir. Korugun aci tadi, gunesin atesinde tulumba tatlisina doner.
"Meyveler olgunlasmis" diyen, olgunluktan pay almali...
Aksam, gunesin veda ettigi zamandir. O ayrilik insana huzun verir. Karanliklar insani yalniz birakir, o yalnizlar acilari artirir. Yalnizlik, o aci, insanin tadacagi seydir. Yalniz kalmayi degil yalniz yasamayi bilmeli... Yalnizliktaki aci, yalnizliktaki saadet insandan insana degisir. Yalnizlik kimine gore bir kabus, kimine gore uzlet veya riyazettir.
Aci cekmedigini soyleyen, kediler gibi yasamistir. Acilar denizinde bogulan da kendine sahip cikamamistir. Hedefini asan ok da, hedefe ulasamayan da aynidir.
Acilar ve istiraplar ne icin? Sufli seylere kurban olan, ulvi duygulardan mahrumdur. Islam'in derdini kendine dert edinenle, dert icat eden bir degildir. Oyle acilar, oyle istiraplar var ki onlar mukaddestir.
Oyle insanlar vardir ki, dusmanin yapamayacagi kotulugu kendi kendine yapmistir, kahveler, meyhaneler, cehalet, tembellik ve kiskanclik gibi.

Terazi

Oguz Cetinoglu
Kisa kisa
Hareketli gunler yasiyoruz. Konu yelpazesi genis. Tercih kullanmak zor. Ey iyisi kisa kisa olmak uzere en onemlilerini teraziye koymak.
ENFLASYON
Mart ayinin enflasyonu da dusuk cikti. Iyi bir haber. Basari icin yeterli degil. Rehavete kapilmamali. Tempo, yil sonuna kadar boyle devam ederse 1998 enflasyonu % 75 civarinda olur. Hedef % 50 idi.
Hatirlanacagi uzere hukumet, KIT'lerin urettigi mal ve hizmetlerin fiyatlarini dondurmustu. SEKA ilk gedigi acti. Sirada Tekel urunleri var. Havalar isinmaya basladi. Kulahtaki dondurmalar akiskan hale geliyor. Hukumetin dondurmasi da ayni akibete ugrasa bile olcu kacirilmamali.
SECIM
Vatandas, secim degil gecim derdinde. Koalisyonu olusturan parti liderleri de bu goruse katiliyor olmalilar ki secim icin 1999'u uygun gorduler. 1999, zaten alisilagelmis periyodun secim yili. "Daha vakit var" deyip Secim ve Siyasi Partiler Kanunlari ihmal edilmemeli. Kazanilan zaman, zannedildigi kadar uzun degil. Daha da kisalabilir. Elli dorduncu Hukumet'i iteleyerek dusuren sartlar gelistirilip onlara iktidar yolu engellenebilirse, "derhal secim" gundeme gelebilir.
VERGI NUMARASI
Her vatandasa vergi numarasi verilmesi ile ilgili tasari, Meclis'ten gecti. Kimsenin telasa kapilmasina gerek yok. Tahsildeki, askerdeki ogluna havale gonderenlerden vergi numarasi istenmeyecek. Konuya aciklik getiren yonetmelik hazirlaniyor.
Sistem simdilik vergi odemekten kacinanlar icin caydirici ozellik tasiyor. Umulan faydanin saglanabilmesi icin yurt genelinde otomasyon agi kurulmasi ve bilgilerin bir merkezde toplanmasi gerekir. Bunlar yapilmadan once de kira gelirleri ve diger arizi kazanclar icin matrahin akilci yaklasimlarla tespit edilmesi, matraha uygulanacak vergi oranlarinin dusuk tutulmasi sarttir.
Sermaye ve sermaye kazanci olanlar urkektir. Fazla sikistirmaya gelmez. Bir kisiden on milyon lira almak yerine, on kisiden ikiser milyon lira almak tercih edilmeli.
KURBAN DERILERI
Adalet Bakanligi, Ceza Isleri Genel Muduru imzasi ile bir genelge yayinladi. Genelgede, kurban derisi toplama yetkisinin yalnizca Turk Hava Kurumu'na ait oldugu hatirlatiliyor. Baskaca kisi ve kuruluslar deri toplarlar ise cezalandirilacaklari belirtiliyor. Genelgeye gore, vatandasin kendiliginden getirecekleri kurban derilerini kabul etmek, "toplamak" olarak kabul edilecekmis.
Haber dogrulanmadi. Tekzip de edilmedi. Zorlama yorum ve/veya uydurma haber izlenimi uyandiriyor.
Kurban eti gibi, kurban derisi de kesen sahsin tasarrufundadir. Toplamaya engel koymak.. kabul. Fakat, vermeye engel koymak mantiksiz. Yargi sistemimiz, suc sayilan bir harekete benzer bir fiili cezalandirmaz.
Kurban derisi, uygun gorulen her kisi ve kurulusa goturulup verilmek suretiyle degerlendirilebilir. Bu konuda cok hassas davrananlar, hayir kurumlarinin ozel kesim yerlerinden faydalanabilirler. Kurban derisi ve etinin uygun gorulen kismi orada kalabilir.
Muhterem okuyucularimin mubarek Kurban Bayramlarini tebrik ediyorum.

Sohbetler

Ahmed Sahin
Hacilarin kurbani ile bizimki ayni mi?
Izmit'ten Suleyman Bey'in dedesi hacca gitmis, kendisi de burada dedesinin adina kurban kesmis.
Ancak yakinlari Suleyman'i ikaz etmisler:
- Sen demisler, dedene kurban kesmen gerekmez. Cunku deden seferidir. Hem de deden hacda da kurban kesmektedir. Oyle olunca burada kurban kesme mecburiyeti yoktur. Bosuna kesiyorsun hacdaki deden icin kurbani...
Tabii her kafadan bir ses cikip da konu ayaga dusunce baska care bulamamislar, soruyu bize sormuslar. Suleyman'in sorusu soyle:
- Ben dedem adina kestigim kurbanla gunaha mi girmis oldum? Yoksa iyi bir is mi yaptim? Beni supheye dusurduler, dedem icin kestigim kurban konusunda.
Efendim, soylenenin yalani yok da yanlisi var desek galiba hata etmis olmayiz. Soyle ki:
Gercekten de hacdaki insan seferidir. Seferi halde bulunan kimseye kurban vacib olmaz. Yani kurban kesmekle mukellef tutulmaz.
Bu itibarla, hacda bulunan yolcu adina kurban kesmeye mecbur olmaz buradaki yakinlari.
Sayet keserse ne olur?
Nafile kurban kesmis, nafile kurban sevabi almis olur. Yoksa gunaha girme gibi bir yanlislik soz konusu degildir.
Cunku kurban kesmekten gunah degil sadece sevap meydana gelir.
Hacinin hacda kestigi kurbana gelince:
Hacilarin kestigi kurban, bayram gununde zenginlere vacib olan kurban degildir. Hacilarin kestigi kurban, hac ve umreye muvaffak kilan Rabb'e sukur kurbanidir. Bayram gunu evinde kesilen kurbanla yakindan uzaktan alakasi yoktur.
* * *
Bir diger soruyu da zamani gecmis olmasina ragmen cevaplamak gerekmektedir. Cunku taraflarin zihinlerinde bir ukde meydana gelmis, bir kirginlik soz konusu olmustur. Bunun izalesi lazim gelmektedir. Yine kurbanla ilgili bulunan bu olay da soyle:
Hanimin israri suymus:
- Sen her sene kendi adina kesiyorsun kurbani. Hic olmazsa bu sene de benim adima kesiver!
Tabii bey bunu yapmamis, yapmayinca da hanim kirilmis, uzulmus, kendisine deger verilmedigi kanaatine varmis, kusmus. Hatta konusmuyormus da...
Burada cevabi kesinlesmesi gereken soru sudur:
- Kurbani kim keser?
Servet kiminse kurbani da o keser. Oyle ise serveti bulunmayana kurban vacib olmaz. Olmayinca da kurban kesme diye bir mukellefiyeti de soz konusu olmaz.
Buna ragmen tutar da ille de benim adima kurban keseceksiniz derse, onun adina biri kurban kesecek olursa bu nafile bir kurban olur. Kendisine kurban vacib olan kimse yeniden kendi adina borc olan kurbani kesmek zorunda kalir. Boylece iki kurban kesmis olurlar. Biri, hanim adina nafile kurban, digeri de kendi adina borc olan kurban. Sayet imkanlari varsa bunda da hayir var, ser yoktur. Cunku ayrica bir de hanim adina nafile kurban kesmis olurlar.
Eger imkanlari yok da sadece hanim adina kesilen nafile kurbanla kalirlarsa bey kurban borcuyla kalmis olur. Hanim da beyini boyle bir kurban borcuyla birakmaya razi olmaz herhalde.
Kurban kesen evin hanimi olmayi kafi bulmalidir bence. Zaten Safii'de aileden biri keser digerleri de onunla yetinirler. Ayrica kurban geregi duymazlar.

Kitabi Kritik

Selim Corakli
'Anladim isi sanat Allah'i aramakmis'
Edebiyat genel olarak "Duygu, dusunce ve hayallerin soz ve yazi ile, guzel ve tesirli bir sekilde anlatilma sanati" seklinde tarif edilmekle birlikte, ona farkli mana yukleyenlerin var oldugu da bir gercek. Bu zaviyeden getirilen tarifler isiginda ortaya konulan olculer ile herkes kendi davasini en iyi anlatmaya calismakta ve bir manada edebiyati arac olarak kullanmakta. Bahse konu noktadan hareket edildiginde bazi kesimlerin edebiyati, «sanat, toplum, siyaset ve benzeri»" degerler dogrultusunda istihdam ederken, bazilarinin da "imanin emrine verme" anlayisiyla hareket ettikleri karsimiza cikmakta. Farkli kaynaklardan elde edilen degisik bilgilerin sentezlenmesiyle ortaya cikan «mantik» olculeriyle, gidilen yollarin en guzel oldugunu iddia etme neticesi, ister istemez insanin aklina su soruyu getirmekte: "Takdim edilen yollar icerisinde en dogrusu ve hakikate cikani hangisi acaba?"
Suphesiz, boyle bir soru karsisinda kalan herkes ister istemez inandigi degerlerle birlikte yasadigi toplumun kabullerini goz onune getirir ve ona gore cevap arar. Inanmis ve inandigi degerleri kendisine bir hayat nizami olarak secmis bizlerin de boyle bir soru karsisinda ayni yolu takip etmesi kacinilmazdir suphesiz. Bu noktada edebiyat icin ortaya koyacagimiz olculer de ister istemez imanin mescereliginde boy atip gelismek zorundadir. Cunku hayata ait butun alanlari genel prensiplerle (vahy) baglayan ve bunlarin pratigini yaptirmak uzere aracilar (peygamber) gonderen ve detaylari zamana, mekana ve akla havale eden bir dinin edebiyati basibos birakmasi elbette dusunulemez. Zaten dunden bugune Islami sorumluluk tasiyan butun edebiyatcilarin eserlerinde olcu olarak «Vahy»i esas almalari ve urunlerini bu isik altinda gelistirdikleri fikirlerle besleyerek ortaya koymalari bunun ancak boyle oldugunu ortaya koyan musahhas bir misaldir.
Dunden bugune Vahyin isigi altinda edebi eserlerini ortaya koyan nice buyuk sanatkarlar "mesru dairenin keyfe kafi" oldugunun suurunda olarak hareket edip, batili tasvir etmeden, aldiklari ilhamlarla gonulleri costurmakla kalmamis, ayni zamanda insanimizi hakikate meylettirmis ve de sayilari yuzleri bulan zararli edebi akimlarin tesirinden kurtarmislardir. Izah edilen nokta Islami bir edebiyat anlayisinin ortaya cikmasina sebep olur ki, bu ayni zamanda yukarida sorulan sorunun da cevabidir.
ISLAMI EDEBIYAT
Baskalari ne dusunurse dusunsun bizim icin Islami edebiyat, imanin mescereliginde boy atip geliserek hayatin butun ogelerini icine alir ve malzemelerini insan dusuncesinde olusacak kotuluklerin meydana gelmesine set cekmede istihdam eder. Bunu yaparken de Islam'in hayata bakisini esas alir, gercegi ortmez, bozguncu suphelerden kacinir, fitneye meydan verecek ogelerden uzak kalir ve asla zulme alet olmaz. Aksine, zayiflara cesaret verir, mazlumlarin uzuntulerini azaltir, cile cekenlerin huznune derman olur ve tesirine aldigi kimseleri hayra, sevgiye, guzellik ve hakikate meylettirerek gercek insanlik yolunu gostermede guzel bir vasita olur. Bu zaviyeden Islami edebiyata; "Diri gonlun, selim vicdanin, dogru dusuncenin, kurucu hayalin, dogrultucu duygularin nesredicisi" demek dogru olur. O, mevcut vasitalik gorevini yerine getirirken sebep-netice munasebetlerini baska yollara sapmadan sadece imanin olcusunde tartip bicer ve oze zarar vermeden tesirli bir anlatimla sahasina giren her seyi tahlil eder ki, M. Fethullah Gulen'in asagidaki sozleri bu manayi en guzel sekilde teyit eder: "Edebiyat vakasi da tipki diger sanat cesitleri gibi sezi (esya ile butunlesme), hedef (zaman ustu olma hal), keyfiyet veya buudlariyla olumsuzluge ulasir. Bunun icin de her sanatkarin, butun gorulup sezilenleri asarak gonlunu otelerden gelen esintilerle hazirlayip acmasinda zaruret vardir. Bu acidan edebiyatta esas unsur manadir. Sozler kisa; fakat zengin ve dolgun olmalidir. Bu hususu bazi kimseler edebi mefhumlarla aciklamis olsalar bile bence en derin soz, ilhamla cosan heyecanli ruhlarda, varligi sarip sarmalayip gonlune yerlestirmesini bilen engin hayallerde, dunya ve ukbayi bir hakikatin iki yuzu gibi bir arada mutalaa etmeye muvaffak olmus inancli ve terkipci dimaglarda aranmalidir."
USTADLAR GECIDI
Tarihe kisa bir goz gezdirdigimizde, edebiyati imanin emrine vererek onu yuksek bir gaye ugruna vasita olarak kullanan yuzlerce buyuk sanatkarin varligiyla karsilasmamiz mumkun. Mekke musriklerinin peygamberimize olan saldirilarinin onune hicivleriyle set olan Hasan b. Sabit'ten, edebiyatin dev ustadi Cahiz'e, en zor ve umitsiz zamanlarda insanimizin gonlune seslenerek onu icinde bulundugu kaos ve umitsizlikten kurtaran Yunus'tan, semboller ustadi Mevlana'ya ve oradan da Mehmet Akif'lere kadar uzanan cizgi bunun en musahhas ornegi. Ulkemizde de ayni alanda buyuk sanatkarlarin varligi bilinmektedir. Edebiyati imaninin emrine veren bu buyuk sanatkarlarin basinda suphesiz caga damgasini vurarak giden ustat Necip Fazil gelir.
"Anladim isi sanat, Allah'i aramakmis, / Marifet bu, gerisi yalniz celik comakmis" anlayisi ile gercek sanatkarin hangi yolu takip etmesini ortaya koyan Necip Fazil'in, bu noktadan sonra ortaya koydugu butun eserlerinin Islami edebiyat anlayisi ile vucut buldugunu goruruz ki, sadece birkac eserinin tetkik edilmesi bunu butun ciplakligiyla gozler onune serer. (Bu hususta sadece «Cile, Cole Inen Nur, Ideolocya Orgusu, Tanri Kulundan Dinlediklerim» gibi eserlerini okumak yeterli olur.)
MARIFET YUKU
Yuzu asan kitaplari icerisinde cok cesitli konulari imanin isiginda inceleyen Necip Fazil'in "Edebiyat Mahkemeleri" isimli eseri ise, yukaridan beri genel cercevesi ile izah etmeye calistigimiz fikirler dogrultusunda edebiyatin temeli sayilmaya aday bazi konularda basli basina birer tespit, teshis ve tedavi niteligi tasimaktadir. "Edebiyat Mahkemeleri, Dogu Edebiyati ve Dil Raporlari" seklinde uc bolum altinda incelenen eserde, dunle bugun arasinda kurulabilecek koprude tek baglayici unsurun iman olabilecegini, mevcut anlayisla beslenerek ortaya konan eserlerin "marifet" yuklu, bundan soyutlanan edebiyata dahil her seyin ise ancak "yalnizca celik-comak" mesabesini tutabilecegini dile getirilir ki, bu anlayis Necip Fazil'in butun eserlerinde "Anladim isi sanat, Allah'i aramakmis" seklinde yansimasini bulmustur.
MAHKEMELERDE SEYAHAT
Edebiyat mahkemelerinin birinci bolumunde edebiyatimizin son iki asir icerisinde sicrama tasi sayilabilecek Tevfik Fikret, Yahya kemal, Mehmet Akif ve Nurullah Atac gibi sahsiyetler mahkeme onune cikarilarak "marifet" ekseni icerisinde sorgulama ve yargilamaya tabi tutulmakta ve haklarinda gereken hukumler verilmektedir. Tevfik Fikret icin; «siir cephesinin namevcut, fikir cephesinin gulunc, ahlak cephesinin yalan, seciyesinin bastanbasa rucu, iman cephesinin ise isyan ve inkar» oldugu tespiti yapilirken, Yahya Kemal icin; "dunyalari kavramakta en ileri (plastik) zevk hadlerinin magrur inzivasina cekilmis ve buradan buyuk idrake yol bulamamis sanatkar" denilerek Fikret'le ayrilan noktaya isaret edilmistir. Nurullah Atac icin yapilan degerlendirmede, hicbir edebi tenkit anlayisinin ve fikirlerini istinat ettirdigi dunya gorusunun bulunmadigi, sadece hissi bir ruh seciyesine sahip oldugu ve nakilcilikten oteye gecmedigi ifadelendirilmektedir. Sanati imanin emrine vererek yaptigi yukaridaki degerlendirmelerde yuzde yuz isabet ettigine inandigimiz Necip Fazil'in, Mehmet Akif'in hayatini; "Butun bir sahte gidis icinde, o sahteciligi sadece sahte olmayarak ayni kiratta bir aksulameli halinde, hem mefkuresi ve hem sanatiyla, hakki verilmemis bir hakikilik, aslilik ve halislik ornegi" tarzinda hulasa ettikten sonra, Akif'in sanat anlayisini karara baglarken sarf ettigi "dogru yolun kifayetsiz mutefekkiri, kucuk sairi" seklindeki degerlendirmelerde hangi olculeri kullandigini dogrusu tespit edebilmis degiliz. Eserin Dogu Edebiyati bolumunde Arap, Misir, Fars edebiyatinda zirveyi tutan, bircok sair ve yazar eserlerinden ornekler verilerek gunumuz insanina takdim edilirken, Dogu'nun buyukleri olarak da Nizami, El- Maarri, Hayyam, Ibn-i Fariz ve Sadi takdim edilmektedir. Eserin ucuncu bolumunu olusturan Dil Raporlari'nin "Zavalli Turkce" kisminda, dilimizin nasil ve nicin bozuldugu uzerinde derin tahliller yapilmakta ve cozum yollarinin neler olabilecegi ortaya konulmaktadir. On yedi adet rapordan olusan Dil Laboratuvari'nda ise daha cok dilimizin imla kurallari ve uydurmalar uzerinde durulmakta ve hukumler serdedilmektedir.
arz-i hal
Etli Bayram..!
Yuce Allah (c.c.) mu'minlere bayram gibi bir nimet hediye ederek onlari sevince gark etmis. Bu hediye, inanan gonuller ve yilin uc yuz altmis gununde bunalan ruhlara acilan iki buyuk ve guzel penceredir suphesiz. Gulmenin, guldurmenin ayyuka ciktigi, gonullerin fethedildigi, cocuklarin sevinc cigliklariyla doldurdugu kutlu gundur bayram..
Ancak, her bayramin ayni oranda mu'minlerin maddi ve manevi hayatlarina yansidigini soylemek de biraz guc olsa gerek. Halkimizin deyimi ile bayramlar; "tatli bayram, etli bayram" ama ne kadar hazindir ki, mu'minler icin/bizim icin, son iki asirdir hakkiyla "kutlu bayram" olamiyor, Rabb'imizin bize hediye ettigi o guzel gunler. Olamiyor; cunku yeryuzunun bircok yerinde Muslumanlar kan agliyor, zulum altinda ve adeta bayramlik kurbanlar gibi bogazlanmayi bekliyor.
Yarin bayram.. Oldukca karisik dusunceler icerisinde muhasebe ve murakabemizi yaparken bir bayramin daha kutsi golgesi uzerimize dusecek. Ama biz, onceki bayramlar gibi gulemeyecegiz galiba? Yine de biz bizim icin guzel olacak bayramlari bekliyoruz.
Bekliyoruz; ama ulkemizin sulh ve sukunetini muhafaza ugruna durmadan yutkunuyoruz. Cunku biz "sulhun ve emniyetin bekcileri olmayi seref bilen" bir ogretinin muntesipleriyiz
Bizler sulh ve sukunet icerisinde paylasmayi bilerek yasamaya kararliyiz. Sabir bizim ekmegimiz, asimiz...
Bayrami bize gercek manasiyla idrak ettirmesi icin ellerimizi Allah'a (c.c.) aciyor ve bizi daha fazla bekletmemesini istiyoruz.
Teknik bir arizadan dolayi dun yayinlamamiz gereken Kitabi Kritik kosemizi bugun yayinliyoruz. Okuyucularimizdan ozur dileriz.
sozun ozu
Edebiyati da diger sanat dallari gibi Allah'i aramakta bir vasita goren Necip Fazil'in "Edebiyat Mahkemeleri" isimli eseri, iman noktasindan hareket edilerek edebiyatcilarla birlikte edebi eserlerin de nicin ve ne sekilde tenkide tabi tutulabileceklerinin musahhas bir ornegini olusturmaktadir. Ustadin diger eserleri gibi okumaktan buyuk zevk aldigim bu guzel eseri herkesin okumasini da gonul rahatligi icerisinde tavsiye ediyor ve eserden birkac tespiti vermenin faydali olacagina inaniyorum.
* Turk, Islamiyet'i kabul ettikten sonra dusunmeye baslamistir. Bu, anlayan ve insafi olan icin riyazi bir hakikattir.
* Dil, istikrai, yani kendi ic ve oz kanunlariyla mevcut bir muessesedir ve disaridan, butun bir lisan uydurma seklinde mudahaleye tahammulu yoktur.
* Asli ve iptidai haliyle fakir olan Turkce, bugunku yazilis sekliyle de, terbiye gucunden yoksun bir fakirlige dusurulmustur.
* Mehmet Akif, ne kendisini sevenlerce, ne de kendisinden tiksinenlerce anlasilabilmis bir sahsiyettir.
* Yahya Kemal, oz siirde, (plastik) hadleri asamamis mustesna zevkli bir nakisci; fakat butun hayat ve davalarina yol verecek olan buyuk muhteva planinda hicbir sey degildir.
* Imanin ta ruhuna, merkezine, mihrakina, kendisine isyan. Ve hicbir seye inanmamak. Ne bir dava, ne davalar arasinda bir terkip, ne de butun hadiselere tatbikte sart olan ana mizan ve olcu.. Iste Tevfik Fikret.
* Dogu edebiyatina terkibi bir tarih olcusuyle bakilinca, buyuk ve ustun seciye noktasindan onun baslangicini Islamiyet'e baglamak borcunda kalinir.
kimlik
Sahasinda nadir bulunan eserlerden biri olan "Edebiyat Mahkemeleri", sanati, imanin emrine amade kilan Ustad Necip Fazil Kisakurek tarafindan kaleme alinmis. Ustadin yuz birinci, Buyuk Dogu Yayinlari'nin ise 65. kitabi olan eser 250 sayfa. Irtibat tel: 0 212 - 528 55 51

Akademi

Akademi Gurubu
Takdim
Rahman isminin lafza-i celal olan "Allah" ismi gibi sadece O'na has olmasinin suphesiz cok hikmetleri var. Yine bir kutsi hadiste "Rahmetim gazabimi gecmistir" buyurulmasi Allahu Teala hakkinda dusunurken O'nun rahmet yonunu agirlikli olarak ele almamizi gerektiriyor. Ve tabii ki "Tahallaku biahlakillah; Allah'in ahlakiyla ahlaklanin" hadisini rehber edinenler icin rahmet, merhamet, acima, sevme, sefkat, yardimseverlik gibi bilumum guzelliklerin bir ahlak halinde tabiatlarinin bir buudu haline getirmeleri de zaruridir. Bu oyle engin bir rahmettir ki o rahmet sayesinde O'na inanmayanlar bile dunyada nefes alip yasamaktalar ve hur olarak iradeleriyle arz-i endam etmekteler. Bizler de o engin rahmetin kucaginda ve sayesinde nesv u nema buluyor ve birbirimizi bu rahmetle sevip kucakliyor, bu rahmetle varligimizi -farkinda olmasak bile- devam ettiriyoruz. Evet bu hafta Fasildan Fasila kosesinde en cok tekrar ettigimiz kelimelerden biri olan "Bismillahirrahmanirrahim"de gecen "Rahman" isminin ifade ettigi mana enginligini okuyacaksiniz. Ayet ve hadislerle Rahmet-i Ilahi'nin enginligi anlatildiktan sonra, bizlerin de insanlar hakkindaki muamelelerimizde bu engin rahmeti tezahur ettirmemiz gerektigi uzerinde duruluyor. Ve yazi su cumlelerle noktalaniyor: "Hasili rahmet, hepimiz icin cok onemli bir kaynaktir. Rahmetten mahrum kalan, her seyden mahrum kalir. Her insan, rahmeti kendisi acisindan yorumlayip, ona ehil olup olmadiginin muhasebesini yapabilir; ancak kisinin baskalari hakkinda bu turlu yorumlara girmesi, kesinlikle dogru degildir."
Melekut Alemi kosesinde ise Seytan ve inkar konusuna devam ediliyor. Varligin meydana gelisinde ortaya atilan tesellul fikrinin batil olusu akli ve mantiki esaslar cercevesinde ikna edici misallerle izah ediliyor. His Dunyasi'nda da M.Fethullah Gulen'in Isik belde isimli siirini okuyacaksiniz.
S.C.
FASILDAN FASILA... FASILDAN FASILA... FASILDAN FASILA...
Rahmet kusagi
Rahman sifati, tipki lafza-i Celal'de oldugu gibi, su ana kadar baska bir varliga isim olarak konulmamis, sadece ve sadece Allah'a mahsus bir sifat olarak bilinmektedir. Bir kudsi hadiste, Allah'in rahmetinin gazabina sebkat ettigi ve onun her seyi kusattigi ifade edilir.
RAHMAN VE RAHIM SIFATLARI
Rahman ve Rahim sifatlari, ayni kokten gelen Cenab-i Hakk'a ait iki sifattir. Bu sifatlar, ihtiva ettigi mana itibariyle birbirinden farklidir. Rahman sifati tipki lafza-i Celal'de oldugu gibi, su ana kadar baska bir varliga isim olarak konulmamis, sadece ve sadece Allah'a mahsus bir sifat olarak bilinmektedir. Elmalili Hamdi Yazir onu tefsir ederken: "Rahman; yeryuzunde canli-cansiz, mu'min-kafir.. herkese Allah'in rahmet etmesidir." seklinde bir yaklasimda bulunur.
Rahim sifati ise, dunyada iken vazife ve sorumlulugunu bilmis kisilerin, mazhariyeti ne olcude olursa olsun, ahirette mukafatlandirilmalarini tekefful ve ifade eder. Evet, goruldugu gibi Rahman sifati mana yonuyle daha umumi gorunmektedir.
ALLAH'IN RAHMETI GAZABINA SEBKAT EDIYOR
Kelime ve harflerin coklugu, mananin genisligine delalet etmesi, Arap dilinde bir esastir. Bu iki kelimenin her Besmele'de gecmesinden baska surelerin icinde de zikredildigini dusunecek olursak, Cenab-i Hakk'in rahmetinin, bereketinin bunca vurgulanmasindaki espriyi daha iyi anlariz. Bir kudsi hadiste, Allah'in rahmetinin gazabina sebkat ettigi ve onun her seyi kusattigi ifade edilir. Allah Rasulu (s.a.s)'nun zikretmis oldugu bir baska hadiste ise, bu rahmetin sadece insanlara degil; butun canlilara samil oldugu vurgulanir. O: "Allah (c.c.), rahmetini yuz parcaya ayirmistir. Onun doksan dokuzu kendi katinda, bir parcasini da yeryuzune indirmistir. Mahlukatin birbirine karsi merhameti, iste bu bir parca merhamet sayesindedir. Hatta hayvanin yavrusunu emzirirken, ona basmamak icin ayagini kaldirmasi bu bir parca rahmetten dolayidir." buyurur.
CENNET MELEKLERI GIBI YUMUSAK EDALI
Evet, dunyada bu denli genis olan Cenab-i Hakk'in rahmeti, ahirette de herkes icin cok onemli bir nokta-i istinattir. Allah (c.c.)'in orada kimlere rahmet edip, merhametiyle kucaklayacagini bilemeyiz. Bunun sadece iman ve amel eden kullara has oldugunu soyleyip dunyada insanlara karsi bir cehennem zebanisi gibi davranmak dogru degildir. Aksine, onlara karsi cennet hazinleri (cennet melekleri) gibi yumusak edali olup, yarim kelimeyle dahi olsa bir kurtulus yolunun olabilecegini hatirlatmak gerekir. Unutmayalim ki, bazen mukellefiyetlerin tam-tekmil edasi bile, insanin kurtulusuna yetmeyebilir. Bu hakikati, Nebiler Serveri su hadis-i seriflerinde beyan buyururlar. Soyle ki, bir gun Allah Rasulu (s.a.s.), "Hic kimse ameliyle kurtulamaz" der. Sahabe Efendilerimiz, "Sen de mi ey Allah'in Rasulu?" diye sorduklarinda, O, "Evet, ben de kurtulamam. Ancak Allah rahmet ederse." cevabini verir. Ama ayni Allah Rasulu (s.a.s.) bir baska hadislerinde, "Lailahe illallah deyin kurtulun." buyurur. Buradan hareketle fukaha, bu kelimeyi soyleyen insanlarla savasta karsi karsiya gelinmis olsa bile, kesinlikle oldurulmemeleri gerektigini soylerler. Bu hususta Allah Rasulu'nun Usame b. Zeyd, Mikdat b. Esved, Muhallim b. Cessame (r. anhum)'ye olan serzenis ve itaplari hepimizin malumudur.
Hasili, rahmet hepimiz icin cok onemli bir kaynaktir. Rahmetten mahrum kalan, her seyden mahrum kalir. Her insan, rahmeti kendisi acisindan yorumlayip, ona ehil olup olmadiginin muhasebesini yapabilir; ancak kisinin baskalari hakkinda bu turlu yorumlara girmesi, kesinlikle dogru degildir.



MELEKUT ALEMI
Seytan ve inkar (3)
Son olarak, bir kere daha, Yuce Yaratici'nin varligi ve kidemi etrafinda tereddutler hasil ederek varliklari sebepler zinciri icinde izaha kalkismalari ve bunun karsisinda kelamcilarin bu fikri curutme sadedinde "teselsul"un butlani adina ortaya koyduklari esaslari vurgulayip gecelim.
Evet, "Su sundan, su sundan, su da sundan.. meydana geldi." gibi sozlerle esyanin varligini bir teselsul icinde sebeplerle izaha kalkismak, herhangi bir meseleyi halletmedigi gibi, aksine her seyi icinden cikilmaz hale getirmektedir. Zira, boyle bir meseleyi mumkun gormek, tipki "Yumurta tavuktan, tavuk yumurtadan..." dusuncesinin "ilelebed" surup gidecegine inanmak gibi bir safsataya benzer ki, bunlardan tavuk veya yumurtayi, Kudret-i Sonsuz, O Ezeli Zat'a verecegimiz ana kadar, iddialar tutarsiz birer faraziye olmadan ote hicbir sey ifade etmez. Butun mevcudat, varligi kendinden olan Yuce Yaratici'ya isnad edildigi takdirde ise mesele birden aydinliga kavusur. Ve artik ondan sonra tek bir hucre olarak yumurtanin yaratilmis olmasi veya kendi neslini devam ettirmek icin tavugun yaratilmis bulunmasi ve yumurtanin ondan cikmasi arasinda da fark kalmaz.
Bunu boyle kabul etmeyip de "o ondan, o da ondan..." demekle problemin cozulmesi bir yana, cevaplandirilan her soruyla beraber yeni bir kisim istifhamlar da ortaya cikabilecektir. Mesela; yagmur buluta bagli; bulut zait-nakis (arti-eksi) habbeciklere, onlar buharlasma hadisesine, o da sularin mevcudiyetine ve nihayet o da suyu meydana getiren unsurlara... Boylece belki sebepler zinciri, birkac adim daha ilerleyerek devam edecek; ama durdugu yerde insan yine "soyle de olabilir, boyle de" diyerek, kendini faraziyelerin aginda hissedecek ve onlarla tatmin olmaya calisacaktir. Bu ise, fevkalade bir nizam, bir ahenk ve birbiriyle munasebet icinde, her seye hakim bir hikmet eliyle meydana geldigi sezilen butun esyayi, cocuk hezeyanlariyla izah etmeye kalkismak ve ilimlerin ufkunu, hedefini daraltmak ve karartmak demektir. Oysa ki, her netice icin mutlaka makul bir sebebe ihtiyac vardir. Gayr-i makul ve gayr-i mantiki sebeplerin uzayip gitmesi ve uzayip gitmenin kerameti olarak da bunun makul hale gelecegini dusunmek, imkansizi mumkun gormek gibi bir hezeyandir.
ARKA AYAKLARI OLMAYAN SANDALYE
Simdi bir ornekle, bu hususu biraz daha aydinlatmaya calisalim. Mesela: Ben, arka ayaklari olmayan bir sandalye uzerinde oturuyorum. Bu sandalye, dusmemesi icin kendisi gibi bir diger sandalyeye dayandirilmis.. o da bir baskasina.. boylece devam edip gidiyor. Bu hal, zaman ve mekanlara sigmayan rakamlarla surup gitse de, arka ayaklari olan ve yere tam oturan bir mesnede dayandirilincaya kadar, isin zincirleme uzayip gitmesi meseleye bir cozum getiremeyecektir.
TENASUB-U ILLIYET PRENSIBI
Ayri bir misal: Elimizde bir sifir oldugunu dusunelim. Bu sifir, solundaki bir rakamla omuz omuza getirilmedikden sonra, mucerred sifirlarin cogaltilmasi katiyen ona bir deger kazandirmayacaktir. Evet trilyon defa trilyon sifirlar pesi pesine siralansa dahi, kiymeti yine sifir olacaktir... Aksine bu sifirlarin soluna bir rakam kondugunda, iste o zaman o sifirlar da, soldaki rakama gore kiymet alacaktir. Bu, su demekdir: Bir seyin mustakillen varligi yok ve kendi kendine kaim degilse, kendisi gibi muhtaclarin ona varlik bahsetmesi ve esas olmasi mumkun degildir. Evet, hep ayni seye muhtac ve ayni hususta aciz olanlarin bir araya gelmesi, ihtiyaci cogaltma ve aczi artirmadan baska bir ise yaramaz. Kaldi ki, -muhal farz- sebeplerin mudahalesi kabul edilse bile, fizigin sarsilmaz kanunlarindan "tenasub-u illiyet" prensibine gore, sebeple netice arasinda makul bir munasebetin bulunmasi sarttir. Buna gore, mesela; yer kurenin hayata musait hale gelmesinden, insanin dusunur bir varlik olmasina kadar, her seye, hem de makul ve o neticeyi hasil etmeye gucu yetebilecek bir sebebe ihtiyac vardir.
Oysa ki, kure-i arzin halihazirdaki durumundan; yani, hizi.. gunese olan mesafesi.. atmosfer tabakasi.. periyodigi.. hikmetli meyli.. atmosferi teskil eden gazlarin ihtiva ettigi maslahatlar.. gibi hususlardan tutun da, onun toprak ve nebatat ortusune.. denizlere ve onlarda cereyan eden esrarli kanunlara, ruzgarlar ve onlarin yuklendikleri vazifelere kadar binlerce, yuzbinlerce hadise, oyle bir ahenk icinde cereyan etmektedir ki, butun bunlari kor-sagir sebeplere ve serseri tesaduflere havale etmek, aklin kendi kendini nakz etmesi ve curutmesi demektir.
HER SEY O'NU GOSTERIYOR
Vakia, bu hususta, kelamcilarin "devir ve teselsul" yoluyla butun sebepleri kesip attikdan sonra, isi Musebbibu'l-esbab olan Allah'a ulastirip sonra da her seye "mumkin'ul-vucud" demelerine karsilik, butun sebeplerin, butun illetlerin gidip O'na dayandigi Zat'a "Vacib'ul-vucud" diyerek tevhide bir kisim menfezler acmis iseler de, onlarin elde ettikleri neticeyi daha selametli bir yoldan elde etmek de her zaman mumkundur.
Evet, Yuce Yaratici'nin her eserinde kendine ait muhurlerin, sikkelerin bulunmasi, O'nun varligina bir degil, binlerce delildir. Ayrica ilimlerin, kainatin sirlarina isik tutmaya basladigi gunumuzde, her fen, kendine has diliyle O'nun varligini ilan etmekte ve her haliyle O'nu haykirmaktadir.


HIS DUNYASI
Isik belde
Rengi, deseni, isigi mazi kit'asindan,
Tarih enginliginde suren bir sirli dunya;
Gunes gibi dogar karanliklar arasindan,
Buyulu maviligiyle o fusunkar ruya...

Ufuklar simdiden goklerle sarmasir gibi,
Yol boyu yesillik, ilerde sihirli bir yaz,
Belirir birdenbire o ruh ufku sir gibi
Duyulur sanli gecmisin sesi avaz avaz...


Geceler ne bilinmezlere kapi aralar,
Oteler duygulara acilir perde perde;
Gokler kandillerle kopurur ve par par parlar,
Duyulmazlar duyulur bu isikli sehirde.


Gunes sabaha yurur, dogar sihirli aksam,
Nes'e ve sevincle tullenir halvet demleri;
Yukselir ukba rayihalari buram buram,
Simdiye kadar yukseldiginden de ileri..


Bu sehirde renk, desen, nakis asla eskimez,
Mevsimler degisse de cicekler hep salinir;
Burada renkler kis gunu bile hazan bilmez,
Bu iklimde ruh kendini cennetlerde sanir..


Irem Baglari bu sehri gorse utanc duyar,
Ciceklerine oteden hep sebnemler iner..
Nergisi, yasemini etrafa koku yayar,
Saksagan bulbule, dikenler de gule doner.


Her yanda bugu bugu guzellikler tuter,
Ve sehrayin gibi gecer her gun, her gece;
Her bucakta en taze sesli kumrular oter,
Yasarsa, bu iklimde yasar insan gonlunce...
M. Fethullah GULEN



OLCU VEYA YOLDAKI ISIKLAR HAYAT VE RUH
Hayat bir bedeni yasayistir. Bedendeki hararet ve canlilik tamamen fitridir ve alinan gidalarin kan ve canliliga donusmesi seyri icinde hasil olur.
Cismani hayatin gayesi, hareket ve canlilik planindaki vazifeleri yerine getirmekten ibarettir ki boyle bir hayat itibariyle, insanla hayvan arasinda herhangi bir fark yoktur. Gercek insani hayat ise, icinde suur, idrak ve otelere acik olmanin da bulundugu hayattir.

Hodri Meydan

Hasan Sutay - Suleyman Unal
Bayram havasi
Bugun Kurban Bayrami'nin ikinci gunu. Tatli telasi cogumuz geride biraktik. Bir yandan da bayram yorgunlugunu uzerinden atmaya calisanlar var.
Bayram gunune ragmen, hayatin acimasizligi devam etti. Kurban etleri kac fakiri sevindirdi bilmiyoruz. Mahcubiyetinden dolayi kim bilir kac kisi etten habersiz yasadi kurbani?
Kurbani kesmeyi "merhametsizlik" gorup, merhametten uzaklasan bir suru insan, kurban kanindan kacarken, kan golu yollari gormezden geldi.
Insanlara merhamet etmeyenler, hayvanlara karsi gostermelik merhamet sovlari sergilediler.
Kurbanin bir ibadet oldugunu bilmeyenler, onun her seyini bir rant olarak algiladi. Kimisi, kurban kesiminin gecici yasaklanmasini isterken, kimisi de deriyi ele gecirmenin zaferini kutlamayi planliyordu.
"Yanginda ilk kurtarilacak" tarzinda, sikintida ilk el atilacak garibanin kurbani kaldi. Zaten vergide de, nemada da, kesintide de, enflasyonda ilk kurban gariban degil mi?
Bayrama yakin gozde elemanlarini helikopter kazasinda kurban veren Emniyet ise, bu bayramda ekipleri deriyle mesgul etmeyi uygun buldu.
Tasasiyla sevinciyle kurbanin ilk gununu yasadik. Daha nice bayramlara.


Biktik paketlerden
Son yillarda goreve gelen hukumetlerden bir paket furyasidir devam edip gidiyor.
Refahyol doneminde art arda acilan ekonomik paketlerin ardindan Anasol-D Hukumetinin yagmur gibi zam paketleri geldi.
Simdi de irtica paketi cikti ortaya.
Herhalde bu gidisle milletin yararina bir paket hic olmayacak gibi.
Ornegin issizligi, enflasyonu ve yoksuzlugu onleyici ciddi paketler gibi.
Umit Pitir


Kod adi: Catlak mi?
Insanlarin birbiriyle baristigi mubarek gunde boyle bir konuya deginmek bizim icin ic acici degil. Ne yaparsiniz ki biz bayram yapmak istesek de, bayram seyran dinlemeyenler var.
Gectigimiz gun yayinlanan kod adlariyla alakali yaziya bir okuyucumuz bunlardan birisi icin soyle diyor:
"Sunu dedi olmadi, bunu dedi olmadi
Tekzip yedi anlamadi.
Mahkum oldu anlamadi
Her turlu iftiralarini yazdi yazdi
Bir turlu uslanmadi.
Biz de yazsak mi? "Kod adi: catlak" diye matrak bir yazi..."


Sanal politikaci
Tamogoci adi verilen sanal oyuncaklar tum dunyada oldugu gibi Bulgaristan'da da salgin haline geldi. Sanal bebek ve hayvanlardan ilham alan Bulgar muhendis, ilginc bir Tamogoci uretti: "Sanal politikaci".
Filibe'de yasayan elektronik muhendisi Stanco Karadimov'un urettigi "sanal politikaci" diger sanal oyuncaklardan daha fazla ozen istiyor.
Bu oyuncaga sahip olanlar cesitli tuslara basarak sanal politikacinin "oy", "nutuk atma", "basin toplantisi duzenleme", "kokteyllere katilma" ve "bakan koltuguna oturma" gibi ihtiyaclarini karsilamak zorundalar. Sanal politikacinin bir diger ozelligi de eger ihtiyaclari tam olarak karsilanmazsa normal vatandas haline donuserek suskun kalmasi.
Stanco Karadimov, urettigi sanal politikaci oyuncaginin ozellikle parlamentoda milletvekilleri arasinda buyuk ilgi gorecegine inandigini soyluyor. Elbette sanal politikaci da secimle isbasina geliyor. Satin alirken seciyorsunuz!


Telefonu olan konusuyo...
Bayram tatillerinin uzatilmasi sehirlerin bosalmasina, yollarin ise dolmasina sebep oluyor. Altina arabayi alan yolculuga cikiyor.Yollar ise cesitli olaylara sahne oluyor. Yolcular kimi zaman perisan, kimi zaman da neseli bir yolculuk yapiyorlar. Yolcularin dayanilmaz cilesini ise soforler cekiyor.Yollarda hic farkinda olmadan kendilerine rakip cikariyor ve dusman buluyorlar. Yol vermeyeni mi ararsiniz, yoksa caniniza kast edecek sekilde hatali sollama yapanlari mi, hepsi mevcut. Size bir bayramlik yol hikayesini arkadasimiz Bilal Sahan'dan aktaralim.
Iki otobus ayni yonde gidiyorlar. Arkadaki, herzaman oldugu gibi ondekini sollamak istiyor ama bir turlu olmuyor. Bu durumdan ilk dort koltuktaki yolcular endiseli. Cunku ondeki otobus arkadakinin sollamasina izin vermiyor. Kaptanin sinirleri iyice gerilmis bir durumdayken muavinin aklina bir fikir geliyor ki, evlere senlik. Ondeki otobusun arkasinda yazan telefon numarasini ceviriyor ve kaptana veriyor. Kaptanin ne soyledigini aktarmaya luzum yok, malum...
Ondeki otobusun yol vermesi uzerine sollama isi gerceklesiyor...

Telsizin gunlugu
Polis muhabirleri icin olmazsa olmazdir polis telsizi. Tabiri caizse onunla yatilip onunla kalkilir. Gozu kulagidir 'felaket tellali' polis muhaberlerin. Her gun onlarca kaza, yaralama, cinayet,bomba patlamasi ve benzeri bir yigin olayi takip ederler telsiz araciligi ile.
Adem Yavuz Arslan da, bir polis muhabiri olarak yine telsizi elinde, kulagi telsizinde 'nasibimiz'olan olaylari yakalayacagiz diye dolasiyor. Ancak garip bir olay var. Polis telsizinden ne kaza ne cinayet ne de gasp olayi ile ilgili bir anons geciyor. Telsizini kontrol ediyor, anormallik yok. Anonslar art arda geliyor.
- Istasyonlar merkez konusuyor. Tum ekiplerimiz ring halinde dolasip kacak deri toplanmasi konusunda duyarli bulunacaklar. THK disinda deri toplanmasina musaade edilmeyecek.
- 957 Sokak civarinda deri toplayanlar oldugu yonunde ihbar var.
- THK tek yetkili, kimseye deri toplamada musamaha gostermeyin. Beyaz bir kamyonetin deri topladigi ihbar ediliyor. Ekiplerimiz arabayi alsin.
-Fatih Camii yakinlarinda deri toplandigi ihbar ediliyor.
Hatta anonslar yogunlasigi icin bazi ekipler asayisin ikinci kanalina aliniyor. Tum polis teskilati cumbur cemaat deri savasi icine girmis sokaklar polis ve inzibat araclari kayniyor. Anonslar hic araliksiz ve aksama kadar suruyor. Birileri 'aliniyor' 'hakkinda islem yapiliyor'. Bir anormallik mi var diye dusunurken onundeki gazeteye bakan Adem, "Meger Kurban Bayrami'ndaymisiz!" diyor dalginlikla.


Temiz hava
Baharin gelmesiyle birlikte bilhassa buyuk sehirlerdeki kirli havada azalma goruluyor.
Dogalgazin yayginlasmasi ve belediyelerin gerekli tedbiri almalari sebebiyle artik tehlike sinirina varan hava kirliligi yasanmiyor.
Eskiden kirli havaya karsi bagisiklik kazanmis olanlar icin temiz havaya alismak da zaman aliyor.
Yasanmis bir olayi Mahmut Macit anlatti. Yillarca Istanbul'da yasayan ve sonra ormanlarla cevrili bir ilcede goreve baslayan Recep Bey, daha ilk gunlerde hastalaninca gittigi doktorun teshisi soyledir:
"Siz, temiz havadan etkilenmis olmalisiniz."

Basin Harmani

Haber Merkezi
Hepimiz devletten korkuyoruz...
Turkiye'de devletten korkulur.
Bu, hemen her kesim icin gecerlidir.
Devlet denince, asik suratli, halktan uzak, adeta halka eziyet etmekle gorevlendirilmis insanlar toplulugu gibi bir goruntu akla gelir.
Devlet disiplinden soz eder.
Oysa, isin altini biraz kazdiginizda, uygulamalarin disiplinle hic ilgisi olmadigini, "dedigim dediktir" yaklasimi ile hareket edildigini anlarsiniz.
Devletin kaslari hep catiktir.
Buna "ciddiyet" derler.
Oysa, ciddiyet degil, karsisindaki insani korkutmak veya etkilemek icin takinilmis bir maske oldugu ortaya cikar.
Sevgi yoktur, kabadir...
Dikkat edin, konusmalara hep "siz" diye baslar, (karsisindakinin zengin-fakir veya torpilli-siyasi olmasina bagli sekilde) kisa surede "sen" diye devam eder.
Hangi konuda olursa olsun, konusmaya daima "olumsuz" baslar.
Once "hayir" ile kapiyi acar.
Ya cok hakli veya ikna yetenegimizin (yani iyi rusvet veya siyasi torpil) olmasi gerekir. O zaman is degisir.
En buyuk gorevi, Turkiye Cumhuriyeti'ni korumak, yasalarini uygulamaktir. "Ne yapalim biz yasalari uyguluyoruz" derler. Ustelik bu yasalar oylesine muglak, oylesine yoruma acik yazilmislardir ki, devlet'i temil eden zat-i muhterem gucunu bu bosluktan elde eder...
Eger iyi rusvet verecek kadar paraniz varsa veya torpilli iseniz o ana kadar HAYIR diyerek size kan kusturan devlet yetkilisinin birden bire nasil sempatiklesiverdigini, "Isi kitabina uydurabildigini" hayretler icinde gorursunuz.
Her alanda ayni durum yasaniyor
Eger paraniz veya arkanizda bir torpiliniz yoksa, hayatiniz kararmis demektir.
Devlet kapilarinda inim inim inlersiniz.
Isin kotu yani, hayatimizin her alaninda ayni durumla karsi karsiyayiz.
Polisten korkuyoruz.
Jandarma insanlari kacirtiyor.
Hastenelere gidenler perisan.
Yargiya kimsenin guveni kalmadigi gibi, adliyeye yolu dusen bin pisman oluyor.
Politikacisi korkar. Gazetecisi pirsar.
Is adami uzak durmaya calisir. Sorarim sizlere, kimdir bu herkesi korkutan, biktiran devlet?
Kimdir bu devlet?
Aslinda, devlet diye adlandirdigimiz kurum veya kavram onemli degil. Onemli olan bu kavrami uygulayan insanlarin kafalari.
Tum devlet dairelerinde calisan insanlar devleti temsil eden kisiler ve daha da onemlisi kendilerine bictikleri elbise veya dusunce sekli...
Sorun, iste bu "anlayistan" yani "kafalardan kaynaklaniyor.
Halen egemen olan kafa "Turkiye Cumhuriyeti'ni korumak icin herseyin mubah gorunmesinden yana "halk ne derse desin, onemli degildir.
Zira devlet hersey ve herkesten once gelir(!)
Oysa devlet, halkin hizmetkaridir
Carpiklik iste buradan kaynaklaniyor.
Bati'da devlet anlayisi giderek artan bir hizla "halka hizmet veren bir kurum" konumuna girerken, bizde halktan kopuyor.
Bati'da devlet "halktan emir alma" anlayisini benimserken, bizde dayatma, hatta gutme rolune soyunuyor.
Bati'da devlet, halkin nabzini tutup beklentilerini karsilamaya calisirken, bizde halka niye yapmasi gerektigini ogretiyor. Devlet herseyin en iyisini, en dogrusunu ve ulke icin en yararli olanini biliyor ve uygulatiyor.
Yillardir bu kafada gidiyoruz.
Hicbir yere varamiyoruz.
Durumdan ders alip, yeni bir yaklasim denemeye imkan yok mu acaba?
Buyuklerimize sormali(!)
Onlar herseyi ve bizim icin neyin daha iyi oludugunu bildiklerinden dolayi, herhalde bu konuda bizi dusunup, bir karar verirler...(!)
Mehmet Ali Birand
Sabah, 7 Nisan 1998


TGC BASKANI NAIL GURELI: 'Okur guven istiyor'
Basinin yarinini ozluyorum diyorsunuz. Ne kastediyorsunuz?
Tam bagimsiz, ozgur, demokratik bir medya yahut iletisim dunyasi ozluyorum. Sorunlari birbirinden soyutlayamiyorsunuz. Bugun Turkiye'nin sorunlarinin temelinde iktidar odaklarinin parcalanmasi yatiyor. Turkiye'de uc iktidar odagi olusmus durumda. Biri siyasal iktidar, digeri askeri iktidar; ucuncusu basin.
Basin ozgurlugu bundan nasil etkileniyor?
Basin buyuk olcude bagimlilik kazaniyor ve islevini yitiriyor. Siyasal iktidarlar gucsuz Turkiye'de. Bu gucsuzlugu ve basarisizligi kamuoyundan saklamak icin basinla cok yakin iliskiye girdi siyasi iktidarlar. Siyasetci-gazeteci arasindaki mesafe kayboldu. Kurali biz icat etmedik. Bu evrensel bir ilke. Gazetecinin, tum haber kaynaklariyla arasina mesafe koymasi, ama ozellikle de siyasetciden uzak durmasi gerekir. Ama 12 Eylul'den sonra, siyasetciden kaynaklanan yaklasimla bu anlayis bozuldu ve yozlasti. Evrensel tanima gore 4. guc olmasi gereken basin, 1. guc oldu. Gucsuzlesen siyasal iktidar medyanin etkisinde kaldi.
Basinla siyaset arasindaki mesafe siyaset zayifladigi icin yitirildi diyorsunuz. Bir diger neden, gazetecinin demokrasi anlayisindaki eksiklik degil mi?
Kendi tarafimizda da hata var tabii. Hem kurumsal, hem bireysel duzeyde siyasetle basin cok ic ice girdi. Muhabirin onemi azaldi. Ust yonetimler ve yazarlar, haber baglaminda one cikti. Siyasetci haberi yalniz ust duzeye iletir oldu. Basin ozgurlugu yanlis yorumlandi. Siyasetciler, basin ozgurlugunu gazetecinin bireysel ozgurlugu seklinde aldi ve kamuoyuna boyle empoze etti. Ve bunu basinin aleyhine kullandilar. Gazeteciler akillarina geleni yaziyor, ona buna hakaret ediyor, su bu diyerek neticede konuyu "basin ozgurlugu sinirlanmalidir" noktasina getiriyorlardi. Biz TGC olarak, israrla, bikmadan, usanmadan hep, "basin ozgurlukleri bu degildir." diyoruz; "halkin gercekleri ogrenme ve bilgiye ulasma hakkidir basin ozgurlukleri..."
"Siyasetci toplumdaki degisimi kaale almiyor.." deniyor. Gazeteci kaale aliyor mu degisimi; ne denli bunun farkinda?
Gercegi soylemek gerekirse, pek farkinda degil. Genelleme yapmak dogru degil. Ama bu konuda gazeteciye de buyuk gorev dustugu kanisindayim.
Hedefiniz, "Turk basinina kimlik kazandirmak." Nedir kazandirmak istediginiz kimlik?
Gazeteciligin geregi, halka gercekleri saptirmadan aktarabilmek, onu bilinclendirmektir. Basinda gormeyi arzuladigim kimlik bu. Dunyanin en erdemli mesleklerinden biri gazetecilik. Kac meslek var boyle? Biri insanin hakkini savunan hukuk, digeri tip; bir baskasi da iste insani bilgilendiren gazetecilik. Bunlar insana dogrudan hizmet eden meslekler.
46 yillik gazetecisiniz. Ifade ozgurlugu acisindan, tum celiski ve kisitlamalara ragmen, Turk basininin en ozgur donemini yasadigini soyleyebilir misiniz?
Resmi ideolojiye dokunmadiginiz surece, evet bugun her istediginizi ifade edebiliyorsunuz. Bir renklilik ve cok seslilik kazandi Turk basini ama dusunce anlatimi ve uretme bazinda basinimizi hala sinirli ve fakir buluyorum. Bizdeki ozgurluk sirf kemanlardan olusan bir orkestraya benziyor. Icine saksafon katamiyorsunuz. Bunu yaptiginizda basiniz derde giriyor. Ama bireysel kahramanliklarla cozulecek bir is degil bu. Bireysel kahramanlik yapan kendini hapiste buluyor.
Nilgun Cerrahoglu
Milliyet, 5 Nisan 1998


Bana her bayram ugrayan cocuk
Haberiniz var elbet. Beden eskiyor da, gonul dort elle dunyaya sariliyor. Gonlun ihtiyarliyacagi yok.
Bir yanimiz azicik delismen ve cocuk kaliyor. Kara, yagmura, aciveren bahar ciceklerine, bir sehre ucaktan bakarken, sevdigimize rastlarken yuregimiz cocukca pirpirlaniyor.
Iyi ki oyle. Bayramlarda da cocukla cocuk olup, o hic eskimeyen ve kurumayan dallara ne guzel yapisiyoruz. Tipki seneler ve seneler once oldugu gibi ufacik bir tebessumden, uzatilan sekerden, "Nasilsiniz?" sicakligindan tarifsiz seviniyoruz.
Kendimizi tutmasak; 8'li 10'lu yaslardaki el cirpmali, kosmali yaramazliklar icinde: Bugun bayram, bir kasik ayran
Sana da yeter, bana da yeter diye, yeri gogu gulucuklerle doldurabiliriz.
Sana da yeter, bana da yeter unlemeli sen sakrak bagirislar; guzellikleri paylasmaya cagiran, paylasmalarda mutluluk arayan enfes bir seslenis.
Dogrusu da o. Guzellikler ille de paylasilmali. Ve elbet su guzelim bayramlar kidim kidim degil; dostca, kardesce, kucak kucak ulesilmeli.
Heyecanlar paylastikca buyuyor. Paylastikca cogalip bereketleniyor.
Haftalar oncesi, "Bayrama ne kadar kaldi?" meraki ile yenilenmelere hazirlaniyoruz. Bayramlik vitrinler, bayram pazarlari, bayram hazirliklari derken; bayram ziyaretleri, bayram tebrikleri, bayram eglenceleri cikageliyor.
Ve haftalar surecek bayram hatiralariyle islerimize donuyoruz. Bayramlarda disimiz kadar icimiz de yenileniyor.
Daha da tatlisi ne biliyor musunuz?
Her bayram, cocuklugumuzla tanisiyoruz. Karsilikli bakisiyor, bir hos oluyoruz.
Su anda; uc numara tirasli, dizleri yarali, elindeki iki misketle mutlu, bir zibin bir pantalondan ibaret giyimiyle yeni azar isitmis bir cocuk beni suzuyor.
Ve ben bu yarali dizli, iki misketli yoksul yayla cocugunu en derin, en buruk sizilarla suzuyorum.
Git cocuk!
Sogut dallarindan duduk yap gene.
Git cocuk!
En guzel cemberleri sen cevir, en uzak akrabalarin elini sen op, kaybettigin on kurusu tozlu yollarda bir daha ara. Sonra da en yaramaz akranlarinla birlikte var gucunle bagir:
Bugun bayram, bir kasik ayran!
Sana da yeter, bana da yeter!
Dunya bu iste.
Git diyorsunuz, ama cocuk gitmiyor. Her bayram gelip sizi buluyor. Soracak sualleri var gibi oylece duruyor, bakiyor, bakiyor.
Neyse...
Siz gene de hos olun ve cevrenizi hos edin. Belki de o cocuklar sizden bunu bekliyor.
Hatta herkesten.
Bayraminiz kutlu, mutlu, bereketli gecsin efendim.
Ufak tefek dertler mi dediniz? O kadar olacak, olmali... Cunki:
"Dertsizseniz, dert sizsiniz!"Aman ha...
Gurbuz Azak
Turkiye, 7 Nisan 1998



Strateji

Editor: Mehmet Yilmaz
Yanibasimizda Kaynayan Kazan: Ermenistan
30 Mart'ta yapilan ikinci tur secimlerle Ermenistan yonetimini, ekibiyle birlikte, ele geciren radikal milliyetci Robert Kocaryan'in belirleyecegi politikalarin bolge istikrari acisindan neler getirecegi henuz netlik kazanmadi. Karabag meselesi basta olmak uzere bolge meselelerine olumlu katkilari olabilecegini, net bir sekilde, soyleyenler bulunmakla birlikte, bolgeyi yakindan izleyen uzmanlarin agirlikli kismi Kocaryan'in bolgeye muhtemel etkisi konusunda karamsar bir gorusu paylasiyorlar.
Biz de tartismalara isik tutmasi acisindan -bu hafta- yani basimizdaki kaynayan kazan Ermenistan'daki gelismelere ve bunlarin bolgeye etkisini tartismaya actik. Yerli yabanci bolge uzmanlari konuyu sizin icin ZAMAN'a yazdi.
Karabag'da durum umitsiz mi?
Prof. Dr. NESIB NESIBZADE*
Sovyetler Birligi'nin dagilmasini onlemek isteyen Moskova'nin, milli-etnik sorunlari kasiyarak 'dik basli' ulkeleri, 'devamli baslarini agritacak yumusak karin'larla cezalandirmasi, aslinda koca imparatorlugun sonunu da getirdi. Karabag'in yani sira, Moldovya'da Dnestr, Ukrayna'da Kirim, Gurcistan'da Abhaz ve Guney Osetya sorunlari, sanki hic cozumlenmeyecek gibi gozukuyor; Rusya'nin isine geldigi icin de cesitli bahanelerle surekli suruncemede tutulan bu sorunlarda durum tamamen umitsiz degil.
Taraflarin, tarihi gercekleri kendilerine gore yorumlamalari da cikmazin asil sebebi... Tarihi saptirarak, isgalle ve zoraki metotlarla yeniden yazdirmaya calisan Ermenistan'da hakimiyete kim gelirse gelsin cozumde uzlasmak tabii ki kolay olmayacak.
Ermenistan'in istifaya zorlanan sabik Cumhurbaskani Levon Ter Petrosyan, Ermenistan Ulusal Harekati'nin izledigi irkci, asiri milliyetci, objektiflikten uzak politikanin kurbani oldu. Ermeni aydinlari, politikacilari, genis bir halk kitlesi, Tasnak zihniyetli, ancak sozde ilme esaslanan, 'Turk-Musluman' aleyhtari, nefret ve kinle ici doldurulmus yalanlara inandi; baskalarinin da tarihe mal ettikleri soz konusu yalanlara inandirilmalari, cesaretlerini artirdi. Ermeni tezi, yalan dolu, sahtekarliklarla suslenmis hikayeleri curutmek hic de zor degil.

ERMENI IDDIALARI ASILSIZ
Birinci sahte hikayeye gore Ermeniler, Daglik Karabag'in tarih boyu Ermenistan'a, Ermenilere ait oldugunu iddia ediyor. Sozde Stalin, Karabag'i 1923'te Azerbaycan'a hediye etmis; Batili basin ve edebiyatta genis yayilmis kanaat bu. Anlasilan bu yalana inananlar tarih de okumuyorlar. Rusya, Azerbaycan'in beyliklerinden olan Karabag Hanligi'ni 1805'te isgal etti; 1823'te Rus General Yermolov'un yaptigi nufus sayimi gercekleri ortaya koyuyor. Sayima gore, nufusun yuzde 78'i Azerbaycanli, yuzde 22'si Ermeni.
O donemde Azerbaycan tarafindan idare edilen Erivan Hanligi'nda bile nufusun yuzde 43'u Azerilerden olusuyor. 1918-1920'de hayatta kalan Azerbaycan Demokratik Cumhuriyeti'nin topraklari icinde Karabag ve 1921'de Ermenistan'a hediye edilen Zengezur'da bulunuyor. Bolseviklerin Kafkas Burosu'nun emriyle Azerbaycan Komunist Parti, 7 Temmuz 1923'te Karabag'a ozerklik statusu vermesiyle, Ermeniler ilk tavizi elde ettiler.
Ikinci Ermeni hikayesine gore, Daglik Karabag Ermenileri tarafindan kurulan Cumhuriyet Ordusu Azerbaycan'i savasta maglup ederek bagimsizligini kazandi. 1989'da Daglik Karabag'da 145 bin Ermeni, 41 bin Azeri yasiyordu; 145 bin Ermeni'nin 7 milyon nufuslu Azerbaycan'i maglup etmesi mumkun mu? Ermenistan, Azerbaycan ic islerine karismis, Rusya'nin bolgedeki 7. Kolordusu ise savasa resmen katilmistir. Hocali katliamini 366. Rus Tugayi'nin gerceklestirdigi belgelenmistir.
ETNIK TEMIZLIK GERCEKLESTIRDILER
Ucuncu Ermeni hikayesi sayesinde Ermenistan ve Daglik Karabag Ermenileri baris gorusmelerinde niye keskin ve uzlasmaz tutum izlediklerine aciklik getiriyorlar (!) Guvenlikleri acisindan sorunun asama asama cozumlenmesi sakincali imis. Guvenliklerini saglayan tampon bir bolge olmasa, Azeriler onlari katledecekmis (!) Halbuki tarihi hakikat ortada. Karabag'da yasayan yuzde 30 Azeri nufusu 'etnik temizlik'e tabi tutanin Ermeniler oldugu gayet acik. O halde Ermenilerin degil Azerilerin guvenlik guvencesi istemesi daha yerinde olur. Karabag sorununun cozumu icin Ermenistan ve Daglik Karabag'a psiko-sosyolojik hazirlik yapilmali; tarihi gercekler objektif bicimde anlatilmalidir. Sorunun muelliflerinden biri olan Rusya, cozum icin faaliyet gosteren AGIT MINSK Grubu'nda esbaskan oldugunu da dikkate alarak tarafsiz konuma cekilmeli, Ermenistan'a verdigi 1 milyar dolar tutarindaki silahlari geri almali, ikili politika izlemekten vazgecmelidir. Moskova, Kafkas politikasini degistirmelidir.
Daglik Karabag'da istikrarin saglanmasini engelleyen faktorlerden biri de Amerikan Kongresi'nin aldigi haksiz kararlardir. Kongre'nin 1992'de kabul ettigi 907 nolu karar nedeniyle ABD, Azerbaycan'a, Ermenistan'i ablukaya aldigi gerekcesiyle insani yardim yapamazken, 1997'de Daglik Karabag'a 12,5 milyon dolar yardim yapilmasina iliskin karar kabul etmistir. Azerbaycan, Iran, Libya ile ayni kefeye konmustur. ABD'nin Ermenistan'a buyuk yardimlar yapmasi nasil izah olunur? Kongre'nin inatci tutumu, Iran'daki fundamentalizmden daha beter.
Kafkasya'da artik NATO'nun nefesi hissediliyor; Rusya'nin arka bahcesi olmaktan cikmistir. Azerbaycan'da imzalanan petrol anlasmalari, (25 yil icinde 211 milyar dolar gelir elde edilecektir.) Trans-Hazar guzergahlarinin desteklenmesi, Ipekyolu ve Avrasya koridoru projeleri, Gurcistan-Ukrayna-Azerbaycan-Moldovya arasinda kurulan GUAM birligi ve bolge ulkelerinde reformlarin hizla gerceklestirilmeye baslanmasi gosteriyor ki, 15 milyonluk Kafkasya, 100 bin Karabag Ermeni'sinin elinde rehin kalamaz.
Kafkasya, yekvucut bir organizmadir. Azerbaycan ve Gurcistan devlet baskanlarinca ortaya atilan 'Kafkas Evi' projesi bolgeye baris getirebilir; Ermenistan da Rus boyundurugundan kurtulmali, projeye katilmalidir. Ermenistan halki bugun insani yardimlarla yasayabilir. Ancak Ermeniler de bilmeli ki, Karabag sorununun barisci yolla cozumlenmesini isteyen, bir milyon gocmeni bulunan Azerbaycan halkinin daha fazla sabretmesi de mumkun degildir.
*Chicago Universitesi emekli ogretim uyesi


Kocaryan ve Karabag sorunu
Doc. Dr. Hakan KIRIMLI *
30 Mart 1998'de Ermenistan'da yapilan cumhurbaskanligi secimlerinden Robert Kocaryan galip cikti. Secimlerin ilk turunda oldugu gibi ikinci turunda da Kocaryan aleyhtarlarinin secimlere hile karistirildigi ve kaidelerin kabaca ihlal edildigi yonunde buyuk itirazlari oldu. Halen bagimsiz durumdaki pek cok diger eski Sovyet ulkesi gibi Ermenistan'da da bu tur iddialar hemen her secim icin yogun bir sekilde ortaya atilmaktadir. Bunlarin ciddi sekilde gercek payi ihtiva ettigi suphesizdir.
Soz konusu ulkelerde demokratik geleneklerin ve uygulamalarin henuz yerlesmemis olmasinin yaninda, Sovyet mirasiyla "agir elli" olmaya alismis iktidarlarin isi sansa birakmama temayulleri de buyuk rol oynamaktadir. Digerlerine nispeten demokratik siyasi hayatin bir nebze daha gelismis oldugu dusunulen Ermenistan'da da bu hususta durum cok farkli degildir.
Nitekim eski Cumhurbaskani Levon Ter-Petrosyan'in secildigi 1996 secimleri cok buyuk secim yolsuzluklarina konu olmustu. Bu bakimdan, bircok paramiliter grubun destegiyle ve bizzat iktidar (hem cumhurbaskanligi hem de basbakanlik) koltugunda oturarak secimlere giren Kocaryan'in da birtakim sandik oyununa basvurmus olmasi muhtemeldir.
KOCARYAN TEK ADAM
Ancak, secimleri takip eden milletlerarasi gozlemciler ve medya mensuplari tarafindan buyuk olcude bir secim yolsuzlugu haberinin gelmedigine de isaret etmek gerekir. Kaldi ki, Kocaryan secimleri oldukca rahat bir cogunlukla kazandi; yani, Kocaryan lehine birtakim secim oyunlari yapilmis olsa bile, bunlar neticede kritik bir degisiklige yol acmazdi.
Su halde artik cumhurbaskanligi koltugunda resmen oturan Robert Kocaryan, onumuzdeki donemde (olum ve darbe gibi olagandisi gelismeler olmazsa) bu ulkenin ic ve dis politikalarinin belirlenmesinde en onemli rolu bu milliyetci politikaci oynayacaktir. Dis dunya acisindan da birinci derecede onemli olan budur.
Esasen Ter-Petrosyan'in istifaya mecbur birakilarak Kocaryan'in onun yerine cumhurbaskanligi koltuguna vekaleten oturmasina yol acan gelismeler oncelikle taraflarin dis politika, daha dogrusu Daglik Karabag meselesine iliskin tutumlarindan dolayi ortaya cikmisti. Ter-Petrosyan, Minsk Grubu'nun Ermeni silahli guclerinin oncelikle Daglik Karabag haricindeki Azerbaycan topraklarindan cekilmesi, Daglik Karabag'a milletlerarasi baris gucu getirilmesi, Daglik Karabag'in genis bir muhtariyetle dahi olsa Azerbaycan sinirlari icinde birakilmasi ve her halukarda statusunun nihai tayininin sona birakilmasi gibi tekliflerini genel olarak kabul etmek zorunda kalmisti.
Ermenistan'in icinde bulundugu dis ve ic sartlarin icbar ettigi bu tutum, Ter-Petrosyan'in Daglik Karabag'i sattigi iddiasiyla kamuoyunun ve siyasi guclerin aleyhine dondurulmesine ve onun nihayet istifaya mecbur kalmasina yol acmisti.
Ter-Petrosyan'a yonelik o gunlerdeki kampanyanin basini ise milletlerarasi camia tarafindan taninmayan Daglik Karabag Ermeni Cumhuriyeti'nin eski Devlet Baskani ve Ermenistan Basbakani Kocaryan cekiyordu. Diger bir deyisle, Daglik Karabag'in Ermeni olarak kalmasindan taviz verilmemesi hususunda sampiyonlugu Kocaryan yapmakta ve onun siyasi portfoyundeki en temel argumanini ve kozunu teskil etmekteydi.
Siyasi hikmet-i vucudu Daglik Karabag'dan taviz verilmemesi olan bir sahsin Ermenistan Cumhurbaskanligi'na gelmesinin Daglik Karabag meselesinin cozumunu ne yonde etkileyebilecegi suali ilk bakista abes gibi gorunmektedir. Gercekten de, onun dogup buyudugu kendi memleketi olan Daglik Karabag'da taviz vermeyecegi inanci arkasindaki destegin de en onemli sebebidir. Bu bakimdan, Kocaryan'in Ter-Petrosyan'in biraktigi yerden ve ayni sekilde Minsk Grubu surecini devam ettirmesini beklemek mantiga uygun degildir.
Ancak unutmamak gerekir ki, Ter-Petrosyan da Daglik Karabag konusundaki tavizlerini vatanseverligi ve milliyetciligi Kocaryan'dan yahut Dasnaklardan daha az oldugu icin vermemisti. Ermenilerin silahla kazandigi bu topraklarin sulh yoluyla muhafazasinin mumkun olmadigini ve bu sekilde her gecen gunun bedelinin Ermenistan'a daha da pahaliya mal oldugunu idrak etmesi, Ter-Petrosyan'i bir olcude geri adim atmaya mecbur birakmisti. Gercek olan sudur ki, Ter-Petrosyan'i tavize icbar eden sartlar Kocaryan (Yahut onun yerinde kim olursa olsun) icin aynen bugun de varittir.
ZAMAN AZERBAYCAN'IN LEHINE
Kaldi ki, pek cok gozlemcinin gorusune gore zaman Azerbaycan lehine calismaktadir. Petrol boru hatlarinin ve yeni petrol kuyularinin devreye girmesiyle bolge capinda kayda deger bir maddi kudrete ve prestije erisecek olan Azerbaycan, askeri gucunu de simdikinden cok yuksege cikarabilecektir. Kaldi ki, o zaman Azerbaycan petrolunun cikarilmasi ve dagitilmasinda sirketleri ve sermayesi temelinde ciddi bir varligi olacak olan Amerika Birlesik Devletleri icin de Azerbaycan daha az vazgecilebilir bir mahiyet kazanacaktir.
Diger bir deyisle, ileride ister istemez kabul edilmesi gerekecek sartlar Ermenistan acisindan bugunkulerden cok daha agir olabilecektir. Bu realiteler uzak olmayan bir gelecekte Kocaryan'in siyasetinde degisikliklere yol acabilir. Nitekim, bolgeyi yakindan takip eden bircok yabanci gozlemci, milletlerarasi iliskilerde pek cok beklenmedik tavizlerin ve uzlasmalarin sanildiginin aksine en radikal bilinen taraflarin inisiyatifiyle gerceklesmis olduguna dikkat cekiyorlar.
Buna en tipik bir ornek olarak, gencliginde Irgun Yahudi terorist teskilatinin onde gelen mensubu olarak bilfiil kanli eylemlere karismis olan ve ilerlemis yaslarinda da kati Siyonist cizginin sampiyonlugunu yapan Israilli unlu politikaci Menahim Begin'in Enver Sedat ile baris surecini baslatmis olmasi gosteriliyor. (ilginc bir tesaduftur ki, Ter-Petrosyan ile resmi temaslar disinda gorusen ilk Turk siyasetci de Alparslan Turkes olmustu.)
Verilmesi zaruri olan diplomatik tavizlerin bu tur radikal cizgideki politikacilar tarafindan verilmesi, baskalarinin bunu yapmasi halinde onlari oncelikle vatan hainligiyle suclayacak olan kendi tabanlarinin tepkilerini de asgariye indirmektedir. Boyle bir rol Kocaryan icin de imkansiz olmayabilir.
KOCARYAN YENI MACERALARA GIRISEMEZ
Bununla birlikte, Kocaryan'dan hele kisa donemde Daglik Karabag konusunda herhangi bir taviz beklemek gercekci degildir. Hatta, kendisinin secimlerin guvenini pekistirmek icin nihai onemi fazla olmayan retorik mahiyette birtakim cikislarda bulunmasi da beklenmelidir. Bunun ise mevcut diplomatik ortami daha gerginlestirecegine suphe yoktur.
Ermenistan'in Kocaryan idaresinde yeni silahli maceralara girisebilecegi iddialari ise gercekci gelmiyor. Her sey bir yana, Ermeniler Azerbaycan aleyhinde alabileceklerini fazlasiyla zaten almis bulunuyorlar. Bundan fazlasi kesinlikle Ermenistan'in gucunun otesine tasmaktadir.
Aslinda, radikal platformu dunyaca bilinen ve bu bakimdan endise uyandiran Kocaryan; bilhassa ilk tur secimlerden sonra bu imaji hic degilse yumusatmak icin birtakim tesebbuslerde bulundu. Minsk Grubu surecini devam ettirecegini (elbette ki Ter-Petrosyan'in biraktigi sekilde degil) ve Azerbaycan ile baristan yana oldugunu defaatle vurguladi. Bu arada, Turkiye'ye de rahatlatici mesajlar yollamaya itina ederek, Turkiye ile Ermenistan'in iliskilerinin normallestirilmesi ve sinirlarin acilmasi istegini beyan etti.
*Bilkent Universitesi Uluslararasi Iliskiler Bolumu Ogretim Uyesi


Ermenistan yol ayriminda
Vefa GULUZADE*
Ermenistan'in yeni Cumhurbaskani Robert Kocaryan, sabik cumhurbaskani Levon Ter Petrosyan'in istifasindan sonra irkci, milliyetci Tasnak Partisi'nin yasagini kaldirmasi ve uyelerini hapisten serbest birakmasi sayesinde onlarin destegiyle hakimiyete geldi.
Aslinda Petrosyan da Karabag'in Ermenistan'la birlestirilmesi dalgasiyla iktidara yurumustu. Ermeni Milli Harekati, Karabag harekatindan dogmustu. Azerbaycan'in icinde bulundugu anarsik durumdan da yararlanan Petrosyon yonetimi Daglik Karabag'i ele gecirmekle kalmamis, Azerbaycan'in 7 kentini de isgal ederek, "Buyuk Ermenistan" hayaline gore Ermeniler acisindan buyuk bir basari kazanmisti. Oyleyse "milli kahraman" olmasi gereken Petrosyan, niye istifa etmek zorunda kaldi? Ermeniler niye 'gorkemli hizmetler' yapmis Petrosyan istifa ederken hic tepki gostermedi, "nankorluk" etti?
HER YOLU DENEDILER
Ermenistan tarafi bugune kadar her yola el atti. Askeri tecavuz, Rusya ile askeri ittifak kurulmasi, ABD, BM ve AGIT'e guclu lobileri vasitasiyla tesir edilmesi, dunya kamuoyunun yanlis yonlendirilmesi; hepsi denendi. Karabag sorununu, 'halklarin geleceklerini belirleme hakki' prensibi cercevesinde cozumlemek istediklerini iddia eden Ermeniler unutuyorlar; Karabag'da Azeriler de yasiyor. 'Karabag'i ele gecirmek icin cok kurban verdik.' soylemini surduren Ermeniler, kendilerini savunan Hiristiyan alemini ve himayedarlarini kotu duruma dusuruyorlar.
Gerek sorunun cozumunde faaliyet gosteren AGIT MINSK Grubu cercevesinde, gerekse iki ulkenin cumhurbaskanlarinin basdanismanlari arasinda surdurulen baris gorusmeleri dis ve ic nedenlerle zaman zaman kesildi. Ekim 1996'da ise sorunun Baku ile Hankendi arasinda dogrudan gorusmelerin baslamasiyla cozumlenebilecegi yonunde disarida tezgahlanan bir politika Ermeniler tarafindan izlenmeye baslandi. Rusya, bu politikayi Azerbaycan'a kabul ettirmeye calisti. Karabag'i kullanarak Ermenistan'da ic karisikligin cikmasi ve Petrosyan'i devirmesi, bu politikanin sonucudur.
Ermenistan'daki yeni yonetim realist olmali; biz birbirimizi iyi taniyoruz, kimse kimseyi aldatamaz. Eger sorun, Daglik Karabag Ermenileriyle bir araya gelmekse, MINSK Grubu toplantilarinda, Karabag'daki Azeri toplulugunun temsilcileri masaya oturur, konusur. Biz her seyi konusmaya haziriz. Cunku baris istiyoruz, sorunun barisci yolla cozumlenmesinden yanayiz. Sorun Azerbaycan-Ermenistan sorunudur. Baku, tabii ki kendi vatandaslari Karabag Ermenileriyle konusacaktir. Ancak once AGIT Lizbon zirvesinde belirlenen uc temel prensip kabul edilmeli, Karabag bagimzlik iddialarindan vazgecmelidir. Azerbaycan, Karabag'a en yuksek statuyu vermeye hazirdir.
AGIT PLANI ALTERNATIFSIZ
MINSK Grubu surecinin, Azerbaycan ve Ermenistan'i kalici baris anlasmasina goturecegine inaniyoruz. AGIT plani olarak sunulan iki asamali cozum paketinin uzun suren muzakere ve deneyimlerden sonra hazirlanmasi nedeniyle alternatifsiz olduguna eminiz. Eger yeni Erivan yonetimi, Baku-Hankendi aralarinda anlassin politikasini surdurerek, Karabag'i resmen tanitmak istiyorsa, bunun gerceklesmesi mumkun degil. Yeni yonetim bu hayallerle yasamasin. Rusya bile Karabag'i resmen tanimamistir, kimsenin tanimasi da beklenemez, gercekler boyledir. Ermenistan uzlasmazsa tecritte uzun sure yasayamayacak, bagimsizligini kaybedecektir. Sabik Cumhurbaskani Petrosyan'i da radikal cizgiden ilimli konuma getiren gerceklerdir, Kocaryan'in da er-gec ayni cizgiye gelmesi kacinilmazdir.
Ermeni halki, secimde kaybeden muhalefeti, yeni yonetimden sunlari bekliyor:
1- Karabag sorununun cozumlenmesi, savas durumundan cikilmasi.
2- Siyasi ve ekonomik ablukadan, izolasyondan ulkenin kurtarilmasi.
3- Ekonomik durgunluga son verilmesi, refah seviyesinin yukseltilmesi.
4- Rusvete ve devlet malinin talan edilmesine son verilmesi. (Ermenistan eski Sovyetler Birligi ulkeleri icinde rusvet ve talanda ilk sirada yer aliyor.)
Robert Kocaryan, Ermenistan'i bolgede ornek bir ulke haline getirecegini vaat ediyor. Zaman, Ermenistan'in aleyhine calisiyor. Isgalci, sivil prensiblerin disinda hareket eden, dunyaya meydan okuyan bir ulkenin ne derece ornek bir ulke olacagini zaman gosterecek. Ermenistan'in gelecegi Daglik Karabag sorununun kisa zamanda cozumlenmesine baglidir. Ermenistan ya modern Rus silahlariyla dunyaya meydan okuyan bir asker-polis devletine cevrilecek ve bolge icin buyuk tehlike olarak kalacak; yahut da, 21 yuzyilin esiginde Rusya imparatorlugunun eski buyuk arazisinde yeni bir duzen kurmak isteyen 'Ipek Yolu' ulkelerinin esit hukuklu partneri olmayi tercih edecektir.
*Azerbaycan dis politikasindan sorumlu Devlet Musaviri, Azerbaycan Cumhurbaskani Basdanismani.



Kocaryan baris icin bir firsattir
Michael P. CROISSANT*
30 Mart'ta yapilan ve uluslararasi gozlemciler tarafindan adil olarak degerlendirilen Ermenistan devlet baskanligi secimini Robert Kocaryan rakibi Komunist Parti eski lideri Karen Demirciyan'a karsi acik bir farkla kazandi.
Zaten Kocaryan'in onlenemez yukselisi, selefi Levon Ter-Petrosyan'in icerde buyuk bir hosnutsuzluk meydana getiren Karabag politikasindan dolayi 3 Subat'ta istifa etmesinden sonra kendisini iyice hissettirmisti. Hatta alti yil once Daglik Karabag'in basina gecerek izledigi sert politika ile bu yukselisine start vermisti.
Kocaryan, Mart 1997'de basbakanlik gorevine getirildikten sonra hizla koklesmis ekonomik sorunlarin uzerine buyuk bir kararlilikla gitti ve Daglik Karabag konusunda da Azerbaycan ile izledigi sert politikadan taviz vermedi.
HIC TAVIZ VERMEDI
Gectigimiz eylul ayinda Devlet Baskani Ter-Petrosyan'in, Ermeni tarafinin taviz vermesini ongoren AGIT planini kabul ettigini aciklamasi uzerine, bu konudaki tavizsiz goruntusunu hic cekinmeden yeniden sergiledi.
Bu yil basinda devlet baskani ile dustugu gorus ayriligi o kadar derinlesti ki, Kocaryan basbakanlik gorevinden istifa tehditinde bile bulundu. Subat ayi basinda Kocaryan'in gittikce muhalefetini sertlestirmesi ve pek cok hukumet uyesinin de destegini saglamasi uzerine Ter-Petrosyan ve hukumet icindeki pek cok destekcisi istifa etmek zorunda kaldi.
Ter-Petrosyan'in istifasi uzerine Kocaryan derhal gecici olarak devlet baskanligi gorevini uzerine aldi ve 16 Mart'ta secimlere gidilecegini acikladi. Yolsuzluk iddialari arasinda yapilan ilk tur secimlerde Kocaryan, Demirciyan ile birlikte ikinci tura kaldi ve bu turu da Demirciyan'in acik farkla onunde bitirerek, cumhurbaskanligi gorevine uzandi.
Kocaryan'in hizli yukselisi Bati medyasinda surekli olarak olumsuz bir sekilde yantisitildi. New York Times, Washington Post ve diger buyuk gazetelerde olay, liberal Ter-Petrosyan'in asiri milliyetciler tarafindan darbe ile indirilmesi olarak yansitildi.
Fakat bu darbe iddialari bir tarafa atilacak olursa, hukumet degisikligi Trans-Kafkasya'nin bu kucuk ulkesinde demokrasinin gittikce kok saldigini acikca gostermektedir.
Ter-Petrosyan, halk nazarinda itibarini yitirdigini gorunce gonullu olarak koltugu birakti ve her ne kadar bazi sahtekarliklar olsa da Bati'nin onayladigi bir secim yapildi ve demokrasiye bagli kalindi.
Buna ragmen, Batili pek cok analizci asiri milliyetci Kocaryan'la AGIT baris surecinin bittigini iddia ediyorlar.
Daglik Karabag konusunda Kocaryan'in, selefi Ter-Petrosyan'dan daha az uzlasmaci oldugunu soylemek dogrudur, fakat Transkafkasya'da baris umutlarinin oldugunu ileri surmek icin vakit daha cok erken.
AGIT TARAFSIZ OLMALI
Kocaryan hukumetinin AGIT'in teklifini kaale almadigi da dogrudur, fakat, AGIT de tum muzakere surecini sadece Karabag uzerine kurmaktadir. Dolayisiyla sorunu cozmek icin atanacak bir arabulucunun oncelikle, 18 aydir kordugum halini alan bu baris surecini cozebilecek kapasitede olmasi ve her iki tarafca da kabul gormesi gerekir.
1992-94 yillari arasinda, Ermeniler'in toprak kazanmalariyla sonuclanan savas, Kocaryan'i halk nazarinda buyuk bir kahraman haline getirmis, bu ozelligiyle de Ermeniler'e baris anlasmasini satabilecek tek kisi haline gelmistir. Bu zaviyeden bakildiginda onun secilmesi baris icin bir firsattir, barisin olmesi degildir.
Su da unutulmamalidir ki, Kocaryan'in iktidara gelmesi jeopolitik bir vakum sonucu olmamistir. Ayrica Azeri-Ermeni barisini saglayacak cok buyuk etkenler vardir; Haydar Aliyev rejiminin gelecegi, Azeri petrolunun pazarlanacagi boru hatlarinin rotasi, Rusya'nin Trans-Kafkasya ulkeleriyle iliskileri ve Turkiye ile ABD'nin bolge ile iliskileri vs...
Kocaryan rejiminin ortaya cikmasi, Transkafkasya'ya hizla sekil veren cok daha buyuk bir jeopolitik bilmecenin sadece kucuk bir parcasidir.
* Indiana Universitesi Orta Asya Arastirmalari Bolumu Ogretim Uyesi



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.