12 Nisan 1998, Pazar
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler



'Visne Bahcesi' ile veda...
HUSEYIN SORGUN
Tiyatroya yillarini vermis bir kusagin mensuplari, birer birer emekliliklerine hazirlaniyorlar. 'Sanatcinin emeklisi mi olurmus' tepkisine ragmen, bu buruk sevinci yasayanlardan bir tanesi de Ismet Ay. Ankara Devlet Konservatuvari'nda aldigi tiyatro egitimi ile birlikte Ankara sahnelerinde on yilini geciren, oradan Istanbul Sehir Tiyatrosu'na gecen Ismet Ay, onumuzdeki sezon Istanbul Sehir Tiyatrosu'nun sahneleyecegi, Cehov'un 'Visne Bahcesi' isimli oyunu ile jubilesine hazirlaniyor.
ZENNE OYNADI
Istanbul'da isleri oldugu zamanlar, genelde Haldun Dormen'in evinde kalan sanatcinin, Dormen ile uzun yillari icine alan bir dostluklari var. Yillar once, Haldun Dormen'in bulusu uzerine, televizyonda 'Koca Karilar'da Erol Gunaydin ile birlikte ilk defa zennelige soyunur. Ayni gelenegi, tv dizisi 'Tatli Kaciklar'da yine Erol Gunaydin ile birlikte 'Durdane Hanim' olarak gunumuze tasiyan Ismet Ay'in vaktinin buyuk bir kismi da Sile'deki yazlik evinde geciyor. Sile'de pansiyon turizmini de kendisinin baslattigini soyleyen sanatci, ayni zamanda bircok sanatcinin Sile'ye yerlesmesine de onayak olmus. Belki butun bunlardan belki de ismi Sile'yle ozdeslesmis oldugundan olacak, Sile'de kendi adina bir tiyatronun yapimina da baslanmis.
Ismet Ay'in tiyatroya baslangic seruveni ise oldukca ilginc. Ailesinden habersiz, Ankara Devlet Konservatuvari sinavlarina girer. Sinav sonuclari, babasinin da evde oldugu bir aksam, radyodan aciklanir. Ve babasinin tepkisi oldukca sert olur. Bu tepkiyi soyle anlatiyor Ismet Ay: 'Bu haber uzerine ben odadan disari firladim. Babam, esyalari toplayin, Sile'ye donuyoruz. Artik burada daha fazla kalamayiz.'dedi. (O siralar Uskudar'da oturmaktadirlar) Ailem benden nefret etti. Babam, benimle uzun yillar konusmadi. Ne zaman ki, radyo temsilleri basladi. Ankara Radyosu'nda temsillere gidiyorduk, babam sesimi duyunca biraz affeder gibi oldu.'
HEM ROMEO HEM JULIETTE
Ismet Ay, Galatasaray Lisesi'ndeyken girdigi konservatuvar sinavinda, Romeo ve Juliette'i nasil oynadigini ise su sekilde anlatiyor: 'Sinava kendi kendime hazirlandim. Daha onceden soyledikleri icin, 'Romeo ve Juliette'i hazirladim.'Sahneye cik, oyna' dediler. Romeo'yu oynadim. Sonra karsiya gecip Juliette'i oynamaya basladim. Bir kahkaha koptu asagidan. Meger onlar sadece Romeo'yu oyna demisler. Ben de ikisini birden oynamisim. Beni tekrar cagirdilar. Bu kez de 'Venedik Taciri'ni hazirladim. Neticede begendiler ve Ankara gunlerim basladi. On yil kadar Ankara'da bulundum.'
Ismet Ay ve kusaginin tiyatro icin kullandigi bir tabir vardir: 'Iki kalas bir heves'. Onlar oyle gormusler tiyatroyu. Bir kazanc kapisi olarak dusunmemisler, cok zor sartlara ragmen. Ismet Ay da 'Tiyatroyu gorunce cildirdim tabii. Konservatuvara girmeye karar verdim.' diyor.
Acikyureklilikle ifade ediyor, geleneksel Turk tiyatrosunu bilmedigini ve ekliyor: 'Geleneksel Turk tiyatrosunu hic bilmiyorum. Bize, konservatuvarda gecmisteki Turk tiyatrosunu ogretmediler. Ama, Dumbullu'den, Nasit Efendi'den cocuklugumuzda ortaoyunu seyrettigimiz oldu konservatuvarda geleneksel Turk tiyatrosu dersleri hala da yoktur.'
MUHSIN ERTUGRUL'UN ASISTANLIGI
Istanbul Sehir Tiyatrosu'na geldigi ilk gunlerde, Muhsin Ertugrul'un asistanligini da yapmis Ismet Ay. Muhsin Bey'in ilk zamanlar kendisine fazla onem vermedigini, ne zaman ki 'Bozuk Duzen' isimli oyunda oynadiktan sonra kendisini fark ettigini soyluyor. Bu arada Vasfi Riza Zobu doneminde Istanbul Sehir Tiyatrosu'ndan ayrilisini da su sekilde acikliyor: 'Vasfi Riza Zobu donemi benim icin cok abuk sabuk bir donemdi. Tiyatroda yonetim olarak cok alaturka bulmustum.'
Ismet Ay, hayata veda edecegi yerin tiyatro sahnesi olmasini istiyor. Buyuk bir arzu olarak su kelimeler dokuluyor agzindan : 'Insaallah perde ustume kapanir.'


Kadin robocoplar
Yaptiklari zor gorevleri ile degil, makyajlari ve bakimliliklari ile medyada boy gosteren kadin robocoplar, bu sekilde lanse edilmekten sikayetciler. "Erkek robocoplardan hicbir farkimiz yok" diyen kadin robocoplar; "Bakimli olmamiz sanki suc gibi on plana cikariliyor. Biz de kadiniz, bakimli olmamizdan daha dogal ne olabilir ki !" diyorlar.
HAMIYET YILDIRIM
Son alti aydir toplumsal olaylarda erkeklerin yaninda kadin robocoplar da boy gosteriyor. Fakat her nedense medyada onlarin varliklari polislikleri ile degil, guzellikleri ve makyajlari ile anlatildi, yazildi cizildi. Emniyet teskilatinin en tehlikeli ve en agir isleri ustlenen robocoplar "Erkeklerden hicbir farkimiz yok, onlar gostericilere nasil davraniyorsa biz de ayni davraniyoruz". diyorlar. Ve butun bunlara ragmen yaptiklari islerinin gorulmemesi kadin robocoplari kizdiriyor. "Sanki bizim bakimli olmamiz sucmus gibi lanse ediliyor. Biz de kadiniz" diyor robocoplar.
KADIN EYLEMCILER ARTINCA
Alti aydir eylemlerde kadin robocop kullanilmasinin bilincli bir tercih olup olmadigini soruyoruz Cevik Kuvvetten Sorumlu Emniyet Mudur Yardimcisi Orhan Savas'a; "Evet" diyor Savas ve bunu soyle acikliyor: "Eskiden toplumsal olaylarda cogunlukla erkek olurdu, bu yuzden kadin polise ihtiyac duyulmazdi. Simdi ise eylemlerde kadin ve cocuklar da goruluyor. Toplumun deger yargilari icabi erkek polisin kadin gostericilere yaklasmasi dogru karsilanmiyor. Biz de eylemlerde kadinlarin artmasina paralel olarak kadin robocoplari devreye soktuk.
HALK BIZI KARDESI GIBI GORSUN
Her ne kadar kadin robocoplar "Erkeklerle ayni isi yapiyoruz, bir farkimiz yok" deseler de; olaylarda toplum psikolojisini etkiledikleri kesin. Kadin robocoplarin soylediklerine gore; cogu zaman onlarin hakim oldugu bir ortamda yumusak ve olumlu bir hava esiyor. Simdiye kadar medyada polis insanlari coplayan kotu muamele yapan kisiler olarak gosterildi ve halkin gozunde boyle bir imaj cizildi. Biz polisin bu imajini degistirmek istiyoruz. Halk bizi kardesi, annesi gibi gorsun istiyoruz." diyor kadin robocoplar.
ERKEKLERDEN FARKIMIZ YOK
Toplumsal olaylarda ilk mudahaleyi yapmak, catismalarda en onde yer alarak toplulugun dagilmasini saglamak erkek robocoplar gibi kadin robocoplarin da gorevi. Cevik Kuvvetteki kadin polislerin amiri Baskomiser Nevlan Kulak, "Eger biz isimizde hislerimizle hareket eder, objektifligi bir tarafa birakir, subjektif davranirsak bizim polis olmamizin ne anlami kalacak, olaylari kim yatistiracak?" diye soruyor. Bazen olaylar sirasinda is kazasina da ugramiyor degil kadin robocoplar, en cok elleri ve kollari zarar goruyor. Erkekler tarafindan yapilan kufurler de cabasi... En son Nevlan Kulak bir is kazasina ugramis. Beyazit'taki bir cuma gosterisi sirasinda bali koklayan, akli dengesi bozuk bir cocuk, tiner icerken uzerine dokmus. Ardindan da yaktigi sigaranin atesi ile tiner alev alinca cocuk yanmaya baslamis. Cocugu atesler icinde kurtarmaya calisan Kulak, cocugu, yanarak olmekten kurtarmis. Bu kurtarma sirasinda da kendi elleri yanmis.
Kadin robocoplar olaylar olmadigi zaman, surekli egitim halindeler. Silah kullanma, kelepce takma, karsisindakine ve kendine zarar vermeden ust arama ve savunma teknikleri... Bunun yaninda halkla iliskiler ve toplum psikolojisi alaninda egitim aliyorlar.
Cok agir calisma sartlari var robocoplarin. Sabah sekizden aksam altiya kadar calismak zorundalar. Uzerlerinde kaski, coplari, gaz maskeleri ile on kiloya yakin bir kiyafet tasiyorlar. Butun bu zor sartlara ragmen kadin robocoplar islerini cok seviyor ve bu sevgiyi insani sevmek olarak acikliyorlar: "Insanlari sevmeseydik polis olmazdik." diyorlar.


Kucuk olduguna bakmayin
ARZU KOSEMEHMETOGLU
Yuz graminda 639 kcal enerji bulunan findigin uretiminde dunyada oncu olmamiza ragmen, ne yazik ki yeterince tuketmiyoruz. Bu yuzden ulkemizde findik tuketimini artirmak amaciyla, findikli ekmek, yemeklerde kullanilabilecek findik sosu, sekersiz findik ezmesi gibi kolay hazirlanip tuketilebilen urunler gunluk beslenmemizde daha sik yer alacak.
HER DERDE DEVA BIR BESIN
TUBITAK Marmara Arastirma Merkezi ve Gida Teknolojisi Bolumu Prof. Dr. Mehmet Pala yonetiminde 12 degisik findik cesidi uzerinde yapilan bilimsel incelemeler sonucu findigin her derde deva bir besin oldugu bir kez daha ortaya konuldu. Arastirma sonuclarina gore, findigin ozellikleri ve faydalari soyle siralaniyor:
Findigin beste dordunu oleik asit olusturuyor. Oleik asit kanda kolesterolun yukselmesini onluyor. Bu yuzden kalp ve damar hastaliklarina karsi koruyucu bir etki yapiyor.
Gunde en az bir kez findik yiyen bir kisinin enfarktusten olme riski, hic yemeyene gore yari yariya azaliyor.
Findik vitamin icerigi bakimindan da oldukca zengin bir besin. Findikta vucutta karbonhidrat, protein ve yag metabolizmasini duzenleyici B grubu vitaminleri, kalp ve kaslarin sagligi ve ureme sisteminin normal calismasi icin gerekli E vitamini, kan yapimi ve ruhsal saglik acisindan gerekli olan B2 ve B6 vitaminleri bulunuyor.
Findik alyuvarlarin parcalanmasini onleyerek, ulkemizde yaygin olan kansizliga karsi koruyucu bir etki sagliyor.
Mineral acisindan da zengin bir besin oldugu icin findik, kemik ve disler icin gerekli olan kalsiyum, kan yapiminda gorev alan demir, buyume ve cinsiyet hormonlarinin gelismesinde rol oynayan cinkoyu da icinde bulunduran bir besin.


Ihtiyacimiz var cocuk kalbine
Bir tebesire ihtiyacimiz var; tahtadan yere dusmus yarim bir tebesire...
Belki yazacaklarimiz anlasilabilir.
Bir silgiye ihtiyacimiz var; tozlariyla ellerimizi beyazlatan...
Belki bencilliklerimiz silinebilir.
Ihtiyacimiz var; sekerleri avuclamaya, ustumuzu kirletmeye.
Oyuna dalmaya, unutmak icin.
Parmaklarla barisip, parmaklarla kusmeye.
Elimizden tutulmaya karsidan karsiya gecerken.
Ihtiyacimiz var attaya gitmeye.
Bir sey beklememeye severken.
Sarilmaya boyunlara, firlatilmaya havaya.
Dudaklarimizi buzmeye, ucunca balon.
Ihtiyacimiz var.
Dislerimizi saklamamaya gulerken.
Kirmizi bisikletlere, yesil atlara.
Basit sorulara ihtiyacimiz var.
Masum cevaplara.
Bir tebesire ihtiyacimiz var; aglamak icin.
Cocuk kalbine... (kitaptan)
"Dunyanin en yararli cocuk kitabi olarak gosterilmis Edmonde De Amicis'in "Cocuk Kalbi" isimli kitabi. Amicis ilkokuldaki oglunun tuttugu gunlukten yola cikarak yazmis "Cocuk Kalbi"ni ve hemen hemen dunyanin butun dillerine cevrilmis.
Cocuk kalbinin ne kadar derin ve ne kadar sonsuz oldugunu gosteren bir kitap "Cocuk Kalbi". Iyi, guzel insan olmanin ilk tohumlarini atiyor ve sevginin kaynagini gosteriyor cocuklara cocuk diliyle. Bu yuzden sikmiyor biz buyukleri ve okuyan cocuklari kitap. Bir ogutler manzumesi degil, yasanmis bir cocuklugun hikayesi anlatilanlar. Hayatin icinden ve kucaklayici. Sadece bir cocugun ic dunyasi degil anlatilanlar, onun toplumla, arkadaslariyla olan iliskileri de gosteriliyor. Ic ve dis dunyanin uyumunu ve yapici bir kisiligi asilamaya calisiyor kucuk insanlara. Evrensel argumanlar kullaniyor; sevgi, saygi, iyi huy gibi... Bu yuzden buyuklere egitimle ilgili pek cok ipucu veriyor Cocuk Kalbi. Egitimcilerin "Bu kitabi okumayan cocuk mutsuzdur." sozlerini hak ediyor Cocuk Kalbi.



Soci Karadeniz'in oteki yuzu
GUNTAY SIMSEK
Soci cidden cok guzel bir sehir. Havasi cok tatli ve temiz. Adeta insani carpiyor. Diger yandan Rusya'nin en onemli sayfiye yeri. Onemli sirketlerin dinlenme tesisleri de bu sehirde yogunlasmis. Karadeniz'in kiyisinda, Kafkaslar'in eteginde yer almasi denizle dag havasinin ortak teneffusune cok guzel bir ortam hazirliyor.
Rusya'ya gitmek uzere valizimi hazirladigimda bizi en cok sevindiren gezi programi icinde Soci'nin yer almasiydi. Hatta programda yer alan Stavropol'u da yanlislikla Sivastopol olarak okudugumuz halde bile, Soci'ye olan merakimizin onune gecememisti. Sonradan daha dikkatli bakinca Sivastopol'un Ukrayna'da, Stavropol'un ise Rusya'da oldugunu dolayisiyla, bu tarihi sehre gitme sansimizin olmadigini kesfetmekte gecikmedik.
Boylece ilgimiz bu defa tamamen Karadeniz'in oteki yuzune odaklandi. Daha da onemlisi havayoluyla baslayan yolculugumuzun Karadeniz bolumu karayoluyla devam etti. Ve biz Soci'nin batisinda yer alan Tuapse'den 3 saatlik bir kara yolculugu neticesinde Soci'ye ulastik. Karadeniz karsi kiyisinda kivrim kivrim dolanarak yol alirken oldukca ilginc bitki ortusuyle karsilastik. Bahar, agaclari kis uykusundan uyandirmis, dallar cicege durmustu. Anadolu'da boyle bir uyanis vardi; ama beton yiginlarinin arasindan tabiatin kucagina dusen bizlere her sey yeni ve farkli geliyordu.
DOGAL ORTAM FAZLA BOZULMAMIS
Diger yandan dogal ortam bizdekine gore daha az bozulmus. Toprak ana fazla kirletilmemis ama Karadeniz'in Rusya'nin sanayi atigi haline geldiginin ise alti cizilebilir. Tuapse'den Soci'ye giderken sote bir yerde buyuk geminin kiyiya cekilerek kaderiyle bas basa birakildigina sahit olduk. Hatta koskoca gemi oyle ustaca saklanmis ki otobusle gecerken ikinci kez gorme sansiniz yok. Fotograf cekme imkani ise hic yok. Geminin yari bedeni Karadeniz'de diger yarisi ise disarda. Paslar arasinda. Yok olup gitmeyi bekliyor.
Yine Tuapse'den Soci'ye dogru yol alirken, kucuk kucuk kasabalardan koylerden gecerken altyapi sorunu olmamasi, bir de saglikli yerlesim duzeninin olmasi insani sasirtiyor.
Dere kenarinda bir ilkokul. Basketbol, futbol sahalariyla birlikte, bir de genis yesil alani var. Cocuklar oldukca rahat ve tabii bir ortamdalar. Ancak, binalarda ve civarda bakimsizlik her haliyle kendini gosteriyor. SSCB'nin dagilmasinin akabinde her seyin sekteye ugramasi bu ortami hazirlamis. Fakat planli yerlesim duzeninin olmasi daha cabuk surede toparlanmalarini saglayacak gibi gorunuyor.
Derken, Karadeniz'in kiyisinda Soci bizlere goz kirpmaya basliyor. Soforumuzun otobusu iyi kullanamamasi, yollarin da keskin virajli olmasi bazi arkadaslarimizi bu guzelliklerden maalesef alikoyuyor. Sehir uzaktan daha modern ve daha albenili gorunuyor. Ilginc mimarili binalar goz kamastiriyor. Betona teslim edilmemesi ise sehrin gercekten yasanacak bir yer oldugunun ipuclarini veriyor. Yollar genis. Trafik yogunlugu yok. Her binanin onunde ve civarinda mutlaka genis bir yesil alan var. Kuslar sehre inmis. Ya da hic terk etmemisler. Bahceler civil civil. Insanlar topyekun temizlige cikmislar. Kimisi agac buduyor, bazisi toprak kariyor. Bazisi da yeni cikmis cimenleri tarar gibi supuruyordu.
Rehberimiz de cok gecmeden bu duruma aciklik getirdi: 'Bahar geldiginde herkes bu temizlige katilir. Kimse kariyer farki gozetmez. Universitede profesorle ogrenciler beraber yaparlar bu temizligi.' Ilginc. Bir o kadar da guzel bir davranis.
SSCB'nin dagilmasinin akabinde Soci ismini duyar olduk. Bavul turizmi adi altinda Rize'den Turkiye giris yapan daha sonra da tum Anadolu'ya yayilan Socili Rus vatandaslarinin yogun gidis gelisleri bir donem hava trafiginin artmasina da vesile olmustu. Bizim de ilk Soci ismini duymamiz havalimaninda boylece gerceklesmisti. Simdi ise Socililerin Soci'sindeyiz. Onumuzde Lazurnaya Oteli. Daha ileride ise Turk muteahhitlerinin yaptiklari.
Soci'nin Rusya Federasyonu'nun Karadeniz sahilinde yer alan onemli bir sehri olmasinin getirdigi avantajlar sebebiyle erken taninmasina vesile oldugunu dusunuyorduk ki, bu gorusumuzun yanlis oldugunu yaptigimiz geziyle teyit ettik.
Gercek su; Soci cidden cok guzel bir sehir. Havasi cok tatli ve temiz. Adeta insani carpiyor. Diger yandan Rusya'nin en onemli sayfiye yeri. Onemli sirketlerin dinlenme tesisleri de bu sehirde yogunlasmis. Karadeniz'in kiyisinda, Kafkaslar'in eteginde yer almasi denizle dag havasinin ortak teneffusune cok guzel bir ortam hazirliyor. Ayrica ikliminin sagliga faydali oldugu da uzmanlar tarafindan onaylanmis durumda. Bu amacla kurulmus tedavi merkezleri bile var.
Sehirde ne trafik yogunlugu ne de nufus kalabalikligi var. Istanbul'dan giden birisi icin terkedilmis havasinda. Merakimizi cezbeden bir baska husus da, insanlarin giyimlerinin tek duzey olmasi. Bakimsiz halli, eski elbiseli kimseyi sokakta gormek zor. Gencler arasinda sisman bedenli birine rastlamak da guc. Hatta dilencilik yapanlarin bile giyimi, kusami yerinde hatta bazilari makyajli...
Soci gercekten sasirtici.
90'li yillarin basinda ise Soci kentinden bile habersizdik. 'Nerede?' diye soranlara cevabimiz bile yoktu. Ama simdi oyle degil. Gorunen o ki gelecekte Soci kendinden daha fazla bahsettirecek.
Simdilik uzaktan gorunen Soci daha guzel. Icine girdiginizde enteresan mimarideki binalarin bakimsizligi su an icin rahatsiz edici. Havadan ise Soci, masal sehri gorunumunde. Daha gizemli gorunuyor. Ucaktan son bir kez baktigimizda ise, 'Hey hey Soci...' demekten kendimizi geri alamadik.


Pazar Sohbeti
M.Mehmet GUNDEM
OLUM BIR CEMAAT OLGUSUDUR
Olum bir cemaat olgusudur. Onu kendi basimiza ogrenme imkanimiz yok. Sadece ve sadece baskalarina bakarak ogrenebilecegimiz sirli bir alem. Hayati anlamli kilmak ve bir butunluk icerisinde yasamak icin her alani butunluge donusturmek zorundayiz. Cunku, noktayi ne zaman koyacagimizin, hayatimizin siirini, hikayesini, oykusunu ne zaman, nerede ve hangi kosullarda bitirecegimizin bilgisi bize verilmis degil. Iyi yasayip, noktayi iyi koymak zorundayiz.
Bu sayfada, ekonomiden siyasete, felsefeden, sanattan sosyal problemlere, hayallerimize ve husranlarimiza dair pek cok konuya deginip gectik. Siir ve oykulerimizi konustuk. Bu hafta biraz daha farkli bir aleme uzanip 'mezar taslari'nin sesini tasimak istedin sizlere.
Edirnekapi Sehitligi'ne bilmem ki, hic yolunuz dustu mu? Girisin hemen sag kolunda, adeta Cumhuriyet'in kuruldugu yillarin fakr-u zaruretini sembolize eder sekilde, yatay duran ve ancak dordu bir araya geldiginde bir metrekare alan olusturan sehit kabirleri yer aliyor. Mechuliyetleri hallerinden okunan bu kahramanlarin kim oldugunu soyleyemiyor, 'sehitler' deyip geciyorsunuz. Huzun daha orada kapliyor sizi. Biraz ileriden saga dogru kivrilirken solunuzda tanidik bir sima Mehmet Akif ve yaninda Suleyman Nazif heybetle duruyorlar. Belli ki soyleyecek daha cok seyleri var bize. Onlerinden saygiyla gecip girdigimiz uzun yolun sonunda, son donem sehit dusen askerlerin biraz daha bakimli kabirlerine variyoruz. Son sehidin topragi nemli, henuz etrafi cevrilmemis. Belli ki birkac gun olmus bedenini topraga vereli.
Askere gidip de bir daha geri donmeyen babasinin mezarinin basinda kucuk bir kiz cocugu, topragi duzeltiyor, taslari ayikliyor ve minicik elleriyle cicek dikiyor. Bir baskasi, kucuklugune ragmen bilgece bakislariyla henuz 21 yasinda sehit dusen babasini daldigi yerde ariyor.
Bayramin ilk gunu ziyaret edilen sehit kabirlerine birakilan, leylaklar, zambaklar, guller, karanfiller dorduncu gunu solmus, boyunlari bukulmus halleriyle olumun hakikatini tekrar tekrar haykirisa durmuslar.
Olum adeta dile geliyor ve "Hazirlikli olun, kucuk seylerin hesabinda bogulmayin. Baki ve fani olanin ayirimini yapin. Firsatlari tuketmeyin. Pismanlik duymayacaginiz bir hayatin sahibi olun. Arkanizda guzel eserler birakin. Olumu, olumunuzu, olulerinizi unutmayin..." hatirlatmasini yapiyor.
Yas ortalamasi 21 olan bu yigitlerin mezar tasi yazilarini konu edinirken, rutbelerini yazmadim, cunku olum hiyerarsi tanimiyor.
Bizlerden hatirlanmak ve ruhlarina birer Fatiha bekleyen sehitlerin basuclarindaki levhalari aktarirken; her bir insanin kendisiyle, vicdaniyla, eylemleriyle, gecmis ve gelecegiyle yogun bir sohbete girmesini diledim.
"Bizler vurulunca degil, unutulunca oluruz." diyen sehitlerimize kulak vermez misiniz!
'BIZ UNUTULUNCA OLURUZ'
Yas ortalamasi 21 olan bu yigitlerin mezar tasi yazilarini konu edinirken, rutbelerini yazmadim, cunku olum hiyerarsi tanimiyor.
Bizlerden hatirlanmak ve ruhlarina birer Fatiha bekleyen sehitlerin basuclarindaki levhalari aktarirken; her bir insanin kendisiyle, vicdaniyla, eylemleriyle, gecmis ve gelecegiyle yogun bir sohbete girmesini diledim.
"Bizler vurulunca degil, unutulunca oluruz." diyen sehitlerimize kulak vermez misiniz!
Ibrahim Koparir (1991) Biz vurulunca degil, unutulunca oluruz.
Ersin Pekcetin (1996) Baktiginiz yerde beni goremezsiniz. Ben gozlerinizin daldigi yerdeyim.
Yalcin Piyade (1997) Dogdugunda sen aglamistin, herkes bayram etmisti. Oyle bir hayatin olsun ki oldugunde herkes aglasin sen bayram et.
Turan Topal (1994) Gun gelir bayram olunca, kalpler sevgiyle dolunca, herkes evladiyla olursa, ellere bakip da aglama anam.
Tarik Aslanbas (1994) Dur yolcu, bir zamanlar ben de senin gibiydim, sen de benim gibi olacaksin, bana okuyacagin Fatiha'yi bu toprakta bulacaksin.
Murat Sancar (1991) Ey fani levhiyatin lezzetine dalanlar. Bir gun olum eglenceyi silip atar. Sabah nicelerini lezzet icinde gorduk, aksam ailesinden yetim garip bulduk.
Ertac Daglar (1997) Karagozlerinde mahmurca gulus, gayri uyanilmaz uykuda misin? Kanin cemre gibi topraga dusmus, sehadet yolunun ufkunda misin?
Oguz Unal (1997) Nisanlima soyleyin mektup yazmasin, dugunum var diye ceyiz duzmesin, bayramlarda gozu yasli gezmesin, vatan icin oldum kimse uzulmesin.
Metin Uzun (1986 'da sehit dusmus) Seyirttim yoruldum, ahiri durdum. Su yalan dunyada ne gordum, ne gun gordum. Iste mekanim burasi yurdum kara toprak.
Yavuz Goksel (1990) 'Bayraklari bayrak yapan ustundeki kandir, Toprak, eger ugrunda olen varsa vatandir.' 1989'da sehit dusen bir baska askerimizin kendi dilinden...
23 Mayis 1989 sehitlik taci taktigim gundur. O tac ki Hakk'in bizlere lutfudur. Vatan benimdir diyenlerin onurudur. Sizlerle naasim arz'a oldu muhur, simdi vatan sizlere emanettir. Sehit olmaya hazir sancakli komandolar.
Alptekin Kudret Cebeci (1987) Ilk gozagrim cigerparem tegmenim. 1963 Ekim'inin dordunde dogdun. Adini Alptekin Kudret koydum. Kalbimize kutsal evlat sevgisi koydun. Tertemiz tomurcuktun, acmadan soldun. Gozbebegim, sen icimizde hic solmayacak hep yasayacaksin. Allah'in rahmeti, merhameti hep seninle olsun.
Sehit Serif Arici (1981) Ruzgar esmeye basladi soguk ve serin. Beklenmeyen tehlike belirmisti birden, bir sizi koptu yureginde ustegmenin. Ilahi emir cagirmisti onu geldigi yerden.
Sevki Tugsavul (1952) Vefakarligi, vefasizlardan ogren. Inanma hic kimseye Allah'a guven.
Mahmut Sayat (1990) Gozyaslarimin icinde bogulan ne yazar bu gece. Gokyuzune baksam o yildizlarin parlakligini hissetsem ne olur. Hic fark etmez bu gece tum isiklardan yoksun kalsam. Hem artik sen yoksun neye yarar umutlarim. Aydinlik bile dusunemiyorum su an. Hissettigim tek sey var; o da yalnizligim. Annen, baban, kardeslerin.
Dursun Nural (1989) "Mu'minler kendilerine bir musibet geldigi zaman, biz dunyada, Allah'a teslim olmus kullariz. Ahirette de ancak O'na donecegiz derler."
Bakara 156
Cahit Buyukbayraktar (1989) "Allah yolunda olenler icin, oluler demeyiniz. Bilakis onlar diridirler, fakat siz anlayamazsiniz."
Bakara 154 Selahattin Yalcin (1991) Ister yare vuslat, ister dost nazari, ey er gonlunden cikar dunya diyen pazari.
Hudai Tanir (1992) Dertli Asik Bakmayin gozumun yasina, bulbuller konmus mezar tasima. Askerde bir hal gelirse basima, dertli asik yazin mezar tasima diyor.
M. Ali Kalkandelen (1992) Bir gun bu dunyaya edince veda, esimden istemem gozyasi susun. Aglayip sizlanmak yerine dostlar, herkes bildigince Kur'an okusun. Binlerce top ve tufek yapamaz asla gozyasinin seher vakti yaptigini, dusman kaciran sunguleri cok defa toz gibi yapar bir mu'min'in duasi.
Dogan Ayaz (1993) Dunyaya veda ettik, atildik doludizgin. En son kosumuzdur bu asirlarca bilinsin. Bir bir asilirken goge son defa yaristik. Allah'a giden yolda Meleklerle karistik.
Sadik Celik (1994) Elveda ey insanlar ve ey fani dunya. Hasret denizinde bogulan Istanbullu cilgin denizci. Guleryuzlu tatli cocugun sizlerden istedigi bir fatiha. O simdi sehit.
Sehit Murat Yildiz (1994) Bakarken bu soguk mermere, sanmayin gomuldum bu yere, bir kez sehit olmak deger bin yil yasamaya.
Lutfi Agcakisla (1994) Neler gorduk neler, bugune kadar. Daha gidilecek yerlerimiz var, bizi buralarda unutamazlar kalacak bir mars soyler gideriz.
Murat Karayazi (1994) Gece Allah yazilari yazan da, Bismillah basa, baligi deryaya, kusu semaya yazdilar. Anam muradini da sehit yazdilar.
Mehmet Kanbei (1995) Insan bir guldur bir gun solacak, kara gozlere toprak dolacak, mezar tasina kuslar konacak, resmim size hatira kalacak. Bunca gayretin sonu degil mi bir avuc toprak. Olumden yana korkum yok, tek korkum unutulmak.
Dogan Ozturk (1995) Eger bir gun mezarliktan gecerse yolun, cicekleri sararmis bir fidan gorursen, egil de bir bak mezar tasina burada bir sehit var 21 yasinda. Unutma o sehide esirgeme bir Fatiha'yi.
Yalcin Tursun (1995) "Gokkubenin altinda yatar al kan icinde. Ey yolcu su topraklar icin can veren erler. Hakk'in bu veli kullari tas turbeye girmez, Gufrana burunmus yalniz Fatiha bekler."
Taner Celikdemir (1995) Ak gomlekle gozyasimi silerim, kara tasla bicagimi bilerim, vatanim icin yucelikler dilerim. Bu dunyada kimse kalmaz ben de giderim.
Erdal Bali (1997) Arkamdan agladin doktun gozyasi, son duragim oldu mezar tasim. Babama soyleyin dik olsun basi. Oglun sehit oldu aglama anam. Hayrati icin yaptirilan cesmeden Bir garip kus olup ucmak istedik. Irmak misali cosmak istedik. Sensiz bu dunyadan kacmak istedik. Ne vardi sag saglim gelseydin sen de. Dusman firsat vermedi Erdal'im.
Emre Dogan (1996) Ne tez geldi yigidim genc yasta hazan, sehide su isitti aklasti kara kazan. Senin bas ucunda tas, bizim gogsumuzde yas. Sen borcunu odedin, sira bizde arkadas.
Kamber Kutuk (1996) Saclarimi tatli tatli tarardin, eve gec geldigimde beni arardin, nerde kaldin yavrum diye aglardin. Sehit olursam hakkini helal et annecigim.
Sirri Kaleli (1996) Ana cok mutluyum cok, ben sehit oldum. Bilirsin sehitler cennete gider, oglunla gurur duy. Artik aglama can ana. Kahraman sehit der ki; Olum dedigin nedir ki; donusu olmayan bir tatil. Teror dedigin nedir ki; gencligimi alan bir katil. Yagmur gokten yere duser, sehit yerden goge erer, beni aradigin yerde bulamazsin, gozlerinin daldigi yere bak ben oradayim.
Ali Kerem Mercan (1997) Sensiz dogacak gunleri aksam biliriz, her zevki keder her seyi gam biliriz. Mumkunse kavusmak sana bir gun, bil ki biz yalniz o essiz gunu bayram biliriz.
Naci Ozhal (1997) Omur biter de olur omre heder. Insan bu O'ndan gelmis, O'na gider. Hayat bir sermaye bozdur ve harca. Cevherdir o sahibine satilinca.
Mehmet Salperaluz (1994) Sehit oldun basin yuce daglarda, sana binlerce dua var saglardan. Burcu burcu kokun gelir baglardan. Mehmedim Mehmedim canim Mehmedim. Babasi
Umit Yilbas (1993) Bilmiyordum daglarin bu kadar dik oldugunu. Bilmiyordum gecelerin bu kadar karanlik oldugunu. Bilmiyordum zamanin bu kadar yavas gectigini. Ama biliyordum icimdeki vatan sevgisini, biliyordum icimdeki aski. Kan mi istersin topragim, yoksa cesedimi mi, yeter ki sen susa.
Faruk Sevim (1998) Bilemem ben, onu bunu bilemem. Askerlerim sehit olurken icimden gulemem ben.
Suleyman Nazif (1927) Mehmet Akif Ersoy'un yanibasinda medfun. Mezar tasinda sunlar yazili. Sair Simsek murekkep olmalidir, yildirim kalem. Tahrir icin kitabey-i sen ki mezarini. Akif'in kitabesinde ise Istiklal Marsimiz'in ilk iki kitasi yazili.


Teknoloji ve tasarimin bulusmasi
KULTUR SERVISI
Bu yil ikincisi gerceklestirilen "Grafist'98"e Turkiye'nin yani sira, Ingiltere, Almanya, Israil, Slovakya, Hollanda, ABD ve Iran'dan grafik tasarimcilari katiliyor. 13-17 Nisan tarihleri arasinda Mimar Sinan Universitesi Resim Heykel Muzesi ve Marmara Universitesi Guzel Sanatlar Fakultesi'nde gerceklestirilecek olan Grafist '98'in teknik sponsorlugunu Apple'in Turkiye Genel Distributoru Bilkom ustlenmis.
Ilki gecen yil gerceklestirilen Grafist bu yil, workshoplar, seminerler ve sergiler olmak uzere uc ayri bolumden olusuyor. 13-16 Nisan gunleri arasinda yapilacak workshoplara, dunyadan ve Turkiye'den taninmis grafik tasarimcilarinin yonetiminde Mimar Sinan Universitesi Guzel Sanatlar Fakultesi Grafik Bolumu ile Israil Tel Aviv Center for Design Studies Okulu (Vital) ogrencileri katilacak. 15 ve 17 Nisan tarihlerinde duzenlenen seminerlerde ise 8 ulkeden 10 grafik tasarimci, konusmaci olarak yer alacak. Konusmalar, aninda Turkceye cevrilecek.
Grafist '98 kapsaminda ayrica cesitli sergiler acilacak. MSU Resim Heykel Muzesi'nde 15 Nisan'dan itibaren Uruguay, Belcika, Israil ve Cin afisleri. Carsi Magazalari 2. Karikatur Bienali urunleri ve "Bira Altliklari" sergisi yer alacak. Kore Afisleri Sergisi ise 16 Nisan'dan itibaren Marmara Universitesi Guzel Sanatlar Fakultesi'nde gorulebilir.
Grafist '98'in teknik sponsorlugunu ustlenen Bilkom, tasarim ve teknolojinin bu onemli bulusmasina en yeni ve en gelismis Apple urunleri ile katkida bulunuyor. Power Mac G3'ler bunlarin basinda geliyor, RISC tabanli bir mikroislemci olan ve yapilan hiz testlerinde en yakin rakibinden iki kat daha hizli oldugu belirlenen Power Mac G3 yalnizca hizli olmakla kalmiyor, ayni zamanda cok daha kucuk ve cok daha az enerjiyle calisiyor.
Uluslararasi Grafik Tasarim Dernekleri Konseyi'nin (ICOGRADA) destegiyle duzenlenen Grafist '98'in proje yonetmeni Sadik Karamustafa, etkinligin amacini "Turk tasarimcilarini dunyaya acmak, ulkemizdeki tasarim egitimine dunyadaki birikimi tasimak, kulturler arasinda tasarim kopruleri kurmak" biciminde acikliyor ve "Grafist, bilgiyi uretmek ve dagitmak yonunde onemli bir islev ustleniyor." diyor.


Rus casuslarin Turkiye raporlari
ANKARA- Turk Tarih Kurumu, 1. Dunya Savasi'ndan Kurtulus Savasi'na kadar gecen donemde Rus casuslarinin Turkiye'ye iliskin rapor ve gunluklerini basarak, Turkiye'nin Rusya'dan nasil gorundugunu gozler onune serecek. Turk Tarih Kurumu Baskani Prof. Dr. Yusuf Halacoglu, Rusya Bilimler Akademisi ile gecen yil imzaladiklari isbirligi protokolu cercevesinde, bazi tarihi belgelerin mikrofilmlerinin kendilerine gonderildigini soyledi. Protokol geregi Rusya Bilimler Akademisi'nin arsiv kataloglarini gonderdiklerini anlatan Halacoglu, "Turk tarihi acisindan hangi arsivde hangi tur belgelerin bulunduguna iliskin katalog geldi. Bunu Turkce ve Rusca olarak basacagiz." dedi. Halacoglu, Osmanli Devleti zamanindaki bazi Rus ajanlarinin raporlarinin mikrofilmlerinin de kendilerine gonderildigini ifade ederek, 2 bin 400 mikrofilmde 1. Dunya Savasi ile Kurtulus Savasi sirasinda Rus casuslarinin ve elcilik gorevlilerinin Turkiye'ye iliskin raporlarinin yani sira gunlukleri ve cesitli bilgilerinin de yer aldigini soyledi. Mikrofilmlerdeki belgeleri Turkceye cevirerek ozetlerini cikaracaklarini daha sonra da Turkce basacaklarini belirten Halacoglu bunlar arasinda cok ilginc belgeler bulunacagini tahmin ettiklerini belirterek sunlari kaydetti: "Bunlar, bizim tarihimizi ve belgelerimizi tamamlayacak nitelikte. Cok orijinal seyler olacak ve belki tarihimize yeni bir bakis acisi getirecek diye dusunuyorum. Cunku karsi olan, devamli savastigimiz bir ulkenin arsivinden gelen belgeler bunlar. Bize bakislari nedir, Osmanli Devleti'ni, Turkleri nasil goruyorlardi, en azindan bunlari gorecegiz " Rusya Bilimler Akademisi'nin arsivlerindeki Osmanli donemine ait fotograf ve resimlerin de Turk Tarih Kurumu'na gonderilecegini anlatan Halacoglu, bunlar arasinda Osmanli doneminde sehir yasamini gosteren resimler, planlar bulundugunu ve cesitli fotograflarin yer aldiginda, onlarin 22 ayri konudaki belge aktarimina karsilik Turk Tarih Kurumu'nun da Rusya Bilimler Akademisi'ne Osmanli Arsivi'ndeki Rusya ile ilgili belgelerin katalogunu verecegini ve bazi masraflari ustlenecegini belirtti.


Gezgin muzeye ilk adim
IZMIR- Turkiye, "Sinirlar Otesi Muze" projesiyle kulturunu, tarihini ve yasantisini daha fazla kisiye tanitma imkani bulacak. "Sinirlar Otesi Muze" projesinin Turkiye Bilimsel Koordinatoru, Ege Universitesi Rektor Yardimcisi Prof. Dr. Gonul Oney, yaptigi aciklamada, Turkiye'nin gelecek yil, "Beyliklerden, Erken Osmanli Sanatina Yolculuk" adi verilen bir dizi sergi ile projeye "merhaba" diyecegini bildirdi.
Oney, projenin tanitimi icin kasim ayinda Stockholm'de sergi duzenlenecegini, serginin daha sonra Avrupa'nin cesitli kentlerini de dolasacagini kaydetti. "Sinirlar Otesi Muze" projesinin amacinin, Akdeniz Bolgesi ile Avrupa arasindaki ekonomik ve kulturel isbirligini gelistirmek oldugunu dile getiren Oney, "Bu projeyle Akdeniz Bolgesi'ndeki kulturel miras, sinirlari olmayan bir acik hava muzesi anlayisiyla devamli acik olan bir sergiye donusturulecek." diye konustu.
Avrupa Komisyonu'nca desteklenen projenin "Akdeniz'de Islam Sergisi" adi verilen bolumune Fas, Tunus, Misir, Israil, Filistin, Urdun, Italya, Ispanya, Portekiz ve Turkiye'nin katildigini kaydeden Oney, su bilgiyi verdi: "Sinirlar Otesi Muze'nin amaci, kulturel degerleri, ait olduklari yerlerde birakip, insanlari bu eserlere getirerek hem tasinabilir kulturel mirasin zarar gormesini onlemek hem de bunlara ev sahipligi yapan ulkelerin, tasinabilir ve tasinamaz kulturel degerleri araciligiyla birtakim degerler elde etmesidir. Kultur Bakanligi'mizin himaye ettigi projenin bilimsel calismasini universitemiz ustlenmis durumdadir. Turkiye'de duzenlenecek (Beyliklerden, Erken Osmanli Sanati'na Yolculuk) sergisinin acilisi, Osmanli Imparatorlugu'nun 700. yildonumu dolayisiyla 1999 yili olarak saptandi. Soz konusu projeyle Bati Anadolu'nun fazla taninmayan 14. ve 15. yuzyildaki bu gecis donemi, gerek kulturel gerekse turistik baglamda tanitilmis olacaktir."
Selcuklularin Bati Anadolu'da az sure kaldigi icin kulturel mirasinin pek olmadigini belirten Prof. Dr. Oney, Beylikler Donemi Bati Anadolu ile Erken Osmanli Donemi'nin kulturel zenginligi uzerinde 16. yuzyilda Klasik Osmanli sanatinin gelistigine isaret etti. Bati Anadolu uygarligindan gunumuze cok zengin ornekler kaldigini, cok az kisinin bilerek buralara geldigini anlatan Oney, bilgilendirme ve tanitim eksiginin giderilmesiyle dunyanin dort bir yanindan cok sayida ziyaretcinin ulkemize gelecegini savundu.
Bati Anadolu'daki 14. ve 15. yuzyil Turk-Islam toplumunun sanati, tarihi, kulturu ve yasam biciminin bir acik hava muzesi anlayisiyla donem yapilarindan yola cikilarak, tanitim yapilacagini belirten Prof. Dr. Gonul Oney, aciklamasini soyle tamamladi: "Sinirlar Otesi Muze'nin ruh ve metodolojisine uygun sekilde, her biri bir veya iki gunden olusan ve birbirini izleyen sergi guzergahlari olusturduk. Sergi, Milas'tan baslayip, Izmir, Balikesir, Bursa, Bilecik, Iznik ve Canakkale guzergahini izleyip Edirne'de son bulacaktir. 10 gun surecek bu turda, hazirlanan katalog ve diger tanitici yayinlar, Beylikler ve Erken Osmanli Donemi'ne ait yapilar ve muzelerde yer alan el sanatlari, sergilerde tanitilacak. Doga guzellikleri ve kulturel etkinlikler, yerel festivaller, bu turda, gelenlere sunulacak."


Tiyatroda cocuk senligi
KULTUR SERVISI
Istanbul Belediyesi Sehir Tiyatrosu geleneksellesen Cocuk Senligi'nin 14. sunu 20-26 Nisan tarihleri arasinda gerceklestirecek. Senlik, Sehir Tiyatrosu'nun Harbiye Muhsin Ertugrul, Fatih Resat Nuri, Kadikoy Haldun Taner, Uskudar Musahipzade Celal ve Gaziosmanpasa sahnelerinde ucretsiz olarak izlenebilecek.
14. Cocuk Senligi'ne Sehir Tiyatrosu'nun cocuk oyunlarinin yani sira Istanbul icinden 4, Istanbul disindan 6 topluluk katiliyor. Azerbaycan 'Baku Kukla' tiyatrosu Cocuk Senligi'ne ilk kez katilan bir grup.
14. Cocuk Senligi'ne katilacak ekipler ve oyunlari ise soyle: Istanbul Sehir Tiyatrosu; Biskuvi Adam, Kucuk Nasrettin, Ne Hepsi Ne Hicbiri, Alaaddin'in Sihirli Lambasi, Kral'a Oyun, Ah Karagoz Vah Karagoz, Ankara Masal Tiyatrosu; Benim Guzel Pabuclarim, Mersin Universitesi Tiyatro Bolumu; Ormanda Senlik, Bakirkoy Belediye Tiyatrosu; Pollyanna, Ankara Sanat Tiyatrosu; Elmadaki Baris, Istanbul Senfoni Orkestrasi; Cok sesli Cocuk Korosu, Bursa Kultur Sanat ve Turizm Vakfi Cocuk ve Genclik Tiyatrosu; Harikalar Mutfagi, Akbank Cocuk Tiyatrosu; Elma Dersem Cik, Ankara Cevre Tiyatrosu; Sarlo Mutlu, Baku Kukla Tiyatrosu; Keloglan'in Dugunu, Mimar Sinan Universitesi; Bale, Ankara Tiyatro Tempo; Hokus Pokus Bir Oyku
Cocuk Senligi'nin onemli bir bolumunu de ebeveyne yonelik, cocuk sagligi konulu konferanslar olusturuyor. Cocuklarin, salonda anne ve babasi ile birlikte oyun seyretmesinin olumsuz yonleri biliniyor. Bu acidan bos kalan anne babaya bu tarz bir uygulama yapilmasi, oldukca onemli. Bu baslik altinda ebeveyne, okul cocugunun sorunlari, cocuklarda bobrek hastaliklari, cocuklarda kalp hastaliklari, yeni doganin bakimi ve sorunlari, oyun cocugunun sorunlari ve cocukluk cagi asilari gibi konularda bilgi verilecek. Ebeyenlere fuayede cocuk sagligi konusunda Turk Pediatri Kurumu uyeleri bilgi verecek.


New York'ta bir asik
ABDULLAH BOZKURT
Asiklik benim ruhumda var diye soze basliyor Mustafa Uzkar soylesimize. ABD'nin belki de tek Turk asik ve ozani. Gaziantep'in Islahiye Ilcesi'nden kalkmis Amerika'lara kadar gelmis, ekonomik sikintilar sebebiyle. "Gun oldu devran dondu yolumuz Amerika'dan gecti." diye basliyor hayat hikayesini anlatmaya. Ama bu hicrette sazini yanina almayi da unutmamis. "Her zaman yanimda tasiyorum." diyor. Uzun yillar sazini yalnizca dost sohbetlerinde konusturmus, halkin huzuruna cikma tekliflerini kabul etmemis. Hatta Istanbul Konservatuvari'na yapilan daveti bile reddetmis. "Muzik insanin kendi ruhuna hitap etmeli." felsefesiyle meydanlardan uzak kalmayi yeglemis. Ama kose bucakta, sessiz gecelerde Yorukoglu mahlasiyla sazini konusturmadan da edememis.
YARAYA MERHEM BASMAK
Ancak Amerika'ya geldiginde dusuncelerinde tranformasyon yasamis Asik Mustafa. "Gordum ku buradaki Turk toplumunun aksiyona ihtiyaci var. Bizim insanlarimiz Turk kulturunden cabuk uzaklasmis burada." Asik Yorukoglu ozellikle ikinci neslin dejenere olmasindan cok rahatsiz olmus. "Bu yaraya hafif bir merhem surer miyim, dusuncesiyle halkin huzuruna cikmaya basladim." diye acikliyor. "Burada dogup buyuyen Turk cocuklari Anadolu kulturumuzden uzak kaliyorlar." diye hayiflaniyor ozanimiz. "Ozanlar halkin dili, kulagi gozudur. Onlarin acilarini hep yureklerinde yasarlar. Yufka yureklidirler." diye devam ediyor asik sohbetine Mustafa Ozan. Siirlerinde vermeye calistigi mesaj Allah sevgisi, vatan duygusu, hasret, bayrak, inanc duygusu. Vatan ve hasretlik duygusu ozellikle on planda Yorukoglu'nun dunyasinda. "Vatan icin olen sehittir." hadisini hatirlatarak, vatan duygusunun yuceligine dikkat cekiyor.
AGLAYAN AMERIKALI
"Olumsuz bir tepki degil aksine taltif ve takdir aliyorum." diyor Ozan. Kaset cikarma yerine siir kitabi yazmayi planliyor. Zaten bes yuzun uzerinde siiri var. Uluslararasi gruplar ve Amerikalilar dinlediginde cok begenmisler Turk ozani Mustafa'yi. Bir hatirasini naklediyor soylesimizde: "Bir pazar sabahi erken vakitlerde isyerinde sazimi konusturuyorum. Ben calarken bir Amerikali gelmis beni dinliyor. Onu gorunce ben kestim. O ise 'Lutfen devam ediniz.' diye israr etti. Ben de calmaya devam ettim. Bir de baktim ki adam hungur hungur agliyor. Tanistigimizda soylediklerimi anlamadigini ancak muzigin ruhuna, yuregine tesir ettigini ve ondan dolayi aglamakli oldugunu soyledi bana. 'Bu melodi cok degisik geldi ve duygulandim.' dedi."
AMERIKA'DA ASIK OLMAK
Mustafa Uzkar'a gore ask sevgi, asik ise o sevgiyi yasayan insan demek. Asik, Yunus'un dedigi gibi sevgi insanidir. "Ancak bu asiklik Anadolu'daki kizin kara gozune, kara kasina asik olma anlaminda degil." diye dikkat cekiyor Mustafa. "Bizim gonlumuzdeki ask Allah sevgisi, insan sevgisi, iman sevgisi." Amerika'da asik olmak ise daha farkli Ozan'a gore. "Vatan, coluk cocuk, gurbet hasreti burada katlaniyor." diyor. Mustafa burada yazdigi gurbet siirlerinde tasavvufi ogeler daha agir basmis, tabiatiyla gurbet siirleri ise daha hissi olmus.


Aile yasamina internet tehdidi
SALIH POLAT
Ingiliz ve Amerikan psikologlar tarafindan yapilan bir arastirma, saatlerini bilgisayar ekrani karsisinda 'sorf' yaparak geciren yetiskinlerin ve cocuklarin, birbiriyle iletisim kurmaya zaman ayirmadiklari gibi, buna ihtiyac duymadiklarini da gosteriyor.
Arastirmayi yuruten ekibin direktoru olan Pittsburg Universitesi Psikoloji Departmani Ogretim Uyesi Prof. Kimberly Young, her iki ulkede yetiskin ve cocuk, binden fazla Internet kullanicisi uzerinde yapilan arastirmanin carpici sonuclar ortaya koydugunu soyledi. Bunlardan ilkinin aile hayatina iliskin oldugunu belirten Prof. Young, bu modern iletisim tekniginin, geleneksel ve vazgecilmez olan aile ici iletisimi ortadan kaldirdigini ifade etti. Bunun da beraberinde pek cok ruhsal bozuklugu getirdigini hatirlatan Prof. Young, gerekli tedbirler alinmadigi takdirde, 2000'li yillarin aileye veda yillari anlamina gelebilecegini vurguladi. 1950'lerdeki televizyon salginina benzer bir durum yasandigini kaydeden Prof. Young, herhangi bir bilimsel arastirmaya gerek duyulmadan bu durumun tesvik edilmesinin de sasirtici oldugunu belirtti.
Ayni arastirma, sanilanin aksine, Internet'in, ogrencilerin okullarda daha basarili olmasina hizmet etmedigini de ortaya cikardi. Internet'le elde edilen bilgilerin organize edilebilmesinin ve aralarinda mantiksal iliski kurulabilmesinin gucluklerine deginen Prof. Young, bunun icin ozel bir bilgi birikiminin sart oldugunu soyledi. Ancak, Egitim ve Is Bakanligi tarafindan yapilan aciklamada, Internet'in okullarda ogretmenlerin nezaretinde kullanildigi hatirlatilarak, evlerde de ailelerin ayni seyi yapabilecegi kaydedildi. Ingiltere'de 2002 yilina kadar 100 milyon sterlin harcanarak 32 bin okulun Internet'e baglanmasi planlaniyor. Soz konusu projeyi, Microsoft'un sahibi Bill Gates yurutuyor.


Gecmis Zamanlar
Tarihte Bu Hafta
Seyhulislam Ibni Kemal'in vefati. (16 Nisan 1453)
Kanuni Sultan Suleyman'in Belgrad'i fethi. (13 Nisan 1521)
Divan edebiyati sairlerinden Nabi'nin vefati. (12 Nisan 1712)
Fatih Camii'nin ibadete acilisi. (15 Nisan 1772)
ABD Baskani Abraham Lincoln'un bir tiyatroda suikastte kurban gitmesi. (14 Nisan 1865)
Turkiye Kizilay derneginin kurulusu. (14 Nisan 1877)
Muallim Naci'nin olumu. (13 Nisan 1893)
31 Mart Vakasi. (13 Nisan 1909)
Dunyanin en buyuk yolcu gemisi Tinanic, ilk seferinde Atlas Okyanusu'nda buz dagina carparak batmasi. (15 Nisan 1912)
Anzavur isyani. (16 Nisan 1920)
Sair Abdulhak Hamit'in olumu. (12 Nisan 1937)
Unlu ses sanatcisi, mevlidhan Hafiz Burhan'in vefati. (18 Nisan 1943)
Milli Kutuphane'nin kurulusu. (15 Nisan 1946)
Vakiflar Bankasi'nin kurulmasi. (13 Nisan 1954)
Bestekar Dr. Mehmet Suphi Ezgi'nin olumu. (12 Nisan 1962)
Tarihci-yazar Ismail Hami Danismend'in olumu. (12 Nisan 1967)
Ali Fuat Basgil'in vefati. (17 Nisan 1967)
Turkiye'nin ilk eczacilarindan, isadami Ferit Eczacibasi'nin olumu. (18 Nisan 1973)
Sair Rifat Oktay'in olumu. (18 Nisan 1988)
Turkiye'nin 8. Cumhurbaskani Turgut Ozal'in vefati. (13 Nisan 1993)
Sabahattin Kudret Aksal'in olumu. (19 Nisan 1993)
ABD jetlerinin, Kuzey Irak'ta, icinde uc Turk subayinin da bulundugu iki helikopteri 'yanlislikla' dusurmesi. (14 Nisan 1994)



Turgut Bey'in buyuk ozlemi...
FARUK MERCAN
Turgut Ozal'in cok yakininda bulunma sansini elde etmis gazetecilerden biri olan Yavuz Gokmen, "Ozal Yasasaydi" kitabini, "Ozal Baskan olmadigi halde baskan gibi davrandi. Cevresi kusatilinca uzun sure direnemedi. O ancak 'baskan' olarak yasayabilirdi; cunku 'baskan' dogmustu. Ve Turkiye'nin manevi baskani olarak oldu..." sozleriyle bagliyor.
Ozal'i, Turk devlet hayatindan bugune kadar gecmis politikaci ve devlet adamlari arasinda seckin bir yere oturtan ve onu "Turgut Bey" yapan niteliklerine bakilirsa; Turkiye'nin bugun icinde bulundugu "cikmazlari" neden asamadigini anlamak kolaylasiyor. Yavuz Gokmen gibi sansli gazetecilerden olan Cengiz Candar da, Turgut Bey'i anlatirken; "Turgut Bey 'icimizden biri'ydi. Ama bir yazi dizisine sigmayacak ve sigdirilamayacak bir 'dev'di. Bizim devimiz..."(21 Nisan 1994, Sabah).
Turgut Bey'i, 'Turkiye'nin Manevi Baskani' yapan ve onu "devlestiren" gelismeleri algilayabilmek icin onun basrolde oldugu ve Turkiye'nin yakin tarihini olusturan olaylara bakmak gerekiyor. Turkiye'nin, Beyaz Ihtilal'in ardindan Menderes'li donemle tanistigi 1950'de Turgut Bey, Istanbul Teknik Universitesi Elektrik Bolumu'nu bitirdi, ayni yil Elektrik Isleri Etud Idaresi'nde(EIEI) calismaya basladi. 1950 sonrasindaki dunya duzeninin lideri konumuna yukselen ABD'ye ilk olarak bu donemde gitti. 1952'de gittigi ABD'de bir yil elektrik enerjisi ve muhendislik konularinda calisti. Turgut Bey de tipki Demirel gibi "Menderes'in burokrati" olarak devlet hayatina basladi, henuz 23 yasinda genc bir muhendis iken burokrasi ile yuz yuze geldi. (Demirel, Menderes iktidarinin Devlet Su Isleri Muduru'ydu.). 1951'de butcesi yalnizca bir milyar 582 milyon TL, yatirim butcesi ise yalnizca 577 milyon TL olan ve icinde bulundugu dar kaliplari Menderes'le birlikte kirmaya baslayan Turkiye, 1960 27 Mayis'inin o karanlik gunlerine suruklenirken Turgut Bey, yine EIEI'de calisiyordu.
1965'te Demirel liderligindeki Adalet Partisi buyuk bir oy cogunluguyla iktidara gelince, Turgut Bey Demirel'in, "teknik danismanligi"ni yapti. Menderes sahneden cekilmisti ancak devlet bu kez onun iki burokratinin kontrolune giriyordu. Demirel Basbakan'di. Turgut Bey, 1967'de Devlet Planlama Teskilati Mustesarligi koltuguna oturdu. Devletin islemez yuzuyle ilk kez bu kadar yakindan karsilasiyordu. 1979'da, "Devlet baba degildir." dedigi o unlu konusmasini Mehmet Barlas'a anlatirken 1967 Turkiye'sinde attigi adimlari soyle anlatiyor: "Ben o donemde cok etkili bir planlama mustesariydim. O gunku sartlara gore hemen butun yenilikler bizim Planlama Mustesarligimiz doneminde getirildi. Mesela Plan Uygulama Kanunu, tesvik sistemleri ile ozel sektorun tesviki gibi yenilikler... O gune kadar Planlama sadece devletle ilgiliydi. Ondan sonra ozel sektorle de ilgilenir hale geldi. 1967-71 arasinda ozel sektorun tesviki politikasi bizim getirdigimiz politikadir... Onunla beraber butun gumruklerin sifira indirilmesine iliskin bir kararname vardir..." (2 Temmuz 1994, Sabah)
1971 muhtirasindan sonra Turgut Bey yeniden ABD'ye gitti. 1973'e kadar Dunya Bankasi'nda calisan Ozal, Turkiye'ye donunce, Turk ozel sektorunun iki oncu grubundan biri olan Sabanci Holding'e Genel Koordinator olarak girdi. Turkiye 1980'e dayandiginda ise bu kez devlet brokrasinin zirvesindeydi. Hem DPT Mustesari hem de Basbakan Mustesari'ydi. 24 Ocak Kararlari'yla ekonomiyi duzluge cikarmanin kavgasini verirken 12 Eylul mudahalesi oldu. Evren baskanligindaki Konsey, ekonominin yonetimini ona birakmak mecburiyetinde kaldi. Bulent Ulusu hukumetinde Basbakan Yardimcisi ve ekonomiden sorumlu bakan gorevindeydi. Ancak, Konsey'le calismak kolay degildi, amaci 24 Ocak Kararlari'nin getirdigi ekonomik duzenin en az hasarla surdurulmesiydi. Bu gorevini 1982'nin Temmuz'una kadar goturebildi. Yeniden ABD'ye gitti, donusunde de Anavatan Partisi'ni kurdu. Demirel'in 1965'te iktidara gelmesi gibi bu kez Menderes'in ikinci burokrati Turgut Bey, yuzde 46 oyla iktidara geldi. Turkiye Cumhuriyeti'nin Basbakani olan Turgut Bey, 1950'de basladigi memuriyetten zirve noktaya uzanan bu yuruyuste, devletin butun carklarini avucunun ici gibi biliyordu. Cok az Turk devlet adamina nasip olacak sekilde hem devlet ekonomisini hem de ozel sektoru yasayarak gormustu, bati dunyasini yakindan tanima avantajini elde etmisti.
Suphesiz Turgut Bey'in birinci ruyasi, Turkiye'yi dar kaliplardan kurtararak bir "Sanayi ulkesi" haline getirmekti. Iktidara gelmesinden sonra temsil ettigi devlet kanadi olarak butun adimlari da atti. Ozel sektorun sicrama yapmasi icin elinden gelen hicbir seyi esirgemedi. Yedi yil icinde bu adimlarin semereleri birer birer ortaya cikti, siyah-beyaz Turkiye'nin cehresi degisti, Turk ozel sektoru dunyanin onde gelen sirketleri ile ortak yatirimlar yapabilme noktasina geldi. O gunlere, Mehmet Barlas'a anlattigi anilarinda soyle deginiyor: "Benim basbakanligimin farki, hazirlikli olmamdi... Bir nevi dersimi onceden cok iyi calismistim. Bizim en onemli kanunlarimizin hepsi Basbakanlik'ta hazirlanmistir. Hepsinin yazilmasinda benim tek tek katkim vardir. Reform yaparken tek tek detaya inemediginiz takdirde cok probleme dusersiniz. Yani oyle seyler koyarlar ki kanunlarin icine (burokratlari kastediyor), sonra altindan kalkamazsiniz. 1984-86 oyle bir devredir. Cekirdek bir ekip, benim basbakanligimda cok yogun calismistir." (8 Temmuz 1994, Sabah)
1981'de yapilan 2. Izmir Iktisat Kongresi'nde yaptigi konusmada Turkiye'nin onune koydugu hedeflerin buyuk cogunlugunu ANAP iktidari ile gerceklestirdikten sonra, 1992'de yapilan 3. Izmir Iktisat Kongresi'nde Cumhurbaskani olarak yaptigi konusmada ise sunlari soylemekteydi: "Onumuzdeki 10 yil icinde Turkiye'nin ana hedefi sayilari nihayet 10-15'i gecmeyen ileri ulkelerden bir tanesi olmaktir." Ne yazik ki, Turgut Bey sonrasinin politikacilari hicbir zaman onun Turkiye'nin onune koydugu bu hedeflere inanmadilar. Cunku bu devasa hedeflere inanabilmek icin once onlari "anlayabilmek" gerekliydi. Nihayet Turkiye, 2000'e dayanirken 85 milyar dolar dis borcu, bu duzeye yakin bir ic borc stoku ve bu borclarin faizlerini odeme cabasina dayanan bir kisir dongunun icinden cikamiyor. ANAP Milletvekili Ilhan Kesici'nin 1998 butce gorusmelerinde Meclis'te yaptigi konusma Turkiye gercegini gozler onune serdi. Turkiye her gun 15 trilyonluk (1997 Aralik rakamlarina gore) bir ic borc faizi oduyor. Oysa 45 gunluk bu parayla GAP projesi tamamlanir ve yeni bir Ataturk Baraji yapilabilir. Ama Turk toplumu bu faiz kamburuyla her gun giderek fakirlesiyor.
Turgut Bey, Turkiye'nin 2002 yilinda kalkinmalarini tamamlamis ilk 10-15 ulkeden biri olabilmesi icin yasaklardan arinmis bir "tabusuz ulke" olmasi gerektigini cok iyi gormustu. Basbakan olarak gerceklestirdigi ekonomik reformlarin ardindan, "2. Degisim Programi" adini verdigi siyasi reformlarin temelinde de Tabusuz bir Turkiye'ye ulasma ruyasi vardi: "Inaniyorum ki ancak serbest toplumlar uretici toplumlardir... Biz bunu hem ekonomide hem de siyasette yaptik..."(12 Temmuz 1994, Sabah).
Ancak bu kez arkasinda Anavatan Partisi ve sayilari 300'e dayanmis bir milletvekili destegi yoktu. Zaman zaman kendisini "kusatilmis" hissediyordu. Ama onun kusatilmasi mumkun degildi, zaten onu "Turgut Bey" yapan da bu ozelligiydi. Tipki 1983'te yaptigi gibi yeniden yakacagi bir kivilcimla Turk halkini harekete gecirebilecegine her zaman inaniyordu: "Sadece ekonomide degil, siyasette de transformasyonlari basaracaksin. Ve bunlari biz yaparken bazilari ne oldugunu anlamadi bile. Farkina varanlar da simdi sasirip, 'Vay boyle mi bu.' diyor. Yillarca komunizm, fasizm, irtica gibi korkular yasamis toplum. Beyinler isletilmis... Bunlarin hepsini kaldirdik. 141, 142, 163 gibi tabulari yok ettik. TRT tekelini, devletin elektronik yayinciliktaki monopolunu bitirdik. Bir suru seyin eski anlami kalmadi. Ama bunu Cumhuriyet muhafazakarlari mi, Cumhuriyet muhafizlari mi diyeyim, o kesimler anlayamadi bile... Bakin iste bugun sag ile sol oturup munakasa ediyor; ama kavga etmiyor. Bu da bir transformasyondur. Ama bunlar denizdeki baliklar gibi denizi bilmiyorlar, fark etmiyorlar degisimi..." (9 Temmuz 1994, Sabah)
2. Degisim Programi'nin ekonomik amacini ise soyle acikliyordu: "1984'ten sonraki enflasyon bir nevi bedel odemekti, transformasyonun bedeliydi bu... 1990'lardaki enflasyon ise, devleti kucultememekten ve iyi yonetememekten kaynak buluyor. Yeni bir transformasyon yahut ikinci bir degisim hareketinin amaci bu olmali. O zaman enflasyonu hayatimizdan ebediyyen atabiliriz..." (8 Temmuz 1994, Sabah)



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.