17 Nisan 1998, Cuma
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler



Baharla gelen festival
17. Uluslararasi Istanbul Film Festivali, 15 surecek maratonuna bu aksam yapilacak acilis toreniyle basliyor. Dunyanin dort bir yanindan 150'den fazla filmin gosterilecegi festivalde, bircok ozgun yapim da yer aliyor.
ERCUMENT DURSUN
17. Uluslararasi Istanbul Film Festivali bu aksam yapilacak acilis toreni ve filmiyle basliyor. Sinemaseverler ve sinemayla profesyonel duzeyde ilgilenenler icin festivaller ilginc bulusma mekenlaridir. Ama her seyden once de yeni ve degisik filmleri gorebilecekleri mustesna firsatlarlardan biridir. Istanbul Film Festivali gerek film zenginligi gerekse de organizasyonu ile ulkemizde yapilan festivaller arasinda en basta geliyor. Bu yil da yine degisik ulkelerden 150'ye yakin filmle sinemaseverlere benzersiz bir seyir zevki sunmayi amacliyor. Bu yilin programina gecmeden once bir iki nokta uzerinde durmakta fayda var saniyorum:
Oncelikle; son yillarda bir hayli artan film sayisiyla ne amaclanmaktadir? Bir gune sikistirilan ve uzerinde dusunulup, tartisilma imkani kalmayan filmlere izleyicinin ve gazete okuyucularinin ne tur bir tepki vermesi bekleniyor? Cogunlukla genc kusagin takipcisi oldugunu bildigimiz festivalde, sinema ve film seciminde sayinin bu kadar fazla tutulmasi, giderek organizasyonun bir film-markete donusecegi izlenimini uyandiriyor.
Ikinci olarak da; filmlerin secildigi ulkelere goz atildiginda, Fransa ve USA'nin basi cektigi goruluyor. Acaba bu ulke sinemacilari filmlerini festivaller araciligiyla duyurmaya ayri bir onem mi veriyorlar yoksa festivalin film secim komisyonunun bu ulkelere karsi ozel bir ilgisi mi var? Festivalin amaclarindan birinin de sinemaseverlerin sair zamanlarda gormekte zorlanacaklari turden filmleri ve ozellikle de yeni ve degisik ulke sinemalarini onlara ulastirmak degil midir? Oyleyse, Avrupa ve USA disinda dunyanin diger ulkelerinde film uretilmemekte midir? Yoksa, bu ulke sinemacilari festivallere karsi duyarsiz midirlar? Artik izleye izleye hem teknik ozelliklerini hem tematik ozelliklerini ezberledigimiz ve eskinin yeni yeni kopyalari olmaya aday Fransiz romantik filmlerini her yil yeniden seyretmekle Turkiye'de yeni bir sinema kulturu ve sinema anlayisi mi dogacaktir da biz bilemiyoruz? Festival kataloguna kusbakisi bir goz attiginizda ne demek istedigimizi kolaylikla anlayacaksiniz.
Aslinda bu yil yine de fena sayilmayacak filmler ve belgeseller var programda. Hatta o kadar ki, siki sinema izleyicilerinin bile ilgisini cekmeyecek turden uzun sureli ve oldukca spesifik yapimlar bunlar. Ancak sinemayi meslek olarak tercih eden ozel bir seyirci kitlesinin dikkatini verebilecekleri turden yapimlar bunlar. Elbetteki bunlarin da festival programinda yer almasinda fayda var.
Belki bu kadar fazla sayida film olmasini, Turkiye'de bir Sinematek'in olamayisini mazaret gostererek kendimizce bir cikis yolu bulabiliriz. Gelelim bu yilki festivalin bolumlerinden sectigimiz ve izlemeyi umut ettigimiz ve izlenmesini salik verebilecegimiz filmlere.
ULUSLARARASI YARISMA
Artik geleneksel hale gelen 'sanatlar ve sanatci' konulu bu bolumde 11 ulkeden 11 film Altin Lale icin yarisiyor. Caroline Link'in yonettigi Alman yapimi 'Sessizligin Otesinde' isimli film cocuklugundan beri sagir olan annesi ve babasinin dis dunyaya acilan kulaklari olan Lara'nin muzik vasitasiyla ozgurluk ve kimlik arayisini isliyor. Muzige duydugu sevgi ile ailesine duydugu sevgi arasinda kalan Lara, sonunda muzik dolu bir yasami secer. Caroline Link filmi icin sunlari soyluyor: 'Kader denilen seyi kesfedip, en sevdigimiz kisileri kirma pahasina da olsa kendi yolumuzda gitmeye karar verdigimizde karsilastigimiz guclukleri ve yasanan sevincleri dile getirmek istedim.' USA yapimi 'Pazar'i Jonahtan Nossiter yonetmis. Sundance'da En Iyi Film ve En Iyi Senaryo odulleri alan filmde sisman ve kadinlar tarafindan ilgi gosterilmeyen bir sokak adami Olivier ile Madeleine arasindaki iliskiyi konu ediniyor. Incelik dolu, duygu ve derin bir kederle yuklu bu film, arzu ile kimlik, gercek ile yarati arasindaki karmasik iliskiyi ele aliyor. Ayna ise Iran yapimi bir film. Jafar Panahi'nin yonettigi film Locarno'da Altin Leopar odulu almis. Baris Pirhasan'in 'Usta Beni Oldursene'si Altin Lale icin Uluslararasi arenada ulkemizi temsil ediyor.
SANATLAR VE SINEMA
Bu bolum, festivalin uluslararasi yarisma bolumuyle ayni temaya sahip ancak, filmin yonetmeninin istegi uzerine filmler yarisma disi olarak gosteriliyor. Bu bolumde de 12 film yer aliyor.
'Noel Oratoryosu' Isvec yapimi bir film. Filmi Kjell Ake Andersson yonetmis. Isvec'in Varmland eyaletinden bir ailenin hayatinda uc kusagi konu ediniyor film. Askin gucu uzerine huzunlu bir oyku. Kutlug Ataman'in toplam sekiz saat sureli bu yapiti Semiha Berksoy' uzerine bir belgesel. Guney Kore yapimi Im Kwon Taek'in yonettigi Solen orta yasli unlu bir yazar olan Jun Sub'un annesinin cenazesi sebebiyle dogup buyudugu kasabaya gelisiyle gelisen olaylari anlatiyor. Taek filmi icin sunlari soyluyor: 'Kimileri cenaze torenlerinin sikici oldugunu dusunurler; bense derinliklerinde buyluleyici bir seyler olduguna inaniyorum.' 'Donmus' ise Wu Ming'in yonettigi son yillarda pek cok Cinli sanatcinin icine girdigi garip, kendine zarar verici ruh halini inceliyor. Boslukta kalmis, inanacaklari hicbir sey, hicbir esin kaynagi olmayan bir kusagin portresi. Ulkemizde de iyi taninan Manoel de Oliveira'nin 'Dunyanin Baslangicina Yolculuk' isimli filmi de festivalin ilginc filmlerinden biri. Film ayrica Marcello Mastroianni'nin rol aldigi son filmi olma ozelligini de tasiyor. 'Ozgurluge Dogru' Yunanistan yapimi Haris Papadopoulos'un yonettigi film sohret, yaslanma ve sanat dunyasinin ayak oyunlari uzerine bir deneme. Avusturya yapimi Allah Zahmet Eylesin isimli film ise Robert Adrian Pejo tarafindan yonetilmis. 'Bu eglendirici bir sanatsal gerilim filmi: En az Clint Eastwood7un filmlerikadar komik; ancak izleyicinin seyrederken birkac kilo hayal ve yanlis gorusten kurtulacagi da kesin' diyor bir Amerikali elestirmen film hakkinda. Bu bolumun ilgi cekici siyasi filmlerinden biri 'Dogu Yakasinin Hikayesi'. Film Avrupa'nin sabik sosyalist ulkeleri uzerine ve ozellikle de bu ulkelerin filmleri ve sansuru uzerine bir belgesel. Baska yerlerde yasayanlara, ya da hatirlayamayacak kadar genc olanlara Demir Perde'nin ardindaki dunyanin bilinmedik bir boyutunu aciyor film. Daniel Schmid'in yonettigi, Isvicre ve Japonya ortak yapimi 'Yazili Yuz' filmi de sarkiya ve dansa dayanan geleneksel ve stilize Japon sahne sanati Kabuki'ye bir ovgu.
SINEMACILAR USTUNE
Dunya capinda film yonetmenleri hakkinda hazirlanan belgesellerden olusan bu bolumde, Sergei Eisenstein, Ingmar Bergman, Lars Von Trier, Paul Cow, Hou Hsiao-Hsien, Sregei Paradjanov ve Ken Loach gibi onemli isimler uzerine yapilmis belgesellerle bu yonetmenleri daha yakindan tanima imkani bulacak sinemaseverler.
YO YO MA: BACH'TAN ESINLENMELER
Dunyanin en begenilen muzisyenlerinden cellist Yo-Yo Ma'nin tasarladigi Yo-Yo Ma: Bach'tan Esinlenmeler, Johann Sebastian Bach'in 'Solo Viyolonsel Suitleri'ni cok yonlu bir bicimde kutlama amci guduyor.
EDEBIYATTAN BEYAZPERDEYE
Sinemaseverlerin buyuk ilgisini ceken, fesitvalin geleneksel bolumlerinden bir digeri, her yil oldgu gibi yine bu yilda programda. Bu bolumde dokuz film yer aliyor. Bu bolumde Clint Eastwood'un yonetmenligini yaptigi 'Iyi Ile Kotunun Bahcesinde Geceyarisi' isimli film belki bazi sinemaseverler icin ilgi cekebilir. Ayrica Christopher Hampton'un yonettigi USA yapimi 'Gizli Ajan', Danimarka-Ingiltere-Almanya ortak yapimi 'Kus Sokagindaki Ada', Macaristan yapimi bir gerilim filmi olan 'Uzun Suren Alacakaranlik' bu bolumde dikkati ceken filmler.
OZEL GOSTERIM
Film Festivali'nin ilk kez gecen yil 'Metropolis'le baslattigi, sinema tarihinin unutulmaz sessiz filmlerinin buyuk orkestra esligindeki gosterimleri bu yil, teknik ozellikleri acisindan defalarca seyredilmesi salik verilebilecek Potemkin Zirhlisina yer veriliyor.
ANISINA
Dunya sinemasinin yasayan ustalarini 'Ustalara Saygi' bolumunde tanitan festival, uzun bir suredir, artik yasamayan buyuk sinemacilari da bu bolumde aniyor. Bu yilin programinda, 40 yil boyunca siradisi yapitlariyla surekli ilgi uyandiran, Italyan sinemasinin unutulmaz ustasi Federicio Fellini'nin 16 filmine yer veriliyor. Varyete Isiklari, Beyaz Seyh, Aylaklar, Kalpazanlar Cetesi, Tatli Hayat, Doktor Antonio'nun Bastan Cikisi, Sekiz Bucuk, Ruhlarin Giulietta'si, Toby Dammit (Olaganustu Oykuler), Satryricion, Roma, Kazanova, Orkestra Provasi, Ve Gemi Gidiyor, Ginger ve Fred ve Gorusme isimli filmleri gosterilecek. Bunlar arasinda secim yapmak zorunda kalacaklar icin; Tatli Hayat ve Varyete Isiklari'ni salik verebiliriz.
USTALARA SAYGI
Festivalin geleneksel bolumlerinden olan Ustalara Saygi, bu yil da dunya sinemasinin yasayan unlu yonetmenlerinden bazilarini seckin yapitlariyla tanitiyor. Bu kez, zengin filmografilerinden dorder filmle sinemaseverlerin karsisina cikacak yonetmenler, son 25 yilda Fransiz sinemasina birbirinden ilginc filmler kazandiran Bertrand Blier'in yani sira, 60'li yillardan beri Italyan, Macar, Polonya ve Turk sinemalarinin en buyuk ustalari arasinda yer alan: Francescok Rosi, Istvan Szabo, Andrej Vajda ve Atif Yilmaz
VON TRIER'IN KRALLIGI
Genc kusagin en basarili yonetmenlerinden biri kabul edilen Lars Von Trier'in baslangicta tv icin cektigi 'Krallik', tipki David Lynch'in 'Ikiz Tepeler'i gibi, kisa surede tum dunyada ilgi uyandiran bir kult diziye donustu. Bu dizinin ilk bolumlerini uc yil once 4.5 saat suren 35 mm'lik bir sinema filmine donusturen Von Trier, bu sene de dizinin son bolumlerini Krallik II adi altinda topladi. Festival kapsaminda iki bolum halinde gosterilecek, toplam suresi 9 saati asan bu dev proje, ozellikle siradisi kult filmlere merakli genc izleyicilerin ilgisini cekecek gibi gozukuyor.
DUNYA SINEMASININ GENC YILDIZLARI
Bu bolumde sinema dunyasina yeni adim attiklarihalde daha simdiden yildizi parlayanyonetmenlerin odullu filmleri yeraliyor. 1997 Cannes Altin Kamera Odulu'nu kazanan Naomi Kawase imzali Suzaku, yikici bir aski oykuleyen Brigitte Rouan'in Post Coitum, animal triste'si ve garip bir cinayetin izlerini suren Norvecli Erik Skijoldbjaerg'in Uykusuzluk'u bu bolumdeki filmlerin bazilari. Bu bolumde Italya, Hindistan, Iran, Tunus, Yunanistan, Hollanda ve Amerika'dan gelen diger genc filmler de izleyicilerin begenisine sunulacak.
DUNYA FESTIVALLERINDEN
Festivale, 'Festivaller Festivali' gorunumu kazandiran bu bolum, bu yil da zengin bir programla genis bir yelpaze sunuyor. Bes filmle bolume agirligini koyan Uzakdogu sinemasi, ozellikle aykiri bir cinsellikle yuklu filmlerle bu toplumlarin gizli yasamlarina ayna tutuyor. Festivalin gozdelerinden Hong Kong'lu Wogn Kar Wai'nin, Cinli Zhang Yuan'in ve Tayvanli Tsai Ming Liang'in calismalari ve gectigimiz yil Venedik Film Festivali'nde Altin Aslan Odulu'nu alan Japon Takeshi Kitano'nun ve Cannes'da yaniklar uyandiran Singapur'lu Eric Khoo'nun filmleri de bu bolumde yer aliyor. Fransa'dan gelen Benoit Jacquot, Anne Fontaine ve Robert Guediguian imzali uc film ise, bu ulkeye ozgu bir sekilde kadin-erkek iliskilerine ve gonul firtinalarina bakis atiyor. Iki Rus yonetmen, Alewei Balabanov ve Alewander Sokurov, iki farkli sinemasal yaklasimla 'Rus olma' duygusunu gorsellestirirken; Polonyali Jerzy Stuhr ve Slovak Martin Sulik, yasamin ve askin masalsi yuzlerini, Hollandali Arno Kranenborg ile mijke de Jon ise cagdas toplumda aile iliskilerini sorguluyor.
CAGIMIZIN AYNASI SINEMA
Sinema tarihin dikkatli bir tanigi, acimasiz bir sorgulayicisi, gerceklerin ve sirlarin takipcisi, cagimizin aynasi. Festival'in gectigimiz yillarda da birkac kez programina aldigi bu bolum; bu sene ucu konulu, dordu belgesel olmak uzere toplam yedi filmle, tarihe ayna tutma islevini surduruyor.
GENCLIK FARKLIDIR
Festival'in genclige ayirdigi bu kucuk bolum, Fransa, Slovenya ve Avusturalya'dan gelen filmlerle, gencligin aykiri ruzgarini salonlarimiza tasiyacak. Bruno Dumont'nun, Cannes Film Fesitvali'nde gosterildgi gunden bu yana butun dunyada hayranlikla izlenen carpici ve hatta soke edici 'Isa'nin Hayati' tasra gencliginin siddetini ve cinselligini sorguluyor.
YONETMENLERIN GOZUNDEN SINEMA
Bu bolumde Fransa ile Bulusma alt temasi altinda butun festivallerde yer alacak bir etkinlige yer veriliyor. Programda Fransa uzerine 8 film festival seyircisiyle bulusacak. Bu bolumde Feuillade'in Vampirler'i, Rene Calir imzali Paris Uyuyor'u, Renoir'in Mosyo Lange'in Sucu sessiz sinema donemine taniklik ediyor.
TURK SINEMASI ULUSAL YARISMA
Turk sinemasini ve son bir yil icinde Turkiye'de uretilen sinema eserlerini, yurt disina tanitmayi amaclayan Uluslararasi Istanbul Film Festivali'nin Ulusal Yarisma Bolumu'nde sekiz film yarisacak. Bu filmler: Deniz Bekliyordu (Sunar Kural Aytuna), Kasaba (Nuri Bilge Ceylan), Masumiyet (Zeki Demirkubuz), Solgun Bir Sari Gul (Canan Evcimen), Yanlis Saksinin Cicegi (Fide Motan), Hamam (Ferzan Ozpetek), Kusatma Altinda Ask (Ersin Pertan), Cokertme (Tunca Yonder). Ulusal Yarisma'ya katilmamayi tercih eden yonetmenlerimizin filmleri ise Uluslararasi Istanbul Film Festivali'ne 'Yarisma Disi' olarak katiliyor. Mektup (Ali Ozgenturk), Gerilla (Osman Sinav) ve Karisik Pizza (Umur Turagay) bu bolume katilan filmer.


Gaziantep'in 'altin' tarihi
MURAT KUS
Ulkemizde son yillarda gostermis oldugu calismalarla ozellikle sanayi konusunda buyuk gelismeler gosteren Gaziantep, sadece fistik ve baklavada degil, baska alanlarda da buyuk basarilar elde etmistir. Iste bunlardan birisi de kuyumculuk. Altinin Gaziantep icin buyuk bir onemi vardir. Cunku, Gaziantep'in dusman isgalinden kurtulmasini saglamis olan tarihi kalesi, yuzugunu satan bir kadin tarafindan yaptirilmistir.
AYINTAP KUYUMCULUGUNUN TARIHCESI
Ayintap (Gaziantep) kalesinin insasi ile ilgili bir efsaneye gore kale "Ayni" adinda bir kiz tarafindan yaptirilmistir. Bununla ilgili bir rivayete gore, Ayni, degerli yuzugunu satarak kaleyi yaptirmaya baslar. Insaat sirasinda bir gun karsi yoldaki kalabaligi gorur. Ayni bu kalabaligin sebebini sorar. Cenaze merasimi oldugu cevabini alinca buna cok uzulur. Madem sonunda olum var der ve insaati durdurur. Daha sonra baska bir kiz bu yarim kalan kalenin insaatini tamamlatir. Kalenin bir adi da "Kala-i Fusus" dur. "Fusus" yuzuk tasi manasina gelir. Tahminimize gore Ayni'nin yuzugu uzerindeki tasla kale yaptirmasi bu bolgenin zenginligine isarettir.
Osmanli Padisahi Kanuni Sultan Suleyman 1552'de Halep, Ayintap(Gaziantep) ve Birecik' te altinli kumas dokunmasini yasaklamisti. Yasak sonrasi "aba-yi zerbaft" (altin telden yapilan) kumas on bes altina satilmaya basladi. Sehirde altin tel uretiminin onemli bir ticari faaliyet oldugunu, buradan ogreniyoruz. Kale civarinda kuyumcularin faaliyet gosterdigi bir kuyumcu hani da mevcuttu. Bu han "Lala Mustafa Pasa bedesteninin batidaki dorduncu kisminin daha batisinda olup iki kisimdan ibarettir. Lala Mustafa Pasa'ninkinden daha yuksek ve genis, mimari tarzi bakimindan ondan cok farklidir." Buna gore kuyumcu bedesteninin bu tarihten sonra adi gecen Husrev Pasa tarafindan yaptirilmis olmasi gerekir. Uzuncarsi ve Kalealti semtlerinde bulunan Bedesteni Atiyke (Lala Mustafa Pasa Bedesteni), Kuyumcular ve Kadri Pasa bedestenleri, Istiklal Savasi sirasinda yikilmislardir.
GAZIANTEP'E HAS TAKILAR
Gaziantep'te kullanilan takilar ayri bir folklor ozelligine sahiptir. "Antep tac basligi yuksekce bir basliktir. Bu basligin icine kirmizi cuha veya fes giyilir. Fesin ici mukavva veya deri ile sertlestirilmistir. Basligin uzerinde gumusten bir tepelik vardir. Tepeligin uclarindan gumusten pirpirlar sarkar. Sarkintilarin altina kefiye sarilir. Basligin iki yaninda, her iki yanagi kaplayacak sekilde gumusten birer karis boyunda zuluf baskilar sarkar. Alin uzerinde mavi tasli bir hilal vardir. Basligin alt kenarina bir sira altin dizilmistir. Iki kas ortasina da bir 'Mahmudiye' altini takilir. Arkada, bele kadar inen gumus sac baglari olur. Bu tac baslik oldukca eski tarihi donemlere inmektedir. Eskiden baslik malzemesinin tamami altindan yapilirken simdi daha cok gumus suslemelere rastlanmaktadir. Mahalli kiyafetler uzerine takilan takilar gunumuz sartlarinda giderek azalmaktadir. Bu konuda yapilan detayli bir arastirmada adi gecen takilar sunlardir: Fes, sac belikleri, ust dolak, posu, gaze, penez, orta alinlik, zulufluk, goz boncugu, duluk altini, sekke, tozak, cicek, koz, yuksek baslik, hizma, kupe, besibirlik, tek altin, gerdanlik, hamayli, tabaka hamayli, duz hamayli, savatli bilezik ve yuzuk, omuz muskasi, gumus kemer, uzerlik veya nazarlik, halhal, uc etek, gelin taci, pullu onluk. Butun bunlar dugun torenlerinde bir uyum icerisinde takilmistir.
Bugun Gaziantep'te 300 dukkanlik modern bir kuyumcu carsisinin yapimi devam etmektedir. Ayrica Mehmet Akif Ersoy Endustri Meslek Lisesi bunyesinde dort seneden beri faaliyette bulunan kuyumculuk bolumu, altin islemeciligi alaninda egitimini surduruyor. Gaziantep'te kuyumculuk konusunda onemli arastirmalar yapan ve kuyumculukla ugrasan Nuri Durucu, Gaziantep Universitesi bunyesinde kuyumculuk bolumunun acilmasinin Guneydogu bolge kuyumculugunun gelismesi acisindan onem arz ettigini belirtiyor.


Turkiye'nin meyve diyari Cukurova
MUSTAFA OZKE
Cukurova; bereketin yuz verdigi topraklarda tanyeri agarirken yapragindaki sebnemleri ozumseyen ve Toros Daglari'ndan suzulen kar sulari ile beslenip ureticisinin yuzunu gulduren meyve ve sebzeler diyari...
Cukurova; topraginda pamuk, bugday, portakal ve mandalina gibi bircok urunu yetistiren esmer tenli delikanlilarin beldesi. Evet, GAP, Izmir, Samsun, Bursa derken Turkiye'nin sebze ve meyve ihtiyacini karsilayan Cukurova, hala tarim ambari olma ozelligini koruyor.
Cukurova'nin bereketli topraklarinda yetisen meyve ve sebzeler Guneydogu insaninin sofrasini susluyor artik. Meyve ve sebze komisyonculari Mersin, Antalya ve Adana'dan aldiklari urunleri kendi memleketinin insanlarina yedirmek icin ugras verip sofrasina ulastiriyor.
Guneydogu'nun Batman'inda da, Bingol'unde de meyve ve sebze yetistiriliyor; ama Cukurova'nin turfanda sebze ve meyvelerinin tadi bir baska oluyor. Cunku, Guneydogu'nun meyve ve sebzesi Cukurova'dan karsilaniyor...
Turkiye'nin 4'uncu buyuk sehri olmasina ragmen ekonomik anlamda gerileyip yatirimlari eskiye oranla dusen Adana, meyve ve sebze sevkiyatinda hala onemini koruyor, Mersin ve Antalya da sebze ve meyve sevkiyati konusunda Adana'dan geri kalmiyor. Cukurova, yetistirdigi sebze ve meyvelerle Guneydogu insanini besledigi gibi Guneydogu'dan Cukurova'ya goc eden insanlari da isgucuyle beslemeye calisiyor.
HANGI ILE HANGI URUNLER
Mersin Yas Sebze ve Meyve Sevkiyatcilar Dernegi 2. Baskani Enver Alicli, Guneydogu illerinin yuzde 80'inin sebze ve meyve ihtiyacinin Mersin ve Adana'dan karsilandigini soyledi. Adana Kabzimallar Odasi Baskani Ali Batman, Turkiye'nin cesitli bolgelerine yapilan sebze ve meyve sevkiyatinda Adana'nin buyuk bir pazar payina sahip oldugunu belirterek, bolgedeki topraklarin Turkiye'nin sebze ve meyve ihtiyacini karsilayacak kadar verimli oldugunu ifade etti.


Gunes'teki lekeler iklimi etkiliyor
H. HUSEYIN KORKMAZ
Ilim adamlari gunesten gelen isiktaki (radyasyondaki) farkedilmesi zor kucuk degisikliklerin, dunya iklimi uzerinde kuvvetli etkiye ve cihansumul isinmayi artirma gucune sahip oldugunu bildirdiler.
"Gunes ruzgari" icindeki elektrik yukleri ve ultraviyole isinlarindaki degisiklikler, dunyamizi kusatan atmosferi etkilemektedir.
Ozon tabakasi etkileniyor: Son yapilan arastirmalarda, gunesten gelen ultraviyole isin miktarinda yuzde 2-3 nispetinde degismeler gorulmus ve buna mukabil olarak da ozon tabakasi seviyesinde yuzde 2-3'lik bir degisme tespit edilmistir.
Ozon tabakasi, atmosferdeki oksijen molekullerine carpan ultraviyole isinlari tarafindan meydana getirilmektedir. Bu isinlarin dalgaboylarinda meydana gelen degisiklikler ozon uretimini etkilemektedir.
Ozondaki herhangi bir degisiklik, atmosferin daha asagi tabakalarinda meydana gelen degisikliklere yardimci olmaktadir. Ozon tabakasi yeryuzunde hayatin devam etmesi icin halk edilmis pek cok tedbirlerden birisidir. Cenab-i Hakk'in bir lutfu ve ihsanidir. Cunku o, gunesten gelen zararli ultraviyole isinlarini emip yok etmektedir. Aksi halde bu isinlar mahsullere, hayvanlara ve insanlara zarar verebilmektedir.
Bu tahripkar radyasyon, ozonda uretilen radyasyonun dalga boyundan cok hafif farklilik arz etmektedir.
Bilindigi gibi Guney Kutup'taki ve kuzey enlemler uzerindeki ozon tabakasinda buyuk delikler var. Bunlar insanlarin bizzat kendileri tarafindan uretilen kimyasal gazlarin tahribati sonucunda meydana gelmektedir. Ama simdi tespit edilen ozon tabakasindaki degisiklik bundan farkli bir olaydir.
Firtinanin yollari degisiyor: Daha once gorulmus bir degisme, orta enlemlerde tayfunlar ve kasirgalar gibi firtinalarin takip ettigi yollardaki hafif degisikliklerdir. Ancak bazi gozlemler bunlarin daha fazla olabilecegine isaret etmektedir.
Bunlar cihansumul olculerde buyuk olmayabilir; fakat siz bir firtina izinin yok oldugu bir yerde yasamis olsaydiniz, o zaman bu degisikligin sizin icin ne kadar onemli oldugunu anlardiniz.
Gunes'teki lekeler iklimi etkiliyor: Baska bir grup arastirmaci Gunes yuzundeki lekeleri 11 sene takip ederek genis bir dokuman hazirladilar. Sonra bu lekelerden dolayi dunyada meydana gelen sicaklik degisikliklerini, verdikleri bir konferansta belirttiler. Gunes'teki lekelerin tesirinin yazin en yuksek seviyesine ciktigini soylediler.
Bulutlar yok oluyor, radyasyon artiyor: Bir baska ilim adami yuksek bulutlarin tepelerindeki partikulleri donduran bir gunes ruzgari (Gunes'ten gelen bir elektromanyetik akinti) buldu. Bunu meydana getiren sebep de Gunes'teki lekelerin, alev dalgalarinin ve yuzeyindeki diger aktivitelerin degismesidir.
Dunya'nin ortalama sicakligi artiyor: Mezkur ilim adamina gore asrimizda olculmus cihansumul sicaklik artisinin (yani Dunya'nin ortalama sicakligindaki artisin) yarisinin, hatta daha fazlasinin sebebi Gunes'tir. Bilindigi gibi odun, komur, petrol gibi fosil yakitlardan cikan gazlar (karbondioksit) atmosferde alikonmaktadir. Bu da gunes isigini yutarak Dunya'nin ortalama sicakligini artirmaktadir.


Dusuk kan sekeri kaza sebebi
ISTANBUL (Zaman)- Ulkemizde bir facia boyutuna gelen trafik kazalarinin cogu surucu hatasindan kaynaklaniyor. Surucu hatalarinin bir bolumu ise suruculerin yeme aliskanliklarindan.
Haseki Hastanesi Endokrinoloji ve Metabolizma Hastaliklari Uzmani Doc. Dr. Yuksel Altuntas, ozellikle karbonhidrattan (sekerli) zengin gidalarla beslenildiginde, bunlari yedikten 2-4 saat sonra insanlarin kan sekerlerinde dusme goruldugunu belirterek, trafik kazalarinda bunun etkisi olabilecegini belirtiyor.
Ogunlerde ekmek, pilav, hamur isleri, tatli yiyecekler gibi karbonhidrattan zengin gidalarin bol miktarda alinmasi, proteinin ve posali besinlerin nispeten az alinmasi kan sekeri duzeyinde bazi bozukluklara yol actigini belirten Doc. Dr. Altuntas, "reaktif hipoglisemi" denilen kan sekerinin dusmesi durumunda beynin tek yakiti olan kan sekerinin azligina bagli olarak bas agrisi, yorgunluk, zihin bulanikligi, dikkat azalmasi, cift gorme ve uykuya meyil, carpinti, terleme, anksiyete (gerilim), huzursuzluk, titreme goruldugunu soyluyor.
Mide ameliyati gecirenlerle hizli mide-bagirsak gecisi olanlarda; rafine karbonhidratlarin fazla miktarda; ozellikle ac karnina alinmasi, alkol ve sivi karbonhidrat iceren icecekler (cin, sarap, likor, bira) ve kafein iceren sekerli iceceklerin (kola, kahve) alinmasi durumunda; gizli seker hastasi olanlarda bu tur belirtilerin gorulebilecegine dikkat ceken Doc. Dr. Yuksel Altuntas, "Trafik kazalarinin bu denli cok olmasi ve kazalardan da surucu hatalarinin buyuk bir payi olmasinin bazi arac suruculerinde gelisen reaktif hipogliseminin ve buna bagli olarak gelisen belirtilerin kaza ihtimalini artirici bir risk faktoru oldugu kuskusunu uyandiriyor." diye konusuyor.
Uzun yolculuklarda uykusuz olunmasa dahi molalarda alinan yuksek miktardaki karbonhidratli gidalarin, icilen bol sekerli caylarin, reaktif hipoglisemiye yol acarak, dikkat dagilmasi, zihin bulanikligi ve sonucta uykuya meyil olusturabilecegini soyleyen Dr. Altuntas, reaktif hipoglisemi oraninin toplum genelinde yuzde 20 sikliga ulastigini da sozlerine ekliyor.


Tavugun tursusunu yapti
CIHAN ORHAN
ISTANBUL (Zaman)- "Hamsinin tursusu olur da, tavugun olmaz mi?" Bundan yola cikan Mudurnu Restorantlari Yonetim Kurulu Baskani Ugur Turesin, tavuk etinin beyaz kismindan tursu yapti. Tadi da oldukca leziz olan tursu, yakinda piyasada satisa sunulacak.
Ugur Turesin, kendini tavukculuk isine kaptirmis birisi. Bugune kadar kendi dusunce ve buluslariyla pilic etinden ilginc yemekler yapmis. Bunlar arasinda pilic sis, pilic pirzola, pilic bonfile, pilic sucuk, pilic cigkofte, pilic lahmacun, pilic kofte, pilic pizza, pilic Urfa-Adana kebap cesitleri, tavuklu baklava ve tavuklu dondurma cesitleri dikkati cekenler; ama bu yaptigi tavuk urunleri ile yetinmeyen Turesin, devamli yeni arayislar icerisinde. Turesin'in aklina son olarak da "Hamsiden tursu olur da, tavuktan olmaz mi?" fikri takilmis. Bunun uzerine buyuk bir arastirma yapan Turesin, sonunda bu projesini de gerceklestirdi. Dunyada ilk defa tavuktan tursu yapan kisi oldugunu iddia eden Turesin, urununun buyuk ilgi gorecegini soyluyor. Tursu, Mudurnu restoranlarinda ve marketlerde satisa sunulacak.
TEST ETTIK, ONAYLADIK
Kendisine "mucit" diyen Ugur Turesin'den tursunun nasil yapildigini tarif etmesini istememiz uzerine sunlari soyledi:
"Tavuk tursusu, tavugun gogus kismindaki beyaz etten yapiliyor. Normal tursu gibi hazirlaniyor. Eti once hasliyoruz. Baska bir kavanozda icine havuc, sarmisak, nohut ve dereotu gibi urunleri hazirliyoruz. Bunun icine de haslanmis tavugu buyuk parcalar halinde atiyoruz. Sonra kavanozun kapagini kapatip 1 ay bekletiyoruz. Actigimizda ise tadini ilk defa tadacaginiz enfes bir tursuyla karsilasiyorsunuz."
Ugur Turesin hazirladigi tursuyu once kendisi test etti. Bir sey olmadigini gorunce bize de bir parca uzatan Turesin'in tavuk tursusundan tatma imkani bulduk.


Ve gelenek bozuldu
Ve Gelenek Bozuldu Icimizden Biri Turgut Ozal / Mehmet Gundem Sair,
"Biz genc Dogulular, bir gun hepimiz,
Erzurum, Kars, Maras, Bayburt, Ardahan...
Kiliclarin kinindan cekildigi an
Bilin ki dostlarim vermeden aman
Al atlar ustunde bir safak vakti
Sefere cikacagiz Dogu'dan" diye hasretiyle yanip tutustuklari bir ruya gercek olmus ve bugun Kirgiz'i, Ozbek'i, Kazak'i, Turkmen'i, Azeri'si, Gagavuz'u, Yakut'u ve daha nicesiyle birlikte topyekun ayaga kalkmis olan Turkluk alemi, Dogu'dan Bati'ya, Bati'dan Dogu'ya neredeyse her gun sefere cikmaktadir. Turk tarihinin yildizi cok yukseklerde parlamaktadir. Bu yildiz yalniz milletimizin degil, ayni zamanda fazilet ve alicenapliga susamis butun insanlik aleminin de ufkunda parlamaktadir.
TURGUT OZAL

Butun insan basarilarinin alani tarihsel varlik alanini olusturur. Butun insan
basarilarinin bir tarihi vardir; cunku insanin kendisi bir tarihsel varliktir. Burada zaman uc boyutludur: gecmis- simdi-gelecek. Bu uc boyutlu zaman butun insan olaylarini sergiler.
Insan, varlik yapisi, amac ve hedefleri bakimindan yarini ve obur gunu goz onunde bulundurarak eylemde bulunur. Bu uc boyutlu zaman birbirine siki sikiya bagli olan olaylar zincirinden kopmus degildir. Bir yandan gecmis olaylarin etkisi, obur yandan zamanin 'simdi' boyutunda olup biten olaylarin baskisi surup gider. Bir gecit noktasi olan simdi, hem kendisinin, hem de dunun ve yarinin determinasyonlari altindadir. Boylece insanin yapip - etmeleri, onun basarilari zamanin uc boyutu, dun simdi ve yarin tarafindan yonetilmekte, sergilenmekte ve desifre edilmektedir.
Mekan ve sosyal birlik de insanin eylemlerinde ve dolayisiyla kimligin olusumunda zaman boyutu kadar etkin rol oynar. Her kimlik onu tasiyanin, egilim, tercih ve kararlarini yonlendirme gucune sahiptir. Var olmak ayri seydir, var oldugunun farkinda olup bir misyon ve kimlik yuklenmek ayri seydir. Misyonu (anlami) olmayanin da kimligi, gelecegi ve cekip giderken geride birakacagi izleri olamaz.
Yukarida temellendirmeye calistigim perspektif baglaminda, baskalarini oldugu gibi Turgut Ozal'i da degerlendirdigimizde daha anlamli ve kalici sonuclarin cikacagi kanisindayim. Insanlari, olaylari, hayatlari dogru anlamak icin oncelikle varlik sartlarini bilmek ve onlari dogru okumak zorundayiz.
ANAHTAR ISIM OZAL
Varlik sebebini atilim, degisim ve pozitif donusum olarak goren Turgut Ozal, yakin siyasal tarihimizin daha iyi anlasilabilmesi icin bir 'anahtar isim', bir 'simge' 'merkezi kisilik' olarak karsimiza cikiyor. Cumhuriyetin ilk neslinden olup, Osmanli cografyasina karsi kendi donemine gore asiri hassas davranan, pratikte de ilgi duyan Ozal, kurgulayip ortaya koydugu hayat portresiyle "cumhuriyet tarihi kronolojisine degil, cumhuriyet tarihine gecti" ve gelenek bozuldu.
Turgut Ozal, Anadolu insani. Ben Anadolu'yu buyuk duslerin cografyasi, onun insanini da bu buyuk duslerin 'aktoru' olarak goruyorum. Anadolu'da yasayip da dus gucu olmayan, hayal kurmayan insan yok gibidir. Biz hepimiz once, hayal alemine uyanir, orada bir seyler tasarlar ve sonra da reel dunyada bu tasavvurlarimizi gerceklestirme mucadelesine girmez miyiz? Hayati bu mucadele ile anlamli kilmayi dusunmez miyiz? Ideal varlik alani ile reel varlik alani arasinda benzerlik kurabildigimiz olcude kendimizi basarili saymaz miyiz? Evet; cunku gelecegimiz, ideallerimizde sakli.
Bati dunyasinin Dogu alemi ile bulustugu cografyanin siyasal hayatinda oynadigi etkin aktorlugu ile statukoyu ve gelenegi bozan, degisimi ve buyuk donusumu hedefleyen Turgut Bey'in duslerinin hic de siyah-beyaz olmadigi hemen fark ediliyor.
"Anadolu'nun bagrindan kopanlari Istanbul'a Alistirma Kulubu'nu ITU'de ogrenci iken kuran bu kisa boylu sempatik adam, yillar sonra siyasete atilacak ulkenin hayat fotografinda on siralarda yerini alacaktir Ozal. Malatya'da memur bir ailenin cocugu olarak baslayan hayatina, 66 yil sonra Cumhurbaskanligi koltugunda Cankaya'da nokta koyarken bir toplumu ayaga kaldirma, ona oz guven asilama eyleminin icindeydi.
"Ciddi hatalar yapmazsak 21. yuzyil Turklerin ve Turkiye'nin yuzyili olacaktir." diyen Ozal, dis dunyaya acilarak, kurdugu seviyeli diyaloglarla Turk insanini mahcubiyetten, kompleksten arindiran haliyle bir kere daha takdirleri topladi. "Iman, ozgurluk ve bilimin isiginda"kendi kapasitesini kesfeden bir Turkiye ruyasi tasiyan Ozal, reformist kimligiyle pek cok tabuyu sarsti.
TANKIN PALETLERI GIBI OLMALISIN
1983 Mayisi'nda partiyi kurmazdan kisa bir sure once Necip Fazil Kisakurek'i ziyaret ediyor, partiyi kurma konusundaki dusuncelerini aciyor. Yillarca bu millete ' Oz yurdunda garipsin, oz yurdunda parya' mesajlarini veren Necip Fazil'dan hayati boyunca kulagina kupe olacak su dersi aliyor: "Turgut, tankin paletleri gibi olmalisin. Hem hizli yol almali, hem de araziye uymalisin." (1)
Turgut Ozal siyasete girisini ve basarili olusunu degerlendiriyor: Turk demokratik siyasi hayatinda iki ekol var. Biri CHP, digeri DP. Ikisi de Ittihat ve Terakki kaynakli. Sag ve sol kanadi temsil ediyor, biri liberal biri devletci. Bu iki parti veya ekolun arasina giren cok yasamamis, marjinal kalmis, kisa surede yok olmus. Oysa biz Anavatan'la bu iki ekolun disinda yeni bir cizgi koyduk. Basari da kazandik. Demek ki Allah, Turkiye'ye yeni bir kapi acmaya karar verdi. Bu suretle, cevremizdeki ulkeler krizler yasayip, asagi dogru giderken; Anavatan doneminde Turkiye basarilari ile ortaya cikti. Biliyor musunuz 1957 secimlerinde tartismasi yapilan en onemli konu nal civisiydi. Nal civisi yoktu. Nereden nereye geldik. Allah cok sey lutfetti. Bazi seyler var ki, bunlari biz kontrol edemeyiz. Tarihi kaderi vardir uluslarin. Aslinda bizim basarili olmamiz esyanin tabiatina aykiri; ama ben devrilen bir siyasal iktidarin elemani olmama ragmen darbeyi yapan askerler tarafindan tutuldum. Demek ki, Allah dileyince her sey oluyor."
Turgut Ozal'i farkli kilan ve onu avantajli hale getiren degerlerin basinda Toplumu tanima ve sosyal okumalardaki mahareti geliyor. Geleneksel ogelerin izlerini tasidigi kadar modern olana acik olan Ozal yerellikle evrensellik arasindaki zor iliskiyi belli oranda kurabilme becerisini de gosterdi. "Iki gomlegim var; biri bayramlik, digeri idamlik." diyen cesaret ve kararlilik iceren hali, vizyonu, dindarligi, demokratligi, Osmanli cografyasina olan duyarliligi, bizden biri olusu ve en onemlisi, Turk insanina zihin menajerligine soyunmus haliyle Ozal, unutulmazlar arasina girdi.



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.