28 Nisan 1998, Sali
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler


Gundem

Fehmi Koru
Haince bir tuzak
Teror orgutu PKK'nin onemli ismi Semdin Sakik, guvenlik guclerinin operasyonuyla Kuzey Irak'tan Turkiye'ye getirildi ve sorgulandi. Gazetelere yansiyan bilgilerden, Sakik'in, orgut ve iliskileri konusunda dehsetengiz itiraflarda bulundugu anlasiliyor. Kamuoyunun ilgisi, bu bilgilerden 'PKK ile icli disli kisiler' uzerinde yogunlasiyor dogal olarak. Eger basina sizanlara inanilacak olursa, orgutle bir bicimde iliskili cok kisi var; bunlar arasinda gazeteler, gazeteciler, siyasiler ve isadamlari da bulunuyor...
Elleri kanli bir teroristin suclamalarinin ciddiye alinacak bir yonu yok elbette; tersine, eger psikoloji bir ilim kabul ediliyorsa, gercek iliskileri tespit icin, Semdin Sakik durumundaki kisilerin gosterdigi istikametlerin tam tersine bakmak gerekir. O durumdaki kisilerden, zaruret aninda baslarini yakmak uzere, bir 'dusmanlar listesi' yapmalari beklenir. Nitekim, basina yansiyan listede, daha once cesitli vesilelerle orgut irtibati bilinen (bir bolumu yetkililerce fas edilmis) isadamlarinin adlari yok; buna karsilik, PKK'nin elinden asker kurtarmis bir milletvekiliyle ona yardimci olan insan haklari dernegi yoneticisi var. Yazilari ve aciklamalariyla, aslinda, terorun etkisinin azalmasina katkida bulunmus gazeteciler ve yazarlar 'PKK isbirlikcisi' olarak aniliyor da, PKK lideriyle gorusmelerini ekranlara, kitaplara ve sutunlara tasimis niceleri es geciliyor...
Bu goruntuye bakilarak soylenebilecek olan sudur: Basinin "Semdin Sakik'in listesi" diye yayimladigi isimler, eger gercekten onun andigi kisilerse, bu bir teroristin haince hedef saptirmasidir... Ancak, daha dogru olan galiba su: Kim olduklarini tam kestiremedigimiz birileri, Sakik'in gozaltinda bulunmasindan yararlanarak, onun sirtindan, kendi ozel hesaplarini gormeye kalkisiyorlar...
"Daha dogru" diye bu ihtimali one cikarmamizin sebebi, yontemin ulkemizde sikca uygulanmasi yuzunden. Kaynagi belirsiz, gercekleri yansittigi kuskulu bilgi ve raporlarin havada ucustugu bir ulke burasi. Devletin istihbarat orgutune atfedilen (ancak MIT'in ustlenmedigi) cocuklarin bile malumu olan temel bilgi yanlislariyla dolu nice rapor okuduk gecmiste... Refahyol doneminde devletin zirvesine sunuldugu soylenen bir raporda, kisiligi, hayati, yaptiklari herkesin bilgisi dahilinde olan Fethullah Gulen Hocaefendi'nin dogum yilindan uzun sure yasadigi illere, seyahat ettigi ulkelere kadar bir dizi hata vardi. Kaynak gosterilmeden basina sizan bilgilere esasen kimsenin itibar etmemesi gerekiyor.
Isin daha vahim bir tarafi var. Semdin Sakik askeri operasyonla yakalanip getirildiginden beri bir askeri cezaevinde sorgulaniyor. Sorgulamasini istihbarat subaylari yapiyorlar. Yasal acidan, sorusturma safhasinda elde edilen bilgilerin kamuoyuna yansitilmasi yasak. (Zaten, kendisi de hukukcu olan Icisleri Bakani Murat Basesgioglu, "Siz iddianameyi bekleyin, sorusturma diye soylenenlere itibar etmeyin" uyarisinda bu yuzden bulunuyor.) Ancak, gazeteler, israrla, kendilerine ulasan bilgilerin 'saglikli' oldugu iddiasindalar. Oysa, Sakik'i gozetim altinda tutan ve sorgulayan askerlerin, yasak oldugunu bile bile, itiraflari gazetelere sizdirmalari ordunun gorev anlayisina zit. Bunu ancak yasa tanimayan kuskulu bir odak yapabilir.
En goze carpan gariplik de, gorevleri arasina mesleki dayanisma da giren basin orgutlerinin, bu konuda sergiledikleri suskunluktur. Kuskulu bir senaryoyla yipratilmak istenen sadece birkac gazete ve gazetecinin itibari degildir, gazetecilik meslegi de bu saldirinin hedefidir; meslek orgutleri ve basta suclanan meslekdaslarin calistiklari medya gruplari olmak uzere butun basin-yayin kuruluslari, bu saldiri karsisinda sessiz kalmamalidirlar.
Ne idigu hala kesfedilememis bir odak, bu tur dezenformasyon faaliyetleriyle bir tasla birkac kus vurmayi hedefliyor. Ilk amaci, ortada durust ve saygin meslek erbabi kalmamasidir. Ikinci amac, medyanin bir butun olarak sindirilmesi ve herkesin korkuyla hizaya gelmesidir; etrafta "Demokrasi, insan haklari, ozgurlukler..." diyen tek kisi kalmasin isteniyor sanki. Bu korkunc dezenformasyon eylemini, sucu ordu kurumunun uzerine atacak tarzda yapmasi da, tuzagin, devlet-millet butunlugunu berhava etmeyi hedefleyen en hain yonudur...
Bu olaydan ders alinacagini ve kaynagi belirsiz fisiltilarla, kisileri ve kurumlari suclamayi amaclayan yaniltici haberlere bundan boyle iltifat edilmeyecegini umuyoruz.

Kulis

Taha Kivanc
Turkiye'ye unlu yagmuru
Genelkurmay Ikinci Baskani Org. Cevik Bir, mayis ayi icerisinde, bayagi hareketli bir donem gecirecege benziyor. Ayin ilk gunlerinde, dunyanin ondegelen devlet ve siyaset adamlariyla birlikte onemli bir toplantiya katilacak Istanbul'da... Ardindan, Israil'e gidip iki ulke arasindaki askeri ve siyasi isbirligi konularinda ikili temaslarda bulunacak. 20 Mayis'ta da, Ankara'da, Turkiye Genc Isadamlari Dernegi'nin (TUGIAD) duzenleyecegi 500 kisilik bir yemekte 'seref konugu' olarak fikirlerini aciklayacak... Bunlar bana ulasan bilgi ve davetlerden derledigim faaliyetleri...
Istanbul'daki toplanti tam bir yildiz yagmuru gibi. 'American Enterprise Institute' adli kurulusun bir sure once olusturdugu 'New Atlantic Initiative' (NAI) calismalari cercevesinde gerceklesiyor. 1-3 Mayis tarihleri arasinda Ciragan Sarayi'nda yapilacak NA I toplantisina, Amerika ve Avrupa'dan bir cok unlu geliyor.
Bu girisimi baslatanlarin adlari bile ciddiyetini sergiliyor: Margaret Thatcher, Vaclav Havel, Helmut Schmidt, Henry Kissinger ve George Shultz bir doneme damga vurmus siyaset adamlari. Istanbul bulusmasina ilgi duyan katilimcilar listesi "Dunyada kim kimdir?" kitabi gibi; Zbigniew Brzezinski'den Paul Johnson'a, Richard Perle ve Morton Abromowitz'e kadar bir dizi isim... ABD'nin Ankara Buyukelcisi Mark Parris de katilimcilar arasinda. ABD'den senator ve temsilciler meclisi uyeleri, Almanya, Ingiltere, Yunanistan, Bulgaristan, Polonya, Italya gibi ulkelerden bakanlar, milletvekilleri, cok sayida buyukelci, bilimadami...
Hayret, Turkiye'den katilim o kadar fazla degil. Cumhurbaskani Suleyman Demirel ilk gece verilecek yemekte bir konusma yapacak. Eski cumhurbaskani Kenan Evren, Devlet Bakani Sukru S. Gurel, ANAP milletvekili Ilhan Kesici, emekli Org. Nezihi Cakar (Cumhurbaskanligi danismani), Ozellestime Idaresi Baskani Ugur Bayar, eski milletvekili Halil Sivgin, CHP milletvekili Murat Karayalcin, Prof. Hasan Koni ise panelistler arasinda yer aliyorlar... Mesut Yilmaz nedense yok.
Acilisini Cumhurbaskani Demirel'in yapacagi toplanti, iki yildiz konusmacinin delegelere hitabiyla kapanacak... Konusmacilarin biri, yakin zaman once 'The Grand Chessboard' (Dev Satranc Tahtasi) adli eserini yayimlayan Amerikali strateji uzmani Zbigniew Brzezinski, digeri de Turkiye'den Org. Cevik Bir...
New Atlantic Initiative'i de merak ediyorsunuz, biliyorum; ama ben sabrinizi zorlama pahasina, once, bu toplantida hangi ana konularin muzakere edilecegine deginecegim.
Bir genel baslik su: 'Atlantikcilik, Islam ve Turkiye'nin rolu'... Bu konuyu simdilerde Bilkent Universitesi'nde ogretim uyesi olarak calisan unlu Ingiliz tarihci Prof. Norman Stone ele alacak; oturum yoneticisi de New York Times Turkiye muhabiri Stephen Kinzer...
Delegeler geceleri bile degerlendiriyorlar. Gecenin bir vakti (21.30) baslayacak oturumun konusu, "Atlantik bakis acisini genisletmek: Petrol, su ve boru hatlari politikalari..." Ikinci gun 2012 yilina donuk bir senaryolar tartismasi ele alinacak... Bu arada, NATO, Avrupa Birligi ve ticaret sistemleri konularinda yuvarlak masa calismalari var ayni gun. "Atlantik-asiri pazaryeri" diye bir konu da gorusulecek ve 'Federal Avrupa' fikrinin Atlantikcilik gorusune uygun olup olmadigi konusu da masaya yatirilacak. Ikinci geceyi de tartisarak gecirecek delegeler, politika ile kultur iliskisini, Balkanlar'dan Ortadogu'ya Turkiye'nin rolunun ne oldugunu muzakere edecekler...
Ucuncu gun (3 Mayis Pazar) cok yogun gececege benziyor. Kahvaltida Ortadogu'nun guvenligi, Bosna, Kosova gibi sorunlu yerlerde barisin korunmasi tartisilacak. Gunduz oturumlarinda, politika ile ekonomi arasindaki yakin iliski, savunma konulari ele alinacak. Son gunun ilgi uyandiracak bir paneli de "Demokrasi ve Islam" genel basligini tasiyor. Ortadogu uzmani Amerikali Michael Leeden'in emekli buyukelci Sukru Elekdag ile birlikte yonetecekleri panelin konusmacilari, Kuzey Irakli Ahmed Celebi, Ingiliz yazar David Pryce-Jones, Le Monde muhabiri Nicole Pope, Nixon Merkezi'nden Peter Rodman ve Halil Sivgin...
Anladigim kadariyla, New Atlantic Initiative adli kurulus, Atlantik'in iki yakasini (ABD ile Avrupa'yi) birbirine daha da yakinlastirmak amaciyla kurulmus... Amerikalilar acisindan birlesen Avrupa'nin basini alip gitmesi ve kendi gundemini belirlemesi istenmeyen bir durum. Avrupa icin de, NATO'nun genislemesi tartismalarinin ortaya koydugu gibi, Amerika'nin Avrupa'ya ilgisini kaybetmesi ayni derecede rahatsizlik kaynagi... NA I gibi girisimler iki cografyayi ayni ilkeler etrafinda bir arada tutmayi sagliyor...
Tam iki yil once, 10-12 Mayis 1996 tarihinde Prag'da yapilan kongrede NAI'ye vucut verilmis. O toplantiya 300'un uzerinde delege katilmis. Ayni yilin haziran ayinda da bir arastirma merkezi olarak ABD'de calismalarina baslamis NAI... Niha i olarak, amaclarini, AB ile NAFTA arasindaki ticareti artirmak, NATO'yu makul olculer icinde genisletmek, Avrupa'daki kurumlarin seffaflik ve esnekligini tesvik etmek, yeni kurumlasmalarin onunu acmak biciminde ozetliyorlar...
Buna benzer baska kuruluslari da var Amerikalilarin. Bir ara en bilinenleri 'Trilateral Commission' idi ve New Atlantic Initiative icinde yer alan unlu simalarin hemen tamami orada da faaldiler. Ikisi arasindaki tek fark, Trilateral'in ucuncu ayagi olan Uzakdogu'nun (Japonya, Kore, vd) NAI'de bulunmayisi...
Islerimi denklestirip toplantida bulunmaya calisacagim.

Devran

Fikret Ertan
Akilli hirsizlar, akilsiz hirsizlar
"...Basitce soyleyelim akilli hirsizlar silah kullanmazlar; bunlar kalem ve bilgisayar kullanirlar. Akilli hirsizlar 170 dolar icin rizikoya girmezler; bunlar milyonlar, hatta milyarlar calarlar. Akilli hirsizlar geceleri eglenmek icin ucuz gazinolara gitmezler; bunlar ucak kiralarlar ve Paris'e, Londra'ya ya da Aspen ya da Vail'deki super luks kayak merkezlerine giderler. Akilsiz hirsiz ile akilli hirsiz arasindaki fark sudur: Akilli hirsiz, sucustu yakalansa bile, hapse gitmez.
Halen faaliyette bulunan akilli hirsizlara en iyi ve cok sayida ornek, ulkenin finans merkezi Wall Street'te bulunabilir. Burada, halka yilda, durustce milyonlarca dolar kazanma imkani sunulur. Ne var ki, bazilari icin bu yeterli olmuyor; bunlar musterilerinden kucuk ekstralar, bazen de buyuk ekstralar calarlar.
Burada akla hemen su olay geliyor: Well Street Borsasi'nin buyuklerinden 30 finans sirketi dolandirildiklari iddiasiyla aleyhlerinde ozel dava acan musterileriyle anlasma yoluna gitmislerdi Noel arifesinde. Dava, musterilerin bu sirketler tarafindan 1989 ile 1994 yillari arasinda Nasdak yoluyla sistematik olarak dolandirildiklarini iddia ediyordu. Sirketler bu dava uzerine dolandirilan musterileri ile davadan vazgecmeleri karsiliginda 910 milyon dolara anlasmislardi. Bu 30 finans sirketi arasinda borsanin unlulerinden, Lehman Brothers, Goldman Sacks, Solomon Simith Barney, Shearson, J. P. Morgan Securities Inc. ve Merril Lynch gibileri de vardi.
Olayla ilgili haberlere gore, sirketlerin plani cok basitti: Bunlar Nasdak elektronik borsasinda alinan ve satilan hisselerin fiyatlari arasinda yuksek, suni bir fark olusturmuslardi. Bu alim-satimi musteriler acisindan cok pahali, bu komployu (ya da tezgahi) kuran sirketler acisindan da cok karli hale getirmisti.
On sekiz ay once, Amerikan Adalet Bakanligi, bu komploda yer alan soz konusu bu sirketlerden 24'u hakkindaki anti-trost davasini sonuclandirdi. Ne var ki, hem Adalet Bakanligi'nin hem de ozel davanin sonucunda bu sirketler hakkinda cezai islem yoluna gidilmedi. Ustelik, soz konusu bu davalarda taraflarin anlastiklari aciklanir aciklanmaz soz konusu sirketler, muazzam tazminatlara ragmen, yanlis is yapmadiklarini soylediler.
Bu olaylarla ilgisi olmayan, bu yil baslarinda yapilan aciklamalarda ayni soz konusu sirketler 1997 yili icin rekor karlar ve de ortaklari icin milyonlarca dolara varan rekor yil sonu ikramiyeleri acikladilar."
Buraya kadar okudugunuz Intellectual Capital adli Amerikan dergisinde gecen gun gozume carpan bir makalenin bir bolumu. Washington'da yasayan ekonomist-yazar Pat Choate'nin 'Wall Street: Akilli Hirsizin Evi mi?' baslikli makalesinde yazar 1993 yilinda 170 dolarlik bir gasp ve adam kacirma sucu isleyen aptal Randy Allen Perry'in bu suclarindan dolayi 30 arti 30, toplam 60 yil agir hapis cezasina carptirilmasini hatirlatiyor ve Randy'nin sucu ile 'Wall Street dolandiricilari'nin suclarini mukayese ediyor ve elbette tepki gosteriyor soz konusu duruma.
"Randy daha iyi egitimli, gerekli baglantilari, iyi avukatlara ulasma imkanlari ve de serveti olsaydi bugun cezasini cekmekte oldugu Mississipi acik cezaevinde olmazdi." diyen yazar makalesini soyle bitiriyor:
"Bu adamlarin ortak noktasi, dolandirici, sahtekar, suclu olmalari. Bizim adalet sistemimizin sure gelen zaafi, basarisizligi akilli hirsizlarin akilsiz hirsizlarla hala ayni muameleye tabi tutulmamasidir."
Yazarin bu tespitine katilmamak mumkun degil. Ama sadece bazilarina gore 'adaletin simgesi' olarak gosterilen Amerika'da degil, baska yerlerde de ayni muamele soz konusu degil mi? Dusunun bulursunuz.
Bu yaziya bir de baska son soz: Sayistay, Ankara Buyuksehir Belediyesi'nin Murat Karayalcin'in baskanligi doneminde Japonya'dan alinan kredinin 10 milyon dolarini (2,7 trilyon lira) yabanci borsalarda batirdigini belirlemis. Dunku Sabah'taki bu haberde bu yazinin basinda soz ettigimiz Merril Lynch'in Ingiltere bransinin da adi geciyor. Bu Merril Lynch'in bu yazida adi gecen Merril Lynch ile alakasinin olup olmadigini bilmiyoruz; ama kim bilir soz konusu dolandirilan paralar arasinda belki de bizim Ankara Buyuksehir'in parasi da var.

Politik

Mustafa Unal
24 saat uzun. Ya bir sene?..
Basbakan Mesut Yilmaz'in hukumetin dis destekcisi CHP lideri Baykal'la gorusmeleri, koalisyon ortagi parti genel baskanlariyla yaptigi zirvelerden daha heyecanli olmaya basladi. Ortaklarin zirvesinden rutin, beklenilen kararlar cikarken, Baykal'la gorusmeden oldukca surpriz, politik hesaplari altust eden sonuclar aliniyor.
Bayram sonrasi 16 Nisan'daki Yilmaz-Baykal gorusmesini hatirliyorum. Zirvenin icerigi cok kisa surede politika kulislerine sizmisti. Buna gore iki lider, 1999 Mart'inda cifte secimde anlasiyorlar.
Baykal, anlasmanin kamuoyuna aciklanip aciklanmayacagini su sozlerle soruyor Basbakan Yilmaz'a, "Mutabakatimiz 'on the record' mu, yoksa 'off the record' mu kalacak? Yani secim tarihi uzerindeki anlasmamizi disari ciktigimizda aciklayacak miyiz yoksa gizli mi kalacak?" Basbakan Yilmaz'in cevabi: "Off the record." Gizli kalmasi yonunde. Ancak gelin gorun ki, bu gorusmenin icerigi en ince detayina kadar basina aktarildi.
Ancak kamuoyuna acikca deklare edilmedigi icin 16 Mart gorusmesinden alinan kararin uzerinde pek durulmadi. Gazetelerin sayfalarinda kaybolup gitti. Esas gurultuyu mutabakatin aciklandigi 23 Nisan gorusmesi kopardi. Cifte secim anlasmasinin yani sira 6 ay onceden baslayacak tarafsiz hukumet arayisi, birakiniz hukumet ortaklarini ANAP'in icinden bile tepki cekti. Ote cephede ise Baykal'a daha sert tepkiler geldi. CHP'de bir suredir uyuyan muhalefet ise, secim sozunu duyunca uyandi ve 'ne oluyoruz' diyerek Baykal'a bayrak acti.
Cumhurbaskani Suleyman Demirel'in yillar once Turkiye'nin kendine ozgu sartlarini goz onune alarak, politikada gelecek hesabi yapanlara soyledigi meshur bir soz vardir: "Siyasette 24 saat uzun bir suredir." Demirel bu lafi normal siyasi ortamin gecerli oldugu zaman diliminde soylemistir.
Basbakan Yilmaz'la CHP lideri Baykal'in bir sene sonrasi icin secim randevusu vermesi bana siyaset ustasi Demirel'in bu sozunu hatirlatti. Normal surecte 24 saat uzun sure sayiliyorsa anormal sartlarin gecerli oldugu gunumuzun politik ortaminda bir sene sonrasina randevuya ne denir? Demirel, tarafsiz olmasaydi buna da cevap verirdi. Oyle gorunuyor ki bir yil sonrasi icin yapilan anlasmanin kamuoyuna aciklanmasinin siyasi manevradan ote bir anlami yok.
Daha once de vurgulamistik, siyasetin anormallesmesi secimin tarihi ve seklini tam bir bilmeceye dondurdu. Yani Meclis'te secim yonunde ortaya cikacak iradenin disinda bazi ozel sartlarin da yerine gelmesi gerekiyor, sandigin halkin onune konabilmesi icin.
Yetkili yetkisiz Ankara'dan sadir olan her aciklama secim bilmecesinin cozumunu kolaylastiracagina denkleme bir bilinmezlik daha ekliyor ve isi zorlastiriyor.
Yilmaz-Baykal gorusmesinin ardindan aciklanan secim takvimine, politikanin ozel sartlarindan mi, yoksa daha once soylenen sozlerin yerine getirilmemesinden midir ki herkes kusku ile yaklasti. Basbakan deklare ettigi halde. Aralarinda ANAP'lilarin da bulundugu siyasilerle konustum. Hic kimse 'bu takvim saglikli isler' diyemedi. Aksine alaylica bir edayla 'Sen inaniyor musun?' seklinde tepkilere de muhatap oldum.
Ancak bir gercek var, o da secimin Turkiye'nin gundeminden hic cikmadigi. Son bir bucuk yildir Turk siyaseti hep secimi konusuyor. Aslinda Meclis'te bu yonde irade de mevcut. Bunu gormek icin secim isteyen partilerin milletvekillerini alt alta yazmak yeterli.
Secim bugun icin yine bilmece; ama sanki Turkiye erken secimin kacinilmaz olacagi gunlere dogru hizla surukleniyor. Her halukarda 1999 Mart'i veya nisanin ilk haftasi yerel secim tarihi. Secim bundan boyle sadece Ankara'da degil halk arasinda da daha yogun konusulacak.

Arka Plan

Ali Bulac
Idris Kucukomer
Idris Kucukomer, Turk dusunce hayatinin "ihmal" edilen isimlerinden biri. Kucukomer gibi onemli bir ismin ozellikle ihmal edildigini soylememiz icin elimizde bazi gecerli sebepler var. Yakin dostlari "Sol'dan Sol'a" gelen Kucukomer'in "Turk solu ve Kemalist aydinlar tarafindan nicin ihmal edilmek istendigini aciklayabildiklerini, ancak Islamcilar'in da buna nicin katildiklarini anlamakta zorluk cektiklerini soyluyorlar. Haksiz sayilmazlar. Ancak Kucukomer, Sol'dan Sol'a gelmedi, onun arayisi suruyordu ve eger omru vefa etseydi nereye gelecegini hep birlikte gormus olacaktik.
1987'de dostum Abdurrahman Dilipak kendisiyle gorusmustu. O sirada ben ileride, "Islam Dusuncesinde Din-Felsefe/ Vahy-Akil Iliskisi" adini alacak bir calismaya baslamistim. Hasta yatarken Kucukomer, Ibn Rust ve Gazali arasindaki catismayi ve genelde Islam tarihinde onemli bir konu olan vahy-akil iliskisi hakkinda benimle gorusmek istedigini belirtmisti. Bu gorusme talebini memnuniyetle kabul ettim; ancak iyi bir hazirlik yaparak gitmek istedim. Tam birkac gunluk hazirlik yapayim derken, Kucukomer'in vefat haberi geldi. Yazilarindan dikkatle takip ettigim Kucukomer'in vefati beni cok uzmustu; Dilipak'a gore o bir mu'min olarak vefat etmisti, ben de cenaze namazina katildim. Ondan sonra da Idris Kucukomer'in gelistirdigi dusunceleri etrafinda verimli tartisma yaratacak uygun bir platform olusmadi. Aradan kac sene gecti! Ozel olarak cesitli dergilerde veya baska uygun platformlarda Kucukomer'in dusunceleri tartismaya acilabilirdi; ama maalesef olmadi. Gecen hafta Dunya Yerel Yonetimler ve Demokrasi Akademisi (WALD) "Idris Kucukomer'in Anisina" bir yuvarlak masa toplantisi duzenledi. Toplantinin ana basligi "Turkiye'de Sivil Toplum Arayislari"ydi. Toplantida Kenan Somer, Guven Avci, Ahmet Davudoglu ve Murat Belge birer teblig sundular, bu tebligler aksama kadar katilimcilar tarafindan enine boyuna tartisildi. Toplantinin cok verimli ve ufuk acici gectigini soylemek gerekir. Idris Kucukomer, yillar oncesinden bugun siyaset ve dusunce hayatimiz uzerinde kurulmus bulunan blokajin tarihi nedenleri ve niteligine iliskin cok onemli analizlerde bulunmustu. 60'larin, 70'lerin sartlarinda Kucukomer, Tanzimat'tan bu yana toplumu elleri uzerinde amuda kaldiran ve diger ulkelerle yarisa girmesi icin baski altina alinan toplumumuzun butun ana paradokslarina isaret etmekteydi. Acik ki, bir insan nasil elleri uzerinde kosarak bir maratoncuyla yarisamayacaksa, ana parametreleri yanlis tespit edilen Turk modernlesme projesi icinde kalinarak da bu ulkenin uluslararasi bir yarisa katilmasi, kosmasi mumkun degildir. Idris Kucukomer bunu tespit etmis ve sorunun cok derinlerde yattigini soylemisti. Toplumsal yapinin tarihi, siyasi ve maddi yapisindaki degisim ve bu degisimin ortaya cikardigi sorunlar onemliydi, ama Ahmet Davudoglu'nun da tebliginde isaret ettigi gibi, Kucukomer, sorunun buyuk olcude fikri ve felsefi koklerinin de oldugunun farkindaydi. Bundan dolayi Ibn Rust ve Gazali catismasina ilgi duyuyor ve "ben kimim?" sorusuna ancak Islam dusunce tarihinin derin koklerine inilerek cevap bulunabilecegini soyluyordu.
Kucukomer'in konjonkture bagli bazi argumanlarinin bugun icin cok anlamli olmadigi soylenebilir; ancak sorunu vaz'etme sekli ve onun koklerine isaret eden temel yaklasimi bugun de canliligini korumaya devam etmektedir. Kucukomer'in tezlerini dogrulayan en onemli sey, bizzat bugun icinden gecmekte oldugumuz buyuk krizdir. Belki de bundan sonra Kucukomer artik ihmal edilemeyecektir.

Zaman Yazilari

Hilmi Yavuz
Siir ve satis
1 Nisan 'Dunya Siir Gunu' ilan edilmis. Benim bundan gec haberim oldu. Bu munasebetle, bir bankanin sponsorlugunda bir 'Siir Gecesi' duzenlendigini ogrendim. Gazeteler, 'Siir Gecesi'ne buyuk ilgi gosterildigini, cogu izleyicinin ayakta kaldigini yazdilar. Sairler cok mutlu: Siire ilgi artiyor demek!
Sorgulamak gerekiyor: Gercekten siire ilgi artiyor mu? Soylenenlere bakilirsa, siire olan ilginin arttigini, sadece 'Siir Gecesi'ne katilanlarin kalabalikligindan degil, baska birtakim gostergelerden de cikarmak mumkun. Unlu bir tiyatro oyuncusunun yayimladigi siir kitabi, tastamam 85 bin satmis! Beyoglu'nda sadece siir kitaplari satan bir kitabevi acilmis! Bazi sairler de tirajlarinin 'standart olarak son bes yildir 50 bin' oldugunu belirtiyorlar! Eh, butun bunlara bakarak siirin Turkiye'nin entelektuel gundeminde coktan hak ettigi yeri aldigi soylenebilir (mi?)
Once sunu belirtmeliyim: Kapitalizmin mantigi, uzerine bir fiyat konularak serbest piyasaya arz edilen metalar arasinda herhangi bir ayrim gozetmez; gomlek de metadir, siir kitabi da! Her seyi niceliklere (kemiyete) irca eder kapitalizm. Nitelikler (keyfiyet) degil, niceliklerdir one cikan. Metalarin kullanim -degerlerinin prekapitalist toplumlardaki hakimiyetini, kapitalist toplumda degisim (mubadele)- degerinin hakimiyeti almistir. Metain iyi'si ya da kotu'sune (niteliklerine) degil, 'kac sattigina' (niceligine) bakilmaya baslanir. 'Cok satmak' bir statu olur. Diyalektik burada da yururluktedir: Nicelikteki degisiklik, niteligi de degistirir: 'Cok satmak' bir kerteden sonra kotu'yu iyi yapar! Gorece olarak ne kadar 'cok' satiyorsa, o metain o kadar 'iyi' oldugu dusunulur. Vahim yanilgi! Kapitalist mantigin niteligi nicelige irca etmesinin ortaya cikardigi kavram kargasasina bundan daha iyi bir ornek gosterilemez.
Bir meta olarak siirin (siir kitabinin) dolasima girmesinde hic suphe yok, kapitalizmin mantigina eklemlenebilecek canalici bir faktor var: Siirin anlasilabilir olmasi! Bu, bizi siirde 'anlam' problemi uzerinde dusunmeye goturmelidir. Gercekten de, bana gore elbet, siirde anlam problemini, iki ayri kategoride ele almak soz konusudur: 'Verilmis' anlam ve 'kazanilmis' anlam... Hani, siyasal ya da sosyal haklardan soz ederken, bu haklarin Turk toplumuna 'tepeden inme' verilmis oldugunu, halkimizin soz konusu haklari kazanmak icin en kucuk bir gayret sarf etmedigini sik sik tekrarlariz ya, 'anlam' problemi de, iste tastamam 'hak'lar problemi gibidir: Bazi siirlerin anlami 'verilmis'tir;'-sair acaba ne demek istiyor?' sorusunu sordurtmayan siirlerdir bunlar! Anlam, hazirlop bir bicimde sunulmustur okura; okurun bu siirlerdeki anlami kavrayabilmek icin herhangi bir entelektuel donanima ya da zihinsel bir caba gostermesine gerek yoktur. Oysa, bazi baska siirler vardir ki, bu siirler okurdan, anlaminin kavranabilmesi icin cok ciddi bir cehd sarf edilmesini bekler. Anlam, 'verilmis' degildir; okurun bu cehdi sonucunda siir anlamini 'kazanir'...
Kapitalist mantik 'fast food'lar gibi, 'fast siirler' uretti. Siiri okur okumaz anliyor, anlasilir anlasilmaz da tuketiyoruz,-hamburger gibi! Aslinda, dolasima giren, 'verilmis' anlamlardir;'-kazanilmis' anlamlar degil! Gulten Akin'in o guzelim dizelerini anmanin tam sirasi: 'Ah, kimselerin vakti yok / Durup ince seyleri anlamaya...'
Gecenlerde kanserden olen Nobel Odullu Meksikali buyuk sair ve denemeci Octaio Paz, dilimizde 'Oteki Ses' adiyla yayimlanan o benzersiz kitabinda su soruyu soruyodu: 'Siir uzerine her dusunme su soru ile baslamali ya da bitmelidir: Kac kisi siir kitabi okur ve bunlar kimlerdir?' Paz bu soruyu yanitlarken sunu de eklemeyi ihmal etmez: 'Ancak ister az ister cok olsun siir okuyucularinin bir toplumun cogunlugunu olusturmasi hicbir zaman mumkun olmamistir.'
Anlam'in 'verilmis' oldugu siirleri iceren kitaplarin ilk yayimlandiklarinda 'cok satar' olabildikleri dogrudur; ama sonra unutulduklari da! Buna karsilik, anlami 'kazanilmak' durumunda olan siirlerse, baslangicta, hemen hemen hic satmamislardir. Octavio Paz'in verdigi istatistiksel verilerden yararlanarak soylersek, Lawrence Ferlinghetti'nin 'A Coney Island of Mind' adli siir kitabi, tam bir milyon nusha satmistir. Rimbaud ise '1873 yilinda, yirminci yuzyil siirinin ustunde cok buyuk etkisi bulunan bir metin olan 'Une Saison en Enfer'in (Cehennemde Bir Mevsim) ilk basiminin masraflarini kendi karsilamistir: 'Rimbaud kendisi icin 6 tane aldi. Gerisi de, 1901'de bir kitapsever tarafindan kurtarilmasaydi, basimevinin deposunda kaybolacakti.'
Yirminci yuzyilin en buyuk yazarlarindan biri olan Jorge Louis Borges, George Steiner'in 'Extraterritorial'de aktardigina gore, 1932'de yayimlanan bir kitabinin 'topu topu 37 tane satilabilmis olmasi'ndan sikayet etmek soyle dursun, tam tersine, sevinmis gibidir. 'Bu kitaplari satin alan insanlar gercekti' demis Borges, 'her birinin bir yuzu, bir ailesi vardir, oturdugu sokagi vardir.' Peki; ama 37 tane degil de, ornegin, 2 bin tane satsaydi ne olurdu? 'Sanki hic satilmamis gibi olurdu', diyor Borges, '2 bin cok buyuk bir rakam, hayal gucunun kavrayabileceginden cok daha buyuk... Ornegin, 17 tane satabilirdi, hatta belki, en iyisi 7 tane...'
Sair Juan Ramon Jimenez 'kime yaziyorsunuz?' sorusunu, 'ucsuz bucaksiz azinliga!' diye yanitlamis. Bu 'ucu bucagi olmayan azinlik', Borges'in o ilk kitabini satin alan 37 okurdan baskasi degildir elbet...

Maarifname

Ahmet Unal
Samimiyet sinavi
Insanimiz inandigi gibi olmayla, olduguna inanma arasinda sikisti. Ciddi bir kisilik sendromu yasaniyor.
Bir seylerin ters gittiginde herkes muttefik. Ters gideni ve tersine gotureni soylemek zor!
Dunku ak'in bugun kara oldugu bir atmosfer hepimizi sikiyor. Dunden bugune renk degistiren devletlular usandiriyor.
Takiyye, riya, ikiyuzluluk, gosteris istenmiyor. Oldugu gibi gorunup, gorundugu gibi olanlar araniyor.
Vatandas, "Sagduyusunu yitirmeyenler, bu dokulup sacilmaya, bu sosyal ve siyasi perisaniyete muhakkak bir son verecektir" umidiyle kuzulari catlatircasina bekliyor.
"Suyu bulandiriyorsun" diyenlerin gercek niyetinin ortaya cikacagi umuduyla sabrediyor.
Anadolu'dan sessiz bir ciglik yukseliyor.
Tarihte esi benzeri gorulmedik bir sessiz protesto yasaniyor. "La havle" cekip, "Ya sabir" diyerek, enflasyona, acliga, fuhusa, hirsizliga, geleneklerin altust edilmesine karsi tahammul sinirlarini zorluyor. Kimilerine gore bu bir firtina habercisi, kimilerine gore de, tahriklerin her turlusuyle yuz yuze kalan kitlelerin provokatorlere karsi sessiz bir tepkisi.
Sessiz yiginlar devletiyle ve ayni zamanda gelenegiyle barisik bir yasam istiyor.
Korku uzerine muesses bir rejime degil, sevgi ve karsilikli saygi zemininde yukselen bir sisteme gonlunu kaptirmis.
Cuma gunu, ozel bir tv'nin haber muduru olan arkadasim, ana haber bulteninde, devleti yonetenlerin, siyasi liderlerin konusmalari sirasinda reytinglerin dibe vurdugunu, "kedi - kopek haberleri"ne ilginin ise cok yukseldigini anlatti. Boyle olunca, partilerin ikinci adamlarinin goruslerini hatta parti adina duzenledikleri basin toplantilarina dahi yer vermeme karari almislar.
Sokaktaki vatandas, "Turkiye'yi kim yonetiyor?" sorusuna, tereddute mahal birakmayacak sekilde acik cevap veriyor. Sabirla, "kralin ciplak oldugunu anlayacagi" ani bekliyor.
Stres atmak icin bir ara fikra anlatilirdi. Vatandas o fikralara oldukca manali bir cehreyle gulup geciyordu.
Ardina dusecegi kimsenin iyi niyetinden emin olmak istiyor. Yoksa, her esip gurleyenin pesine takilmayacagini bu millet defalarca gosterdi.
Macera istemiyor. Cocuguyla, kardesiyle, komsusuyla karsi karsiya getirmeyecek, ozu sozunu tutan lider ariyor. Kerhen degil, kalben destekleyecegi onder istiyor.
Ve her kurumu asli konumunda gormek istiyor.
Uzerine istegi disinda bicilip dikilmis konfeksiyon elbiselerden daraliyor. Giyecegi kiyafeti, kendi olcusune gore kendisi begenip secmek istiyor.
Yonetmenin ismi yazilmasa da, "bu bir ... filmidir" diyebiliyor. Bu filmlerin zugurt figurani olmaya isyan ediyor. Sonucunu bilmedigi bir oyunda oraya - buraya kosturulmaktan bikkin. Sessiz sinema doneminden miras yapimlari izlerken sukuneti bozmamak icin ses cikarmiyor. Mecburen oturulan tribunde aslinda kimsenin filmi izledigi de yok. Onlar disardaki gercek sanat eserlerini seyrediyor.
Bekliyor. Gercek sanatkarlari, rol yapmadan, blof cekmeden samimiyetle calisanlari ayakta alkislamak icin bekliyor.
"Ayinesi istir kisinin lafa bakilmaz."
Samimiyetini ispatlayanlar gonullerdeki yerini alacak.
Rol yapanlar utanacak.

Ilgilisine not:
Pazar gunu ikinci sayfayi isgal eden Recai Gullapdan Beyefendi, tetikcilerine bir duyuru yapti. Araya giren hatirli dostlar sebebiyle tetikcilerine bizi "ikaz" etmekten vazgectigini soyluyor. Lutfetmisler. Halbuki, bazi hatirli dostlar ve Nadide Yazarlari Koruma Kurulu ayni meyanda bendenizden de "rica"da bulunmuslardi. Bilvesile, "Aykiri Bakislar"i bir odakta toplamak niyetindeki ofkeli okuyucularimizi sukunete davet ediyorum. Alakalarina mutesekkirim. Evelallah yardima muhtac degilim. Gayri olacagimi da sanmiyorum.

Tarihten Bugune

Ilhan Bardakci
Guler misin, aglar misin?
Semdin Sakik'in anlattiklarindan hic de surpriz olmayan sahifeler: - Asala ve Apo, Sam'da bulusmus ve kuracaklari devletlerin sinirlari uzerinde tartismaya girismislerdi. Bu devlet dediginiz, nasil olsa tursu gibidir. Salataligi, domatesi, lahanayi dogradiniz mi ve hele bir de kavanozunuz varsa, basardiniz demektir. Afiyetle yiyebilirsiniz.
Yalniz bazi vilayetler ve bolgeler uzerinde ihtilaf cikmis. Mesela Adana, Mus, Urfa, Van, Siirt, Erzurum ve bazi bolgelerin kime ait oldugunda anlasamamislar. Yazik olmus, yoksa Anadolu'muzu ne guzel pasa pasa, kardes kardes paylasacaklarmis.
Apo kurnazlik etmis de, kavga cikmasina izin vermemis. Paylasmayi ertelemis.
* * *
Aliskindirlar bizi boyle kacirilmis baba mirasi gibi yagmalamaya. Osmanli coktugu zaman da ayni sey olmustu. 15 Ekim 1919 Carsamba gunu Paris'te bir paylasma hazirligi daha gorulmustu. Bilirsiniz Sevres hazirliklarini. Ben yagma degil linc edilmek derim o tarih kesimine. Tarihin en azametli devletine, vere vere sadece Osman Gazi'nin Sogut Sancagi kadar yer lutfetmislerdi. Ama bakiniz ki, aynen simdiki gibi ufak bir anlasmazlik patlak vermisti. Gulmeyiniz de anlatayim:
Evet, 1920 yili 25 Nisan Pazar gunu Paris'teki savas galiplerinin huzuruna sabahin saat 10.00'unda Yunan ve Ermeni delegeleri kabul edilir. 1912 Balkan Savasi'nda Osmanli Devleti'nin Disisleri Bakani Noroduniyan Efendi Ermenileri, Binbasi Athneos Metaksas Yunanlilari temsil ederler. Aralarindaki bir anlasmazligin yuce Batililarca cozumlenmesini isterler.
Nedir bu ihtilaf? Size bu konuda arsivimdeki bir belgeyi tercume etmek isterim. Kendilerine salonda refakat eden Disisleri mensuplarindan Paul comboun, daha sonra Le Matin gazetesinde yayinlamistir bu anisini. Aynen der ki:
"Yunan ve Ermeni delegeleri isteklerini aciklayinca muttefikler ayrintili bir harita istediler. Zira iki tarafin da kendilerine verilmesini istedikleri cografya parcasinin yerini kesin olarak ogrenmek istiyorlardi. Mesele anlasildi. Ermeniler kurulacak Pontus Devleti'ne birakilacagi anlasilan Giresun, Merzifon, Erzurum ve Yozgat isimli Turk illerinin aslinda Ermeni vatani olduklarini ve asla Rumlara birakilamayacagini soyluyorlardi. Daha dogrusu bu bolgelerin tarihin hicbir asamasinda devlet olarak var olmadiklarini ve kendilerine aidiyetlerinin soz konusu edilemeyecegini bilmezlikten geliyorlardi. Batililar kullanacak masa ariyorlardi. Lutfedecekleri devletler degil. Ama yikilmis olan Osmanli'nin yerine bir masa lazimdi. Onun pesindeydiler. Batili galipler de careyi firarda buldular. Isi savsakladilar."
Kimin malini kime lutfedeceklerdi?
* * *
Guler misiniz aglar misiniz cehaletimize. Bakiniz anlatayim:
Dogu'da merkezi Van olacak bir Ermenistan hayali yasatilir hala. Avrupa'da bu konuda konferanslar verilir, bilimsel calismalar yapilir surekli. Yil 1992 idi, bir tanesi daha yapilacakti. Gittim. Bir hanim tarihci "Milletlerin sahip olduklari ve sonradan isgal edilmis vatanlarina iade edilmeleri gerektigini, modern bir siyaset stratejisi olarak iddia etti ve Turkler tarafindan yikilmis olan Ermeni devletinin ihya edilmesi gerektigini ortaya atti. Ortam da hazirlanmisti. Apo'nun yaptigi gibi, bir saatte kuruluverdi Ermeni devleti.
Bana da soz verdiler:
- Haklisiniz dedim. Benim de vatanimi isgal etmis olsalar geri isterim. Tarihte merkezi Van olan bir Ermeni devleti var. Isgal edilmis ve ortadan kaldirilmis. Ama bir adres yanlisiniz var. Bu devletin tarih icindeki omru 54 sene. Yikilis tarihi 645. Bu devleti yikan Bizans hukumdari II. Andronikos. Bu devleti biz Turkler Anadolu'ya gelmeden 600 sene evvel Bizanslilar yikmis. Onlardan istesenize. Biz Turkler Anadolu'ya geldikten 19. yuzyil sonuna kadar, yani carlik idaresi ve Batililar kiskirtincaya kadar, yan yana, dostca ve saygi icinde yasamisiz Ermenilerle. Koy koy, mahalle mahalle, kent kent.
Benim belgelere bakti bazi misafir ve davetliler. Salona bomba dustu sanki. Bizi parcalamak icin kullandiklari milletleri nasil avuttuklarini ve aldattiklarini bilmiyor bazilari. Sadece Anadolu'da bin senelik ortak devletimiz varken, masa meraklilarinin bu oyununa getirilislerindeki maksadi ne zaman anlayacaklardir?
Izin veriniz, o bin senelik dostlugu anlatalim delilleri ile de, bugunku sapikligin nesepsizligi anlasilsin.

Ekovizyon

Kadir Dikbas
Yerimizde sayarken...
Turkiye'nin bir zamanlar "2000'li yillarin Turk asri olacagi" umidi vardi. 1990'larin basinda, disa acik, ozel sektoru guclu, dinamik ve gelecekten umitli bir Turkiye vardi... Bolgesinde ve dunyada patlamaya hazir ekonomik guc goruntusu veriyordu. Gelecekten umutlu, morali de yuksekti...
Aradan 8 yil gecti ve 2000'e iki yildan az bir sure kaldi. Peki Turkiye simdi hangi noktada?
Gectigimiz hafta icinde gazetelerde Dunya Bankasi'nin bir istatistiki yayinlandi. Haberlerde, "Turk ekonomisi dunyanin 17. buyuk ekonomisi" denilerek, "Biz neymisiz be..." deniliyordu adeta. Kimse Turkiye'nin 1990 yilinda da ayni sirada oldugunu, yasanan siyasi ve ekonomik krizlerle 21'incilige kadar geriledigini hatirlamamisti. Haberlerde, 1997 yili hesaplarinda da 16. siraya cikabilecegi belirtiliyordu. Bu cikis Turkiye'nin yaptigi hamlelerden dolayi degil maalesef. Asya krizinden dolayi. Bizden bir basamak yukarida olan Tayland'in kriz sebebiyle kuculmesi ve bir basamak gerileyecek olmasindan.
Dunyadaki konumumuzun pek iyi olmadigini gosteren baska gostergeler de var... Dunya Bankasi'nin iki yil once yaptigi ve ulkelerin refah seviyelerini, toplam mal ve hizmet uretimlerini degil, "tabii zenginlikler, sermaye yatirimlari ile isgucu verimliligini" esas alan hesabina gore, 192 ulke arasinda Turkiye 27. sirada yer almisti. Kisi basina servet siralamasinda ise 97. sirada...
Sozun ozu, Turkiye iyi bir konumda degil. Peki biz ne yapmisiz ve ne yapiyoruz?..
Gostergeler ortada. 8 yildir yerimizde sayiyoruz. Dunya liginin yukarilarina cikabilmek, hedefe ulasabilmek icin rakiplerimiz bir adim atarken bizim iki adim atmamiz gerekiyor. Oysa bugune kadar bu yapilamadi. Simdilerde de geri adim atmanin yollari araniyor adeta.
Her seye ragmen, son 15 yilda ozel sektorun aldigi mesafeyi kimse inkar edemez. Turk ekonomisi, icte ve dista onlarin destegiyle ayakta duruyor. Eger merhum Cumhurbaskani Turgut Ozal'in doneminde Turk ozel sektorunun onu acilmasa, tesvik gormese herhalde boyle olmazdi. Ancak ozel sektorun gayretleri tek basina yetmiyor.
Son yillarda hukumetler ozel sektorun ufkunu yakalamakta cok gec kaldilar. Onun ihtiyac duydugu hukiki altyapiyi hazirlamakta bile zaafa dustuler. Siyasi istikrarsizlik ve rant ekonomisinin koruklenmesi sanayicinin ve ihracatcinin en buyuk sikintisi oldu.
Simdi ise bu sikintilara yeni ve daha tehlikeli bir sikinti ekleniyor. O da ayrimcilik ya da renk tartismasi. Dunyanin hicbir yerinde sermayenin rengi; gerici mi, ilerici mi oldugu konusulmuyor; ama biz bu konuda bir adim one gectik ve konusuyoruz.
Alem, insanlarina "as ve is" temin etmek icin, yerli yatirimlar yaninda yabanci sermayeye bile kapilarini ardina kadar acarken, biz kendi oz vatandaslarimizin bir araya gelerek olusturduklari ortakliklara, suclarinin ne oldugu bile aciklanmadan, "suc odagi" muamelesi yapiyoruz. Palazlanmakta olan Anadolu sermayesinin onune duvarlar oruyor, sermayeyi urkutuyoruz.
Ne gariptir ki, dusuncesine katilmadigi insanlara etiket vurma cabalari degisik kesimlerde suruyor. Bazi basin organlari da, bir sigorta sirketinin ortaklarinin gozaltina alinmasini firsat bilip, suclu olup olmadigi belli olmayan insanlari ve sirketlerini mahkum etmeye kalkiyor. Ilgili olsun olmasin birtakim insanlari ve sirketleri hatta bu sirketlerin musterilerini bu ise dahil etmeyi ve yeni listeler cikarmayi gazetecilik saniyor. Ve butun bunlar, "isadami" adi altinda nice kara para aklayicisinin, vergi kacakcisinin, silah ve uyusturucu kacakcisinin, rusvetcinin, talancinin elini kolunu sallaya sallaya dolastigi, yurtdisina kacip sefa surebildigi Turkiye'de oluyor.
Dunyanin en taninmis think-tank kuruluslarindan olan Uluslararasi Stratejik Arastirmalar Enstitusu (IISS), 1997-1998 yilina iliskin global guc dengeleri ile ulkelerin pozisyonlarini konu alan raporunu 78. yildonumunu kutladigimiz 23 Nisan Milli Egemenlik Bayrami gunu Londra'da acikladi. Raporda, Turkiye'ye de yer ayrildi. "Dogulu da degil Batili da. Oyleyse ne?" basligiyla verilen Turkiye analizinde, toplumun butun kesimlerinde karamsarlik hakim oldugu ve gelecek endisesi yasandigi belirtiliyordu. Endisenin kaynagi olarak da, yasanan siyasi gelismeler ve buna bagli olarak ekonomide gorulen bozukluklar gosteriliyor.
Serbest piyasa ekonomisinin gercek demokrasilerde hayat buldugu dunyadaki ornekleriyle gozler onunde. Demokrasilerdeki zaaflarin ekonomiye maliyetini de, en iyi Asya krizini yasayan ulkeler biliyor.

Ayine-I Iskender

Iskender Pala
Baharda Bezm u Rezm
Bahar deyince aklimiza hemen tabiattaki degisim, canlanma ve bunun tabii sonucu olarak da taze acmis cicekler, yeseren dallar, tatli esen ruzgar, ilik hava, coskun sular vs. gelir.
Atalarimiz, bahar deyince iki seyi beraber hatirlamislardir. Birisi bezm, digeri rezm. Bezm, bugun de oldugu gibi bir kisi daha atlatmis olmanin coskunluguyla zeytinyaglilari, borekleri sepetlere doldurup kirlara, cimenlere, yesilliklere kosmaktir. Rezm ise "cenk" demektir ve atalarimiz bahar gelirken bezm kadar rezm icin de hazirlik yapmislardir. Ortacagin kilicla, topla, tufekle yapilan savaslari, hemen daima baharlara planlanir ve gerek ordunun iase ve ibatesi, gerekse seferin zorluklarini asgariye indirme endisesi, baharin zoraki tercihini saglardi.
Sozu uzatmayacagiz. Simdi soz konusu edecegimiz siir, Kanuni devrine aittir ve kendisi de bir yeniceri olan Aski (o. 1574) tarafindan yazilmistir. 7 bentlik siirin tamaminda, ordu-yi humayunun Avusturya seferi oncesinin askeri hazirliklari, ozendirici bir dille anlatilmaktadir. Bizim sectigimiz bendler ise bahari hem bezm; hem de rezm dusuncesi icinde ele alan kisimlaridir.
Okuyalim:
Her nihal-i tazenin giydigi ak bayramidir
Bagda saf baglamis guya sipah-i samidir
Kuh u sahrada konup gocmek gonul aramidir
Dostlar evvel-bahar irdi sefer eyyamidir
*
Sebzezara ebr-i nisan kurdu cetr-i nilgun
Kande kim azm eylesen peyk-i sabadir reh-numun
Ehl-i ask olanda kalmaz zerrece sabr u sukun
Dostlar evvel-bahar erdi sefer eyyamidir
*
Tuglar girsin yola zulfun perisan eyleyip
Ser cekip cerha alemler, damen-efsan eyleyip
Tabl dogsun sinesin surnalar efgan eyleyip
Dostlar evvel-bahar erdi sefer eyyamidir
*
Kurulan sah-i baharin gulsene otagidir
Ask ile derya-sifat cus u hurusun cagidir
Top-i kahr-i seh, Bec'un tasin turabin dagidir
Dostlar evvel-bahar erdi sefer eyyamidir
Diyor ki sair:
Simdi ak bayramliklarini giymis (bahar dallarinda cicekleri acmis) olan her bir taze fidan, yan yana duruslariyla sanki sahrada saf baglamis gece (beyaz kiyafetli Sam) askerleridir. Simdi daglarda ve sahralarda konup gocmek, (dogrusu) gonulleri dinlendirir. Yoldaslarim! Ilkbahar eristi, simdi sefere cikma gunleridir!
Nisan bulutu, kirlara gok yesili otagini kurdu. Ne yana gidilse, saba ruzgari insana yol gostermekte. Bu durumda ask erbabinda zerre kadar dur durak kalmaz. Dostlarim! Ilkbahar eristi, (sahralara dogru) sefer gunleridir!
Yoldaslarim! Tuglar, zuluflerini dagitip yola koyulsunlar; sancaklar, eteklerini (dalga dalga) yayip goklere dogru bas ceksinler. Davullar sinelerini dovmege; zurnalar da cigirmaya baslasinlar, cunki sefer gunleri olan ilkbahar mevsimi geldi.
Simdi gul bahcesine kurulan, bahar denen padisahin otagidir. Artik ask ile deryalar gibi cosup tasmanin vaktidir. Cunki dostlarim, sefer gunleri olan ilkbahar geldi de padisahin ofkesinin gulleleri, Viyana'nin tasini topragini dagitmali oldu.
BAHAR SULTAN DEMEKTIR
Eskiler, evvel-bahar, nev-bahar, mevsim-i gul (cicek mevsimi), fasl-i rebi (bahar fasli) gibi isimlerle andiklari ilkbahari bir sultana benzetmislerdir. Bunun sebebi ilkbaharin itidal (olculu olus, dengelilik, uygunluk) icinde gecmesidir. Itidal kelimesi adl (adalet) kokunden turemistir. Adalet, hukumdarlarin ozelligidir. Bu yuzden bahar da tipki bir hukumdar gibi her konuda adildir. Soguk ile sicakligin dengeli, gece ile gunduzun, esit, butun tabiata dengeli muamele vs. Hatta bahar yagmurlarinda bile bu adalet gorulur. Nitekim nisanda yagan yagmurlar, kis uykusundan uyanan yilanin agzina dusunce zehir; o mevsimde sahile vuran istiridyelerin agzina dusunce inci tanesi olur da bahar sultani onu hicbirinden esirgemez. Velhasil herkes bahardan esit derecede faydalanir ve huzur icinde yasarlar. Tipki adaletli bir hukumdarin tebaasi olmak gibi.
Kisa gelince. O bir mustevlidir. Birdenbire etrafi istila ediverir. Istilaci askerler gibi de acimasiz ve zulumkardir. Insanlar ondan tir tir titrer...

Kirk Hadis
Klasik sark edebiyatlari, ait olduklari toplumun manevi degerlerinden azami derecede istifade eden edebiyatlardir. Islam kulturunun medeniyet estetigine yansiyarak edebi eserler seklinde tezahurunun en karakteristik ornekleri Kirk Hadis teliflerinde gorulur. Araplarda Erbain Hadis, Iran'da Cihl Hadis, Turklerde ise Kirk Hadis adiyla bilinen yuzlerce eser bugun kutuphanelerde mevcuttur.
Ilk Kirk Hadis derlemesini Mervezi'nin (o. 797) yaptigi bilinirse de butun zamanlarin Kirk Hadis mecmualari icinde en onemli yeri Nevevi'nin (o. 1277) Erbain Hadis'i alir. Iran'daki Cihl Hadis derlemelerinin sayisi elli civarindadir. Osmanli edebiyatinda ise bu sayi doksanin uzerindedir. Ancak Turkler Kirk Hadis derleme gelenegini Cumhuriyet devrinde de devam ettirmisler ve degisik konulardaki 40 adet hadisi bir araya getirip kucuk mecmualar olusturmayi, Efendimiz'in hatirasina hurmet olarak yasatip gelmislerdir. Bu zincirin son halkasini olusturan bir kitapcik da henuz gectigimiz hafta yayinlandi. Adi: Kirk Hadis-i Serif. Alt basligi ise Allah Rasulu'nden Ogutler.
Cep kitabi boyunda iki formadan ibaret bu derleme, rahmetli Suheyl Unver'in "bir gun elbet doldurulur" diye hazirladigi Edirnekari defterinin motifleri icine degerli hattat Huseyin Kutlu'nun sectigi hadislerin istifiyle olusmus. "Alvarli Efe Hazretleri Ilim ve Sosyal Hizmetler Vakfi" tarafindan yayinlanan kitapcik, bize her bakimdan titiz bir calismanin urunu gibi gorundu. (Tel: 0212 585 11 14; Fax: 525 29 03.)
Emegi gecenleri tebrik ediyor ve Efendiler Efendisi'nin "Her kim benim hadislerimden kirk tanesini belleyip baskalarina da ogretirse, kiyamet gununde Allah onu bilginler ve fakihler arasinda diriltsin." mujdesine biz de bu vesileyle amin diyoruz.

Cepecevre

Mustafa Armagan
Osmanli evi ve sanayi devrimi
Geleneksel Osmanli evi denilince hafizamiza bir gul usaresi gibi damlayiveren her tarafi duzgun kesilmis ahsap parcalarla "sivanmis" evlerin gercek tarihini hic merak ettiniz mi? Bu evler hangi sosyal, teknik ve zihni faktorlerin etkisiyle ortaya cikti? Asirlar boyunca nasil bir degisim gecirdiler? Yoksa hic degismediler mi? O kadar buyuk ates tufanlarinda birer kibrit copu gibi bogulduklari halde nicin ahsapta israr edildi? Mesela Fatih yahut Kanuni donemlerinde de bugun son orneklerini gordugumuz tarz ve uslupta mi yapilirdi evler?
Bu sorulara, mimarlik tarihimiz uzerine ufuk acici yazilarindan tanidigim Ugur Tanyeli'nin bir makalesinden* yola cikarak biraz aykiri, alisilmisin disinda cevaplar arayacagim.
Bilindigi gibi Osmanli konut tipleri, Orta Asya merkezi mekan geleneginin timsali olan "cadir"in Anadolu ve Bizans konut gelenekleriyle etkilesiminden ortaya cikmis bir sentezdir. 14. yuzyilda Bursa'yi anlatan Subhu'l-A'sa sahibi Kalkasandi, evlerin damlarinin "deve horgucu" seklinde oldugunu soyler. Ancak bahsedilen evlerin Bizans zamanindan kalma evler mi, yoksa Osmanlilarin kurduklari evler mi oldugu konusunda herhangi bir ipucuna sahip degiliz. Bununla birlikte Istanbul'da 16. yuzyilin hemen baslarinda (II. Bayezid devri) vuku bulan siddetli bir depremle can kaybinin buyuk miktarda olmasi uzerine padisahin devrin mimarlarini toplayip yeni yapilacak binalarin hangi tarz uzere insa edilecegini istisare ettigini biliyoruz. Bu tarihten itibaren gerek abidelerin, gerekse o zamana kadar Bizans konut gelenegi uyarinca kagir olarak yapilmaya devam edilen evlerin yeni bir malzeme ve insa teknigiyle yapilmasina karar verildigini sonradan yapilan binalardan anlayabiliyoruz. Depremlerdeki can kayiplarini azaltmak uzere evlerin ahsap olarak yapilmaya baslandigi bu yillar, iste son orneklerini bugun surda burda gormekte oldugumuz "Osmanli evi" tipolojisinin baslangicini olusturacaktir.
Ancak "hangi ahsap?" sorusu bu noktada onem kazanmaktadir. Suleymaniye ve Zeyrek civarinda, Bogaz'da, Cankurtaran'da giderek erimekte olan bu evlerin cepheleri, pencereleri, kapilari, hatta yapim teknikleri birbirine son derece benzemektedir garip bir sekilde. Ote yandan Bursa'da "Fatih'in dogdugu ev" diye bilinen bir 18. yuzyil Osmanli evinde goruldugu gibi klasik donemde evler, "himis" teknigiyle yapilmis ve disi standart tahta parcalariyla degil, ahsap catkinin arasi kerpic, tugla veya tasla dolgu yapilarak insa edilmistir. Bu himis evin gerektirdigi ahsap miktarinin buyuklugu goz onunde tutulursa Istanbul'un, cevresindeki (Istrancalar'dan Karadeniz'e kadar) ormanlari nasil buyuk bir hizla yok etmeye basladigini tahmin etmek zor olmasa gerek.
Yine de 19. yuzyila gelinceye kadar bir konagin kucuk bir ormani yok ettigine sahit olunmayacaktir. Sebebi, size tuhaf gelecek belki ama sanayi devriminin etkisiyle Osmanli evlerinin, yalilarinin, kosklerinin, bugun Sadullah Pasa Yalisi'nda gordugumuz gibi tamamen ahsap kaplama malzemesiyle yapilmis olmasidir.
Buharla calisan hizarlar ve isleme makinelerinin etkisiyle eskiden bayagi bir ugras gerektiren tahtayi duzgun bir sekilde kesmenin hizlanip kolaylasmasi ve Bati ulkelerinden Istanbul'a ucuz ithal tahta akisiyla baglantili bir olgudur bu. Ugur Tanyeli'nin deyisiyle, "Istanbul bu sayede o gune kadar kullandigi 'himis' denen evden, tahta kaplamali eve gecer." "Dolayisiyla" der Tanyeli, "Tahta ev, sanildigi gibi geleneksel degil, gercekte endustri caginin Osmanli toplumuna yansimasidir."
19. yuzyil ortalarinda baslayip yuzyil sonuna dogru hizlanan tahta ev yapimi sonucunda "himis" yapilar hizla azalir ve Istanbul bir "tahta ev cenneti" haline gelir. Yanginlar tahta evleri yutarak cezalandirsa da, sanayinin oturmus olmasindan dolayi bir evin en fazla bir ay icerisinde yeniden yapilmasi imkan dahiline girmistir. Bir de ucuzlamistir ev maliyetleri. Dolayisiyla hukumet yonetmeliklerle ne kadar kagir bina yapimini desteklerse desteklesin, ucuzluk ve kolayligindan dolayi tahta ev tercih edilir.
Goruldugu gibi, bugun "Osmanli evi" yahut "Istanbul evi" diye bildigimiz ev tipi, klasik doneme degil, sanayi devrimiyle birlikte ortaya cikan "modern" doneme ait bir gelismedir. Bu da bize, ev insaati baglaminda, gelenegin mutlak bir sabitlik ve degismezlik icinde taslasip kalmadigini ve modern gelismelerin, eger guclu bir gelenek varsa o alanda, gelenege nasil basariyla eklemlenip butunlestirilebildigini olanca canliligiyla gostermektedir.
(*) Ugur Tanyeli, "Bir Tarihlendirme Denemesi", Istanbul, sayi: 25, Nisan 1998, s. 52-57; ayrica bkz. Istanbul'un Dort Cagi, Istanbul, 1996, s. 84-85.

Tefekkur

Hekimoglu Ismail
Mahkumlar ve digerleri
Izmir Dokuz Eylul Universitesi Anayasa Hukuku Docenti, ayni zamanda on kitabin yazari, Kayseri Belediye Baskani, gerek bilim dalinda, gerekse yoneticilikte basarili olan Sukru Karatepe, soyledigi sozler sebebiyle Ankara Devlet Guvenlik Mahkemesi'nce bir yil hapse mahkum edildi, Yahyali Cezaevi'ne kondu, bes ay yatacak!
* * *
Istanbul Buyuksehir Belediye Baskani; yolsuzluklar donemini kapatan, yollar yapan, gecitler insa eden, topladigi paralarin butununu Istanbul'a harcayan, yuzlerce projenin altina imza atan, hitabetiyle, basarisiyla gonullere taht kuran, en ufak bir ayirim yapmayan, simdiye kadar herhangi bir sucu bulunmayan, okudugu siir yuzunden Diyarbakir 3 No'lu Devlet Guvenlik Mahkemesi tarafindan on ay hapse mahkum edilen Recep Tayyip Erdogan!
* * *
Amerika Baskani Clinton'in Whitewater ortagi Bayan Susan Mcdougal arsa yolsuzlugu iddiasiyla 18 aydir hapiste. Elleri kelepceli, ayaklari zincirli olarak Little Rock Mahkemesi'ne cikarildi. Evet, Amerika'da bir bayan sanigin ayaklari da zincirli. Zincirin izin verdigi kadar adim atiyor, kelepcenin musaade ettigi kadar ellerini hareket ettiriyor...
Mcdougal 18 aydir hapis yatiyor, 18 aydir ifade vermedi. Yine Nisan 1998'de mahkemeye cikarildi. Israrlara ve tehditlere ragmen, yine sustu, sorulari cevapsiz birakti. Elleri, ayaklari zincirli bu kadin, polislerin, gardiyanlarin nezaretinde bir heykel gibi hapishaneye gonderildi, hala icerde, hala konusmuyor.
* * *
Istanbul Universitesi Rektoru Prof. Dr. Kemal Alemdaroglu, "Universitelerde Kilik Kiyafet Konusunda Hukuki Durum isimli bir brosur yayinladi. Basortusuyle mucadelesinin hukuki dayanaklarini gostermektedir. Biz de soruyoruz 60 universitenin 57'sinde problem yok da neden ucunde var?
* * *
Fransiz yazarlarindan Alexandre Dumas bir mahkemenin verdigi hatali karari The Count of Monte Cristo isimli romaninda genis genis anlatmaktadir. Bu roman Monte Cristo ismiyle defalarca dilimize cevrildi, defalarca senaryosu yazildi, filme alindi. Yanlis bir kararin nelere mal oldugunu kaniyan yurekle, aglayan gozlerle okuduk, seyrettik.
* * *
Roma'yi ateslere veren Neron, yakalanip oldurulecegi zaman soyle demisti: "Roma buyuk bir sanatkarini kaybediyor."
* * *
Hazreti Ebu Bekir'in torununu da idam ettiren Haccac, ibret icin cenazenin uc gun sehbada kalmasini emretti. Maktulun annesi oglunun cenazesine bakip: "Bu hatip daha ne kadar konusacak?" dedi.
* * *
Fransiz yazarlarindan Victor Hugo yazmis oldugu Sefiller romaninda polis sefi Jawer'i soyle anlatir: "O, hapishanede dogup, hapishanede buyudu. Gardiyanlarin arasinda dolasti, emniyet teskilati tarafindan okutuldu. Hayatinda gardiyandan, polisten baskasini gormedi. Aile, sefkat, merhamet nedir bilmedi; hatta iyiligin, kotulugun farkina da varmadi. O, sadece kanun adamiydi. Bir omur boyu Jan Valjan'a dusmanca davrandi, sonunda onun faziletli davranislarina maglup olup, intihar etti."

Igneleme

Taha Batum
Haftanin dusundurdukleri
Gecen haftalarda F.Bahce taraftarlarindan en acimasizca elestiriyi Bolic aliyordu. Pazar gecesi ise Saffet ardi ardina golleri kacirinca hedef adam haline geldi. Demek ki seyirci her hafta ugrasacak, kufur edecek bir oyuncu ariyor ve buluyor.
F.Bahce ozellikle macin ikinci yarisindaki temposunu ve hirsini diger maclarina da yansitmis olsaydi, simdilerde oldugu gibi G.Saray'in puan kaybetmesini beklemek zorunda kalmazdi. Defansta Uche'nin olmamasi her ne kadar buyuk kayip olsa da, amacsiz Besiktas bile 3-4 net pozisyon buluyorsa bu bir yerlerde problem olduguna isarettir.
Hakan'da bu isteklilik, Hagi'de o paslar varken G.Saray'in sirti kolay kolay yere gelmez. Futbolda en onemli sey goldur. Gol nasil atilir? Iyi paslarla ve bitirici vurus yapan oyuncularla. G.Saray'da ikisi de var. Bunlarin yani sira tempolari da kabul etmeli ki Turkiye standartlarinin uzerinde. Futboldaki surprizleri kabul etmekle birlikte diyoruz ki, bu saatten sonra G.Saray bu avantajini kaybetmez.
Trabzonspor gercek bir donemecte. Yonetimin hafta icinde soyledigi, "Her oyuncumuzun transferine acigiz, teklifleri bekliyoruz." sozleri bizce bir devrim. Oyuncularimiz ne kadar iyi olursa olsun, seneler gectikce yuzler eskiyor, hirslar kayboluyor, motivasyonlar bitiyor. Ogun, Abdullah, Hami gibi gercekten kaliteli oyunculardan bile yilginlik sesleri yukseldigine gore iyi transferler yapmak sartiyla, bazi oyuncularla yollari ayirmak Trabzon'a fazla bir sey kaybettirmez. Aksine kazandirabilir bile.
Besiktas Amokachi disindaki yabancilarini bir daha gozden gecirmek zorunda. Ozellikle gecen sene hepimizin begenisini kazanan Zlatko Yankov felaket derecesinde kotu oynuyor. Genc Fevzi'nin de her hafta kaleye daha fazla isindigini dusunecek olursak, Mrmic'i de tutmanin mantigi yok. Hatta bize oyle geliyor ki bazi unlu isimlerin de ayrilis tik tak'lari vurmaya basladi. Sozun ozu bu kadronun aynen korundugunu dusunelim. Kartal'in seneye ne iceride, ne disarida en ufak bir sansi bile olamaz.
Dusmeme mucadelesi enfes bir boyut kazandi. Dardanel Antalya'yi gecerek 1. Lig'de kalmayi garantiledi. Antalya atese dustu. Eger Antalya bu hafta Besiktas'a kaybederse son hafta iceride Sekerspor'la oynayacak. Demek ki 0 puanda kalabilir. G.Antep son uc macindan 9 puan alarak inanilmaz bir cikis yapti. (Kimin sayesinde; tabii ki Ayhan'in). Iceride Kocaeli'ni, disarida Van'i rahatlikla gecerler ve ligde hepimizi yaniltarak kalirlar diyoruz. Sekerspor'un iceride Fener'i disarida Antalya'yi yenmesi ve diger maclari beklemesi gerekiyor.
Bizce en zor pozisyona Kayseri dustu. Iceride Dardanel'i yendiklerini son haftayi da 3 puanla kapattiklarini dusunelim. O takdirde bile isleri cok zor gorunuyor.
Son iki haftaya girerken Antep'i aradan cikarip Van'dan sonra dusecek iki takimi Kayseri ve Sekerspor olarak goruyoruz. Yuzde 99 durum boyle. Yuzde 1 de Antalya diyoruz.

Hodri Meydan

Hasan Sutay Hasan Unul
Pol Pot nereye gitti?
Unlu "Olum tarlalari" sahibi, kafatasi koleksiyoncusu Pol Pot'un olumunu duyunca, duvara "Kimse artik bol pot kiramayacak, cunku Pol Pot!" oldu demistik. Yanilacagimizi nereden bilirdik. Bazilari bu diktatorun olumunu firsat bilerek daha bol pot kirdi.
Pot'un ardindan ilk aglayan galiba Cumhuriyet'ten Hikmet Cetinkaya oldu. Ardindan Aydinlikcilar agitlara devam ettiler.
Aydinlik yazari Burcay Anger, gecenlerde olen kanli diktator Pol Pot hakkinda agit yazdigi kosesinde 'Pol Pot simdi muhakkak M. Kemal'in yanindadir.' diyordu. (Ataturkcu gorunup, Ataturk'e hakaret etmenin yolu bu mu?)
Biz, kimin nerede oldugunu nerden bilelim. Fakat, Milliyet'ten Sahin Alpay, Pol Pot'un olumunden sonra ofkesini yenememis "Cani cehenneme!" diye yazmisti.
Aslinda bu diktatorun nerede oldugu da bizi o kadar ilgilendirmiyor. Gerekli merciler zaten ilgileniyordur muhakkak.
Ancak, Burcay Anger nam kosecinin soyledigi bir sey var ki dikkatimizi cekti: "Bizim gibiler olunce cesedimizi anatomi dersi kadavrasi yapin isterseniz, ruhumuz gidecegi yeri biliyor."
Hem materyalist olacaksin, hem de ruhunun nereye gidecegini bildigini yazacaksin.
Kendilerini ateist diye nitelendirip dillerinden "Insallah, masallah" gibi sozleri dusurmeyen insanlarin haline benziyor halleri.
Bunlarin tutarsizligindan bahsetmeye bile degmez. Iler-tutar yanlari yok ki zaten... VW ya da vosvos Alman VW (Volkswagen) marka arabalarin Turkiye'deki kullanimi da hayli yaygin. Hele tosbaga tipi modeli, eski olmasina ragmen cok sempatik.
Bu arabalarla ilgili gecenlerde televizyonlarda bir haber vardi. Tosbagacilar yine bulusmus mu ne yapmis? Ancak VW'yi telaffuz eden spikerler, birbirlerinden farkli kelimeler soyledi gibi.
Zaten halk arasinda da bu arabalara vosvos diyenler oldugu gibi, vosvagen ve fosvagen diyenler de mevcut.
Bu karisikliga son noktayi koyalim dedik. Bu markanin (Volkswagen) Turkce manasi 'halk arabasi'dir. Telafuzu da 'folksvaagin'dir (a'yi bir elif miktari cekiyoruz).
Ne bilgi ama?

Basin sagolsun
Kutahya'nin Emet Ilcesi'nde conk hikayeleri denilince akla ilk gelen isim rahmetli Hatipoglu Huseyin Aga'dir. Oyle bir saka anlayisi dusunun ki geceden sabaha sizin kapinin onune duvar orduruyor. Sabah kapiyi acan vatandas duvarla karsilasiyor.
Ya da 'bizde adet boyledir' diyerek gelen misafirlerini pestamal ve takunyalarla ciplak olarak caddelerde yuruterek hamama goturuyor.
Iste boyle muziplikleri ile her zaman anilan isimdir Hatipoglu Huseyin Aga. Selahattin Tas'in aktardigina gore Hatipoglu, bir gun Saraplen lakabiyla anilan vatandasa bir haber gonderiyor: 'Karin oldu, basin sagolsun, acele gel.'
Degirmesaz Komur Isletmesi'nde calisan Saraplen apar topar Emet'e gelirken bu defa Huseyin Aga, Saraplen'in evine haber gonderiyor: 'Yenge Saraplen Huseyin Agam oldu. Basin sagolsun.'
Kadin feryad figan. Komsularda cenaze telasi baslar. Sular kaynatilir. Tabutlar hazirlanir. 'Karin oldu' diye Emet'e gelen Saraplen bir de bakar ki evden feryadlar yukseliyor. Birileri girip, birileri cikiyor. Kalabalik... Kazanlar kayniyor, tabut duruyor. 'Eyvah... Gitti bizim kari, gitti...' diye aglamaya baslayan Saraplen oldugu yere yigilir kalir.
Bunun bir Hatipoglu sakasi oldugu anlasilana kadar kadin iceride, Saraplen disarida birbirlerine aglar dururlar...

Bana siirini soyle, sana...
Ne kadar yiyecegini soyleyeyim. Siir okumak hicbir zaman bu donemdeki kadar riskli olmadi herhalde... Istanbul Buyuksehir Belediye Baskani Recep Tayyip Erdogan'in, Ataturk'u de cok buyuk olcude etkileyen Diyarbakirli Turkcu sair Ziya Gokalp'in bir siirini okumasiyla hukum giymesi, Turkiye gundeminin bas sirasina oturdu.
Bircok gazetede, 'Bir siir okudum, hayatim degisti' seklindeki cumleyle Orhan Pamuk'a gondermede bulunulurken, Yeni Safak gazetesinde de 'Elimde bir siir var, neresinden baksan 15 yil eder' seklinde anlamli bir espri yapiliyordu.
'Siir okumanin dayanilmaz korkusu' Kayseri'de de yasandi. Kayseri Buyuksehir Belediye Baskani Doc. Dr. Sukru Karatepe, Yahyali Cezaevi'ne girmeden bir gun once duzenlenen toplu sozlesme imza torenine katildi. Toplantinin son konusmacisi Hak-Is Genel Baskani Salim Uslu'ydu. Uslu, 'Sozlerimi Diyarbakirli sair Cahit Sitki Taranci'dan bir siirle bitirecegim.' deyince Karatepe'nin gulerek, 'Sayin baskan aman siir okuma. Ozellikle de Diyarbakirli sairler bugunlerde cok riskli.' seklinde takildigi, salondakilerin de hep bir agizdan, 'Sakin ha okumayin.' diye gulustukleri goruldu.
Bu uyarilarla bir an duraklayan Uslu yine de C. Sitki'nin siirini okumaya basladi. Ancak ilk misralardaki 'Memleket isterim gok mavi, yer yesil, tarla sari olsun.' bolumune gelince - uyarilardan etkilenmis olacak ki- davetlilere donerek, 'Allah'in renkleri de sakincali degil herhalde.' dedi.
Bu espri salonda bir kez daha gulusmelere yol acti.
Kayseri'de de bir siir okuma krizi iste boyle asildi.
Rifat Yoruk

Basin Harmani

Haber Merkezi
Sakik ve cadi kazani
Siyasal ve sosyal sorunlarin cozumunde siddet kullanimini, yani teroru hep reddettim. Terorun sadece teror doguracagina yasadiklarimla tanik oldum, ogrendim. Teror teriminin onune "devrimci" sifati konularak uretilen sekerlemeyi hic yutmadim. Bunun "biz yaparsak iyi, onlar yaparsa kotu" anlamina gelen berbat bir cifte standardi yansittigini goz ardi etmemeye cabaladim. Siyasal savasiminin eksenine teroru yerlestiren hicbir orgutlenmeye katilmadim, yakin durmadim, uzlasmadim. Bu yuzden bana ve benim gibi dusunup davrananlara yonelen, "pasifist, oportunist" gibi lekeleme cabalarini umursamadim.
"Kurt sorunu" soz konusu oldugunda da bu tutumumu titizlikle korudum. Yazarken de konusurken de PKK'nin terore mutlak oncelik taniyan cizgisi ile "Kurt sorunu"nu birbirinden kesinlikle ayirdim. PKK'nin, Kurt sorununu cozecek bir orgutlenme olduguna hic inanmadim ve...
... Ve bunlari yazmak zorunda kaldigim icin alabildigine ofkeleniyorum. Yazinin basina boylesine uzun giris paragraflari yerlestirmeyi; diyecegimi demeden once bir koruyucu zirh ormeye girismemi onur kirici buluyorum. Ama okuyucunun, "soyleymissin, boyleymissin, bize ne! Ne diyeceksen onu de" tepkisini de, onem verdigim bir yaziyi okunmaz kilacak bir "stil yanlisi"ni da goze aliyor ve bunlari yaziyorum.
Cunku Semdin Sakik'in tamamlandigi anlasilan sorgusundan ve bu sorguyu kaynak gostererek kaynatilabilecek cadi kazanlarindan soz edecegim. Semdin Sakik, simdi can kaygisinda. O artik cozulmus bir adam. Kendisine sorulmayanlari bile anlatmaya hazir. Yasama icgudusu, onu, icindeki her seyi kusmaya zorluyor. Sorgucularin, "Bu bize her seyi anlatmiyor, sakladiklari var bunun. Soylemek istemediklerini, bilmiyorum diye gecistirme cabasinda." diye dusunmelerini onlemek icin bilmediklerini de biliyor gibi gorunmek zorunda. Kesin bilmediklerini, kulagina soyle bir caliniverenleri, tahminlerini de "kesin bilgi" olarak sorgucularin onune serme cabasinda. Cunku can kaygisina dusmus Semdin Sakik'in davranislarina artik temel icgudusu, sag kalma gudusu yon veriyor. Bu ruh halinde, bu "cozulmus adam" psikolojisinde sorun, artik onu konusturmak degil, soylediklerinin icindeki "dogrular"la "egriler"i ayiklamaktir ve bu bayagi zordur. Artik Sakik'a istenen her sey, adi ustunde okkali bir "saibe" yaratilmak istenen herkes hakkinda, her sey soyletilebilir. Sorun da tam burada zaten. Ortalikta Sakik'in sorgusundan elde edilen ve "tek kaynak"tan yayilan bilgiler dolasiyor. Gelecekte ulkenin utanc duyacagi bir cadi kazaninin atesleri korukleniyor.
Isin nereye varabilecegini anlamak icin gazetelerde PKK ile isbirligi yaptigi soylenen kisilerin adlarini cikarin, yerine kendi adinizi yerlestirin. Isadamiysaniz, sanal bir gazete basligi okuyun: "Sakik, PKK'ya para yardimi yapan isadamlarini acikladi..." Aciklanan adlar arasinda sizin de adiniz var. Gazeteciyseniz, ornegin Sakik'in "dehset verici itiraflarini" yayimlayan bir gazetenin yoneticisi, yazari iseniz, basliktaki adlar arasina kendi adinizi yerlestirin. Politikaciysaniz, aydinsaniz, askerseniz, polisseniz, muteahhitseniz, yuksek burokratsaniz... Her kim iseniz, koyun kendi adinizi oraya...
"Nasil olsa uc yil, bes yil sonra iddialarin asilsiz oldugu ortaya cikacaktir." diyebiliyor musunuz? Sakik'in saydigi ya da Sakik'in agzindan sayilan adlar "yanlissa, yalansa, bir baska hesaplasmanin ocunu almaya yonelikse, sucu muhalif olmak ya da farkli dusunmekten ibaretse" ve o adlardan biri sizin adinizsa ne yapacaksiniz? Cadi kazaninin harli atesleri yukselirken elinizden ne gelecek? Bitirirken bir kez daha: Bu satirlarin yazari cig yemedi, o yuzden de karni agrimiyor. Ama ortacagin unlu cadi avlarini okudu. McCarthy donemi Amerika'sinda yasanan ulusal utanci ayrintilariyla biliyor. Ulkesinde benzer bir utancin yasanmamasi icin sesini yukseltmeyi bir aydin sorumlulugu olarak kavriyor.
Bu yaziyi o yuzden yazdi.
Aydin Engin
Cumhuriyet, 27 Nisan 1998

Vicdani nasir tutmayanlar
Gunum guzel bir armaganla basladi. Armaganim sabahin erken saatlerinde faks tikirtilariyla usul usul geldi.
Antalya'dan bir tarih ogretmeni, "Secimin Anlamsizligi" yazim uzerine yaziyordu:
"Bu sabah yazinizi sabahin erken saatlerinde okudum. Ve diger gunlerden farkli olarak bu sabah bu ulkede aklibasinda birilerinin varligini hissedip umutlandim.
Her gun yasadigim arzu, sokaklara cikip "Siz ne yapiyorsunuz?" diye bagira bagira dolasma arzum, dun aksamki TV haberlerini izledikten sonra iyiden iyiye depresti.
Ve diktatoru belli olmayan, daha dogrusu belli bir sahista somutlasmayan; ama hergun gazetelerden televizyonlardan izledigimiz haber basliklariyla kaskati anlamsizligi gunbegun belirginlesen yonetime saygimi su son mahkeme karari ile hepten yitirdim. Hicbir yonetim bicimi ile bagdastiramadigim bugunku sistemi ancak bir tek bicimde tanimlayabiliyorum: Sagduyu kaybi temelinde yasanan bir panik hali...
Aciklanmasi basit, en genel gecer insanlik dogrularini yok sayarak yapilan bu uygulamalara tanik olduktan sonra, varliklarini asla kabul etmek istemedigim zihniyetlere destek veriyor olmaktan utanmiyorum artik. Varliklarina ancak kendi dusuncelerimi daha bir gur sesle savunabilmek icin tahammul edebildigim goruslere, gunun birinde bu denli destek vermek zorunda birakilacagimi hic beklemezdim. Verdigim bu destegin bir gun benim de basima gelebilecek haksizliklara karsi bir onlem olmadigindan; bir insan olarak, haksizliga karsi cikma refleksi oldugundan eminim.
Yasadigim hayal kirikligini artik tarif etmek istemiyorum. Sanirim artik birseyleri duzeltme, bu yolda caba harcama arzumu ve umudumu da kaybettim. Sadece size gonulden katildigimi yazmak istedim."
Sozkonusu yazimin son cumlesinde, "Adalet tanricasinin gozunun bagi cozulmusse, o zaman adaletin kestigi parmak acir. Ustelik de sadece o insanin parmagi degil, butun bir toplumun vicdani acir" diye yazmistim.
Haksizligin, sadece haksizliga ugrayani rencide etmedigi, bu haksizliga tanik olanlarin da vicdanini acitmaya basladigi gunlerin bir habercisi mi bu mektup?
Aylardir toplumun bir kesimine reva gorulen kotu muameleyi karsidan seyreden "laik"lerin yuregi sizlamaya basliyor mu artik?
Yasar Kemal icin, Esber Yagmurdereli icin, dusunce sucundan yargilanan gazeteciler icin yeri gogu birbirine katanlar, Ziya Gokalp'ten bir siir okumanin da dort dortluk bir fikir sucu oldugunu iclerine sindirebilecekler mi nihayet?
Bu ulkenin sagduyulu cogunlugunun onunde, aylardir surup giden haksizliklara goz yummalarina neden olan psikolojik bir barikat var: "Refahli gorunme" korkusundan kaynaklanan psikolojik bir barikat.. "O kesimle" kirk yil ayni kazanda kaynasa karismayacagina inanmis insanlar icin, "o kesimle" ayni safta gorunmenin dayanilmaz agirligi...
Bu mektubu onemsiyorum. Cunku bu mektup bana, bu psikolojik barikatta acilan bir gedigin habercisi gibi geliyor.
Vicdani nasir tutmayan insanlarin artik ortaya cikmasini ve tarih ogretmeni okurum gibi "varliklarini asla kabul etmek istemedigim zihniyetlere destek veriyor olmaktan utanmiyorum artik." diyebilmelerini bekliyorum.
Cunku asil utanilmasi gereken tutum bu degil, haksizligi gore gore susmaktir. Kendi fikirlerinden emin olanlar, durduklari yere saglam basanlar kimsenin yedegine dusmekten korkmazlar.
"Refah'in degirmenine su tasima" "Seriatcilarin yedegine dusme" kompleksiyle yasanan teslimiyetcilik sonund+a gelir kendi ozsayginizi vurur. Belki hicbir zaman "Refahli gibi" gorunmezsiniz ama basi dik bir insan olarak da gorunmezsiniz..
Gulay Gokturk
Yeni Yuzyil, 25 Nisan 1998

Duzeltin!
Basbakan hakkindaki sorusturma onergesinin Meclis'te kabulune katkida bulunarak Yuce Divan kozunu eline geciren Deniz Baykal'in, aba altindan bu "sopa"yi gostererek Mesut Yilmaz'a Ekim'de secim hukumeti kurulmasini kabul ettirmesi, "Cocuk Bayrami"nda yapilan bir yaramazlik oldu.
Bu yaramazlik, herkesin tepesini attirdi. Yaratilan tedirginligin ekonomiye ve gundemdeki sorunlarin cozumune zarar verecegi endisesi, Basbakan Yilmaz ile CHP lideri Baykal'i elestiri oklarinin hedefi yapti.
Kurban Bayrami oncesindeki yapici tutumu ile yarattigi iyimserligi 23 Nisan'da tahrip eden Baykal, ozellikle borsanin gumburdemesinden sonra kayboldu. Sebep oldugu yikintidan zarar goren insanlarin sakinlesmesini bekliyor galiba..
Refahyol doneminde de kisa sureli bir iyimserlik havasi ile borsa yukselise gecmisti. Bu durumun gazete mansetlerine yansimasindan bir iki gun sonra Refah Partisi "Taksim'e cami" niyetini aciklamis, ortalik yangin yerine donmustu.
Kurban Bayrami'ndan sonraki iyimserlik de, benzer bir sabotaja ugradi. Bu kotulugu Yilmaz ve Baykal'in "Cocuk Bayrami Zirvesi" yapti.
Ekonomi sicramak icin firsat kolluyor. Siyasetciler yorulunca veya utaninca susuyor, ekonomi fiskiriyor.
Siyasetciler iktidardaysa bu iyilesmeyi siyasi amacla kullanmak istiyor, muhalefette ise durdurmak istiyor. Olan, ulkeye oluyor.
Sistem artik sorumsuz siyasetcilerin sebep olacagi zararlardan kendini koruyacak guvencelere kavusmayi bekliyor.. Bunun yolu da tepkisini belli eden bir toplum ve lider sultasindan kurtarilmis bir meclistir.
Secim sistemini ve partiler duzenini de secimden once mutlaka degistirmek gerekiyor.
Entrika istemiyoruz..
Baykal, kazdigi kuyuya dusmek uzeredir.
Ecevit ve partisi bu firsatin ustune cullanmistir. Toplumdan yukselen itirazlarin hakliligina sirtini dayayan Ecevit, Baykal'i 23 Nisan oncesindeki mevziinden sokup atacak bir siyasi manevraya girismistir.
DSP Parti Meclisi dun "Secim hukumetine de, erken genel secime de gerek yok" dedi. Cindoruk da ayni kanida.. Hatta ANAP grubu bile Mesut Yilmaz'a ragmen hukumeti bozmak ve genel secimi Mart 1999'da yapmak istemiyor.
Mesut Yilmaz'i "Yuce Divan" sopasi ile terbiye eden Baykal'a simdi Ecevit secim degil huzur isteyen milletin sopasini gosteriyor.
Millet siyasi kavgalardan bikti. Bundan sonra CHP, erken secime razi olmadigina iktidari pisman edecek bir politika patikasina itilirse, entrika ve santajla dolu yeni bir perisanlik donemine gireriz.
Iktidar liderleri, CHP ile siyaseti yeniden duzenlemenin basiretini gostermelidirler!
Gungor Mengi
Sabah, 27 Nisan 1998
Dusundurdukleri...
Dedik ya... Boyle devrelerde, kimin icin ne soyleseniz yazsaniz, yapisip kalir uzerine.
Ama sevinmeyin.
- Bu gun o'na, yarin size...
Is adamindan gazetecisine, siyasetcisinden san'atcisina kadar, bu piyango herkese cikabilir.
Turkiye'de artik suclanmak icin, ille suc islemek sart degil. Su haydut'a bir bakar misiniz? En yakin arkadasini bile sattigina gore, kanli ellerini, hic tanimadigi insanlara da surecektir.
Turkiye'de sadece bu tur cellatlarin degil, maalesef yankesicilerin, eroincilerin, ve mafyacilarin da laflari buyuk yanki uyandiriyor.
Cok davalarda itiraf -kisvesi altinda iftira onde kosuyor. Bu cigir ne zaman ve nasil basladi?
Eger Susurluk'u milat alirsaniz, Susurluk'tan sonra daha da kirlendigimizi gorursunuz. Halbuki o bizi guya aklayip paklayacakti. Turkiye guya bir daha Susurluk oncesine donmeyecekti.
Oysa bakin, o gunden bugune acilmis karsilikli yuzlerce dava var. Hepsi hakaret davasi.
Kizdiginiz insanlari tasfiye etmenin yolu, organize bir iftira harekati'ndan geciyor. Kaynak muhim degil. Duyum var denince akan sular duruyor.
- Bir katil, bir katile demis ki... O katil de bir baska katile demis ki... Ne demis?
Kuru laf yetmez. Dibinde ille para olmasi lazim ki, kulaklar dikilsin... Bakin, bir para lafi ettiler diye, Meclis'in yeni genel kurul salonuna gecip hala oturamiyarlar. Sapla saman birbirine karisti. Herkes urkek olup kenara cekildi.
Durustlugunden zerre kadar suphe etmedigimiz Basbakan bile, bir yuce divan lafiyla hemen moral bozukluguna ugradi. Iyi yolda degiliz.
Rotayi sur'atle degistirmeliyiz. Yine sukredin ki, siz bari derdinizi anlatabiliyorsunuz. Buyuk is adamisiniz, yahut gazetecisiniz, unlu sanatcisiniz, politikacisiniz... Cevreniz var. Pencereyi acip bagirsaniz, sesinizi bari 5-10 kisi duyar... Yolsuzluk yapmadim, para falan yemedim diyerek dert yanabileceginiz yerler cok.
Ama mutevazi bir bicimde kosesinde oturanlar kendilerini nasil savunsun? Medya'da oyle haberler cikiyor ki, hergun, her gece birilerinin cani yaniyor. Tekzip yok, -tavzih yok. Fazla konusursan, daha da gume gidersin.
Care?.. Haydii, karsi iftira... Cunku mahkemeye versen 5 yil koridorlarda surunursun.
Simdi donelim yine haydut'a... Sen, Mehmetcigi pusuya dusurup kallesce oldurmussun... Binlerce vatan evladimizi Turk demeden Kurt demeden kesmis dogramissin, koylerimizi yakmissin... Ben itibar edeyim? Niye edeyim?
Iste... Diyarbakir eski Belediye Baskani SHP'li Turgut Atalay, senin ifadene gore, sana guya tabanca hediye etmis. Halbuki dun aciklamasi geldi. Bak ne diyor:
- Onlar degil mi kendilerine kostek oldugum icin 1992'de bana suikast duzenleyen?
Beni oldurmek isteyenlere ben silah verir miyim?
Sen ne diyorsun haydut:
Benden sonra tufan, oyle mi?
Rauf Tamer
Sabah, 27 Nisan 1998

Strateji

Editor:Mehmet Yilmaz
Yeltsin Icin Zor Bir Sinav Daha...
19 Mart'ta yapilmasi gereken, fakat bazi uye ulke devlet baskanlarinin katilmayacaklarini belirtmesi ve Yeltsin'in hastaligi yuzunden 29 Nisan'a ertelenen BDT Zirvesi kritik bir gundemle toplaniyor. Gectigimiz yil ekim ayinda Moldova'da yapilan zirveden sonra surekli olarak sert elestirilere maruz kalan Rusya'nin yarinki zirvede de partnerlerinin yogun sikayetlerine maruz kalmasi bekleniyor. Teskilati ekonomik ve siyasi yonden diger ulkelere karsi bir baski unsuru olarak kullanmaya calisan Rusya'ya karsi cikan pek cok uye ulke, BDT'nin sadece ekonomik bir orgut olarak kalmasini ve konfederal bir yapiya burunmemesini istiyorlar. Yarinki kritik zirve oncesi Tel Aviv Universitesi'nden Prof. Ya'akov Ro'i BDT'nin icra ettigi fonksiyonlari, Dis Haberler Muhabirimiz Cumali Onal da, teskilatin yuz yuze bulundugu sorunlari kaleme aldilar.
BDT Zirvesi ve toplulugun gelecegi
Prof. Ya'akov RO'I*
Bir siyasal olgunun gelecegi uzerinde yazarken her turlu tahminin o olguyu olusturan motiflerin suregenligi ve degiskenligi uzerine bina edilmesi gerekir. Bagimsiz Devletler Toplulugu (BDT), Sovyetler Birligi'nin cozuldugu ay (Aralik 1991) kuruldu. Yikilisla eszamanli bir olusum arayisi herhalde uye devletlerin eski birligin yoklugunda belli hayati fonksiyonlarini yalniz baslarina yerine getirememe kaygilarinin isareti olsa gerektir. Gercekten topluluk uyesi ulkeler gercek bir bagimsizlik elde etmis degillerdi ve Rusya'nin yardimi olmaksizin yabancisi olduklari uluslararasi uzayda varliklarini surdurebilecek durumda degillerdi.
ZORUNLU GONULLULUK
Resmi olarak BDT, uyelerine siyasal tam bagimsizlik taniyan ekonomik yardimlasma ve askeri-stratejik isbirligi merkezli bir organizasyondur. Bu iki merkezi konuda yogunlasma da bir ihtiyacin ifadesidir. Sovyetler'in dagilmasindan once birlik, uye ulkelerin butun ekonomik faaliyetlerinin "patronu" idi. Dagilmadan sonra bu ulkeler ekonomilerini kendi baslarina yurutecek durumda degillerdi. Dolayisiyla en azindan bir gecis sureci icin bu ulkeler gerek ham madde gerekse tuketim maddeleri alisverisinde eski birligin uyeleri arasi bir yardimlasmaya muhtac durumdaydilar. Boylece uye ulkeler BDT'yi bir "zorunlu gonullulukle" kabul ettiler. Ama politik egemenliklerinin zarar gormesini istemiyorlardi ve hemen hepsi kendilerini dengesiz bir sekilde Rusya'nin kucagina itecek bir bagimliliktan kurtarmak icin alternatif ekonomik yardim kaynaklari arayisina girdiler.
Askeri acidan yeni bagimsiz ulkelerin en buyuk ihtiyaci herhangi bir "status quo"dur. Karabag, Abhazya ve Tacikistan gibi potansiyel catisma merkezleri ancak bir ust yapilanma cercevesinde durulabilirdi. Uye devletlerin BDT'ye bictigi askeri rol de bu cercevededir.
RUSYA'NIN LIDERLIK OYUNU SAHNESI
Bugune geldigimizde gordugumuz 1992'deki sartlarin hemen hemen kendilerini muhafaza ettigidir. Rusya Amerika'nin alternatifi olan o eski Sovyetler Birligi kadar olmasa da kendisini hala buyuk bir guc olarak gormektedir. Tabii her buyuk gucun bir etki alanina ihtiyaci vardir. Aciktir ki Rusya icin etki alani eski Sovyetler Birligi'nin alani olacaktir. Yani bu ulkeler bir manada Rusya'nin dunyaya bir buyuk guc oldugunu gosterecegi "test uzayini" olustururlar.
Tabii Rusya'nin bu ulkeler uzerindeki tek menfaati bir liderlik oyunu sahnesi olmalari degildir. Rusya'nin bu ulkelerin buyuk bir kismi ile ortak sinirlari vardir. Bu ulkeler birbirlerini tanir, zayifliklarini ve gucluluklerini bilirler. Bu ulkelerin insanlari Ruscayi ikinci bir anadil gibi konusur ve pek cogu Rus kulturunu kendi milli kulturunden bir parca olarak gorur. Yine bu ulkelerin pek cogu buyuk miktarlarda Rus nufusu barindirirlar; ozellikle de Ukrayna ve Kazakistan. Rus kamuoyu hukumetlerinin bu yabanci ulkelerde yasayan Ruslarin refahi ile ilgilenmesini istemektedir. Bunlar bir Super Guc'un mirasina konmak isteyen Rusya gibi bir ulke icin azimsanamiyacak cikar kaynaklaridir.
Netice itibariyle Toplulugun korunmasi Rusya icin hayatidir. Rusya'nin Toplulugu siyasal bir butunlesmeye surukleme arzulari da olabilir. Nitekim Rusya'nin bu ulkelere taktigi "Near Abroad" ismi (Yakin Komsuluk Alani) bile belli bir kafa yapisini ifade eder. Ancak uye ulkelerin gerek Topluluga katilmalarini saglayan motifler, gerekse bagimsizliklarinin su ilk alti yilindaki gelismeler acisindan kendilerini Sovyetler doneminde oldugu gibi bir siyasal bagimliliga itecek herhangi bir uygulamayi kabullenmeyeceklerini tahmin edebiliriz. Yine de daha "patron" bir Rusya fikrine uye ulkelerin tepkileri farkli olacaktir. Bu tepkiyi de ulkelerin BDT'ye olan ihtiyaclarinin seviyesi belirleyecektir.
Ukrayna ve Kazakistan gibi Toplulugun guclu uyeleri bastan beri Rusya'ya olan bagimliliklarini dengelemek uzere degisik uluslararasi baglantilar aradilar. Kazakistan, uye ulkeler arasinda Rusya ile olan en uzun sinira ve Ukrayna ile birlikte Rusya disinda yasayan en buyuk Rus nufusuna sahiptir. Liderleri, Rusya'da Kuzey Kazakistan'in Rusya'nin bir parcasi olmasi gerektigine inanan milliyetcilerin varliginin bilincindedirler. Bu bilinc beraberinde bir temkini de getirmektedir. Yine de bu ulkeler Rusya ile olan iliskilerini ulkelerinin refah ve zenginligi icin onemli olarak gormektedirler.
Beyaz Rusya hemen her acidan Rusya'ya en cok ihtiyaci olan ulkedir. Ama birkac yil once gundemde olan Rusya ile birlesme ihtimali artik unutulmustur. Moldova, ihmal edilemeyecek bir Rus nufusu barindirir. Yine de eger Romen ekonomisi bunu kaldiracak durumda olsaydi Moldova coktan Romanya'yla birlesmis olacakti. Bugun icin Moldova'nin Romanya ve Rusya arasindaki gelip-giden konumundan memnun oldugunu soyleyebiliriz.
BDT'YE MECBUR OLANLAR
Trans-Kafkasya ulkeleri arasinda Rusya'ya en cok ihtiyaci olan Ermenistan'dir. Turkiye ve Azerbaycan arasinda kendisini sikismis kalmis hissetmektedir. Azerbaycan da Batili petrol firmalarina karsi Rusya'ya bir denge unsuru olarak muhtactir. Ama gerek Azerbaycan'in gerekse Gurcistan'in kayitsiz ve dengesiz bir sekilde kendilerini Rusya'nin kucagina birakmamalari icin yeterince "kotu hatiralari" vardir.
Ozbekistan da Tacikistan'daki istikrarsizligin ve Afgan mucahitlerinin kendi topraklarina ve kuzeye yayilmalarina engel olmak icin Rusya'ya muhtactir. Rusya bir manada su andaki rejimin garantoru durumundadir. Kirgizistan icin BDT'nin vazgecilmezligi biraz da Kazakistan'la olan komsulugundan kaynaklanmaktadir. Komsu guclu ulkelerin kendi topraklarinda hak iddia ettikleri bir durumda Kirgizistan gibi nispeten gucsuz bir ulkenin en buyuk garantisi BDT gibi bir ust yapinin saglayacagi status quo olacaktir.
Uye ulkelerin bu hayati menfaatlerini korumak icin Rusya haricinde taraflar ile de iliskilere girdigi dogrudur. Ancak bunlarin hicbiri, belki AB uyeligi soz konusu olan Ukrayna haric, su an icin Rusya'nin yerini dolduracak durumda degildir.
TURKIYE ILE ILISKILERI SIRADANLASTI
Baslangicta bu ulkeler Turkiye'yi bir agabey, bir model, hatta bunun da otesinde Rusya'ya karsi bir alternatif olarak goruyorlardi. Turkiye bu ulkeler icin "isik"ti. Hepsinin kopya etmeleri gereken ulkeydi. Amerika ve Bati ile iyi iliskileri vardi. Laikti ve oturmus bir ekonomik yapisi vardi. Saniyorum artik Turkiye'de bile durum bu kadar parlak gorulmuyor. Bugun iliskiler siradan esit ulke iliskileridir. Artik Pan-Turkizm, kurulmayan bir hayaldir. Yine de bu ulkelerden Turkiye'de okuyan buyuk sayida ogrenci var. Bu ve benzeri kulturel iliskilerin onemi kucumsenemez.
Rusya, Sovyetler doneminde oldugu gibi bu ulkeleri toparlayici bir ideolojiden yoksundur. Uye ulkeler arasindaki tek baglayici unsur ekonomik ve askeri cikarlardir. Yine de bugunku Turk cumhuriyetlerin liderleri, Kirgizistan'in Akayev'i disinda, eski Komunist Partisi uyeleridir. Burokrasileri, parti liderlikleri tamamen eski komunist saflarindan, belli bir komunist tarziyla yetismis insanlardan mutesekkildir. Bunun olusturacagi kafa yapisi hicbir zaman aktif bir komunizmin saglayacagi sadakati vaat etmez. Ancak bu liderler de kalkip eskiden yaptigimiz her sey yanlisti diyemezler. Bunun bolgede bir dereceye kadar bir birliktelik saglayacagi iddia edilebilir. Turk devletleri acisindan bakildiginda bu birlestirici unsuru Rusya aleyhine bozacak bir unsur Islam olabilir.
ISLAM FAKTORU
Islami hareketlerin en yogun olduklari ulkeler Tacikistan ve Ozbekistan'dir. Ozbekistan'daki dini bir yenilenmenin mevcut rejime karsit bir muhalif siyasi akima donusmesi kacinilmazdir. Bu sebeple Kerimov'un ic politikasini muhtemel siyasi muhalif olusumlari yok etmek uzerine kurdugunu soyleyebiliriz. Bu hukumet iktidarda bulundugu muddetce de Islami hareketlerin Ozbekistan'da herhangi bir siyasal varlik gostermeleri zor gorunuyor. Tacikistan'daki durumu tahlil etmek daha zordur. 1992'de ulkeyi yoneten alti aylik koalisyonda Islami Ronesans Partisi de vardi. Ama Rahmanov Rusya'nin ve Ozbeklerin yardimiyla iktidara gelince muhalefet partileri surgune gonderildiler. Ama Islami bir hareket icin sosyal altyapi halen mevcuttur. Durum bir gecede bile degisebilir.
Ancak bu ulkelerdeki Islami hareketler Arap dunyasindakiler gibi degildir. Cok daha az fundamentalisttirler. Bu acidan Orta Asya'nin hicbir zaman Cezayir olmayacagi guvencesini verebiliriz. Dini ogrenme ve ogretme gelenekleri yoktur. Sovyetler doneminde butun dinler gibi Islam da bastirilmisti. Ve Sovyet donemini geciren dini liderler Sovyet kurumlarinin basinda bulunan kisilerdi. Dolayisi ile "dini lider" ile "Sovyet yandasi" bir manada ozdeslesmisti. Bu acidan son yirmi yilda canlanan Islami hareketler birer populer halk hareketidirler. Liderleri ve teorisyenleri yoktur.
Bolgeye fundamentalizm tohumlarini ekebilecek tek alternatif Iran gibi gorunmekte ise de basari sansi cok azdir. Orta Asya'da hemen butun Muslumanlar Sunni'dir. Sadece Azerbaycan'da Siiler cogunluktadir ve fakat bunlar da oldukca laiktirler. Bu ulkede laiklesme Sovyetler Birligi'nden bile once baslamistir. Tacikistan Islami Ronasans Partisi'nin surgundeki liderlerinin Tahran'da yasadiklari dogrudur. Ama Ayetullahlarin ornegini kendi ulkelerine tasimalari cok uzak bir ihtimaldir.
Rusya'nin kendisinde iki buyuk Islami grup vardir: Orta Volga ve Kuzey Kafkas Muslumanlari. Birincisi Tatarlar, ikincisi Cecenlerden olusur. Moskova'da bile bugun 200 bin Musluman Tatar oldugu tahmin ediliyor. Rusya'daki toplam Musluman nufus 12-20 milyon arasi bir rakam olsa gerektir ki, bu ciddi bir politik gucu ifade eder.
KOMUNIZME KARSI EMNIYET SUPABI
Gerek Rusya'da gerekse diger Turk cumhuriyetlerde Islam'i yeniden dirilebilecek bir komunizme karsi bir emniyet supapi olarak gorebiliriz. Gerek bu acidan gerekse artik yerlesmeye baslayan serbest pazar ekonomisi acisindan uye ulkelerde komunizmin yeniden yeserme sansi kalmamistir. Rusya'da Yeltsin'in basi bunlarla dertte olabilir. Ama Yeltsin'in daha 3,5 yili var. Bu uc bucuk yil icerisinde BDT'nin var olandan farkli bir yapilanmaya gececegi ihtimali uzak bir gorustur. Ancak, gelen secimlerde Yeltsin aday olmayacak. Kendi yerine bir varis birakip birakmayacagini da bilemiyoruz. BDT'nin gelecegini biraz da bu secimlerden sonra Rusya'nin ic politikasinda izleyecegimiz degisiklikler belirleyecek.
*Tel Aviv Universitesi, Cummings Rusya ve Dogu Avrupa Arastirmalari Merkezi.

BDT kritik donemecte
Cumali ONAL*
Sovyetler Birligi'nin 1991'de dagilmasiyla, ayni yil Belarus'un Belovezhskaya Pushcha kasabasinda vucuda getirilen Bagimsiz Devletler Toplulugu'nda (BDT) ayrilik ruzgarlari artik sert esiyor. Gorunen yuzuyle; eski SSCB uyeleri arasindaki ekonomik, askeri, siyasi ve sosyal meselelerin tartisildigi, gorunmeyen yuzuyle ise Rusya'nin, ekonomik ve siyasi hinterlandi olarak gordugu BDT, uye ulkelerin farkli beklentileri ve bazilarinin teskilata suphe ile bakmalari yuzunden hergun yeni darbeler yiyor.
En son 19 Mart'ta yapilmasi planlanan liderler zirvesi, bazi uye ulke devlet baskanlarinin katilmayacaklarini aciklamasiyla iptal edilmis ve 29 Nisan'a ertelenmisti.
BDT'ye suphenin en onemli sebebi, eski Sovyet cumhuriyetlerini BDT catisi altinda tutarak yeniden egemen olmak isteyen Moskova'nin, daha yakin bir entegrasyona girme arzusunu gizlemeyi dahi gereksiz gorerek, yakin gelecekte olmasa bile orta ve uzun vadede BDT ulkelerinin ekonomik ve siyasi entegrasyonu tamamlayip bir konfederasyon olusturulmasi gerektigini aciklamasidir.
Bagimsizliklarindan taviz verme anlami tasiyan bu gorus uye ulkeler uzerinde buyuk bir endiseye sebep oluyor ve basta Ukrayna, Turkmenistan, Azerbaycan ve Gurcistan olmak uzere bazi ulkeler Rusya ile iliskilerini daha cok ikili anlasmalar yaparak duzenlemeyi tercih ediyorlar. Rusya'nin tarihi, askeri gucu ve buyuklugu karsisinda onemli bir denge unsurunun bulunmamasi, Rusya'ya karsi az da olsa denge kurabilecek bir Ukrayna'nin ise zirve toplantilarina ragbet etmemesi de diger uye ulkeleri baska arayislar icine suruklemekte ve BDT'ye olan supheleri artirmaktadir.
RUSYA TEHDITTEN CEKINMIYOR
Rusya ise BDT'nin guclendirilmesi ve mumkunse uye ulkeler arasinda bir konfederasyon kurulmasina zemin hazirlayacak bir teskilata donusturmek icin her platformda arayislarini surduruyor. Bunlarin en ilginci ise BDT'yi BM'in 8. maddesinde ifadesini bulan bir bolgesel organizasyon statusune kavusturmak istemesi.
Bunun gerceklesmesi durumunda BDT, bolgede baris ve guvenligin temin edilmesi amaciyla gerekirse guc kullanabilen, BM Guvenlik Konseyi'nden yetki ve mali destek de alabilen bir teskilat statusu kazanacak. Ancak siyasi gozlemciler BDT'nin bu statuye ulasmasina pek fazla ihtimal vermiyorlar.
Rusya, zaman zaman tehdite varan aciklamalari yapmaktan da cekinmedi. Donemin Federal Istihbarat Servisi Baskani simdiki Disisleri Bakani Yevgeni Primakov, BDT ulkelerinin konfederasyonu tercih etmemeleri halinde istikrarsizlikla karsi karsiya kalabileceklerini ve hatta bazi devletlerin ortadan kalkabileceklerini ifade etmekten cekinmemisti.
Primakov, Batili liderlerin eski Sovyet cumhuriyetlerinin guc kullanilarak entegrasyona katilmalari seklindeki endiselerinin de yersiz oldugunu ve entegrasyon surecinin devam etmesi halinde BDT ulkelerinin demokratiklesebileceklerini one surmustu.
ENTEGRASYONA SERT TEPKI
Rusya teskilati ayakta tutmak icin buyuk bir caba sarfetmesine ragmen basta Yeltsin olmak uzere herkes BDT'nin cok zor bir donemecten gectigini ifade ediyor. Yeltsin, BDT'nin maruz kaldigi sorunlari cozmekte yetersiz kaldigini itiraf ederken, BDT Sozcusu Eduard Melnikov, teskilatin kendi icinde bolunerek yeni bolgesel teskilatlarin olustugunu, bunun da BDT'nin gelecegi acisindan buyuk bir tehdit oldugunu ifade ediyor.
Gectigimiz yil BDT icin belki de en zor yil oldu. Nisan ayinda siyasi ve ekonomik birlesmeye ilk adimi atan Belarus ve Rusya'ya ilk ve en onemli tepki hic beklemedikleri bir ulkeden Kazakistan'dan geldi. Rusya ile ekonomik entegrasyona surekli olarak sicak bakan ve BDT icinde yeni yeni cozumler uretmesiyle bilinen Kazakistan, boyle bir entegrasyonun uye ulkelerin bagimsizligina buyuk bir darbe vuracagini sert bir dille ifade etmekten cekinmedi. Kazakistan Devlet Baskani Nursultan Nazarbayev, Rusya'da hala bazi kisilerin emperyalist dusuncelere sahip oldugunu ifade etti.
Rusya ile ekonomik entegrasyonu destekleyen Ukrayna ve Ozbekistan gibi ulkeler de karari sert bir dille elestirdiler. Topraklarinda onemli bir Rus azinlik bulunduran ve Rusya ile genis sinirlara sahip olan Kazakistan ve Ukrayna'nin sert tepkisi, belki de Rusya'nin hedefledigi BDT icin bir siyasi entegrasyona da en agir darbe oldu.
Yine ekim ayinda Moldova'da yapilan BDT Zirvesi'nde ise uye ulkeler Rusya'yi BDT'yi emperyalist cikarlari icin kullanmakla suclamis ve Rusya'nin hegemonyasinda bir BDT'yi kabul etmeyeceklerini soylemislerdi.
Bu yil basinda Kazakistan, Kirgizistan ve Belarus devlet baskanlarini Moskova'da biraraya getiren Rusya, dort ulke arasinda bir gumruk birligi olusturma hususunda bile basarisiz kaldi. Daha once dort ulke yaptiklari aciklamalarda Avrupa Birligi ulkeleri arasindakine benzer bir gumruk birligine gitmek istediklerini ifade etmislerdi.
ORTA ASYA BIRLIGI VE GUAM
BDT'nin gelecegi icin suphesiz en onemli tehdit, uye ulkelerin kendi aralarinda olusturduklari birlikler. Ekonomik bir blok olusturma yonunde onemli adimlar atarak Orta Asya Birligi'ni olusturan Orta Asya cumhuriyetleri Kazakistan, Ozbekistan ve Kirgizistan bu yil Tacikistan'i da aralarina alarak hizla bolgesel bir guc olma yolunda ilerliyorlar.
Tarafsiz politika izleyerek ileride Asya'nin Isvicre'si olmaya calisan Turkmenistan da bu dort ulke ile surekli olarak diyalog icinde ozellikle petrol ve dogal gaz konusunda politikalar uretiyor. Bu yil basinda bir zirve gerceklestiren bes ulke yayinladiklari ortak bildiride, 'BDT'ye uye tum ulkelerin, kendi ic ve dis politikalarina, uluslararasi taahhutlerine oncelik verme haklarinin bulundugu, BDT kapsamindaki iliski derecesini, bu onceliklerini dikkate alarak belirlemeleri gerektigini' ifade ettiler. Ozbekistan lideri Kerimov da ortak basin toplantisinda, BDT'nin 'uluslararasi hukuki kimlige sahip bir organ gibi davranamayacagini, ayrica askeri ve siyasi bir blok olamayacagini' vurguladi.
Rus basininda ve televizyonlarinda Orta Asya liderlerinin zirvesi degerlendirilirken, bu toplantinin, Rusya'nin ekonomik ve jeopolitik cikarlarini disarida birakan hedefler belirmeyi amacladigi belirtildi. Diger bir yapilanma da Kafkaslarda goruluyor. Ukrayna, Azerbaycan, Gurcistan ve Moldova olusturduklari birlikle (GUAM) ozellikle petrol boru hatlari konusunda isbirligi yapmak istiyorlar.
*Zaman Gazetesi Dis Haberler Muhabiri


Herkes farkli dusunuyor
Moskova zirvesi oncesi uye ulkeler Rusya'ya karsi daha sert bir tutum sergileyeceklerinin sinyallerini veriyorlar.
RUSYA: Eski SSCB ulkelerini arka bahcesi olarak goren Rusya, BDT'yi kullanarak bu ulkeler uzerindeki nufuzunu devam ettirmek ve ozellikle zengin yeralti kaynaklarini kontrolunde tutmak istiyor.
UKRAYNA: Rusya'dan sonra BDT icindeki en guclu ulke olan Ukrayna, Rus azinliklar, Karadeniz donanmasi, Kirim ve sinir ihtilaflari gibi pek cok konuda Rusya ile anlasmazlik icinde bulunuyor. BDT'ye alternatif olarak Azerbaycan, Gurcistan ve Moldova ile GUAM birligini olusturarak petrol boru hatlari uzerinde soz sahibi olmaya calisiyor.
BELARUS: BDT merkezinin bulundugu Belarus, her konuda Rusya ile entegrasyon istiyor.
MOLDOVA: Dinyestr bolgesinde cogunlugu olusturan Rus azinliklar yuzunden Rusya ile buyuk bir sorun yasayan Moldova, bir yandan Romanya ile birlesme yollari ararken, diger yandan da BDT'nin sadece ekonomik bir birlik olmasi icin caba sarfediyor.
KAZAKISTAN: Yeralti kaynaklari acisindan cok zengin olan Kazakistan, BDT'nin ekonomik bir birlik olmasi icin buyuk bir caba sarfediyor. Cin ve Afganistan ile siniri bulundugu icin BDT'nin varligini elzem olarak goren Kazakistan ayrica Rus azinlik yuzunden Rusya ile iliskilerini en ust duzeyde surdurmek istiyor.
TACIKISTAN: Yaklasik dort yildir ic savasa maruz kalan ve sorunlu Afganistan'a siniri bulunan Tacikistan, BDT askerlerinin topraklarinda bulunmasini istiyor.
KIRGIZISTAN: Ekonomik yetersizliginden dolayi BDT ile cok siki ekonomik iliskiler kuran Kirgizistan konumundan dolayi teskilatin devamini destekliyor.
OZBEKISTAN: Bolgesel bir guc olmak isteyen ulke BDT'nin uluslararasi bir teskilat olmasina siddetle karsi cikiyor. Teskilatin amacinin sadece ekonomik isbirligi olmasini istiyor.
TURKMENISTAN: Tarafsiz kalarak dunyada saygin bir yer edinen Turkmenistan, BDT zirvelerinde cok pasif bir rol takiniyor. Gaz konusunda Rusya ile gorus ayriliginda bulunan ulke, tipki Ozbekistan gibi BDT'nin bir ekonomik isbirligi teskilati olmasini isityor.
GURCISTAN: 1993 yilindaki Abhazya savasindan sonra BDT'ye dahil olmak zorunda kalan Gurcistan, Rusya'yi ic karisikliklari tehdit unsuru olarak kullanmakla sucluyor.
AZERBAYCAN: BDT'ye yeniden katilan ulke olan Azerbaycan, Rus askerinin bulunmadigi tek ulke. Ermenistan ile savasta Rusya'nin taraf oldugunu one suren Azerbaycan, BDT'nin de amaci disinda kullanildigini belirtiyor.
ERMENISTAN: BDT'nin en buyuk destekcilerinden Ermenistan, Rusya'yi Kafkasya'da TurkiyeAzerbaycan eksenine karsi bir dayanak olarak goruyor.

NEREDEN NEREYE?
Aralik 1991: Sovyetler Birligi'nin dagilmasi kesinlesince Minsk'te bir araya gelen Rusya, Ukrayna ve Beyaz Rusya liderleri, 'Belovezhskaya Pushcha Anlasmasini' imzalayarak BDT'nin temellerini attilar.
Aralik 1991: Bagimsizligini yeni kazanmis 11 ulke 'Alma Ata Antlasmasina' imza atarak BDT'nin kurucu uyesi oldular. Gurcistan ve Baltik ulkeleri ise BDT'nin Sovyetler Birligi'nin halefi olabilecegini ileri surerek katilmadilar.
Ekim 1992: Elcibey'in onderligindeki Halk Cephesi'nin iktidara gelmesinin hemen ardindan Azerbaycan, Alma Ata Antlasmasi'nin gecersiz oldugunu acikladi.
Mayis 1993: Moskova'da yapilan zirvede Ekonomik Birligin kurulmasi kararlastirildi. Eylul 1993: Uye ulkeler arasindaki iliskilerin karsilikli saygi, egemenlik ve esitlik ilkeleri uzerinde gelistirilmesi gerektigini savunan Ukrayna ve Turkmenistan gumruk birligi anlasmasini imzalamayi reddettiler.
Eylul 1993: Rusya'ya ragmen Kafkasya'da var olunamayacagini dusunen yeni lider Haydar Aliyev BDT'ye girmeyi kabul etti.
Aralik 1993: Abhazya ve Gamsakhurdia'ya taraftarlari karsisinda zor durumda kalan Gurcistan, Moskova'nin askeri yardimini aldiktan sonra BDT'ye girme karari aldi.
Ekim 1994: Rus Federal Istihbarat Servis Baskani Yevgeniy Primakov, BDT ulkelerinin konfederasyonu tercih etmemeleri halinde istikrarsizliga suruklenebileceklerini ve hatta bazi devletlerin ortadan kalkabileceklerini iddia etti.
Mayis 1995: Eski SSCB sinirlarinin korunmasini ongoren ortak savunma isbirligi anlasmasi imzalandi. Azerbaycan, Ukrayna, Ozbekistan, Moldova ve Turkmenistan anlasmaya imza koymadilar.
Kasim 1995: Rusya, Beyaz Rusya ve Kazakistan arasindaki gumruk birligine, Kirgizistan, Ozbekistan ve Tacikistan'in da katilacagi bildirildi.



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.