









|
|
Gundem
Fehmi Koru
Hic degilse bu defa
Bu satirlari yazarken, protesto sloganlari haykirarak yuruyen kalabaliklar, Zaman Ankara Burosu
onunden geciyorlardi. Tahmin edilebilecegi gibi, cesitli sol orgutlerin mensuplariydi bunlar ve bir gun
once Akin Birdal'in hayatina kasteden saldiriyi tel'in etmektelerdi.
Insan Haklari Dernegi baskanini kursun yagmuruna tutan tetikciler ile onlari
gorevlendirenler, oyle saniyoruz ki, amaclarina vardiklari icin seviniyorlardir…
Teror, butun dunyanin yasayarak ogrendigi gibi, karmasik bir olgudur. Terorle hemhal
olanlarin dunyasinda, kimin elinin kimin cebinde oldugunu kestirmek cok zordur. Hedefi imhayi
amaclayan (yani amaci oldurulen kisinin vucudunu ortadan kaldirmak olan) eylemler yaninda, hedef,
tetikci ve tetigi cektiren arasinda ideolojik akrabalik bulunan (yani, kendi cizgisinden birini tasfiye
ederek cizgiyi daha da guclendirmeyi amaclayan) eylemler de soz konusu olabilir. Terorun en onemli
amaci toplumu sindirmektir; bunu saglamak icin cepheler olusturmada da cok onemli bir rol oynar
teror…
Bugune nereden geldigimizi gormek icin 1990 yili basindan itibaren yasananlara biraz
yakindan bakmakta yarar var. 1990 Ocak ayinin sonunda Ataturkcu Dusunce Dernegi Baskani Prof.
Muammer Aksoy olduruldu. Ardindan, laik cikislariyla taninan Doc. Bahriye Ucok ve dinadami
kokenli oldugu icin din karsiti tavri tepkilere yol acan Turan Dursun olduruldu. Laiklik tartismalarinin
en zirve noktasina vardigi 1993 baslarinda, bir kesimin en takdir ettigi kisilerden gazeteci Ugur Mumcu
hain bir suikasta kurban gitti.
O eylemlerin amacini 28 Subat surecinin etkilerini butun agirligiyla hissettirdigi bugun daha
iyi gorebiliyoruz: Ulkenin tartisma gundemini degistirip ilerlemekte oldugu istikametten yuzgeri
ettirmek… 1993 basina kadar Turkiye'nin daha katilimci, ozgurlukcu, insan haklarina saygili,
hukukun ustunlugu ilkesini gerceklestirmis bir ulke olacagina guvenimiz tamdi; Turkiye bugun
1930'larin dar kaliplarini 'ideal' belleyen bir zihniyetin tahakkumu altinda. Bunda, hic
kuskusuz, bu on yilin baslarinda meydana gelen teror eylemlerinin ve her eylemden sonra sokaklara
tasan kalabaliklarin buyuk rolu var.
Akin Birdal'a saldiri yeni eylemlerin habercisi olabilir. Susurluk kazasinin ortaya sactigi
pislikler sebebiyle pismayi uygun goren ceteler ile onlari kullanan odak, uzun zamandir ilk kez yeni bir
eylem sahnelemise benziyor. Eger, Birdal'in hayatina kasteden girisim, tahmin edildigi gibi cete
baglantili ise, bunu yeni eylemlerin izlemesi hic de surpriz olmayacak. Teror terorle beslenerek sonuca
ulasmak isteyecektir.
Gecmiste, sorumlulugu omuzlarinda tasiyan siyasi kadrolar, her seferinde daha da koyulasan
gafletleriyle, teror odaginin ekmegine yag surmuslerdi. Sokaklara dokulen kiskirtilmis kitleler,
sevdiklerine yonelik eylemleri tel'in ettiklerini, fasizmi kinadiklarini dusunurken, fasizmin iktidara
eristigi ve kendilerini cezaevlerine tiktigi soguk gercegiyle karsi karsiya kaldilar. Teror hain bir
yontem degil yalnizca, en kesin ve sinsi sonuc alma yontemi de…
Teror yilani ayni delikten kac defa soktu hepimizi. Bizim neslimiz ayni biktirici filmi kimbilir
kac kez bastan sona yeniden izlemek zorunda kaldi. Turkiye, teror destekli hain kumpaslarin yol actigi
badireler sebebiyle kimbilir neler kaybetti. Dikkatli olunmaz ve tuzaga dusulurse, teror, bu defa da malum
sonucu almaya yarayacak.
Bu oyunu hic degilse bu defa bozmaliyiz.
Kulis
Taha Kivanc
Hay Allah
Paul Henze'yi, Ankara'da, otelin lokantasinda gordugumde onun 'teror uzmani' olusu
gecebilirdi aklimdan, yanimda bulunanlarin politikaci kimligi yuzunden 'darbe habercisi' ozelligi
on plana geliverdi. Bir kac dakika konustuk Amerikaliyi, o bir kac dakikanin butununde, onunla ilgili
olarak tarihe malolan, "Our boys have done it" (Bizim cocuklar isi becerdi) cumlesi bir kac
kez gecti…
Amerika'da bayagi bir isim Paul Henze. Ozellikle Turkiye denilince adi akla ilk
gelen 'uzman' kisi o. Hayatinin uzunca bir bolumunu ya Turkiye'de ya da Washington'da
ama Turkiye ve Turk Dunyasi ile ilgili gorevlerde gecirdi. CIA'nin Ankara istasyon sefi olarak
calismisti epey bir sure. Mehmet Ali Agca, Roma'da, Papa 2. Jean Paul'e suikast duzenlediginde,
olayi yorumlamak Paul Henze ile yine CIA irtibatli bilinen yazar Claire Sterling'e dusmustu. Henze,
Agca'yi Vatikan'a kadar goturen macerali yolu 'The Plot to Kill the Pope' (Papa'yi
oldurme komplosu) adiyla kitaplastirdi. Bugun, o kitabindaki tezin, yillarini verdigi istihbarat orgutu
adina bir kasitli yanlis bilgilendirme girisimi oldugunu biliyoruz.
Henze'yi, onceki gece, Ankara'da kaldigi otelde esiyle yemek yerken uzaktan
gordum. Iki politikaciyla beraberdim, ikisi de Paul Henze adini biliyorlardi ve akillarina hemen o
cumle geliverdi. 11 Eylul'u 12 Eylul'e (1980) baglayan gece, sorumlusu oldugu Beyaz Saray'in
'Situation Room'daki gece gorevlisini aramis Henze… Turkiye'deki darbe haberini, amiri
Henze'ye, "Your boys have done it" (Seninkiler isi becerdi) biciminde duyurmus
gorevli. O gece, Baskan Jimmy Carter, esiyle birlikte bir muzikal izliyormus; "Turkiye'de
darbe oldu, ama merak etmeyin, her sey kontrol altinda" denilince rahatini bozmamis... Yillar
sonra, oncesi ve sonrasiyla konuyu arastirirken bu bilgiye ulasan Mehmet Ali Birand, '12 Eylul,
Saat: 04.00' kitabinda, olayin Henze'ye iletilis bicimini de yazinca (s. 286-87), 'Our
boys' (Bizim cocuklar) ifadesi zihinlere asla silinmeyecek bicimde kazinmis oldu.
Kendisi, her seferinde, ya "Oyle soylenmedi" veya "Kasit
baskaydi" gibi aciklamalarla ifadeyi reddetti; ama tarih bu, bazi kliseler yapisip kaliyor iste. 12
Eylul'un, bir CIA mensubuna 'your boys' (senin cocuklar) diye tanitilacak bir kadro
tarafindan yapildigi genel kabul gordugu icin, aynen sarfedilmemis olsa bile, o cumle tuttu.
Benim, Henze'yi otelde gorup 12 Eylul gecesini anmamdan sadece 15 saat sonra, bir
dostumun yakini Tunali Hilmi'deki discisine tam da Birdal'in vuruldugu saatte randevuluymus.
Artik herkeste cep telefonu var; saldiriyi duyar duymaz dostumu uyarmis, o da beni… Boylece, gazete
merkezlerine haber olarak dusmeden dakikalar once ogrendim Akin Birdal'in basina geleni… Boyle
olaylari erken ogrenmenin bir anlami yok… Insan, sadece, "Manset oldugu gun bu akibet
kendisini bekliyordu" diye dusunuyor…
PKK bir teror orgutu, Semdin Sakik da PKK'nin terore en fazla bulasmis
'komutani'… Kuzey Irak'ta yakalanip getirilmesi onemli bir operasyondu. Ilk sorgusunu
alanlar, ona atfettikleri bazi aciklamalari iki gazeteye sizdirdilar. Habere gore, Sakik, Insan Haklari
Dernegi'nin PKK ile irtibatli oldugunu soylemis, baskani Akin Birdal icin de "Benden daha
fazla PKK'lidir" dedigini ileri surmustu. Iki gazetecinin Apo'dan talimatla yazi
yazdiklari, Isvec basbakani Olof Palme'nin PKK tarafindan olduruldugu de "Sakik'in
itiraflari" olarak gazetelere sizdirildi. Iki gazete, o yayinlariyla, Akin Birdal'i ve oteki
sozde 'isbirlikcileri' tetikcilerin insafina terketmis oldular…
Belki hala duymamis olan vardir diye kaydedeyim: Semdin Sakik'in Diyarbakir
DGM'de verdigi esas ifadesinde, Akin Birdal, 'isbirlikci' gazeteciler ve Olof Palme ile ilgili
hic bir cumlesi bulunmuyor. Kendisine, "Ya Olof Palme ile ilgili soylediklerin…" diye
soran savciya, "Ben oyle bir sey demedim, sorgucular o eski iddiayi tekrarladilar, ben de baski
altinda kabul ettim" cevabini verdigi duyuldu. Oysa, Disisleri bile, konuyu ciddiye alip
Isvec'e resmen bildirmisti... Isvecliler, "Hesaplasmada bizi bile kullandilar"
dedilerse hic ayiplamam…
"Sakik'in ifadesi" haberinin sizdirildigi gazetelerden birinin
yetkilisi, sizdiran kisiye, "Ama bunlar gecmiste ileri suruldu, arkasi gelmedi" itirazinda
bulununca, muhatabi, "Sen yaz kardesim; gerisi gelmezse onu o zaman dusunuruz"
demis… Bunu duydugumda bir meslek adami olarak donup kaldigimi hatirliyorum. Cunku bana
ulasan bu bilgi dogruysa, yalan haberi veren gazete, boylesine hayati bir olayda, bile bile yalani yaymis
oluyor… Bu masum bir aldatmacadan cok daha ciddi ve vahim bir durum gazetecilik adina…
Kidemli bir meslekdas, Akin Birdal'in vuruldugu haberi Meclis basin kulisine
dustukten kisa sure sonra, gecmisten bir olayi hatirladi. Hayatini bir teror eyleminde kaybeden bir
gazetecinin yazisinda, sagci bir burokratla ilgili asiri suclamalar okudugu bir gun, yazara,
"Adami hedef gostermissin" demis o meslekdas. Sayginligi ve mesleki gecmisi sebebiyle
bunu ona diyebilecek durumda biri o. Yazar, "Hay Allah" demis, "O cumle
kalemimden cikti, silemedim" hayiflanmasiyla… Kidemli meslekdas, "O yazida hedef
gosterilen adami ayni gece vurdular" diye ekledi…
Insan Haklari Dernegi baskanini hedef gosterir gibi manset yapan iki gazetenin
yoneticilerinin "Akin Birdal vuruldu" haberi ulastigi an nasil bir tepki verdiklerini merak
ediyorum ben… "Bizim cocuklar becerdi" mi demislerdir, yoksa "Allah kahretsin,
o halti baski altinda isledik" mi?
En iyisi Paul Henze'nin kaldigi otele ugrayip onun ne dusundugunu
ogrenmek…
Bize Gore
Huseyin Gulerce
Hayra alamet degil...
Insan Haklari Dernegi (IHD) Genel Baskani Akin Birdal'a sikilan kursunlar; toplumu sarsacak
bir yangini baslatmak amaciyla cakilan bir kivilcima benziyor. Son 1 yildir yasadiklarimiz, surek
avina donusen uygulamalar, yargisiz infazlar; Turkiye'nin basini agritmak isteyenler icin uygun bir
ortam hazirladi.
Akin Birdal'in ismi son gunlerde, PKK'nin ikinci adami eli kanli katil Semdin
Sakik'in, hukuken basina sizdirilmamasi gereken hazirlik sorusturmasindaki ifadeleriyle
gundeme gelmisti. O ifadelerde adi gecenlerden biri de eski MIT'ci Prof. Dr. Mahir Kaynak idi.
Kaynak, basinda cok az yer alan aciklamasinda; onemli olanin bu ifadede isminin gecmis olmasinin
degil; asil onemli olanin bu ifadelerin medyada yer almasiyla olusan zeminde, pek cok gucun yeni
senaryolari uygulamak istemeleri olacagini soyluyordu.
Keske gazetelerimiz ve televizyonlarimiz, bir kanli katilin tamamen hukuk disi bir
sekilde disariya sizdirilan ifadeleri karsisinda meslek ahlakini gozeterek bir dayanisma icerisine
girseler ve bu ifadeleri yayinlamasalardi. Insanlari hedef gosteren ve yargisiz infazlara kapi aralayan
habercilik anlayisini kimse kabullenemez...
Akin Birdal'a yonelik silahli saldiri neresinden bakilirsa bakilsin hayra alamet
degil.
Siyasi kaosun, Meclis'in uzerindeki kasvetli havanin bu saldiriyla daha da
agirlasacagi bellidir. Turkiye'ye yonelik insan haklari ihlalleri ile ilgili baskilarin artacagi ve
ulkemiz aleyhine yogun bir karalama kampanyasinin baslatilacagi da bellidir.
Uzulerek ifade edelim ki, siyasilerimiz buyuk bir aymazlik sergiliyorlar. Ortada ne
duruma hakim bir iktidar, ne gorevini tam yapan bir muhalefet, ne de inisiyatifi elde tutan bir parlamento
var.
Gorev liderlerimize dusuyor. Demokrasiyi teneffus etmekte giderek zorlandigimiz
havanin sivil inisiyatifle bir an once dagitilmasi gerekiyor. Ancak gelinen noktada bu, gunu kurtarmak
icin yapilan "uyaniklik", "sov", "topu taca atma" ve
"savsaklama" gibi "taktik"lerle basarilamaz.
Liderlerimiz gerekiyorsa -ki bize gore gerekiyor- sahsi geleceklerini bile toplumun
huzuru, ulkemizin gelecegi acisindan feda edebilmelidirler. Kaldi ki, durumun nezaketi arttikca,
odenecek bedelin faturasi da buyumektedir...
Medyamiza dusen sorumluluk da en az siyasilere ve Parlamento'ya dusen kadardir.
Suphesiz Akin Birdal'in vucudundan akan kanlar, gazete ve televizyon yoneticilerimizin
vicdanlarini rahatsiz etmistir.
Susurluk icin atilan bir slogan gecerliligini korumaya devam ediyor: Susma, sustukca
sira sana gelecek...
Siyasi cinayetler, anliyoruz ki ideolojik degil. Hepimizin gozu onunde; buyuk hamlesine
hazirlanan Turkiye'nin ayagini tutmaya, baglamaya yonelik bir oyun oynaniyor.
Basta hukumet ve Parlamento olmak uzere bu oyuna seyirci kalan her kurum, her kisi
sorumluluk ve vebal tasimaktadir.
Evet, Insan Haklari Dernegi Genel Baskani Birdal'a sikilan kursunlar hala gozu
kapali olanlar varsa onlari da uyandiracak kadar vahimdir. Onumuzdeki gunlerin her dakikasi
onemlidir. Bu kanli saldiri ile Turkiye'nin ne kadar zor bir gecide girdigini hepimiz gorebilmeliyiz.
Yoksa kaybeden Turkiye olacak...
Farkli Boyut
Ahmet Kurucan
Oyun tutacak mi?
Turkiye Akin Birdal'a yapilan suikasti konusuyor. Son olarak kamuoyuna Semdin
Sakik'in itiraflari vesilesiyle gelen Birdal, soz konusu iddialara gore, "Apo'dan daha fazla
Apo'cu" olan bir insan.
"Faili mechul" cinayetlerin cenneti sayilan ulkemizde, olayin genis
capta yanki bulmasi, Birdal'in kimligi ile dogru orantili.
Birdal, solculuk faaliyetleri dolayisiyla 80 ihtilalinde hapse girmis. Insan Haklari
Dernegi genel baskani. Insan haklarinin dunyada ifade ettigi anlamdan dolayi, yurtici ve yurtdisi cok
cesitli cevrelerle temas halinde. PKK'nin elindeki esir askerlerin saliverilmesinde rol almis birisi.
Birdal'i kim ve neden oldurmek istemis olabilir? Bu soruya simdilik kesin ve net
cevap verebilmek imkansiz. Komplo teorileri ile bir yere varmak mumkun olsa da, bunun karanliga
atilmis bir tas olacagi muhakkak.
Turkiye siyasi gecmisi itibariyle bu turlu yakistirmalardan cok cekti. En son Ugur
Mumcu olduruldugunde, sokaklarda toplanip seriata kufur edenler, yanildiklarini Susurluk sonrasi
anlayabildiler.
Onun icin olaya temkinli yaklasmak, ilk akla gelen varsayimlardan hareketle birilerini
suclama ucuzluguna dusmemek lazim. Bu, ulke huzuruna vurulacak en buyuk darbelerden biridir. Zaten
suikasti planlayanlarin asil arzusu da bu. Kaldi ki boyle bir yaklasim, sorusturmanin selametini de
etkiler. Onun icin oyuna gelmeyelim. Bu baglamda medyanin olaya bakisina olumlu diyebiliriz.
Suikastla ilgili hemen herkesin aklina gelen ilk soru; olayin Susurluk'la baglantisi. Tabii,
Susurluk denince her nedense aklimiza, derin devlet, cete, darbe, ara rejim gibi kavramlar geliyor.
Susurluk Komisyon Baskani Elkatmis, bunun uzerinde israrla duruyor ve Susurluk cozulmedigi
muddetce bu tur olaylarin artacagindan dem vuruyor. Elkatmis, aciklamalarinda hakli. Ama alacagi
yok. Cunku Susurluk'u cozme iddialari ile iktidara yuruyenlerin bir sey yapamadiklari ortada. Gerci
onceki iktidar da bir sey yapamamis, ustelik ona "fasa fiso" yakistirmasinda
bulunmustu.
Bu tablodan hareketle ulkenin asil uzerinde duracagi sorun bence bu olmali. Adina "derin
devlet" veya baska bir sey, ne denirse densin, 21. yuzyila dogru giderken, bu turlu cagdisi
olusumlarin disinda olmali Turkiye. Aksi takdirde kuresellesen dunyanin disinda kalmaya devam
edecege benzeriz.
Simdi sirada cevap bekleyen sorular var; psikolojik savasin uzantisi olarak gorulen bu surec acaba
devam edecek mi? Ulke bir darbe ortamina mi surukleniyor? Sakik'in ifadelerini yayinlayan
basinin, suikastta rolu var midir? Suikastlar Sakik'in ifadelerinde yer aldigi soylenen baska
isimlere de sicrayacak mi? Birdal'in Insan Haklari Dernegi genel baskani olmasi, insan haklari
baglaminda Turkiye'nin Bati ile olan iliskilerini nasil etkileyecek? Turkiye'nin Kibris,
Baku-Ceyhan boru hatti, Suriye gibi problemleri ile bu hadisenin dolayli da olsa irtibati var mi? Varsa,
netice ne olur? Mesela, Baku-Ceyhan aleyhimize sonuclanabilir mi? Olay, ulke icinde yeniden bir
Turk-Kurt etnik ayrimini gundeme getirir mi? PKK ile olan mucadelemiz bu olay sonrasi seyir
degistirir mi? Bu gelismelerden sonra Turkiye'yi bunalim ortamina surukleyen gucler geri adim atar
mi? Ve hepsinden onemlisi, artik cok sik soylenen "yonetemeyen iktidar" veya
"gudumlu demokrasi" bundan sonra ne yapacak? Meclis'i bile calistiramayan bir
siyasi erk boyle koklu sorunlarin uzerine gidebilecek mi?
Bunlarin cevabini onumuzdeki gunlerde hep beraber alacagiz. Ama simdilik bir sey
soylemek icap ederse, kanaatimiz cesitli gazetelere manset oldugu gibi, bunun bir oyun oldugu ve bu
oyunun tutmayacagi merkezinde.
Ayine-I Iskender
Iskender Pala
Musluman azinliklar
Gectigimiz hafta sonunda (9-10 Mayis) ISAM (Islam Arastirmalari Merkezi)
tarafindan III. Kutlu Dogum Haftasi sebebiyle duzenlenen ilmi toplantiyi izleme imkani bulduk. Her yil
farkli bir baslik altinda Islam dunyasinin degisik meselelerini gundeme getiren toplantinin bu seneki
konusu "Gunumuz Dunyasinda Musluman Azinliklar" olarak tespit edilmisti. Iki gun
boyunca, dunyanin cesitli bolgelerine dagilmis olup Islam ulkelerince de dogrusu pek az hatirlanan
Musluman azinliklarin problemleri, beklentileri, acmazlari ve sikintilarindan bazilari masaya
yatirilmaya calisildi. Pek cok universiteden degerli ogretim uyeleri yaninda cogunlugunu ISAM
arastirmacilarinin olusturdugu tebligcilerin her biri belli ulkelerdeki Musluman azinliklar hakkinda
oldukca doyurucu ve meseleleri derinlemesine tahlil suzgecinden geciren tebliglerini sundular. Uzunca bir
muddet kaldiklari ulkeler hakkinda ciddi tedkiklerdi bunlar.
Bugun dunya uzerinde 1 milyari askin Musluman nufus mevcut. Bunlarin yuzde
30'u ise azinlik statusunde. Pek cogunun dertleri ve sikintilari daglar gibi yigilmis durumda.
Aralarinda iliskiler gelistirilemedigi ve gerekli baglantilar yapilamadigi icin hepsi birbirinden kopuk
ve ayri yasiyorlar. Tabii ki pek cogunun Islam anlayisi da bu bolunmusluk oraninda farklilik
gosteriyor.
Iki gun boyunca duyduklarimiz, itiraf edelim ki, Muslumanlar ve
Muslumanlik adina fazla da ic acici seyler degildi. Bir yerlerde bizim gibi dusunen insanlar
var! Ama biz o bir yerleri bilmiyoruz. Bir yerlerde bizimle kardes olan insanlar var! Ama biz bir kerecik
olsun hatirlarini sormamisiz. Yine bir yerlerde bize kucagini acmis bekleyen gonuldaslarimiz var!
Ama biz onlara bir selam gondermeyi dahi cok gormusuz. Onlar simdi kimlerin ellerindeler?
Onlar icin neler yapabiliriz? En azindan neler yapmamisiz?
Galiba biz birbirimizi yabanci ellerde ve yabancilarin ellerinde garip
biraktigimiz icin paramparcayiz. Tebliglerde Ingiltere, Fransa, Almanya, Belcika, Hollanda, Amerika,
Afrika, eski ve yeni Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Kirim, Dogu Turkistan, Uzakdogu
ulkeleri, Hint Alt Kitasi, Kafkasya ve Ic Rusya'da bulunan azinliklar hakkinda anlatilanlar, burada
adi anilmayan bilcumle ulkelerdeki Musluman azinliklar icin de gecerlidir hic
suphesiz.
Simdi durup kendimize sormaliyiz: "Butun mu'minler kardestir."
dusturunu hatirlamanin zamani daha gelmedi mi?
Bir de not: Bize gore azinlik, kemiyete degil keyfiyete bagli bir kavramdir. Bazen bir
ulkenin yuzde 99'u Musluman olabilir; ama bu onlari azinlik olmaktan kurtarmaz. Yaniliyor
muyum?
Afrika Muslumanlarinin hal-i pur-melali
Sempozyumun ilk gununde, uzun sure Afrika ulkelerinde arastirma ve incelemeler yapan
genc arastirmaci Dr. Ahmet Kavas, genis bir yelpazeye oturttugu tebliginde Afrika Muslumanligi ve
Muslumanlarini layikiyla tahlil etti. Onun tespitlerine gore Afrika'daki Muslumanlarin sikintilari
bir hayli cok. Ibret alalim diye yalnizca bir bolumunu aktariyoruz:
"Afrika'da ic karisikliklar ve komsu ulkelerle yapilan carpismalar
Musluman azinliklara en fazla zarari verdi. Ruanda'da nufusun yuzde 10'unu olusturan
Muslumanlardan dunya basininda bir kelime bile bahsedilmedi. Oysa ki bu ulke bir harabeye ve idare de
tam diktatorluge donustu. Madagaskar'da 1970'li yillarda tahrik edilen Hiristiyan ve putperest
Malgas halki Kamer Adalari'ndan ve Hint kitasindan gelerek buraya asirlar once yerlesen
Muslumanlara 1972'de baslayan 1976'da ozellikle Majunga'dakilere tam bir katliam
uygulaninca yeni saldirilardan cekindiklerinden adayi terk etmek uzere bir cogu anavatanlari Kamer
Adalari, Fransa ve Reunion Adasi'na gitmek icin ayrildilar. Yine Bati Afrika'da Gana'da,
doguda Uganda'da Muslumanlar savaslardan en fazla zarara ugrayan kitleyi meydana getirmektedir.
Idi Amin'in 1979'da devrilmesinden sonra Muslumanlarin cogu tamamen yagmalanan
sehirlerden kacarak Kongo ve Sudan'a siginmak zorunda kaldi. (...) Bugune kadar cogunlugu
Muslumanlarin bulundugu ulkelerdeki putperest ve Hiristiyanlarin haklarini savunan uluslararasi
kuruluslardan hicbirisi Musluman azinliklarla ilgi en ufak bir gayret gostermedikleri gibi bu insanlarin
en tabii insani haklarini dahi entegrizmin Musluman olmayan bolgelerdeki uzantisi seklinde
takdim ederek adeta bu toplumlara hakaret etmektedirler.
Somurge donemi de dahil olmak uzere kucuk gruplar halinde yasayan Muslumanlarin
arasinda ic rekabet devamli olagelmis velev ki birlikte hareket etmeye kalktiklarinda da bu tur
davranislari en sert bicimde engellenmistir. Hatta Kenya'nin sahil seridinde asirlardir var olan
sahili toplumla ic bolgelerdeki yerli Musluman kabileler son yillarda camilerine kadar ayri mekanlari
tercih etmeye baslamislar ve boylece aralarindaki butunluk her gecen gun biraz daha
parcalanmistir."
Bazi tespitler
"Gunumuz Dunyasinda Musluman Azinliklar" konulu sempozyumu keske devletin yetkili
kademeleri de dinleseydi. Ozellikle Disisleri Bakanligi'nin burada bir temsilci bulundurmamasini
esefle musahede ettik. Oysa XXI. yuzyilin devlet ve hukumet politikalarini yonlendirecek pek cok teblig
yine akademisyenler arasinda tartisilip kaldi. Umariz kitap halinde nesredildigi zaman meseleye farkli
yaklasmalari mumkun olur. Sozgelimi su satirlar, degerli arastirmaci Dr. Ali Kose'nin tebliginde
yer aliyor ve birtakim resmi kurumlar tarafindan arastirilip gereginin yapilmasina muhtactir:
"Muslumanlar hem Ingiltere (1.5 milyon), hem Fransa'da (3 milyon) nufus
olarak en onemli azinlik grup durumunda olmalarina ragmen sosyal ve politik olarak onemsiz ve etkisiz
durumdadirlar. Oysa sayilari Ingiltere'de ancak 400 bin; Fransa'da da 500 bin olan Yahudilerin
her iki ulkede de ne kadar etkin olduklari, her iki ulkenin hukumetlerinde de her donem mutlaka
uc-bes Yahudi bakanin gorev yaptigi bir gercektir. Ama bu durum cok yabanci oldugumuz bir goruntu
degildir. Dunyamiz, nufusun her zaman yeterli olmadiginin, hatta sayica tum diger gruplardan fazla
olunsa bile azinlik pozisyonunda olunabileceginin ornekleriyle doludur. Etiyopya, Tanzanya, Lubnan ve
Arnavutluk'ta azinlik olmadiklari halde Muslumanlar azinlik pozisyonundadirlar.
Butun bu harici sebeplerin yaninda mevcut menfi statunun olusmasinda dahili sebepler
de yok degildir. Dini ve kulturel bir varlik olmalarina ragmen Muslumanlar her iki ulkede de henuz
yeterince organize olmus degillerdir. Problemlerini dile getirip temsil gorevini hakkiyla yerine getirecek
bir mekanizma olusturamamislardir. Ingiliz ve Fransiz hukumetleri nezdinde yeterince guclu konumda
olamamalarinin sebeplerinden biri de anavatanlardaki hukumetlerin onlarin problemleriyle gerektigi
kadar ilgilenmemesidir."
Maarifname
Ahmet Unal
Genclik teskilatlari
'Sicak yaz' tezini savunanlari hakli cikaran gelismelerin yasandigi bir donemde gozler genclik
teskilatlarina cevrildi.
Buyuklerin yapamadiklarini genclerden beklemek haksizlik sayilabilir. Fakat
genclerin bu zor donemlerin ustesinden gelecegine inanmak istiyorum.
Kani deli deli akan bir genc olacaksiniz, hem de olumsuzluklar karsisinda
sukunetinizi koruyacaksiniz. Universitelerde etkili olan genclik teskilatlari arasinda sol kadar sag da
bolunmus durumda.
Sagda Ulku Ocaklari, Nizam - i Alem Ocaklari ve Milli Genclik Vakfi etkin. Solda
ise isminin basinda devrimci, demokrat ve ozgur sifatlari bulunan sayisiz teskilat var. Ataturkcu
Dusunce Kulupleri ise genellikle soldaki teskilatlarin uzantisi seklinde.
Genclik icerisinde onemli bir kesim gercekten "demokrasi" mucadelesi
yaptigini ispatliyor. Istanbul Universitesi'ndeki kiyafet sinirlamasini, ogrencilerin farkliliklari
bir tarafa birakarak ortak protestosu, ilerideki huzur ortaminin guzel isaretleri.
Gencler okul disarisinda da bir arada bulunabiliyor. Mesela Ankara'da Nes Cafe,
siyasi yelpazenin en solundan en sagina hatta kendini azinlik hisseden gruplara dahil genclerin birlikte
sohbet edebildikleri kucuk bir mekan. Genclerin bazen seviyeli bazen de belden asagi, fakat kavga
etmeden konusup tartisabilmelerine birkac kez sahit oldum.
Onceki gun de Ulku Ocaklari Baskani Atilla Kaya ile konusma firsatim oldu. Kaya,
kiskirtmaya, tahrik etmeye yonelik eylemlere karsi cok hassas olduklarini hissettiriyor. Bu konuda,
universitedeki sosyal tesislere girmeme, hatta ogretime ara verme gibi radikal tedbirlere dahi gitme
dusunceleri var.
Ulku Ocaklari bir dergi temsilciligi yapisindaki teskilatlanmasini vakif sekline
donusturerek daginik konumdaki subelerini derleyip toplamaya basladi. Kaya, kamuoyundaki
imajlarindan ve bu konudaki calismalarini anlatamamaktan rahatsiz. 12 Eylul'un kazandirdigi
tecrube ile ocaklari bir ilim ve kultur merkezi haline getirmekte kararli gorunuyor.
Ozellikle Istanbul, kozmopolit yapisiyla butun orgutlerin odaklastigi bir sehir.
Demografik ozellikleri ayni zamanda sehir ihtiyacina yetmeyen polis sayisiyla her tur provokasyona
acik bir konumda.
Istanbul ve durumlari ozellik tasiyan bir cok sehirdeki ogrenci teskilatlari uyelerini
ve devamlilarini cok siki kontrol etmek zorunda. Universitelerdeki bir cok eylem gorunuste plansiz ve
hazirliksiz patlak verdigi icin buralara uye gencler, genclik saikiyle kendilerini eylemlerin icinde
bulabiliyorlar.
Genclerin yurtdisindaki Bosna, Azerbaycan ve simdi Kosova gibi milli/ulusal
duyarliligi harekete geciren olaylar yaninda gelenek ve inanclari zedeleyen uygulamalar karsisinda da
tavirsiz kalmalari beklenmemeli. Ancak bircok ogrenci teskilati belirli bir olay karsisinda aldigi
karari, hitap ettigi kitleye kabul ettirmekte zorlaniyor.
Varoluscu ve milli degerleri yikmayi hedefleyen siyasi ve edebi akimlarin tesiriyle
icine dustukleri karamsarlik cogu genci bireyselcilige itiyor. Ozellikle bu durumdaki gencler toplumsal
olaylar karsisinda cabuk ve fevri tepkiler gosterebiliyor.
Genclik teskilatlari, akli selimle, buyuklerini ornek almadan (!) ve tahriklerine
kapilmadan cok dikkatli davranmalilar. Hangi egilimden olursa olsun, hepsinin uyelerine yonelik olarak
kendilerini bastan sona titiz bir taramaya tabi tutmalari, "patlamaya hazir" gencleri
kontrol altina almalari gerekiyor.
Kalemle
A. Turan Alkan
Uc vakte kadar demokrasi
Bugun 14 Mayis; bugun Cumhuriyet tarihimizin en keskin ve manidar donemeclerinden birinin 48.
yildonumu. Sadece cok partili demokratik duzenin fiili tatbikati anlamina gelmiyor bu tarih; millet, 14
Mayis'lari "tek parti" eyyaminin sona erdigi bir ferahlama gunu olarak da hatirliyor.
Demokrasi bir yonetim teknigi; ne din, ne de ideoloji. Yonetenlerle yonetilenler
arasindaki o ezeli mesafeyi tamamen ortadan kaldirmak iddiasi tasimiyor; yonetilenlerin, yonetenleri
mumkun olan en ust derecede denetleyebildigi, kitlelerin yonetime mumkun olan en ust seviyede
katilabildigi, "kamu"ya karsi sahsi hurriyetlerin en ziyade korunabildigi bir teknik. Bati
mahrecli ve henuz ondan daha iyisi tatbikata konulmadi.
1950 yilinda demokrasi bizim icin "tek parti" devrini sona erdiren ve
milletin siyasi hukukunu on plana cikaran bir mana tasiyordu. Yeterince sanayilesememis bir toplumda
demokrasinin hayli zaman "hayati bir arac"tan ziyade "cici bir oyuncak"
muamelesi gormesi tabii idi. Muhtelif fasilalarla tekrarlanan mudahaleler bu fikri teyid ediyor. Cok
partili hayatin 48. yilinda artik su suale durust bir cevap aramanin zamanidir; butun muesseseleri ile
demokrasi, milletin uzviyetine dair nesne haline gelebilmis midir; bir baska ifadeyle demokrasi bugun
bizim icin hangi manaya geliyor: "Cici bir oyuncak" mi, "hayati bir arac"
mi?
Icinde yasadigimiz -olaganustu degil-, "akildisi" doneme
bakilirsa demokrasiyi milletce temelluk tarzimiz, ona hala cici bir oyuncak nazariyla bakmaktan oteye
varamamis gibi gorunuyor. Ne var ki bu sadece kaba bir intibadan ibaret: Ilk anayasamiz nerdeyse 125
yasinda; cok partili hayat tecrubemizin 90. yilina ulastik; iki asri askin zamandan beri bu toplumun
pencereleri dunyaya acik duruyor. Bu rakamlar demokratik kidem ve tecrube itibariyle kucumsenmemeli.
Diger tarafta son yirmi yil icinde sanayi mamulleri uretimimiz tarim mamullerini, sehirli nufusumuz
koylu nufusu gecmis durumda; Avrupa'da yasayan birkac milyon vatandasimiz, dunya pazarlarinda
is kovalayan isadamlarimiz ve en az bunlar kadar onemli olmak uzere Anadolu'nun an'anevi
corakligini "verim ve uretim"e donusturen uretmis nes'emiz, Turkiye'de
demokrasinin gitgide hayati ve uzvi bir yonetim teknigi haline gelmesinin onemli isaretleri olarak
okunmalidir.
Bati mahrecli her kurumun Islam'i tehdit eden bir alternatif olarak
degerlendirildigi idrak zaafiyetinden kurtulmaya baslamamiz, demokratik ehliyetin muhim
gostergelerinden birisi. Gecen ay Turkiye Diyanet Vakfi, Kutlu Dogum Haftasi munasebetiyle uc gun
boyunca devam eden ilmi toplantida "Islam ve demokrasi" konusunu tartisti ve o
toplantida vazih olarak fark edildi ki demokrasi, Islami cercevenin disina tasma istidadi gosteren bir
hayat tarzi ve bir felsefe degildir; demokrasi degil, demokrasiler vardir bu yonetim tekniginin
"olmazsa olmaz" cinsten rukunleri, Islam ile te'lifi kabil unsurlardir. Bu vesile ile
sadece demokrasinin ne idugu konusunda degil, Islam'in ne idugu meselesinde de salim ve fikri
mutabakatin yayginlasmis olmasi kayda deger bir gelismedir.
Simdiki zamani karartan "daha cok cebir-daha az hurriyet" iklimi,
oyle gorunuyor ki Turkiye'nin yakin geleceginde payidar kalmayacaktir; cunku demokrasi cici bir
oyuncak olmak mesabesinden cikip milletin hukukunu garanti eden "ise yarar" bir
avadanlik halini almistir. Bundan boyle yonetici aklin, Turk toplumunu, "daha cok cebir-daha
az hurriyet"e razi edebilmesi icin cok daha inandirici ve gercekligi suphe goturmez delil ve
olgularla derdini anlatmasi gerekecektir.
Zorbaligi kabul ettirmek icin topluluklarin olgunlasmasini, sartlarin tekemmul
etmesini beklemek gerekmiyor; zorbalik, "kuvvet"in beden diliyle konusuyor ve uc-bes
kavramdan ibaret bu dili anlamak icin tahsil-terbiye de gerekmiyor. Zorbalik "yikim"in
diger adi, zor olan demokrasi; yikmak kolay; ama insa etmek zor! Turkiye'ye daha "az
demokrasi, daha cok baski" formulunu layik gorenler, iste bu uc-bes kelimelik kaba dilinin
fesahatine guveniyor olmalilar. Ben, bu hesabin yanlisligindan eminim cunku; Turk toplumu, kendisine
istikamet verdigini zanneden "yonetici akil"dan daha "ilerici" ve suphesiz
daha zeki.
14 Mayis 1950'den bu yana 48 yil gecti; aldigimiz mesafe hic de "bir arpa
boyu" sayilmaz; baski yanlilarini urkuten hakikat de iste bu: Turkiye'de demokrasinin artik
toplum zemininde saglam kokleri var.
Turkiye'nin kahve falinda "uc vakte kadar hurriyet" gorunuyor; daha
az cebir ve daha cok demokrasi yani.
Ufuk Otesi
Latif Erdogan
Ortusen gunler ve ortak cizgiler
"Siddeti reddetmek, inancimin ilk maddesidir. Ve son maddesi. Ama bir secim yapmak
zorundayim. Ya ulkeme onarilmaz bicimde zarar verdigini dusundugum bir sisteme boyun egecektim ya
da halkimin agzimdan dokulen gercegi anladiklarinda cilginca bir ofkeyle harekete gecmesi riskini
goze alacaktim. Halkimin bazen cilgina dondugunu biliyorum. Bunun icin gercekten cok uzgunum. O
yuzden de burada hafif bir cezaya degil, en agir cezaya razi olacagim. Merhamet istemiyorum. Hicbir
hafifletici sebep bulunmasi icin yalvarmiyorum. O nedenle burada, yasaya gore kasitli bir suc olan,
benimse bir yurttasin en buyuk gorevi saydigim sey icin bana en agir cezanin verilmesini istiyor ve bu
cezaya razi olacagimi ifade ediyorum. Onunuzdeki tek yol Sayin Yargic, ya gorevinizden istifa etmek,
ya da eger uygulanmasina yardimci oldugunuz sistemin ve hukukun halkin yararina olduguna
inaniyorsaniz, beni en agir cezaya carptirmaktir. Dusuncelerinizde temel bir degisiklik meydana
gelmesini bekliyor degilim. Ama savunmami bitirdigimde belki de, akilli bir adamin girebilecegi bu en
delice riske girmek icin gogsumun nasil coskuyla kabardigina bir goz atarsiniz." (Mahatma
Gandhi)
"Beyaz hakimiyetine karsi mucadele verdim ve siyahlarin hakimiyetine karsi
da mucadele ettim. Butun herkesin, esit firsatlara sahip olarak uyum icinde bir arada yasadigi
demokratik ve ozgur bir toplum idealini besledim. Ugruna yasamayi ve gerceklestigini gormeyi umit
ettigim bir idealdir bu. Ama eger oyle gerekirse, bu ideal ugruna olmeye de hazirim." (Nelson
Mandela)
"Bir ruyam var: Gun gelecek bu ulus, ayaga kalkip kendi inancini gercek
anlamiyla yasayacak. Sunu kendinden menkul bir gercek kabul ederiz ki, butun insanlar esit
yaratilmistir.
Bir ruyam var: Gun gelecek eski kolelerin evlatlariyla eski kole sahiplerinin evlatlari,
Georgia'nin kizil tepelerinde kardeslik sofrasina birlikte oturacaklar.
Bir ruyam var: Gun gelecek Missisipi eyaleti bile, adaletsizligin ve baskilarin sicagiyla
bunalip collesmis olan bu eyalet bile, bir ozgurluk ve adalet vahasina donusecek.
Bir ruyam var: Gun gelecek dort kucuk cocugum, derilerinin rengine gore degil
karakterlerine gore degerlendirildikleri bir ulkede yasayacaklar.
Bir ruyam var: Gun gelecek butun vadiler yukselip, butun tepeler ve daglar alcalacak,
engebeli yerler duzluk yapilip girintilerle cikintilar duzlesecek ve Tanri'nin sani yeryuzune inecek
ve butun canlilar hep beraber onu seyredecek.
Bizim umudumuzdur bu. Guneye donusumde icimde tasiyacagim inanctir. Iste bu
inanc sayesinde umutsuzluk dagini yontup bir umut aniti dikecegiz. Ulusumuzu saran ahenksiz
bagirtilari, bu inanc sayesinde guzel bir kardeslik senfonisine donusturecegiz." (Martin Luther
King)
"Tarih bir toplumun tehdit altinda ya da curumekte olduguna dair uyarida
bulunmak icin bazi bildik isaretler gonderir. Mesela, sanattaki cokus ve buyuk devlet adamlarinin
cikmayisi bunlardandir. Aslinda bu uyari isaretleri bazen cok acik ve somuttur. Mesela sizin
demokrasinizin ve kulturunuzun besigi, sadece birkac saat elektriksiz kaldi ve aniden Amerika
yurttaslari, kalabaliklar halinde yagmaya baslayarak karisiklik yaratti. Oyleyse yuzeyi kaplayan tabaka
cok ince olmali; toplumsal sistem oyle istikrarsiz ve sagliksiz ki...
Oysa gezegenimiz icin verdigimiz savas, evrensel boyutlara varan, fiziksel ve manevi
savas gelecege ait belirsiz bir mesele degildir, coktan baslamistir bile. Ser gucleri, kesin saldiriya
gecmistir bile; onlarin baskisini hissedebiliyorsunuz; ama yine de televizyon ekranlariniz, gazete ve
dergileriniz, onceden recete edilmis gulumsemeler ve havaya kaldirilan kadehlerden gecilmiyor. Neyi
kutlamaktasiniz?" (Aleksandir Soljenitsin)
Tek tarafli ve negatif yuklu zihniyetin nesrettigi ser serareye, sahte almaclarla frekans
ayari yapanlarin sergiledikleri yapay uyum elbette uzun sure varligini devam ettirme sansina sahip
degil. Paranoyayi kim besliyor? Luzumsuz dayatmalar pasif kabullenmelerin cocugu. Mekanik varliklar
olmayi kabullenecek miyiz? Hayir diyebilme hur irade ister. Insan kalmak zor is. Medeni cesaretini
kaybeden cok sey kaybetmistir. Cileye, istirapa ve bilhassa olume tebessum etmeyene hayat gulmez.
Ferec sabir ister, azim ister, kararlilik ister. Ve yol yurunurse biter.
Iletisim Yazilari
Edibe Sozen
Sozun dususu
Teolog-sosyolog Jacques Ellul, Ingilizceden dilimize tercume edilen (Ter: Husamettin Arslan,
Paradigma Yayinlari, 1998, Istanbul) eserinde, Kitab-i Mukaddes'ten alintilarla, sozun (kelamin)
dususunu, Batili felsefenin gormeye, yani gerceklige dayali aciklamalarina baglar. Uygarligimizin
buyuk gunahi, der Ellul, gercekligi hakikatle karistirmasidir. Calismasinin soz ile imaj, gerceklik ile
hakikat arasinda radikal bir ayrim yapma girisiminde olmadigini belirten Ellul, daha cok onlar
arasindaki farkliligi ve her birinin yerini hatirlatmaya calistigini ifade eder.
"Soz yalnizca hakikatle iliskilidir; imaj yalnizca gerceklikle." (s. 46)
Soz elbette ki gerceklige de atifta bulunabilir. Soz gerceklik hakkindaki enformasyonu naklederek,
gerceklige istirak eder. Bu haliyle soz cok anlamlidir. Imaj ise gerceklik alanindan kopamaz; boylece
imaj cok anlamli degildir.
Imaj ve gerceklik bize kendisini buyurur; dolayisiyla gordugumuz seyle aramizdaki
iliski despotik iliskidir. Oysa kulak ve isitmenin urunu soz, bize ona karsi cikma, donusturme ve
yorumlama alanlarini acar. Bu yuzden der Ellul, "Dil ya da soz ozgurluge davetiyedir."
Sosyologlarin, felsefe ile ilgilenenlerin, ilahiyatcilarin ilgilerini cekecek kitabin;
Goz'un Zaferi basligiyla duzenlenmis ucuncu bolumu ise, daha cok iletisim bilimcilere yonelik
aciklamalari ihtiva ediyor: Giderek artan gorsellesmeyi manzara yonelimli toplum olmakla aciklayan
Ellul, Heidegger ve Senneth'in dusuncelerinde de var oldugu gibi, toplumun gorsel araclarla
kusatilarak donduruldugunu ve bireylerin boylesi bir toplumda ancak 'seyirci' rolunu (s. 146)
oynadiklarini ifade eder. Aliskanlik icabi her seyi gorsellestirdigimizi belirten Ellul, fotograflar,
filmler, televizyon, reklamlar, reklam panolari, yol isaretleri, egitim, sergiler ve muzeler, gazete,
magazin, cizgi romanlar ve politik ayinlerin (mitingler, gosteriler, gecit torenleri gibi) hayatimizi nasil
cepecevre kusattiklarini anlatir.
Gorme, bizi dusunme ve hatirlama derdinden kurtarir. "Soz ise der Ellul,
"Imajin buyusunu cozer; soz, imajin hipnotik ve buyusel gucunu yok eder."
Ellul, kitabinin son kismindaki degerlendirmesiyle, gunumuzdeki durumumuzu
soylece belirler: Sinirsiz imaj patlamasiyla biz hakikati gerceklik duzenine indirgedik; hakikatin eksik
ve gecici dile gelisini zihnimizden cikarip attik. Her seyden daha enteresani halen bilimde yer alan
gerceklikle hakikatin ozdeslestirilmesiyle de ilgilenmiyoruz. Aksine bu gerceklik gercekten
kurgudur-butunuyle taklit ve resmedilmis gercekliktir. Bu gerceklik yanlislanabilir... Artik tarlalar,
irmaklar, ormanlar arasinda yasamiyoruz; daha cok gostergeler, sinyaller, reklam panolari ekranlar,
etiketler ve markalar arasinda yasiyoruz: Bizim evrenimiz budur.
Imajlara sigindigimiz dunya, kurgulanmis bir dunyadir. Ellul'un kitabinin
yorumlanmasi gereken en onemli dusuncelerinden biri, imajlari siginak haline getirdigimiz bir
dunyada, en onemli sey, sozu kurtarmaktir.
Cunku sozu kurtarmak, ayni zamanda insanligi kurmaktadir.
Sohbetler
Ahmed Sahin
Vesvese uzerine...
Seytanin umidini kesmek uzere oldugu sirada son bir hucumunu daha yaptigi temiz insanlardan biri de
vesveseye maruz biraktigi kimselerdir.
Nitekim hassas ve temiz insanlar maruz kaldiklari bu vesvese yuzunden dini
hayatlarina suphe ile bakiyorlar, yaptiklari ibadetlerine karsi bir isteksizlik ve umitsizlik de soz konusu
oluyor.
Bu sonuc da gosteriyor ki, seytan son hucumunu yapmakta, bunun farkina varmayan
titiz insan da bozuldugu vehmine kapilarak dini hayatinda zaafa dusmekte, boylece seytanin kazdigi
vesvese kuyusuna duser hale gelmektedir.
Halbuki vesvesenin hucumu, seytanin son cirpinisi manasina gelmekte, baska turlu
dini hayatina mani olamadigi dindari son olarak boyle bir supheyle caydirmaya yonelmektedir.
Bundan dolayidir ki, Bediuzzaman Hazretleri seytanin bu vesvesesinin dindara hicbir
zarar vermeyecegini ifade ettigi eserinde diyor ki:
- Yerdeki yilanin aksinin aynada gorulmesi, aynayi zehirlemez. Nitekim yerdeki
necisin aynaya aksetmesinin de aynayi kirletmeyecegi gibi.
Senin kalp aynana akseden kotu vesvese kiri ve zehiri sana zarar vermez. Cunku
menbai sen degilsin. Disaridan gelmedir. Bir bakima sana akistir. Hem de istegin ve iraden disi akis.
Insan ise istegi ve iradesi icinde olandan sorumludur.
Yeter ki uzerinde durma, zarar verecek vehmiyle kendini supheye atma, bununla
mesgul olup ugrasma.
Yine Bediuzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle, uzerinde durur da mesgul olursan,
karanlikta vehmedilen karalti hayali gibi buyur, seni korkuya atar, endiseye surukler.
Sisen balona igne ucuyla dokununca nasil soner, kuculur, giderse, vesvese balonu da
aynen oyledir. Muhimsemez, zarar veremeyecegini bilirsen soner.
Vesveseyi yenmenin bir diger caresi de, sunnettir. Nitekim abdest alan kimse abdest
azalarimda kuru yer kaldi mi ki diye daldigi supheleri, vesveseleri dusunurken hemen aklina sunneti
getirir.
- Ucer defa yikadim mi? Yikadim. Oyle ise mesele yoktur. Sunnet yerine gelmistir.
Kuru yer kalsa bile haberim olmadan, sunnet yerine getirildigi halde kalmis olacagindan sorumluluk
olmaz insaallah, deyip vesveseyi kovabilir.
Bir diger husus da sudur:
Her turlu tedbiri alip da dini hayatini yasayan insan, sunnetleri de ucer defa icra
ettikten sonra vesvese yine etkisini surduruyorsa diyebilir ki:
- Benim amelim bir hak mezhebe uygun dusmustur insaallah, ey seytan bosuna
benimle ugrasip da dini hayatimi yasayamaz hale getirme.. der. Boylece bir vesveseyi yenme yolunu
daha bulmus olur.
Kaldi ki vesvese konusunda Bediuzzaman Hazretleri'nin kitaplarinda kuvvetli
izahlar bulundugu gibi, Hocaefendi'nin kitaplarinda da etrafli bilgi mevcuttur. Okundugunda daha da
kuvvetli bilgi alinir, vesveseyi yenmek kabil olur.
Zaten bilinmesi lazim gelen odur ki, vesvese; seytanin diger yollardan umidini kestigi,
son mani olma yolunu denemeye basladigi son engeldir.
Bunu bilmek bile vesvese duyan insana cesaret vermeli, beni seytan baska yollarla
yenememis, ne mutlu bana, diyerek umitsizlige dusme yerine moral bulmalidir.
Kalbe, gonule gelen kotu manalarin kendi istegiyle degil seytanin vesvesesiyle
oldugundan, kendisine bir vebal gelmeyecegini hatirlamali, dini hayatini surdurmekte israrli olmalidir.
Bu israr ve devam, seytanin umidini kesecek, vesveseden vazgecmek durumunda
birakacaktir. Yeter ki uzerinde durmasin, benim malim degil, seytanin uzerime firlatmak istedigi
kirlerdir, diyerek sahip cikmasin. Ancak basit dereceli vesvesenin durmayip, herkeste surecegini de
unutmayin.
Moral FM radyosu programcilarindan Mehmet Paksu'nun mustakil bir
'Vesvese' kitabi vardir. Temin edilip de okundugu takdirde gereken bilgi alinmis olunabilir.
Gunluk
M. Nedim Hazar
Izin, hastalik, festival ve tv yayinlari devam ediyor...
Neredeyse 1 aylik bir aradan sonra, tekrar huzurunuzdayiz. Yillik izin, festival, rahatsizlik derken
epeyce aravermis olduk... Tabii tv'ler hastalik falan dinlemedikleri icin yayinlarina devam ediyorlar..
IHD Baskani Akin Birdal'a duzenlenen suikast sonrasinin goruntuleri dehset vericiydi... Yasam
savasi veren yaralinin icler acisi hali ve kan golunu defalarca yayinlamanin etik acidan
degerlendirilmesi bir tarafa, bu goruntuyu ceken kameraman arkadaslarin halet-i ruhiyelerini cok
merak ediyoruz... Defalarca yayinlanan kan golunu izlerken bile rahatsiz olurken, kameraman arkadas
aksam evine gidip yemegini rahatlikla yiyebildi mi acaba?
Yeni Muslum Gurses'imiz Hakan Tasiyan'in da (hani su ayagina prangalar takilip, iki koldan
bir alindan cakilan arkadas) bir dizisi var. Genc sanatciyi Ibo Show'da izlemistik... Tatlises bile,
'Hakan biraz konussana dilsiz misin?' demisti.. Acaba dizideki replikleri okumayi nasil becerdi
merak ediyoruz? Bir de bir sey daha dikkatimizi cekti, Hakan Tasiyan, Reha Muhtar Bey'e ne kadar
da benziyor... Bir bakin isterseniz...
Maraton programi sebepsiz bir polemikle Fatih Terim-Hincal Uluc savasini korukledi. Ustelik,
programin bol 'gercekten'li sunucusu Sansal Buyuka, 'Biz kavgadan, gerilimden taraf
degiliz.' diyerek yapti bunu. Ligler bitti, izleyicinin dikkatini cekmek icin daha 'light'
polemikler yapilsa daha iyi olmaz mi?
Sali aksamlari yerli komediler gorucuye cikiyor. Artik bir klasik halini alan Bir Demet Tiyatro espri
acisindan zor gunler yasiyor... Sidika ise oyuncularinin performansi ile yuruyor... Bugunlerde en cok
tutulani ise Tatli Kaciklar... Birim kareye dusen espri sayisi ve zekayla orulu diyaloglariyla izleyiciyi
ekran basina cekiyor. Tek handikapi, esprisi kadar aptal tiplemesinin de fazla olusu.
Kanal E, daha ziyade ekonomi agirlikli yayin yapiyor. Ve her yarim saatte bir haberleri sunuyor.
Bugunlerde bu kanalimiz kaliteli filmleri, ustelik altyazili olarak yayinlamaya basladi. Ancak bir filmi
4 kez haber bulteniyle bolunerek izlemek pek alistigimiz bir tarz degil. Acaba, en azindan film saatinde
haberlerin tehir edilmesi dusunulemez mi?
Tefekkur
Hekimoglu Ismail
Ne dediler, ne yaptik?
15 Mayis 1919'da Yunanlilar Izmir'e ciktiginda Ziya Gokalp soyle haykirmisti:
Durma Yunan durma kibrini artir,
Turklugun basina hakaret yagdir,
Uyuyan bir kavme bu zillet azdir!
Vur eski kolesi utandir onu,
Birakma uyusun, uyandir onu.
Bu yurdun hazinesi onun elinde,
Fakat anahtari senin belinde,
Kalmis ac ve garip kendi ilinde
Vur eski kolesi utandir onu,
Birakma uyusun, uyandir onu.
Zorla onu yeni revise girsin,
Gemi yapsin, alis verise girsin,
Fabrikalar acsin her ise girsin,
Vur eski kolesi utandir onu
Birakma uyusun, uyandir onu.
Sikistir ki ordu, donanma yapsin,
Garbta ne terakki gorurse kapsin,
Turklugu tanisin, Tanri'ya tapsin,
Vur eski kolesi utandir onu,
Birakma uyusun, uyandir onu.
Zannetme yaptigin hosa gitmiyor,
Terakkimiz kosa kosa gitmiyor,
Emin ol emegin bosa gitmiyor,
Vur eski kolesi utandir onu
Birakma uyusun, uyandir onu.
Mehmet Akif de ayni yil soyle haykirmisti:
(...)
Mefluc ederek azmini bir felc-i iradi,
Yattin, koturumler gibi, yattin mutemadi!
Madem ki didinmez, edemez, ugrasamazsin;
Iksir-i bekaa icsen, emin ol, yasamazsin.
(....)
"Allah'a dayandim!" diye sen cikma, yataktan...
Ma'na'yi tevekkul bu mudur? Hey gidi nadan!
Ecdadini, zannetme, asirlarca uyurdu;
Nerden bulacaktin o zaman eldeki yurdu?
Uc kit'ada, yer yer, kanayan izleri sahid:
Dinlenmedi bir gun o buyuk nesl-i mucahid,
Alemde "tevekkul" demek olsaydi "atalet",
Miras-i diyanetle yasar miydi bu millet?
Coktan kurenin mes'al-i tevhidi sonerdi;
Kur'an duramaz, nezd-i Ilahi'ye donerdi.
"Dunya kosuyor" soz mu? Beraber kosacaktin;
Heyhat, butun azmi sen arkanda biraktin
Madem ki uyandin o medid uykularindan,
Bir parcacik olsun, hadi, hic yoksa, kimildan.
Ensendekiler "les" diye cigner seni sonra;
Ba'sin de kalir ta gelecek nefha-i Sur'a!
Cigner ya, tabi'i, ne dusunsun de biraksin?
Bir parca kimildan, diyorum, mahvolacaksin!
Dunya kosuyorken yolun ustunde yatilmaz;
Davranmiyacak kimse bu meydana atilmaz.
Mustakbeli bul, sen de kosanlarla bir ol da;
Maziyi, fakat, yikmaya kalkisma bu yolda.
Ahlafa doner, korkarim, eslafa hucumu:
Mazisi yikik milletin atisi olur mu?
Ey yolcu, uyan! Yoksa cikarsin ki sabaha:
Bir kupkuru col var; ne isik var, ne de vaha!
Eger Akif'in siirini anlamakta zorlandiksa, 1936'da vefat eden dedemizi
anlayamiyoruz demektir, bu da bizi, bizden ne kadar kopardiklarina isarettir.
Bizim Kubbemiz
Ali Unal
Kararttigimiz guneslerin altinda Isa Nureddin de goctu
Modernizmin meydana getirdigi manevi erozyona, ruhi hayati ve insan varliginin ruhi
boyutunu en azindan pratikte inkar etmesine ve kurdugu tamamen soguk, kati ve ceperleri kalin, maddi
dunyaya isyan etmislerdi. Buyusu veya tutsusuyle dunya nufusunun buyuk cogunlugunun gozlerini kor,
kulaklarini sagir, kalblerini hissiz hale getiren ve beyinlerini bakir bir tepside teslim alan Bati
medeniyetinin bu buyusunu parcalamak ve kalbleri ve zihinleri onun esaretinden kurtarmak istiyorlardi.
Bu maksatla konustular, yazdilar ve denebilir ki, kucumsenemeyecek bir tesir meydana getirdiler.
Evet, Magribli, "20. yuzyilda bir veli" Seyh Ahmed el-Alevi'den
ders almislardi. Bati medeniyetini butun boyutlariyla cok iyi biliyorlardi. Hepsi de Musluman olmustu.
Fakat, Islam, Hiristiyanlik, Yahudilik, Budizm, Zen Budizm ve Taoizm gibi, bazilari itibariyle Ilahi
mense'li olduklari kesin, bazilari icin haklarinda kesin bir sey soylememiz mumkun olmayan buyuk
Dogu dinlerinin ortak paydasi manevi gelenegin uzerinde duruyorlardi, "Modern dunyanin
bunalimi"na bu gelenegi ufleme cabasindaydilar. Bununla birlikte, ucta da kalmis olsalar, bazi
tasavvuf cereyanlarinda veya tasavvufi zannedilen Yol'un disindaki geleneklerde goruldugu sekilde,
Islam'in ser'i yanini da inkar etmiyor, hatta kabulleniyor ve ancak bu boyutun yasanmasiyla
onun ic, manevi boyutuna inilebilecegini acikca ifade ediyorlardi. Yazdiklari onemli kitaplarin
Turkceye cevrilmesiyle Turkiye'de de ciddi denebilecek tesirleri oldu.
Rene Guenon'un (Abdulvahid Yahya) adeta isim babasi oldugu, denebilir ki, Seyyid
Huseyin Nasr'in hemen her sahada sozculugunu yaptigi bu ekolun son temsilcilerinden Isvicreli
Fritchof Schuon (Isa Nureddin el-Alevi) de vefat etti. O da, digerleri gibi, Martin Lings gibi, Guenon
gibi, Seyh Ahmed el-Alevi'den el almisti. Seyr-i sulukunu onun rehberliginde yapmisti ve
uslubu itibariyle bu ekolun belki en zor okunan, fakat en taninmis yazarlarindandi.
Okumadan, Islam'i hic, Bati'yi buyuk olcude bilmeden, birkac roman, birkac
isimle aydin olmayi, aydinlanmayi kimseye birakmayan sozum ona aydinlarimiz gibi, 'rafine'
kabul edilen bazi aydinlarimiz da bunlari tanimaz; tanisalar bile anlamazlar. Musluman aydinlar
icinde belli bir kesim onlari tanidi, okudu ve sevdi. Fakat, bunlarin da bazilari, suluk etme, seyr-i
suluk gibi bize has, tasavvufumuza has kavramlar varken, 'insiyeyi, 'insiye edilme'yi
kullanmanin ip ucunu olusturdugu uzere, zuppelestiler; onlari okumayi ve tanimayi bir entelektuelizm
malzemesi yaptilar. Ah, her seyi kendi hanesine yazmaya, yazdirmaya pek hevesli insanoglu!..
Isin ozunde yasayan buyuk cilekeslerin canini burnuna getirecek ve fiziki
atmosferimizi, havamizi bile etkileyen, bahari(mizi) kisa ceviren kapkara hadiselerle dopdolu su
"yasadigimiz gunler"in cehennemi haletinde Isa Nureddin'in vefatinin (Allah gani
gani rahmet eylesin) yaptigi elim cagrisimlarin en acisi ve aciklisi, 20. asrin ve daha nice asirlarin
bunlar gibi buyuklerinin uzerine taht kurmus, her seyiyle bizden ve bize ait bir baska buyuk zati
tanimamamiz, taniyanlarimiz itibariyle, ona ve eserine karsi olan vefasizligimizdir. Bugun her turlu
zihni problemlerine, kalb agrilarina, artik modern soyleyisle sosyolojik, psikolojik, ontolojik,
kozmolojik, epistemolojik butun problemlere, her seviyeye hitap eden en koklu, yanilmaz ve yaniltmaz
cozumlerin sunuldugu Nur risalelerine, asrin ve asirlarin karanligina isik tutan, aydinlik sanilan
karanliklarin uzerindeki sali kaldiran bu eserlere karsi vurdumduymazligimiz, vefasizligimiz, onlari
ideolojik, hayir nefsi ve nefsani tercihlerimize kurban edisimiz, bugun milletce ducar oldugumuz
dertlerin, sikintilarin en buyuk sebebi gibi. Gozunun onundeki ilaci, evet, kendisine adeta her turlu
dertlerine deva olarak takdim edilmis tiryaki birakip, baska yerlerde, baska ilaclar pesinde kosan
umutsuz hastalara benziyoruz. Bir yanda heveslerini fikir yerine koyanlar, bir yanda menfaatlerini, en
sufli emellerini denize dusmus gordukleri milletimizi kurtarma simidi gibi en dogmatik ambalajlar icinde
zorla empoze etmeye calisanlar, bir yanda kendi oz degerlerine karsi vefasizligin en buyugunu yapanlar
ve butun bunlar karsisinda, her bir saniyelerini bitmek bilmez birer seb-i yelda gibi yasayan(lar).
Evet. En zor sey, insan olabilmek. Bir zaman bir yerde bunu soyleyince, bir arkadasim,
"O da gercek Musluman olabilmekten geciyor." demisti.
Besinci Yol
Guntay Simsek
Gumruklerde geri adim...
'Gumrukte ilginc oyun' yazimiz uzerine Devlet Bakani Rifat Serdaroglu geri adim atmis.
Gumruk Mustesari Ramazan Uludag tarafindan hazirlanip, Bakan Serdaroglu'nun onayindan gecen
22 Nisan 1998 tarihli 18 sayili yazili projeyle, bir asirdan daha fazla bir suredir Istanbul'da kurulu
bulunan Gumruk Mustesarligi Teftis Kurulu Baskanligi ile Izmir bolumunun lagv edilmesi
amaclaniyordu. Ama olmadi. Ve Uludag'in, gumruk genel muduru oldugu donemde suclulugunu
tescil eden mufettislere karsi yapmak istedigi oyun yarim kaldi.
Bu karar uygulansaydi gumruklerde denetim olmayacagindan kacakcilik artacak,
devlet trilyonlarca zarara sokulacakti. Ayrica Ramazan Uludag, Turkiye ithalat ve ihracatinin yuzde
80'inin yapildigi bolgelerde rahat calisacak, mufettisler de Ankara'ya hapsolacakti...
Gumruk Mustesari Ramazan Uludag, gumruk genel muduru oldugu donemde
mufettisleri tarafindan yapilan sorusturmada turistik kolaylikla yurda giren 59 bin 251 aracin
akibetinden sorumlu tutularak maas kesme cezasi aldi. Bu sorusturmayi yapan mufettislerden de 11 ay
boyunca kacarak baska bir suca daha imza atti. Iyi ki de kacmis. boylece ceza almasi gecikmis.
Akabinde de hukumet degismis. Gelen bakan da yetkisi olmadigi halde, ceza uygulanmasi gereken
Uludag'i kanunlara aykiri bir sekilde alelacele mustesar yapmis.
Devletin en ust duzey makaminda oturan Uludag'in vukuatlari sadece arac
kaybindan ibaret degil. Kendisi tescilli olarak mustesar koltuguna oturtuldugu icin de, yaptigi atamalari
da tescilli kisiler arasindan secmis. Bakan onayindan gecen 'BEYAZ FORMUL'le atamalari
yapmis.
Bakan Serdaroglu da Uludag'i gumruk mustesari yaparak hem kayip araclarin
uzerinin ortulmesine hem de mufettislere baski yapilmasina ortam hazirlamis. Fakat, Uludag'i taltif
eden Serdaroglu, mufettislere sahip cikmamis. Mesela mufettislerle ilgisi olmayan degisik konular
basinda yer aldiginda bunlara cevap gondermeyen Serdaroglu, bizim cesitli belgelerle gundeme getirerek
dikkat cektigimiz mustesari Uludag'i korumaya calisti. Sonra de sessizligi tercih etti.
Uludag halen mustesar koltugunda oturuyor ve araclar da kayip. Sayin Bakan ne
yapmayi dusunuyor? 9 bin 700 personeli olan mustesarlik makaminin bu sekilde doldurulmus
olmasina goz yummaya devam edecek mi?
Gumruk Mustesarligi'nda; seflik, sube mudurlugu, basmudur yardimciligi ve
mudurluk makamlarina sinavla atama yapiliyor. Amma velakin adaminiz varsa durum degisiyor.
Mesela Gumruk Mustesarligi Avrupa Toplulugu ve Dis Iliskiler Daire Baskani Ozgul Filiz Avci
bunlardan birisi. Ozgul, agirligindan olsa gerek Calisma Bakanligi'nda 6'nci derecede siradan
bir memurken, 1'inci dereceden daire baskani yapiliyor. Maasi 50 milyon civarindayken birden 250
milyon olmus.
Bu atama icin soyle denebilir: Daire baskanligi icin bir sart yok.
Biz de sunu sorabiliriz: Sart yoksa, atama ve gorevlendirmelerde kamu yarari, hizmet
gerekliligi, liyakat, idare ve tecrube gibi hususlar aranmasi gerekmiyor mu?
Bir diger sorumuz ise en cok araba ithal eden Ramazan Uludag'a. Simdilerde
kanunlara uygun olarak arac getirenlere nicin zorluk cikariliyor, hatta araclari teslim edilmiyor?
Araclari kaybetme sansi ortadan kalkti mi?
NASIL MUSTESAR OLDU?
1966-71 Ortaokul ogretmeni
1971-75 Gelirler Kontroloru
1975 - Askerlik hizmeti.
1975-82 Gelirler Kontroloru
1982-92 Gelirler Genel Mudurlugu Daire
Baskani
1992-95 Gumrukler Genel Muduru
1995-96 Mustesarlik Musaviri
1996-97 Mahkeme karariyla Gumrukler Genel Muduru
1997 - Sorusturma. 59 bin 251 aracin akibetinin mechul olmasi sebebiyle
cezalandirma.
1997- Hukumet degisikligiyle birlikte kanunlara aykiri sekilde mustesar
1998- Kanunlara aykiri bir sekilde mustesarlik koltugunda oturmaya devam...
Gumruk mustesarligi calisanlarina baki selam. Formul boyle...
Igneleme
Taha Batum
Oktay'in tukenisi
Gundemimiz oldukca yogunlasti. Oyle ki bazi konulara istesek de gelemiyoruz. Ama er gec o konulari
da irdeleyecegiz. Gelgelelim Oktay'a. Sene icerisinde cokca destek yazilari yazdigimiz, milli takima
alinmadigi zaman sert elestiriler yaptigimiz, bazen de asiriya gidip uzerine toz kondurmadigimiz
Oktay'a.
Son aylarda cenesini acip ayaklarini ve kafasini askiya alan Oktay'a.
Bildiginiz gibi Oktay dunku idmana alinmadi. Bizce bileti kesildi. Su an icin donus bileti acik
gibi gozukuyor; ama sene basindan beri John Toshack'i biraz olsun taniyabilmissek artik
Besiktas'ta kalabilmesi cok zor. Pazar gecesi televizyondan izledigimiz aciklamalari dogru
olmamasinin yaninda akilsizca da. Neymis? O kotu olayin etkisini hala uzerinden atamamis. Basina
gelenlerin dusmanimiza bile gelmesini temenni etmeyiz; ancak hafizamiz bizi yaniltmiyorsa
Sampiyonlar Ligi'nde Goteborg ve Paris Saint Germain maclarinda 4 gol attigi zamanlar olayin
acisi dagilmadan gerceklesmisti. O zamanlar kulubu yaklasik 2 milyon dolar transfer ucreti teklif ettigi
zaman "Olmaz. Benim degerim 4 milyon dolar demesini." biliyordu. Demek ki o zamanlar
acinin zehri vucuda yerlesmemisti.
Ulkemiz insanlarinin hep bana rab bana felsefesini ne derece iyi bildiginin tipik orneklerinden
yalnizca birisi Oktay. Golleri atarken no stres, ne zaman elestiri gelse veyahut goller kacmaya baslasa,
"Bana biraz daha zaman taniyin" edebiyati.
Galli hoca bize gore Oktay'a fazlasiyla tahammul etti. Duydugumuz sozler Oktay'in
takim arkadaslariyla da buyuk problemleri oldugu yonunde. Oyle ki ne seveni var, ne sayani diyorlar.
Antrenmanlarda kimseye pas vermiyor diyorlar. Hitabeti hic hos degil diyorlar. Bu kadar diyorlarin
oldugu bir yerde de musaade edin hic degilse bazilari dogru olsun.
Yonetimden hala ses gelmemesini de anlamakta gucluk cekiyoruz. Insan olsun muessese olsun
fark etmez, ilkeniz yoksa hicbir seyiniz yok demektir. Bu sezon kim yanlis yaptiysa onunla Toshack
ugrasti. Adam ayrintiya girmekten isiyle ugrasamadi desek yeridir. Simdi bu olayda da eminiz tavri o
koymustur.
Besiktas tum dusundugu oyunculari baskalarina kaptirdi. Eger yabanci transferleri de
istenilen duzeyde gerceklesmezse siz o zaman seyreyleyin gumburtuyu. Galli teknik adam o takdirde
gorevini birakabilir.
Oktay'a tekrar donecek olursak, Besiktas oyuncu alsa da almasa da onu gozden
cikarmalidir. Formsuz olmak ayip degildir; ama dogrulari saptirmak ayiptir. Bakalim bu sefer dogru
karar alinabilecek mi?
Hodri Meydan
Hasan Sutay- Suleyman Unal
Yagmur sesliler
'Dunya, Gunes etrafinda saniyede 30 kilometrelik bir yol alir. Bu satirlari okudugunuz zaman
uzayda 60 kilometrelik yol aldi. Simdi 90... Simdi 120 kilometre...'
Yagmur oyle diyo...
Yagmur, 'Sampiyonlar Lisesi' olarak bilinen Ankara'nin basarili ozel okulu
Samanyolu'nun seviyeli dergisinin ismi..
Derginin son sayisinda, su ilginc not da yer aliyor:
'Bir gram toprak icinde milyonlarca mikrobik canli yasamaktadir. Bu canlilar
olmasa idi, organik maddeler ayrisamayacaklarindan, Dunya'nin yuzeyi olu artiklar ile dolacak ve
yasanmaz bir hal alacakti...'
Yagmur'da Prof. Dr. Alemdar Yalcin'in 'Edebiyatin Ozu Insani
Tanimaktir' baslikli yazisi ve Fazli Kinal'in 'Firat'in Oykusu', Ziya Demirel'in
'Yeniden Dogus ve Mustafa Kemal Ataturk', Murat Aydogdu'nun 'Esyadan Anlama Bir
Baska Yolculuk', Hamza Ersoy'un 'Musait Bir Yerde Lutfen', Hasan Sahin'in
'Meslek Secimi ve Bazi Oneriler', Samanyolu'nda konferans veren gazeteci-yazar Mehmet
Altan ile roportaj, Ali Goksel'in 'Gecilemeyen Kale', Ertugrul Uzun'un 'Korluk
Kompleksi', Metin Barak'in 'Bir Baskadir Ogretmenin Sevdasi', Abdullah Aydin'in
'Beynin Enerjisi Gunes' baslikli yazilari, siirler, espriler ve okulun faaliyetleri hakkinda bilgiler
yer aliyor...
Dergi, profesyonel olarak dergicilik anlayisi icinde hazirlanmis. Bu sebepten,
hazirlayanlari kutlamak gerekiyor.
Yagmur, 'Ilk sabah nefes almaya baslayan insan, ikinci sabah sesini yildizlara
yukseltir' sozunu naklederek, seslerini yildizlara yukseltmek gibi bir iddialarinin olmadigini: ama,
ayaklari yere basarken baslarini goge yukseltmenin de bir insanlik vazifesi olduguna inaniyor...
Ne diyelim... Basarilar...
Hediye
Anneler Gunu'nun, tuketime yonelik bir caba oldugunu saniriz bilmeyen yok.
Cocuklarin, annelerini hatirlamasina vesile oldugu da dusunulebilir.
Dalginligin bu gun sayesinde atilarak, annelerin ozellikle hatirlandigi da dogrudur.
Bu arada, gelenege uyup annesine hediye alamayanlar da, elini operek gonlunu almanin yolunu bulabilir.
Okula yeni baslamis bir cocuk da, annesine hediye alamayinca, kendince bir cozum
bulmus. 'Anne' baslikli siiri ezberleyerek annesine okuyup hediye etmis.
Cocuk da olsa, isteyince cozum bulabiliyor.
Demir
Bir gazetenin saglik kosesinde 'Ispanakta fazla demir yok' deniliyor.
Herhalde yoktur.
Ispanakla calisan demir celik fabrikasi duydunuz mu hic?
Kucuk Ibo'nun mesaji
Show Tv'de uzun bir zamandir yayinlanan Kucuk Ibo dizisini ilk defa sonuna kadar
seyrettik. Ne diziymis!
Basrol oyuncusuna bakip da cocuklarinizi sakin ola ekran basina toplamayin. Dizide
birbirini aldatmayan eslere rastlarsaniz, gidip elini opeceginiz gelir. Cekimler Suudi Arabistan'da
yapilmis olmali ki, icme suyu cok pahali oldugundan mecburen icki iciyorlar. Bobrek hastasi olduklari
icin de kadehler ellerinden hic dusmuyor.
|