14 Mayis 1998, Persembe
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler


Gundem

Fehmi Koru
Hic degilse bu defa
Bu satirlari yazarken, protesto sloganlari haykirarak yuruyen kalabaliklar, Zaman Ankara Burosu onunden geciyorlardi. Tahmin edilebilecegi gibi, cesitli sol orgutlerin mensuplariydi bunlar ve bir gun once Akin Birdal'in hayatina kasteden saldiriyi tel'in etmektelerdi.
Insan Haklari Dernegi baskanini kursun yagmuruna tutan tetikciler ile onlari gorevlendirenler, oyle saniyoruz ki, amaclarina vardiklari icin seviniyorlardir…
Teror, butun dunyanin yasayarak ogrendigi gibi, karmasik bir olgudur. Terorle hemhal olanlarin dunyasinda, kimin elinin kimin cebinde oldugunu kestirmek cok zordur. Hedefi imhayi amaclayan (yani amaci oldurulen kisinin vucudunu ortadan kaldirmak olan) eylemler yaninda, hedef, tetikci ve tetigi cektiren arasinda ideolojik akrabalik bulunan (yani, kendi cizgisinden birini tasfiye ederek cizgiyi daha da guclendirmeyi amaclayan) eylemler de soz konusu olabilir. Terorun en onemli amaci toplumu sindirmektir; bunu saglamak icin cepheler olusturmada da cok onemli bir rol oynar teror…
Bugune nereden geldigimizi gormek icin 1990 yili basindan itibaren yasananlara biraz yakindan bakmakta yarar var. 1990 Ocak ayinin sonunda Ataturkcu Dusunce Dernegi Baskani Prof. Muammer Aksoy olduruldu. Ardindan, laik cikislariyla taninan Doc. Bahriye Ucok ve dinadami kokenli oldugu icin din karsiti tavri tepkilere yol acan Turan Dursun olduruldu. Laiklik tartismalarinin en zirve noktasina vardigi 1993 baslarinda, bir kesimin en takdir ettigi kisilerden gazeteci Ugur Mumcu hain bir suikasta kurban gitti.
O eylemlerin amacini 28 Subat surecinin etkilerini butun agirligiyla hissettirdigi bugun daha iyi gorebiliyoruz: Ulkenin tartisma gundemini degistirip ilerlemekte oldugu istikametten yuzgeri ettirmek… 1993 basina kadar Turkiye'nin daha katilimci, ozgurlukcu, insan haklarina saygili, hukukun ustunlugu ilkesini gerceklestirmis bir ulke olacagina guvenimiz tamdi; Turkiye bugun 1930'larin dar kaliplarini 'ideal' belleyen bir zihniyetin tahakkumu altinda. Bunda, hic kuskusuz, bu on yilin baslarinda meydana gelen teror eylemlerinin ve her eylemden sonra sokaklara tasan kalabaliklarin buyuk rolu var.
Akin Birdal'a saldiri yeni eylemlerin habercisi olabilir. Susurluk kazasinin ortaya sactigi pislikler sebebiyle pismayi uygun goren ceteler ile onlari kullanan odak, uzun zamandir ilk kez yeni bir eylem sahnelemise benziyor. Eger, Birdal'in hayatina kasteden girisim, tahmin edildigi gibi cete baglantili ise, bunu yeni eylemlerin izlemesi hic de surpriz olmayacak. Teror terorle beslenerek sonuca ulasmak isteyecektir.
Gecmiste, sorumlulugu omuzlarinda tasiyan siyasi kadrolar, her seferinde daha da koyulasan gafletleriyle, teror odaginin ekmegine yag surmuslerdi. Sokaklara dokulen kiskirtilmis kitleler, sevdiklerine yonelik eylemleri tel'in ettiklerini, fasizmi kinadiklarini dusunurken, fasizmin iktidara eristigi ve kendilerini cezaevlerine tiktigi soguk gercegiyle karsi karsiya kaldilar. Teror hain bir yontem degil yalnizca, en kesin ve sinsi sonuc alma yontemi de…
Teror yilani ayni delikten kac defa soktu hepimizi. Bizim neslimiz ayni biktirici filmi kimbilir kac kez bastan sona yeniden izlemek zorunda kaldi. Turkiye, teror destekli hain kumpaslarin yol actigi badireler sebebiyle kimbilir neler kaybetti. Dikkatli olunmaz ve tuzaga dusulurse, teror, bu defa da malum sonucu almaya yarayacak.
Bu oyunu hic degilse bu defa bozmaliyiz.

Kulis

Taha Kivanc
Hay Allah
Paul Henze'yi, Ankara'da, otelin lokantasinda gordugumde onun 'teror uzmani' olusu gecebilirdi aklimdan, yanimda bulunanlarin politikaci kimligi yuzunden 'darbe habercisi' ozelligi on plana geliverdi. Bir kac dakika konustuk Amerikaliyi, o bir kac dakikanin butununde, onunla ilgili olarak tarihe malolan, "Our boys have done it" (Bizim cocuklar isi becerdi) cumlesi bir kac kez gecti…
Amerika'da bayagi bir isim Paul Henze. Ozellikle Turkiye denilince adi akla ilk gelen 'uzman' kisi o. Hayatinin uzunca bir bolumunu ya Turkiye'de ya da Washington'da ama Turkiye ve Turk Dunyasi ile ilgili gorevlerde gecirdi. CIA'nin Ankara istasyon sefi olarak calismisti epey bir sure. Mehmet Ali Agca, Roma'da, Papa 2. Jean Paul'e suikast duzenlediginde, olayi yorumlamak Paul Henze ile yine CIA irtibatli bilinen yazar Claire Sterling'e dusmustu. Henze, Agca'yi Vatikan'a kadar goturen macerali yolu 'The Plot to Kill the Pope' (Papa'yi oldurme komplosu) adiyla kitaplastirdi. Bugun, o kitabindaki tezin, yillarini verdigi istihbarat orgutu adina bir kasitli yanlis bilgilendirme girisimi oldugunu biliyoruz.
Henze'yi, onceki gece, Ankara'da kaldigi otelde esiyle yemek yerken uzaktan gordum. Iki politikaciyla beraberdim, ikisi de Paul Henze adini biliyorlardi ve akillarina hemen o cumle geliverdi. 11 Eylul'u 12 Eylul'e (1980) baglayan gece, sorumlusu oldugu Beyaz Saray'in 'Situation Room'daki gece gorevlisini aramis Henze… Turkiye'deki darbe haberini, amiri Henze'ye, "Your boys have done it" (Seninkiler isi becerdi) biciminde duyurmus gorevli. O gece, Baskan Jimmy Carter, esiyle birlikte bir muzikal izliyormus; "Turkiye'de darbe oldu, ama merak etmeyin, her sey kontrol altinda" denilince rahatini bozmamis... Yillar sonra, oncesi ve sonrasiyla konuyu arastirirken bu bilgiye ulasan Mehmet Ali Birand, '12 Eylul, Saat: 04.00' kitabinda, olayin Henze'ye iletilis bicimini de yazinca (s. 286-87), 'Our boys' (Bizim cocuklar) ifadesi zihinlere asla silinmeyecek bicimde kazinmis oldu.
Kendisi, her seferinde, ya "Oyle soylenmedi" veya "Kasit baskaydi" gibi aciklamalarla ifadeyi reddetti; ama tarih bu, bazi kliseler yapisip kaliyor iste. 12 Eylul'un, bir CIA mensubuna 'your boys' (senin cocuklar) diye tanitilacak bir kadro tarafindan yapildigi genel kabul gordugu icin, aynen sarfedilmemis olsa bile, o cumle tuttu.
Benim, Henze'yi otelde gorup 12 Eylul gecesini anmamdan sadece 15 saat sonra, bir dostumun yakini Tunali Hilmi'deki discisine tam da Birdal'in vuruldugu saatte randevuluymus. Artik herkeste cep telefonu var; saldiriyi duyar duymaz dostumu uyarmis, o da beni… Boylece, gazete merkezlerine haber olarak dusmeden dakikalar once ogrendim Akin Birdal'in basina geleni… Boyle olaylari erken ogrenmenin bir anlami yok… Insan, sadece, "Manset oldugu gun bu akibet kendisini bekliyordu" diye dusunuyor…
PKK bir teror orgutu, Semdin Sakik da PKK'nin terore en fazla bulasmis 'komutani'… Kuzey Irak'ta yakalanip getirilmesi onemli bir operasyondu. Ilk sorgusunu alanlar, ona atfettikleri bazi aciklamalari iki gazeteye sizdirdilar. Habere gore, Sakik, Insan Haklari Dernegi'nin PKK ile irtibatli oldugunu soylemis, baskani Akin Birdal icin de "Benden daha fazla PKK'lidir" dedigini ileri surmustu. Iki gazetecinin Apo'dan talimatla yazi yazdiklari, Isvec basbakani Olof Palme'nin PKK tarafindan olduruldugu de "Sakik'in itiraflari" olarak gazetelere sizdirildi. Iki gazete, o yayinlariyla, Akin Birdal'i ve oteki sozde 'isbirlikcileri' tetikcilerin insafina terketmis oldular…
Belki hala duymamis olan vardir diye kaydedeyim: Semdin Sakik'in Diyarbakir DGM'de verdigi esas ifadesinde, Akin Birdal, 'isbirlikci' gazeteciler ve Olof Palme ile ilgili hic bir cumlesi bulunmuyor. Kendisine, "Ya Olof Palme ile ilgili soylediklerin…" diye soran savciya, "Ben oyle bir sey demedim, sorgucular o eski iddiayi tekrarladilar, ben de baski altinda kabul ettim" cevabini verdigi duyuldu. Oysa, Disisleri bile, konuyu ciddiye alip Isvec'e resmen bildirmisti... Isvecliler, "Hesaplasmada bizi bile kullandilar" dedilerse hic ayiplamam…
"Sakik'in ifadesi" haberinin sizdirildigi gazetelerden birinin yetkilisi, sizdiran kisiye, "Ama bunlar gecmiste ileri suruldu, arkasi gelmedi" itirazinda bulununca, muhatabi, "Sen yaz kardesim; gerisi gelmezse onu o zaman dusunuruz" demis… Bunu duydugumda bir meslek adami olarak donup kaldigimi hatirliyorum. Cunku bana ulasan bu bilgi dogruysa, yalan haberi veren gazete, boylesine hayati bir olayda, bile bile yalani yaymis oluyor… Bu masum bir aldatmacadan cok daha ciddi ve vahim bir durum gazetecilik adina…
Kidemli bir meslekdas, Akin Birdal'in vuruldugu haberi Meclis basin kulisine dustukten kisa sure sonra, gecmisten bir olayi hatirladi. Hayatini bir teror eyleminde kaybeden bir gazetecinin yazisinda, sagci bir burokratla ilgili asiri suclamalar okudugu bir gun, yazara, "Adami hedef gostermissin" demis o meslekdas. Sayginligi ve mesleki gecmisi sebebiyle bunu ona diyebilecek durumda biri o. Yazar, "Hay Allah" demis, "O cumle kalemimden cikti, silemedim" hayiflanmasiyla… Kidemli meslekdas, "O yazida hedef gosterilen adami ayni gece vurdular" diye ekledi…
Insan Haklari Dernegi baskanini hedef gosterir gibi manset yapan iki gazetenin yoneticilerinin "Akin Birdal vuruldu" haberi ulastigi an nasil bir tepki verdiklerini merak ediyorum ben… "Bizim cocuklar becerdi" mi demislerdir, yoksa "Allah kahretsin, o halti baski altinda isledik" mi?
En iyisi Paul Henze'nin kaldigi otele ugrayip onun ne dusundugunu ogrenmek…

Bize Gore

Huseyin Gulerce
Hayra alamet degil...
Insan Haklari Dernegi (IHD) Genel Baskani Akin Birdal'a sikilan kursunlar; toplumu sarsacak bir yangini baslatmak amaciyla cakilan bir kivilcima benziyor. Son 1 yildir yasadiklarimiz, surek avina donusen uygulamalar, yargisiz infazlar; Turkiye'nin basini agritmak isteyenler icin uygun bir ortam hazirladi.
Akin Birdal'in ismi son gunlerde, PKK'nin ikinci adami eli kanli katil Semdin Sakik'in, hukuken basina sizdirilmamasi gereken hazirlik sorusturmasindaki ifadeleriyle gundeme gelmisti. O ifadelerde adi gecenlerden biri de eski MIT'ci Prof. Dr. Mahir Kaynak idi. Kaynak, basinda cok az yer alan aciklamasinda; onemli olanin bu ifadede isminin gecmis olmasinin degil; asil onemli olanin bu ifadelerin medyada yer almasiyla olusan zeminde, pek cok gucun yeni senaryolari uygulamak istemeleri olacagini soyluyordu.
Keske gazetelerimiz ve televizyonlarimiz, bir kanli katilin tamamen hukuk disi bir sekilde disariya sizdirilan ifadeleri karsisinda meslek ahlakini gozeterek bir dayanisma icerisine girseler ve bu ifadeleri yayinlamasalardi. Insanlari hedef gosteren ve yargisiz infazlara kapi aralayan habercilik anlayisini kimse kabullenemez...
Akin Birdal'a yonelik silahli saldiri neresinden bakilirsa bakilsin hayra alamet degil.
Siyasi kaosun, Meclis'in uzerindeki kasvetli havanin bu saldiriyla daha da agirlasacagi bellidir. Turkiye'ye yonelik insan haklari ihlalleri ile ilgili baskilarin artacagi ve ulkemiz aleyhine yogun bir karalama kampanyasinin baslatilacagi da bellidir.
Uzulerek ifade edelim ki, siyasilerimiz buyuk bir aymazlik sergiliyorlar. Ortada ne duruma hakim bir iktidar, ne gorevini tam yapan bir muhalefet, ne de inisiyatifi elde tutan bir parlamento var.
Gorev liderlerimize dusuyor. Demokrasiyi teneffus etmekte giderek zorlandigimiz havanin sivil inisiyatifle bir an once dagitilmasi gerekiyor. Ancak gelinen noktada bu, gunu kurtarmak icin yapilan "uyaniklik", "sov", "topu taca atma" ve "savsaklama" gibi "taktik"lerle basarilamaz.
Liderlerimiz gerekiyorsa -ki bize gore gerekiyor- sahsi geleceklerini bile toplumun huzuru, ulkemizin gelecegi acisindan feda edebilmelidirler. Kaldi ki, durumun nezaketi arttikca, odenecek bedelin faturasi da buyumektedir...
Medyamiza dusen sorumluluk da en az siyasilere ve Parlamento'ya dusen kadardir. Suphesiz Akin Birdal'in vucudundan akan kanlar, gazete ve televizyon yoneticilerimizin vicdanlarini rahatsiz etmistir.
Susurluk icin atilan bir slogan gecerliligini korumaya devam ediyor: Susma, sustukca sira sana gelecek...
Siyasi cinayetler, anliyoruz ki ideolojik degil. Hepimizin gozu onunde; buyuk hamlesine hazirlanan Turkiye'nin ayagini tutmaya, baglamaya yonelik bir oyun oynaniyor.
Basta hukumet ve Parlamento olmak uzere bu oyuna seyirci kalan her kurum, her kisi sorumluluk ve vebal tasimaktadir.
Evet, Insan Haklari Dernegi Genel Baskani Birdal'a sikilan kursunlar hala gozu kapali olanlar varsa onlari da uyandiracak kadar vahimdir. Onumuzdeki gunlerin her dakikasi onemlidir. Bu kanli saldiri ile Turkiye'nin ne kadar zor bir gecide girdigini hepimiz gorebilmeliyiz.
Yoksa kaybeden Turkiye olacak...

Farkli Boyut

Ahmet Kurucan
Oyun tutacak mi?
Turkiye Akin Birdal'a yapilan suikasti konusuyor. Son olarak kamuoyuna Semdin Sakik'in itiraflari vesilesiyle gelen Birdal, soz konusu iddialara gore, "Apo'dan daha fazla Apo'cu" olan bir insan.
"Faili mechul" cinayetlerin cenneti sayilan ulkemizde, olayin genis capta yanki bulmasi, Birdal'in kimligi ile dogru orantili.
Birdal, solculuk faaliyetleri dolayisiyla 80 ihtilalinde hapse girmis. Insan Haklari Dernegi genel baskani. Insan haklarinin dunyada ifade ettigi anlamdan dolayi, yurtici ve yurtdisi cok cesitli cevrelerle temas halinde. PKK'nin elindeki esir askerlerin saliverilmesinde rol almis birisi.
Birdal'i kim ve neden oldurmek istemis olabilir? Bu soruya simdilik kesin ve net cevap verebilmek imkansiz. Komplo teorileri ile bir yere varmak mumkun olsa da, bunun karanliga atilmis bir tas olacagi muhakkak.
Turkiye siyasi gecmisi itibariyle bu turlu yakistirmalardan cok cekti. En son Ugur Mumcu olduruldugunde, sokaklarda toplanip seriata kufur edenler, yanildiklarini Susurluk sonrasi anlayabildiler.
Onun icin olaya temkinli yaklasmak, ilk akla gelen varsayimlardan hareketle birilerini suclama ucuzluguna dusmemek lazim. Bu, ulke huzuruna vurulacak en buyuk darbelerden biridir. Zaten suikasti planlayanlarin asil arzusu da bu. Kaldi ki boyle bir yaklasim, sorusturmanin selametini de etkiler. Onun icin oyuna gelmeyelim. Bu baglamda medyanin olaya bakisina olumlu diyebiliriz. Suikastla ilgili hemen herkesin aklina gelen ilk soru; olayin Susurluk'la baglantisi. Tabii, Susurluk denince her nedense aklimiza, derin devlet, cete, darbe, ara rejim gibi kavramlar geliyor. Susurluk Komisyon Baskani Elkatmis, bunun uzerinde israrla duruyor ve Susurluk cozulmedigi muddetce bu tur olaylarin artacagindan dem vuruyor. Elkatmis, aciklamalarinda hakli. Ama alacagi yok. Cunku Susurluk'u cozme iddialari ile iktidara yuruyenlerin bir sey yapamadiklari ortada. Gerci onceki iktidar da bir sey yapamamis, ustelik ona "fasa fiso" yakistirmasinda bulunmustu. Bu tablodan hareketle ulkenin asil uzerinde duracagi sorun bence bu olmali. Adina "derin devlet" veya baska bir sey, ne denirse densin, 21. yuzyila dogru giderken, bu turlu cagdisi olusumlarin disinda olmali Turkiye. Aksi takdirde kuresellesen dunyanin disinda kalmaya devam edecege benzeriz. Simdi sirada cevap bekleyen sorular var; psikolojik savasin uzantisi olarak gorulen bu surec acaba devam edecek mi? Ulke bir darbe ortamina mi surukleniyor? Sakik'in ifadelerini yayinlayan basinin, suikastta rolu var midir? Suikastlar Sakik'in ifadelerinde yer aldigi soylenen baska isimlere de sicrayacak mi? Birdal'in Insan Haklari Dernegi genel baskani olmasi, insan haklari baglaminda Turkiye'nin Bati ile olan iliskilerini nasil etkileyecek? Turkiye'nin Kibris, Baku-Ceyhan boru hatti, Suriye gibi problemleri ile bu hadisenin dolayli da olsa irtibati var mi? Varsa, netice ne olur? Mesela, Baku-Ceyhan aleyhimize sonuclanabilir mi? Olay, ulke icinde yeniden bir Turk-Kurt etnik ayrimini gundeme getirir mi? PKK ile olan mucadelemiz bu olay sonrasi seyir degistirir mi? Bu gelismelerden sonra Turkiye'yi bunalim ortamina surukleyen gucler geri adim atar mi? Ve hepsinden onemlisi, artik cok sik soylenen "yonetemeyen iktidar" veya "gudumlu demokrasi" bundan sonra ne yapacak? Meclis'i bile calistiramayan bir siyasi erk boyle koklu sorunlarin uzerine gidebilecek mi?
Bunlarin cevabini onumuzdeki gunlerde hep beraber alacagiz. Ama simdilik bir sey soylemek icap ederse, kanaatimiz cesitli gazetelere manset oldugu gibi, bunun bir oyun oldugu ve bu oyunun tutmayacagi merkezinde.

Ayine-I Iskender

Iskender Pala
Musluman azinliklar

Gectigimiz hafta sonunda (9-10 Mayis) ISAM (Islam Arastirmalari Merkezi) tarafindan III. Kutlu Dogum Haftasi sebebiyle duzenlenen ilmi toplantiyi izleme imkani bulduk. Her yil farkli bir baslik altinda Islam dunyasinin degisik meselelerini gundeme getiren toplantinin bu seneki konusu "Gunumuz Dunyasinda Musluman Azinliklar" olarak tespit edilmisti. Iki gun boyunca, dunyanin cesitli bolgelerine dagilmis olup Islam ulkelerince de dogrusu pek az hatirlanan Musluman azinliklarin problemleri, beklentileri, acmazlari ve sikintilarindan bazilari masaya yatirilmaya calisildi. Pek cok universiteden degerli ogretim uyeleri yaninda cogunlugunu ISAM arastirmacilarinin olusturdugu tebligcilerin her biri belli ulkelerdeki Musluman azinliklar hakkinda oldukca doyurucu ve meseleleri derinlemesine tahlil suzgecinden geciren tebliglerini sundular. Uzunca bir muddet kaldiklari ulkeler hakkinda ciddi tedkiklerdi bunlar.
Bugun dunya uzerinde 1 milyari askin Musluman nufus mevcut. Bunlarin yuzde 30'u ise azinlik statusunde. Pek cogunun dertleri ve sikintilari daglar gibi yigilmis durumda. Aralarinda iliskiler gelistirilemedigi ve gerekli baglantilar yapilamadigi icin hepsi birbirinden kopuk ve ayri yasiyorlar. Tabii ki pek cogunun Islam anlayisi da bu bolunmusluk oraninda farklilik gosteriyor.
Iki gun boyunca duyduklarimiz, itiraf edelim ki, Muslumanlar ve Muslumanlik adina fazla da ic acici seyler degildi. Bir yerlerde bizim gibi dusunen insanlar var! Ama biz o bir yerleri bilmiyoruz. Bir yerlerde bizimle kardes olan insanlar var! Ama biz bir kerecik olsun hatirlarini sormamisiz. Yine bir yerlerde bize kucagini acmis bekleyen gonuldaslarimiz var!
Ama biz onlara bir selam gondermeyi dahi cok gormusuz. Onlar simdi kimlerin ellerindeler?
Onlar icin neler yapabiliriz? En azindan neler yapmamisiz?
Galiba biz birbirimizi yabanci ellerde ve yabancilarin ellerinde garip biraktigimiz icin paramparcayiz. Tebliglerde Ingiltere, Fransa, Almanya, Belcika, Hollanda, Amerika, Afrika, eski ve yeni Yugoslavya, Yunanistan, Bulgaristan, Romanya, Kirim, Dogu Turkistan, Uzakdogu ulkeleri, Hint Alt Kitasi, Kafkasya ve Ic Rusya'da bulunan azinliklar hakkinda anlatilanlar, burada adi anilmayan bilcumle ulkelerdeki Musluman azinliklar icin de gecerlidir hic suphesiz.
Simdi durup kendimize sormaliyiz: "Butun mu'minler kardestir." dusturunu hatirlamanin zamani daha gelmedi mi?
Bir de not: Bize gore azinlik, kemiyete degil keyfiyete bagli bir kavramdir. Bazen bir ulkenin yuzde 99'u Musluman olabilir; ama bu onlari azinlik olmaktan kurtarmaz. Yaniliyor muyum?

Afrika Muslumanlarinin hal-i pur-melali
Sempozyumun ilk gununde, uzun sure Afrika ulkelerinde arastirma ve incelemeler yapan genc arastirmaci Dr. Ahmet Kavas, genis bir yelpazeye oturttugu tebliginde Afrika Muslumanligi ve Muslumanlarini layikiyla tahlil etti. Onun tespitlerine gore Afrika'daki Muslumanlarin sikintilari bir hayli cok. Ibret alalim diye yalnizca bir bolumunu aktariyoruz:
"Afrika'da ic karisikliklar ve komsu ulkelerle yapilan carpismalar Musluman azinliklara en fazla zarari verdi. Ruanda'da nufusun yuzde 10'unu olusturan Muslumanlardan dunya basininda bir kelime bile bahsedilmedi. Oysa ki bu ulke bir harabeye ve idare de tam diktatorluge donustu. Madagaskar'da 1970'li yillarda tahrik edilen Hiristiyan ve putperest Malgas halki Kamer Adalari'ndan ve Hint kitasindan gelerek buraya asirlar once yerlesen Muslumanlara 1972'de baslayan 1976'da ozellikle Majunga'dakilere tam bir katliam uygulaninca yeni saldirilardan cekindiklerinden adayi terk etmek uzere bir cogu anavatanlari Kamer Adalari, Fransa ve Reunion Adasi'na gitmek icin ayrildilar. Yine Bati Afrika'da Gana'da, doguda Uganda'da Muslumanlar savaslardan en fazla zarara ugrayan kitleyi meydana getirmektedir. Idi Amin'in 1979'da devrilmesinden sonra Muslumanlarin cogu tamamen yagmalanan sehirlerden kacarak Kongo ve Sudan'a siginmak zorunda kaldi. (...) Bugune kadar cogunlugu Muslumanlarin bulundugu ulkelerdeki putperest ve Hiristiyanlarin haklarini savunan uluslararasi kuruluslardan hicbirisi Musluman azinliklarla ilgi en ufak bir gayret gostermedikleri gibi bu insanlarin en tabii insani haklarini dahi entegrizmin Musluman olmayan bolgelerdeki uzantisi seklinde takdim ederek adeta bu toplumlara hakaret etmektedirler.
Somurge donemi de dahil olmak uzere kucuk gruplar halinde yasayan Muslumanlarin arasinda ic rekabet devamli olagelmis velev ki birlikte hareket etmeye kalktiklarinda da bu tur davranislari en sert bicimde engellenmistir. Hatta Kenya'nin sahil seridinde asirlardir var olan sahili toplumla ic bolgelerdeki yerli Musluman kabileler son yillarda camilerine kadar ayri mekanlari tercih etmeye baslamislar ve boylece aralarindaki butunluk her gecen gun biraz daha parcalanmistir."
Bazi tespitler
"Gunumuz Dunyasinda Musluman Azinliklar" konulu sempozyumu keske devletin yetkili kademeleri de dinleseydi. Ozellikle Disisleri Bakanligi'nin burada bir temsilci bulundurmamasini esefle musahede ettik. Oysa XXI. yuzyilin devlet ve hukumet politikalarini yonlendirecek pek cok teblig yine akademisyenler arasinda tartisilip kaldi. Umariz kitap halinde nesredildigi zaman meseleye farkli yaklasmalari mumkun olur. Sozgelimi su satirlar, degerli arastirmaci Dr. Ali Kose'nin tebliginde yer aliyor ve birtakim resmi kurumlar tarafindan arastirilip gereginin yapilmasina muhtactir:
"Muslumanlar hem Ingiltere (1.5 milyon), hem Fransa'da (3 milyon) nufus olarak en onemli azinlik grup durumunda olmalarina ragmen sosyal ve politik olarak onemsiz ve etkisiz durumdadirlar. Oysa sayilari Ingiltere'de ancak 400 bin; Fransa'da da 500 bin olan Yahudilerin her iki ulkede de ne kadar etkin olduklari, her iki ulkenin hukumetlerinde de her donem mutlaka uc-bes Yahudi bakanin gorev yaptigi bir gercektir. Ama bu durum cok yabanci oldugumuz bir goruntu degildir. Dunyamiz, nufusun her zaman yeterli olmadiginin, hatta sayica tum diger gruplardan fazla olunsa bile azinlik pozisyonunda olunabileceginin ornekleriyle doludur. Etiyopya, Tanzanya, Lubnan ve Arnavutluk'ta azinlik olmadiklari halde Muslumanlar azinlik pozisyonundadirlar.
Butun bu harici sebeplerin yaninda mevcut menfi statunun olusmasinda dahili sebepler de yok degildir. Dini ve kulturel bir varlik olmalarina ragmen Muslumanlar her iki ulkede de henuz yeterince organize olmus degillerdir. Problemlerini dile getirip temsil gorevini hakkiyla yerine getirecek bir mekanizma olusturamamislardir. Ingiliz ve Fransiz hukumetleri nezdinde yeterince guclu konumda olamamalarinin sebeplerinden biri de anavatanlardaki hukumetlerin onlarin problemleriyle gerektigi kadar ilgilenmemesidir."

Maarifname

Ahmet Unal
Genclik teskilatlari
'Sicak yaz' tezini savunanlari hakli cikaran gelismelerin yasandigi bir donemde gozler genclik teskilatlarina cevrildi.
Buyuklerin yapamadiklarini genclerden beklemek haksizlik sayilabilir. Fakat genclerin bu zor donemlerin ustesinden gelecegine inanmak istiyorum.
Kani deli deli akan bir genc olacaksiniz, hem de olumsuzluklar karsisinda sukunetinizi koruyacaksiniz. Universitelerde etkili olan genclik teskilatlari arasinda sol kadar sag da bolunmus durumda.
Sagda Ulku Ocaklari, Nizam - i Alem Ocaklari ve Milli Genclik Vakfi etkin. Solda ise isminin basinda devrimci, demokrat ve ozgur sifatlari bulunan sayisiz teskilat var. Ataturkcu Dusunce Kulupleri ise genellikle soldaki teskilatlarin uzantisi seklinde.
Genclik icerisinde onemli bir kesim gercekten "demokrasi" mucadelesi yaptigini ispatliyor. Istanbul Universitesi'ndeki kiyafet sinirlamasini, ogrencilerin farkliliklari bir tarafa birakarak ortak protestosu, ilerideki huzur ortaminin guzel isaretleri.
Gencler okul disarisinda da bir arada bulunabiliyor. Mesela Ankara'da Nes Cafe, siyasi yelpazenin en solundan en sagina hatta kendini azinlik hisseden gruplara dahil genclerin birlikte sohbet edebildikleri kucuk bir mekan. Genclerin bazen seviyeli bazen de belden asagi, fakat kavga etmeden konusup tartisabilmelerine birkac kez sahit oldum.
Onceki gun de Ulku Ocaklari Baskani Atilla Kaya ile konusma firsatim oldu. Kaya, kiskirtmaya, tahrik etmeye yonelik eylemlere karsi cok hassas olduklarini hissettiriyor. Bu konuda, universitedeki sosyal tesislere girmeme, hatta ogretime ara verme gibi radikal tedbirlere dahi gitme dusunceleri var.
Ulku Ocaklari bir dergi temsilciligi yapisindaki teskilatlanmasini vakif sekline donusturerek daginik konumdaki subelerini derleyip toplamaya basladi. Kaya, kamuoyundaki imajlarindan ve bu konudaki calismalarini anlatamamaktan rahatsiz. 12 Eylul'un kazandirdigi tecrube ile ocaklari bir ilim ve kultur merkezi haline getirmekte kararli gorunuyor.
Ozellikle Istanbul, kozmopolit yapisiyla butun orgutlerin odaklastigi bir sehir. Demografik ozellikleri ayni zamanda sehir ihtiyacina yetmeyen polis sayisiyla her tur provokasyona acik bir konumda.
Istanbul ve durumlari ozellik tasiyan bir cok sehirdeki ogrenci teskilatlari uyelerini ve devamlilarini cok siki kontrol etmek zorunda. Universitelerdeki bir cok eylem gorunuste plansiz ve hazirliksiz patlak verdigi icin buralara uye gencler, genclik saikiyle kendilerini eylemlerin icinde bulabiliyorlar.
Genclerin yurtdisindaki Bosna, Azerbaycan ve simdi Kosova gibi milli/ulusal duyarliligi harekete geciren olaylar yaninda gelenek ve inanclari zedeleyen uygulamalar karsisinda da tavirsiz kalmalari beklenmemeli. Ancak bircok ogrenci teskilati belirli bir olay karsisinda aldigi karari, hitap ettigi kitleye kabul ettirmekte zorlaniyor.
Varoluscu ve milli degerleri yikmayi hedefleyen siyasi ve edebi akimlarin tesiriyle icine dustukleri karamsarlik cogu genci bireyselcilige itiyor. Ozellikle bu durumdaki gencler toplumsal olaylar karsisinda cabuk ve fevri tepkiler gosterebiliyor.
Genclik teskilatlari, akli selimle, buyuklerini ornek almadan (!) ve tahriklerine kapilmadan cok dikkatli davranmalilar. Hangi egilimden olursa olsun, hepsinin uyelerine yonelik olarak kendilerini bastan sona titiz bir taramaya tabi tutmalari, "patlamaya hazir" gencleri kontrol altina almalari gerekiyor.

Kalemle

A. Turan Alkan
Uc vakte kadar demokrasi
Bugun 14 Mayis; bugun Cumhuriyet tarihimizin en keskin ve manidar donemeclerinden birinin 48. yildonumu. Sadece cok partili demokratik duzenin fiili tatbikati anlamina gelmiyor bu tarih; millet, 14 Mayis'lari "tek parti" eyyaminin sona erdigi bir ferahlama gunu olarak da hatirliyor.
Demokrasi bir yonetim teknigi; ne din, ne de ideoloji. Yonetenlerle yonetilenler arasindaki o ezeli mesafeyi tamamen ortadan kaldirmak iddiasi tasimiyor; yonetilenlerin, yonetenleri mumkun olan en ust derecede denetleyebildigi, kitlelerin yonetime mumkun olan en ust seviyede katilabildigi, "kamu"ya karsi sahsi hurriyetlerin en ziyade korunabildigi bir teknik. Bati mahrecli ve henuz ondan daha iyisi tatbikata konulmadi.
1950 yilinda demokrasi bizim icin "tek parti" devrini sona erdiren ve milletin siyasi hukukunu on plana cikaran bir mana tasiyordu. Yeterince sanayilesememis bir toplumda demokrasinin hayli zaman "hayati bir arac"tan ziyade "cici bir oyuncak" muamelesi gormesi tabii idi. Muhtelif fasilalarla tekrarlanan mudahaleler bu fikri teyid ediyor. Cok partili hayatin 48. yilinda artik su suale durust bir cevap aramanin zamanidir; butun muesseseleri ile demokrasi, milletin uzviyetine dair nesne haline gelebilmis midir; bir baska ifadeyle demokrasi bugun bizim icin hangi manaya geliyor: "Cici bir oyuncak" mi, "hayati bir arac" mi?
Icinde yasadigimiz -olaganustu degil-, "akildisi" doneme bakilirsa demokrasiyi milletce temelluk tarzimiz, ona hala cici bir oyuncak nazariyla bakmaktan oteye varamamis gibi gorunuyor. Ne var ki bu sadece kaba bir intibadan ibaret: Ilk anayasamiz nerdeyse 125 yasinda; cok partili hayat tecrubemizin 90. yilina ulastik; iki asri askin zamandan beri bu toplumun pencereleri dunyaya acik duruyor. Bu rakamlar demokratik kidem ve tecrube itibariyle kucumsenmemeli. Diger tarafta son yirmi yil icinde sanayi mamulleri uretimimiz tarim mamullerini, sehirli nufusumuz koylu nufusu gecmis durumda; Avrupa'da yasayan birkac milyon vatandasimiz, dunya pazarlarinda is kovalayan isadamlarimiz ve en az bunlar kadar onemli olmak uzere Anadolu'nun an'anevi corakligini "verim ve uretim"e donusturen uretmis nes'emiz, Turkiye'de demokrasinin gitgide hayati ve uzvi bir yonetim teknigi haline gelmesinin onemli isaretleri olarak okunmalidir.
Bati mahrecli her kurumun Islam'i tehdit eden bir alternatif olarak degerlendirildigi idrak zaafiyetinden kurtulmaya baslamamiz, demokratik ehliyetin muhim gostergelerinden birisi. Gecen ay Turkiye Diyanet Vakfi, Kutlu Dogum Haftasi munasebetiyle uc gun boyunca devam eden ilmi toplantida "Islam ve demokrasi" konusunu tartisti ve o toplantida vazih olarak fark edildi ki demokrasi, Islami cercevenin disina tasma istidadi gosteren bir hayat tarzi ve bir felsefe degildir; demokrasi degil, demokrasiler vardir bu yonetim tekniginin "olmazsa olmaz" cinsten rukunleri, Islam ile te'lifi kabil unsurlardir. Bu vesile ile sadece demokrasinin ne idugu konusunda degil, Islam'in ne idugu meselesinde de salim ve fikri mutabakatin yayginlasmis olmasi kayda deger bir gelismedir.
Simdiki zamani karartan "daha cok cebir-daha az hurriyet" iklimi, oyle gorunuyor ki Turkiye'nin yakin geleceginde payidar kalmayacaktir; cunku demokrasi cici bir oyuncak olmak mesabesinden cikip milletin hukukunu garanti eden "ise yarar" bir avadanlik halini almistir. Bundan boyle yonetici aklin, Turk toplumunu, "daha cok cebir-daha az hurriyet"e razi edebilmesi icin cok daha inandirici ve gercekligi suphe goturmez delil ve olgularla derdini anlatmasi gerekecektir.
Zorbaligi kabul ettirmek icin topluluklarin olgunlasmasini, sartlarin tekemmul etmesini beklemek gerekmiyor; zorbalik, "kuvvet"in beden diliyle konusuyor ve uc-bes kavramdan ibaret bu dili anlamak icin tahsil-terbiye de gerekmiyor. Zorbalik "yikim"in diger adi, zor olan demokrasi; yikmak kolay; ama insa etmek zor! Turkiye'ye daha "az demokrasi, daha cok baski" formulunu layik gorenler, iste bu uc-bes kelimelik kaba dilinin fesahatine guveniyor olmalilar. Ben, bu hesabin yanlisligindan eminim cunku; Turk toplumu, kendisine istikamet verdigini zanneden "yonetici akil"dan daha "ilerici" ve suphesiz daha zeki.
14 Mayis 1950'den bu yana 48 yil gecti; aldigimiz mesafe hic de "bir arpa boyu" sayilmaz; baski yanlilarini urkuten hakikat de iste bu: Turkiye'de demokrasinin artik toplum zemininde saglam kokleri var.
Turkiye'nin kahve falinda "uc vakte kadar hurriyet" gorunuyor; daha az cebir ve daha cok demokrasi yani.

Ufuk Otesi

Latif Erdogan
Ortusen gunler ve ortak cizgiler
"Siddeti reddetmek, inancimin ilk maddesidir. Ve son maddesi. Ama bir secim yapmak zorundayim. Ya ulkeme onarilmaz bicimde zarar verdigini dusundugum bir sisteme boyun egecektim ya da halkimin agzimdan dokulen gercegi anladiklarinda cilginca bir ofkeyle harekete gecmesi riskini goze alacaktim. Halkimin bazen cilgina dondugunu biliyorum. Bunun icin gercekten cok uzgunum. O yuzden de burada hafif bir cezaya degil, en agir cezaya razi olacagim. Merhamet istemiyorum. Hicbir hafifletici sebep bulunmasi icin yalvarmiyorum. O nedenle burada, yasaya gore kasitli bir suc olan, benimse bir yurttasin en buyuk gorevi saydigim sey icin bana en agir cezanin verilmesini istiyor ve bu cezaya razi olacagimi ifade ediyorum. Onunuzdeki tek yol Sayin Yargic, ya gorevinizden istifa etmek, ya da eger uygulanmasina yardimci oldugunuz sistemin ve hukukun halkin yararina olduguna inaniyorsaniz, beni en agir cezaya carptirmaktir. Dusuncelerinizde temel bir degisiklik meydana gelmesini bekliyor degilim. Ama savunmami bitirdigimde belki de, akilli bir adamin girebilecegi bu en delice riske girmek icin gogsumun nasil coskuyla kabardigina bir goz atarsiniz." (Mahatma Gandhi)
"Beyaz hakimiyetine karsi mucadele verdim ve siyahlarin hakimiyetine karsi da mucadele ettim. Butun herkesin, esit firsatlara sahip olarak uyum icinde bir arada yasadigi demokratik ve ozgur bir toplum idealini besledim. Ugruna yasamayi ve gerceklestigini gormeyi umit ettigim bir idealdir bu. Ama eger oyle gerekirse, bu ideal ugruna olmeye de hazirim." (Nelson Mandela)
"Bir ruyam var: Gun gelecek bu ulus, ayaga kalkip kendi inancini gercek anlamiyla yasayacak. Sunu kendinden menkul bir gercek kabul ederiz ki, butun insanlar esit yaratilmistir.
Bir ruyam var: Gun gelecek eski kolelerin evlatlariyla eski kole sahiplerinin evlatlari, Georgia'nin kizil tepelerinde kardeslik sofrasina birlikte oturacaklar.
Bir ruyam var: Gun gelecek Missisipi eyaleti bile, adaletsizligin ve baskilarin sicagiyla bunalip collesmis olan bu eyalet bile, bir ozgurluk ve adalet vahasina donusecek.
Bir ruyam var: Gun gelecek dort kucuk cocugum, derilerinin rengine gore degil karakterlerine gore degerlendirildikleri bir ulkede yasayacaklar.
Bir ruyam var: Gun gelecek butun vadiler yukselip, butun tepeler ve daglar alcalacak, engebeli yerler duzluk yapilip girintilerle cikintilar duzlesecek ve Tanri'nin sani yeryuzune inecek ve butun canlilar hep beraber onu seyredecek.
Bizim umudumuzdur bu. Guneye donusumde icimde tasiyacagim inanctir. Iste bu inanc sayesinde umutsuzluk dagini yontup bir umut aniti dikecegiz. Ulusumuzu saran ahenksiz bagirtilari, bu inanc sayesinde guzel bir kardeslik senfonisine donusturecegiz." (Martin Luther King)
"Tarih bir toplumun tehdit altinda ya da curumekte olduguna dair uyarida bulunmak icin bazi bildik isaretler gonderir. Mesela, sanattaki cokus ve buyuk devlet adamlarinin cikmayisi bunlardandir. Aslinda bu uyari isaretleri bazen cok acik ve somuttur. Mesela sizin demokrasinizin ve kulturunuzun besigi, sadece birkac saat elektriksiz kaldi ve aniden Amerika yurttaslari, kalabaliklar halinde yagmaya baslayarak karisiklik yaratti. Oyleyse yuzeyi kaplayan tabaka cok ince olmali; toplumsal sistem oyle istikrarsiz ve sagliksiz ki...
Oysa gezegenimiz icin verdigimiz savas, evrensel boyutlara varan, fiziksel ve manevi savas gelecege ait belirsiz bir mesele degildir, coktan baslamistir bile. Ser gucleri, kesin saldiriya gecmistir bile; onlarin baskisini hissedebiliyorsunuz; ama yine de televizyon ekranlariniz, gazete ve dergileriniz, onceden recete edilmis gulumsemeler ve havaya kaldirilan kadehlerden gecilmiyor. Neyi kutlamaktasiniz?" (Aleksandir Soljenitsin)
Tek tarafli ve negatif yuklu zihniyetin nesrettigi ser serareye, sahte almaclarla frekans ayari yapanlarin sergiledikleri yapay uyum elbette uzun sure varligini devam ettirme sansina sahip degil. Paranoyayi kim besliyor? Luzumsuz dayatmalar pasif kabullenmelerin cocugu. Mekanik varliklar olmayi kabullenecek miyiz? Hayir diyebilme hur irade ister. Insan kalmak zor is. Medeni cesaretini kaybeden cok sey kaybetmistir. Cileye, istirapa ve bilhassa olume tebessum etmeyene hayat gulmez. Ferec sabir ister, azim ister, kararlilik ister. Ve yol yurunurse biter.

Iletisim Yazilari

Edibe Sozen
Sozun dususu
Teolog-sosyolog Jacques Ellul, Ingilizceden dilimize tercume edilen (Ter: Husamettin Arslan, Paradigma Yayinlari, 1998, Istanbul) eserinde, Kitab-i Mukaddes'ten alintilarla, sozun (kelamin) dususunu, Batili felsefenin gormeye, yani gerceklige dayali aciklamalarina baglar. Uygarligimizin buyuk gunahi, der Ellul, gercekligi hakikatle karistirmasidir. Calismasinin soz ile imaj, gerceklik ile hakikat arasinda radikal bir ayrim yapma girisiminde olmadigini belirten Ellul, daha cok onlar arasindaki farkliligi ve her birinin yerini hatirlatmaya calistigini ifade eder.
"Soz yalnizca hakikatle iliskilidir; imaj yalnizca gerceklikle." (s. 46) Soz elbette ki gerceklige de atifta bulunabilir. Soz gerceklik hakkindaki enformasyonu naklederek, gerceklige istirak eder. Bu haliyle soz cok anlamlidir. Imaj ise gerceklik alanindan kopamaz; boylece imaj cok anlamli degildir.
Imaj ve gerceklik bize kendisini buyurur; dolayisiyla gordugumuz seyle aramizdaki iliski despotik iliskidir. Oysa kulak ve isitmenin urunu soz, bize ona karsi cikma, donusturme ve yorumlama alanlarini acar. Bu yuzden der Ellul, "Dil ya da soz ozgurluge davetiyedir."
Sosyologlarin, felsefe ile ilgilenenlerin, ilahiyatcilarin ilgilerini cekecek kitabin; Goz'un Zaferi basligiyla duzenlenmis ucuncu bolumu ise, daha cok iletisim bilimcilere yonelik aciklamalari ihtiva ediyor: Giderek artan gorsellesmeyi manzara yonelimli toplum olmakla aciklayan Ellul, Heidegger ve Senneth'in dusuncelerinde de var oldugu gibi, toplumun gorsel araclarla kusatilarak donduruldugunu ve bireylerin boylesi bir toplumda ancak 'seyirci' rolunu (s. 146) oynadiklarini ifade eder. Aliskanlik icabi her seyi gorsellestirdigimizi belirten Ellul, fotograflar, filmler, televizyon, reklamlar, reklam panolari, yol isaretleri, egitim, sergiler ve muzeler, gazete, magazin, cizgi romanlar ve politik ayinlerin (mitingler, gosteriler, gecit torenleri gibi) hayatimizi nasil cepecevre kusattiklarini anlatir.
Gorme, bizi dusunme ve hatirlama derdinden kurtarir. "Soz ise der Ellul, "Imajin buyusunu cozer; soz, imajin hipnotik ve buyusel gucunu yok eder."
Ellul, kitabinin son kismindaki degerlendirmesiyle, gunumuzdeki durumumuzu soylece belirler: Sinirsiz imaj patlamasiyla biz hakikati gerceklik duzenine indirgedik; hakikatin eksik ve gecici dile gelisini zihnimizden cikarip attik. Her seyden daha enteresani halen bilimde yer alan gerceklikle hakikatin ozdeslestirilmesiyle de ilgilenmiyoruz. Aksine bu gerceklik gercekten kurgudur-butunuyle taklit ve resmedilmis gercekliktir. Bu gerceklik yanlislanabilir... Artik tarlalar, irmaklar, ormanlar arasinda yasamiyoruz; daha cok gostergeler, sinyaller, reklam panolari ekranlar, etiketler ve markalar arasinda yasiyoruz: Bizim evrenimiz budur.
Imajlara sigindigimiz dunya, kurgulanmis bir dunyadir. Ellul'un kitabinin yorumlanmasi gereken en onemli dusuncelerinden biri, imajlari siginak haline getirdigimiz bir dunyada, en onemli sey, sozu kurtarmaktir.
Cunku sozu kurtarmak, ayni zamanda insanligi kurmaktadir.

Sohbetler

Ahmed Sahin
Vesvese uzerine...
Seytanin umidini kesmek uzere oldugu sirada son bir hucumunu daha yaptigi temiz insanlardan biri de vesveseye maruz biraktigi kimselerdir.
Nitekim hassas ve temiz insanlar maruz kaldiklari bu vesvese yuzunden dini hayatlarina suphe ile bakiyorlar, yaptiklari ibadetlerine karsi bir isteksizlik ve umitsizlik de soz konusu oluyor.
Bu sonuc da gosteriyor ki, seytan son hucumunu yapmakta, bunun farkina varmayan titiz insan da bozuldugu vehmine kapilarak dini hayatinda zaafa dusmekte, boylece seytanin kazdigi vesvese kuyusuna duser hale gelmektedir.
Halbuki vesvesenin hucumu, seytanin son cirpinisi manasina gelmekte, baska turlu dini hayatina mani olamadigi dindari son olarak boyle bir supheyle caydirmaya yonelmektedir.
Bundan dolayidir ki, Bediuzzaman Hazretleri seytanin bu vesvesesinin dindara hicbir zarar vermeyecegini ifade ettigi eserinde diyor ki:
- Yerdeki yilanin aksinin aynada gorulmesi, aynayi zehirlemez. Nitekim yerdeki necisin aynaya aksetmesinin de aynayi kirletmeyecegi gibi.
Senin kalp aynana akseden kotu vesvese kiri ve zehiri sana zarar vermez. Cunku menbai sen degilsin. Disaridan gelmedir. Bir bakima sana akistir. Hem de istegin ve iraden disi akis. Insan ise istegi ve iradesi icinde olandan sorumludur.
Yeter ki uzerinde durma, zarar verecek vehmiyle kendini supheye atma, bununla mesgul olup ugrasma.
Yine Bediuzzaman Hazretleri'nin ifadesiyle, uzerinde durur da mesgul olursan, karanlikta vehmedilen karalti hayali gibi buyur, seni korkuya atar, endiseye surukler.
Sisen balona igne ucuyla dokununca nasil soner, kuculur, giderse, vesvese balonu da aynen oyledir. Muhimsemez, zarar veremeyecegini bilirsen soner.
Vesveseyi yenmenin bir diger caresi de, sunnettir. Nitekim abdest alan kimse abdest azalarimda kuru yer kaldi mi ki diye daldigi supheleri, vesveseleri dusunurken hemen aklina sunneti getirir.
- Ucer defa yikadim mi? Yikadim. Oyle ise mesele yoktur. Sunnet yerine gelmistir. Kuru yer kalsa bile haberim olmadan, sunnet yerine getirildigi halde kalmis olacagindan sorumluluk olmaz insaallah, deyip vesveseyi kovabilir.
Bir diger husus da sudur:
Her turlu tedbiri alip da dini hayatini yasayan insan, sunnetleri de ucer defa icra ettikten sonra vesvese yine etkisini surduruyorsa diyebilir ki:
- Benim amelim bir hak mezhebe uygun dusmustur insaallah, ey seytan bosuna benimle ugrasip da dini hayatimi yasayamaz hale getirme.. der. Boylece bir vesveseyi yenme yolunu daha bulmus olur.
Kaldi ki vesvese konusunda Bediuzzaman Hazretleri'nin kitaplarinda kuvvetli izahlar bulundugu gibi, Hocaefendi'nin kitaplarinda da etrafli bilgi mevcuttur. Okundugunda daha da kuvvetli bilgi alinir, vesveseyi yenmek kabil olur.
Zaten bilinmesi lazim gelen odur ki, vesvese; seytanin diger yollardan umidini kestigi, son mani olma yolunu denemeye basladigi son engeldir.
Bunu bilmek bile vesvese duyan insana cesaret vermeli, beni seytan baska yollarla yenememis, ne mutlu bana, diyerek umitsizlige dusme yerine moral bulmalidir.
Kalbe, gonule gelen kotu manalarin kendi istegiyle degil seytanin vesvesesiyle oldugundan, kendisine bir vebal gelmeyecegini hatirlamali, dini hayatini surdurmekte israrli olmalidir.
Bu israr ve devam, seytanin umidini kesecek, vesveseden vazgecmek durumunda birakacaktir. Yeter ki uzerinde durmasin, benim malim degil, seytanin uzerime firlatmak istedigi kirlerdir, diyerek sahip cikmasin. Ancak basit dereceli vesvesenin durmayip, herkeste surecegini de unutmayin.
Moral FM radyosu programcilarindan Mehmet Paksu'nun mustakil bir 'Vesvese' kitabi vardir. Temin edilip de okundugu takdirde gereken bilgi alinmis olunabilir.

Gunluk

M. Nedim Hazar
Izin, hastalik, festival ve tv yayinlari devam ediyor...
Neredeyse 1 aylik bir aradan sonra, tekrar huzurunuzdayiz. Yillik izin, festival, rahatsizlik derken epeyce aravermis olduk... Tabii tv'ler hastalik falan dinlemedikleri icin yayinlarina devam ediyorlar..
IHD Baskani Akin Birdal'a duzenlenen suikast sonrasinin goruntuleri dehset vericiydi... Yasam savasi veren yaralinin icler acisi hali ve kan golunu defalarca yayinlamanin etik acidan degerlendirilmesi bir tarafa, bu goruntuyu ceken kameraman arkadaslarin halet-i ruhiyelerini cok merak ediyoruz... Defalarca yayinlanan kan golunu izlerken bile rahatsiz olurken, kameraman arkadas aksam evine gidip yemegini rahatlikla yiyebildi mi acaba?
Yeni Muslum Gurses'imiz Hakan Tasiyan'in da (hani su ayagina prangalar takilip, iki koldan bir alindan cakilan arkadas) bir dizisi var. Genc sanatciyi Ibo Show'da izlemistik... Tatlises bile, 'Hakan biraz konussana dilsiz misin?' demisti.. Acaba dizideki replikleri okumayi nasil becerdi merak ediyoruz? Bir de bir sey daha dikkatimizi cekti, Hakan Tasiyan, Reha Muhtar Bey'e ne kadar da benziyor... Bir bakin isterseniz...
Maraton programi sebepsiz bir polemikle Fatih Terim-Hincal Uluc savasini korukledi. Ustelik, programin bol 'gercekten'li sunucusu Sansal Buyuka, 'Biz kavgadan, gerilimden taraf degiliz.' diyerek yapti bunu. Ligler bitti, izleyicinin dikkatini cekmek icin daha 'light' polemikler yapilsa daha iyi olmaz mi?
Sali aksamlari yerli komediler gorucuye cikiyor. Artik bir klasik halini alan Bir Demet Tiyatro espri acisindan zor gunler yasiyor... Sidika ise oyuncularinin performansi ile yuruyor... Bugunlerde en cok tutulani ise Tatli Kaciklar... Birim kareye dusen espri sayisi ve zekayla orulu diyaloglariyla izleyiciyi ekran basina cekiyor. Tek handikapi, esprisi kadar aptal tiplemesinin de fazla olusu.
Kanal E, daha ziyade ekonomi agirlikli yayin yapiyor. Ve her yarim saatte bir haberleri sunuyor. Bugunlerde bu kanalimiz kaliteli filmleri, ustelik altyazili olarak yayinlamaya basladi. Ancak bir filmi 4 kez haber bulteniyle bolunerek izlemek pek alistigimiz bir tarz degil. Acaba, en azindan film saatinde haberlerin tehir edilmesi dusunulemez mi?

Tefekkur

Hekimoglu Ismail
Ne dediler, ne yaptik?
15 Mayis 1919'da Yunanlilar Izmir'e ciktiginda Ziya Gokalp soyle haykirmisti:
Durma Yunan durma kibrini artir,
Turklugun basina hakaret yagdir,
Uyuyan bir kavme bu zillet azdir!
Vur eski kolesi utandir onu,
Birakma uyusun, uyandir onu.
Bu yurdun hazinesi onun elinde,
Fakat anahtari senin belinde,
Kalmis ac ve garip kendi ilinde
Vur eski kolesi utandir onu,
Birakma uyusun, uyandir onu.
Zorla onu yeni revise girsin,
Gemi yapsin, alis verise girsin,
Fabrikalar acsin her ise girsin,
Vur eski kolesi utandir onu
Birakma uyusun, uyandir onu.
Sikistir ki ordu, donanma yapsin,
Garbta ne terakki gorurse kapsin,
Turklugu tanisin, Tanri'ya tapsin,
Vur eski kolesi utandir onu,
Birakma uyusun, uyandir onu.
Zannetme yaptigin hosa gitmiyor,
Terakkimiz kosa kosa gitmiyor,
Emin ol emegin bosa gitmiyor,
Vur eski kolesi utandir onu
Birakma uyusun, uyandir onu.

Mehmet Akif de ayni yil soyle haykirmisti:
(...)
Mefluc ederek azmini bir felc-i iradi,
Yattin, koturumler gibi, yattin mutemadi!
Madem ki didinmez, edemez, ugrasamazsin;
Iksir-i bekaa icsen, emin ol, yasamazsin.
(....)
"Allah'a dayandim!" diye sen cikma, yataktan...
Ma'na'yi tevekkul bu mudur? Hey gidi nadan!
Ecdadini, zannetme, asirlarca uyurdu;
Nerden bulacaktin o zaman eldeki yurdu?
Uc kit'ada, yer yer, kanayan izleri sahid:
Dinlenmedi bir gun o buyuk nesl-i mucahid,
Alemde "tevekkul" demek olsaydi "atalet",
Miras-i diyanetle yasar miydi bu millet?
Coktan kurenin mes'al-i tevhidi sonerdi;
Kur'an duramaz, nezd-i Ilahi'ye donerdi.
"Dunya kosuyor" soz mu? Beraber kosacaktin;
Heyhat, butun azmi sen arkanda biraktin
Madem ki uyandin o medid uykularindan,
Bir parcacik olsun, hadi, hic yoksa, kimildan.
Ensendekiler "les" diye cigner seni sonra;
Ba'sin de kalir ta gelecek nefha-i Sur'a!
Cigner ya, tabi'i, ne dusunsun de biraksin?
Bir parca kimildan, diyorum, mahvolacaksin!
Dunya kosuyorken yolun ustunde yatilmaz;
Davranmiyacak kimse bu meydana atilmaz.
Mustakbeli bul, sen de kosanlarla bir ol da;
Maziyi, fakat, yikmaya kalkisma bu yolda.
Ahlafa doner, korkarim, eslafa hucumu:
Mazisi yikik milletin atisi olur mu?
Ey yolcu, uyan! Yoksa cikarsin ki sabaha:
Bir kupkuru col var; ne isik var, ne de vaha!
Eger Akif'in siirini anlamakta zorlandiksa, 1936'da vefat eden dedemizi anlayamiyoruz demektir, bu da bizi, bizden ne kadar kopardiklarina isarettir.

Bizim Kubbemiz

Ali Unal
Kararttigimiz guneslerin altinda Isa Nureddin de goctu

Modernizmin meydana getirdigi manevi erozyona, ruhi hayati ve insan varliginin ruhi boyutunu en azindan pratikte inkar etmesine ve kurdugu tamamen soguk, kati ve ceperleri kalin, maddi dunyaya isyan etmislerdi. Buyusu veya tutsusuyle dunya nufusunun buyuk cogunlugunun gozlerini kor, kulaklarini sagir, kalblerini hissiz hale getiren ve beyinlerini bakir bir tepside teslim alan Bati medeniyetinin bu buyusunu parcalamak ve kalbleri ve zihinleri onun esaretinden kurtarmak istiyorlardi. Bu maksatla konustular, yazdilar ve denebilir ki, kucumsenemeyecek bir tesir meydana getirdiler.
Evet, Magribli, "20. yuzyilda bir veli" Seyh Ahmed el-Alevi'den ders almislardi. Bati medeniyetini butun boyutlariyla cok iyi biliyorlardi. Hepsi de Musluman olmustu. Fakat, Islam, Hiristiyanlik, Yahudilik, Budizm, Zen Budizm ve Taoizm gibi, bazilari itibariyle Ilahi mense'li olduklari kesin, bazilari icin haklarinda kesin bir sey soylememiz mumkun olmayan buyuk Dogu dinlerinin ortak paydasi manevi gelenegin uzerinde duruyorlardi, "Modern dunyanin bunalimi"na bu gelenegi ufleme cabasindaydilar. Bununla birlikte, ucta da kalmis olsalar, bazi tasavvuf cereyanlarinda veya tasavvufi zannedilen Yol'un disindaki geleneklerde goruldugu sekilde, Islam'in ser'i yanini da inkar etmiyor, hatta kabulleniyor ve ancak bu boyutun yasanmasiyla onun ic, manevi boyutuna inilebilecegini acikca ifade ediyorlardi. Yazdiklari onemli kitaplarin Turkceye cevrilmesiyle Turkiye'de de ciddi denebilecek tesirleri oldu.
Rene Guenon'un (Abdulvahid Yahya) adeta isim babasi oldugu, denebilir ki, Seyyid Huseyin Nasr'in hemen her sahada sozculugunu yaptigi bu ekolun son temsilcilerinden Isvicreli Fritchof Schuon (Isa Nureddin el-Alevi) de vefat etti. O da, digerleri gibi, Martin Lings gibi, Guenon gibi, Seyh Ahmed el-Alevi'den el almisti. Seyr-i sulukunu onun rehberliginde yapmisti ve uslubu itibariyle bu ekolun belki en zor okunan, fakat en taninmis yazarlarindandi.
Okumadan, Islam'i hic, Bati'yi buyuk olcude bilmeden, birkac roman, birkac isimle aydin olmayi, aydinlanmayi kimseye birakmayan sozum ona aydinlarimiz gibi, 'rafine' kabul edilen bazi aydinlarimiz da bunlari tanimaz; tanisalar bile anlamazlar. Musluman aydinlar icinde belli bir kesim onlari tanidi, okudu ve sevdi. Fakat, bunlarin da bazilari, suluk etme, seyr-i suluk gibi bize has, tasavvufumuza has kavramlar varken, 'insiyeyi, 'insiye edilme'yi kullanmanin ip ucunu olusturdugu uzere, zuppelestiler; onlari okumayi ve tanimayi bir entelektuelizm malzemesi yaptilar. Ah, her seyi kendi hanesine yazmaya, yazdirmaya pek hevesli insanoglu!..
Isin ozunde yasayan buyuk cilekeslerin canini burnuna getirecek ve fiziki atmosferimizi, havamizi bile etkileyen, bahari(mizi) kisa ceviren kapkara hadiselerle dopdolu su "yasadigimiz gunler"in cehennemi haletinde Isa Nureddin'in vefatinin (Allah gani gani rahmet eylesin) yaptigi elim cagrisimlarin en acisi ve aciklisi, 20. asrin ve daha nice asirlarin bunlar gibi buyuklerinin uzerine taht kurmus, her seyiyle bizden ve bize ait bir baska buyuk zati tanimamamiz, taniyanlarimiz itibariyle, ona ve eserine karsi olan vefasizligimizdir. Bugun her turlu zihni problemlerine, kalb agrilarina, artik modern soyleyisle sosyolojik, psikolojik, ontolojik, kozmolojik, epistemolojik butun problemlere, her seviyeye hitap eden en koklu, yanilmaz ve yaniltmaz cozumlerin sunuldugu Nur risalelerine, asrin ve asirlarin karanligina isik tutan, aydinlik sanilan karanliklarin uzerindeki sali kaldiran bu eserlere karsi vurdumduymazligimiz, vefasizligimiz, onlari ideolojik, hayir nefsi ve nefsani tercihlerimize kurban edisimiz, bugun milletce ducar oldugumuz dertlerin, sikintilarin en buyuk sebebi gibi. Gozunun onundeki ilaci, evet, kendisine adeta her turlu dertlerine deva olarak takdim edilmis tiryaki birakip, baska yerlerde, baska ilaclar pesinde kosan umutsuz hastalara benziyoruz. Bir yanda heveslerini fikir yerine koyanlar, bir yanda menfaatlerini, en sufli emellerini denize dusmus gordukleri milletimizi kurtarma simidi gibi en dogmatik ambalajlar icinde zorla empoze etmeye calisanlar, bir yanda kendi oz degerlerine karsi vefasizligin en buyugunu yapanlar ve butun bunlar karsisinda, her bir saniyelerini bitmek bilmez birer seb-i yelda gibi yasayan(lar).
Evet. En zor sey, insan olabilmek. Bir zaman bir yerde bunu soyleyince, bir arkadasim, "O da gercek Musluman olabilmekten geciyor." demisti.

Besinci Yol

Guntay Simsek
Gumruklerde geri adim...
'Gumrukte ilginc oyun' yazimiz uzerine Devlet Bakani Rifat Serdaroglu geri adim atmis. Gumruk Mustesari Ramazan Uludag tarafindan hazirlanip, Bakan Serdaroglu'nun onayindan gecen 22 Nisan 1998 tarihli 18 sayili yazili projeyle, bir asirdan daha fazla bir suredir Istanbul'da kurulu bulunan Gumruk Mustesarligi Teftis Kurulu Baskanligi ile Izmir bolumunun lagv edilmesi amaclaniyordu. Ama olmadi. Ve Uludag'in, gumruk genel muduru oldugu donemde suclulugunu tescil eden mufettislere karsi yapmak istedigi oyun yarim kaldi.
Bu karar uygulansaydi gumruklerde denetim olmayacagindan kacakcilik artacak, devlet trilyonlarca zarara sokulacakti. Ayrica Ramazan Uludag, Turkiye ithalat ve ihracatinin yuzde 80'inin yapildigi bolgelerde rahat calisacak, mufettisler de Ankara'ya hapsolacakti...
Gumruk Mustesari Ramazan Uludag, gumruk genel muduru oldugu donemde mufettisleri tarafindan yapilan sorusturmada turistik kolaylikla yurda giren 59 bin 251 aracin akibetinden sorumlu tutularak maas kesme cezasi aldi. Bu sorusturmayi yapan mufettislerden de 11 ay boyunca kacarak baska bir suca daha imza atti. Iyi ki de kacmis. boylece ceza almasi gecikmis. Akabinde de hukumet degismis. Gelen bakan da yetkisi olmadigi halde, ceza uygulanmasi gereken Uludag'i kanunlara aykiri bir sekilde alelacele mustesar yapmis.
Devletin en ust duzey makaminda oturan Uludag'in vukuatlari sadece arac kaybindan ibaret degil. Kendisi tescilli olarak mustesar koltuguna oturtuldugu icin de, yaptigi atamalari da tescilli kisiler arasindan secmis. Bakan onayindan gecen 'BEYAZ FORMUL'le atamalari yapmis.
Bakan Serdaroglu da Uludag'i gumruk mustesari yaparak hem kayip araclarin uzerinin ortulmesine hem de mufettislere baski yapilmasina ortam hazirlamis. Fakat, Uludag'i taltif eden Serdaroglu, mufettislere sahip cikmamis. Mesela mufettislerle ilgisi olmayan degisik konular basinda yer aldiginda bunlara cevap gondermeyen Serdaroglu, bizim cesitli belgelerle gundeme getirerek dikkat cektigimiz mustesari Uludag'i korumaya calisti. Sonra de sessizligi tercih etti.
Uludag halen mustesar koltugunda oturuyor ve araclar da kayip. Sayin Bakan ne yapmayi dusunuyor? 9 bin 700 personeli olan mustesarlik makaminin bu sekilde doldurulmus olmasina goz yummaya devam edecek mi?
Gumruk Mustesarligi'nda; seflik, sube mudurlugu, basmudur yardimciligi ve mudurluk makamlarina sinavla atama yapiliyor. Amma velakin adaminiz varsa durum degisiyor. Mesela Gumruk Mustesarligi Avrupa Toplulugu ve Dis Iliskiler Daire Baskani Ozgul Filiz Avci bunlardan birisi. Ozgul, agirligindan olsa gerek Calisma Bakanligi'nda 6'nci derecede siradan bir memurken, 1'inci dereceden daire baskani yapiliyor. Maasi 50 milyon civarindayken birden 250 milyon olmus.
Bu atama icin soyle denebilir: Daire baskanligi icin bir sart yok.
Biz de sunu sorabiliriz: Sart yoksa, atama ve gorevlendirmelerde kamu yarari, hizmet gerekliligi, liyakat, idare ve tecrube gibi hususlar aranmasi gerekmiyor mu?
Bir diger sorumuz ise en cok araba ithal eden Ramazan Uludag'a. Simdilerde kanunlara uygun olarak arac getirenlere nicin zorluk cikariliyor, hatta araclari teslim edilmiyor?
Araclari kaybetme sansi ortadan kalkti mi?
NASIL MUSTESAR OLDU?
1966-71 Ortaokul ogretmeni
1971-75 Gelirler Kontroloru
1975 - Askerlik hizmeti.
1975-82 Gelirler Kontroloru
1982-92 Gelirler Genel Mudurlugu Daire Baskani
1992-95 Gumrukler Genel Muduru
1995-96 Mustesarlik Musaviri
1996-97 Mahkeme karariyla Gumrukler Genel Muduru
1997 - Sorusturma. 59 bin 251 aracin akibetinin mechul olmasi sebebiyle cezalandirma.
1997- Hukumet degisikligiyle birlikte kanunlara aykiri sekilde mustesar
1998- Kanunlara aykiri bir sekilde mustesarlik koltugunda oturmaya devam...
Gumruk mustesarligi calisanlarina baki selam. Formul boyle...


Igneleme

Taha Batum
Oktay'in tukenisi
Gundemimiz oldukca yogunlasti. Oyle ki bazi konulara istesek de gelemiyoruz. Ama er gec o konulari da irdeleyecegiz. Gelgelelim Oktay'a. Sene icerisinde cokca destek yazilari yazdigimiz, milli takima alinmadigi zaman sert elestiriler yaptigimiz, bazen de asiriya gidip uzerine toz kondurmadigimiz Oktay'a.
Son aylarda cenesini acip ayaklarini ve kafasini askiya alan Oktay'a.
Bildiginiz gibi Oktay dunku idmana alinmadi. Bizce bileti kesildi. Su an icin donus bileti acik gibi gozukuyor; ama sene basindan beri John Toshack'i biraz olsun taniyabilmissek artik Besiktas'ta kalabilmesi cok zor. Pazar gecesi televizyondan izledigimiz aciklamalari dogru olmamasinin yaninda akilsizca da. Neymis? O kotu olayin etkisini hala uzerinden atamamis. Basina gelenlerin dusmanimiza bile gelmesini temenni etmeyiz; ancak hafizamiz bizi yaniltmiyorsa Sampiyonlar Ligi'nde Goteborg ve Paris Saint Germain maclarinda 4 gol attigi zamanlar olayin acisi dagilmadan gerceklesmisti. O zamanlar kulubu yaklasik 2 milyon dolar transfer ucreti teklif ettigi zaman "Olmaz. Benim degerim 4 milyon dolar demesini." biliyordu. Demek ki o zamanlar acinin zehri vucuda yerlesmemisti.
Ulkemiz insanlarinin hep bana rab bana felsefesini ne derece iyi bildiginin tipik orneklerinden yalnizca birisi Oktay. Golleri atarken no stres, ne zaman elestiri gelse veyahut goller kacmaya baslasa, "Bana biraz daha zaman taniyin" edebiyati.
Galli hoca bize gore Oktay'a fazlasiyla tahammul etti. Duydugumuz sozler Oktay'in takim arkadaslariyla da buyuk problemleri oldugu yonunde. Oyle ki ne seveni var, ne sayani diyorlar. Antrenmanlarda kimseye pas vermiyor diyorlar. Hitabeti hic hos degil diyorlar. Bu kadar diyorlarin oldugu bir yerde de musaade edin hic degilse bazilari dogru olsun.
Yonetimden hala ses gelmemesini de anlamakta gucluk cekiyoruz. Insan olsun muessese olsun fark etmez, ilkeniz yoksa hicbir seyiniz yok demektir. Bu sezon kim yanlis yaptiysa onunla Toshack ugrasti. Adam ayrintiya girmekten isiyle ugrasamadi desek yeridir. Simdi bu olayda da eminiz tavri o koymustur.
Besiktas tum dusundugu oyunculari baskalarina kaptirdi. Eger yabanci transferleri de istenilen duzeyde gerceklesmezse siz o zaman seyreyleyin gumburtuyu. Galli teknik adam o takdirde gorevini birakabilir.
Oktay'a tekrar donecek olursak, Besiktas oyuncu alsa da almasa da onu gozden cikarmalidir. Formsuz olmak ayip degildir; ama dogrulari saptirmak ayiptir. Bakalim bu sefer dogru karar alinabilecek mi?

Hodri Meydan

Hasan Sutay- Suleyman Unal
Yagmur sesliler
'Dunya, Gunes etrafinda saniyede 30 kilometrelik bir yol alir. Bu satirlari okudugunuz zaman uzayda 60 kilometrelik yol aldi. Simdi 90... Simdi 120 kilometre...'
Yagmur oyle diyo...
Yagmur, 'Sampiyonlar Lisesi' olarak bilinen Ankara'nin basarili ozel okulu Samanyolu'nun seviyeli dergisinin ismi..
Derginin son sayisinda, su ilginc not da yer aliyor:
'Bir gram toprak icinde milyonlarca mikrobik canli yasamaktadir. Bu canlilar olmasa idi, organik maddeler ayrisamayacaklarindan, Dunya'nin yuzeyi olu artiklar ile dolacak ve yasanmaz bir hal alacakti...'
Yagmur'da Prof. Dr. Alemdar Yalcin'in 'Edebiyatin Ozu Insani Tanimaktir' baslikli yazisi ve Fazli Kinal'in 'Firat'in Oykusu', Ziya Demirel'in 'Yeniden Dogus ve Mustafa Kemal Ataturk', Murat Aydogdu'nun 'Esyadan Anlama Bir Baska Yolculuk', Hamza Ersoy'un 'Musait Bir Yerde Lutfen', Hasan Sahin'in 'Meslek Secimi ve Bazi Oneriler', Samanyolu'nda konferans veren gazeteci-yazar Mehmet Altan ile roportaj, Ali Goksel'in 'Gecilemeyen Kale', Ertugrul Uzun'un 'Korluk Kompleksi', Metin Barak'in 'Bir Baskadir Ogretmenin Sevdasi', Abdullah Aydin'in 'Beynin Enerjisi Gunes' baslikli yazilari, siirler, espriler ve okulun faaliyetleri hakkinda bilgiler yer aliyor...
Dergi, profesyonel olarak dergicilik anlayisi icinde hazirlanmis. Bu sebepten, hazirlayanlari kutlamak gerekiyor.
Yagmur, 'Ilk sabah nefes almaya baslayan insan, ikinci sabah sesini yildizlara yukseltir' sozunu naklederek, seslerini yildizlara yukseltmek gibi bir iddialarinin olmadigini: ama, ayaklari yere basarken baslarini goge yukseltmenin de bir insanlik vazifesi olduguna inaniyor...
Ne diyelim... Basarilar...

Hediye
Anneler Gunu'nun, tuketime yonelik bir caba oldugunu saniriz bilmeyen yok. Cocuklarin, annelerini hatirlamasina vesile oldugu da dusunulebilir.
Dalginligin bu gun sayesinde atilarak, annelerin ozellikle hatirlandigi da dogrudur. Bu arada, gelenege uyup annesine hediye alamayanlar da, elini operek gonlunu almanin yolunu bulabilir.
Okula yeni baslamis bir cocuk da, annesine hediye alamayinca, kendince bir cozum bulmus. 'Anne' baslikli siiri ezberleyerek annesine okuyup hediye etmis.
Cocuk da olsa, isteyince cozum bulabiliyor.

Demir
Bir gazetenin saglik kosesinde 'Ispanakta fazla demir yok' deniliyor.
Herhalde yoktur.
Ispanakla calisan demir celik fabrikasi duydunuz mu hic?
Kucuk Ibo'nun mesaji
Show Tv'de uzun bir zamandir yayinlanan Kucuk Ibo dizisini ilk defa sonuna kadar seyrettik. Ne diziymis!
Basrol oyuncusuna bakip da cocuklarinizi sakin ola ekran basina toplamayin. Dizide birbirini aldatmayan eslere rastlarsaniz, gidip elini opeceginiz gelir. Cekimler Suudi Arabistan'da yapilmis olmali ki, icme suyu cok pahali oldugundan mecburen icki iciyorlar. Bobrek hastasi olduklari icin de kadehler ellerinden hic dusmuyor.
Adamin biri Ibo'ya 'Yahu Ibo, kahveye hic gelmez oldun. Nerelerdesin?' diye sorunca, senaryoda vahim bir hata islendigine sahit olduk. Bacak kadar cocugun kahvelerde isi olamayacagina gore kastedilen Buyuk Ibo'dur. Nasil olmussa, bir yanlis anlasilma ile 3-4 beden kucugu gitmis rol kesmeye.
Sozun kisasi, bu diziyi surekli takip eden bir insan (buyuk kucuk fark etmez), cevresindekilere bin bir suphe ile bakacagi kesindir. Hemen herkes hakkinda 'Saman altindan kim bilir ne sular yurutuyordur?' diye dusunmeye baslar.
Keske Kucuk Ibo'nun boyuna gore bir senaryo yazilsaydi da coluk cocuk hep beraber seyretseydik. M.S.

Donemec
Cumhuriyet Halk Partisi Genel Baskani Deniz Baykal, 23-24 Mayis tarihlerinde yapacaklari Olagan Kurultay'a buyuk bir titizlikle hazirlandiklarini belirterek, 'Bu kurultay, Turkiye icin bir donemec olacak.' demis.
Birakin Turkiye'yi, kurultay, kendileri icin donemec olsun da...
Bu arada sandalyeleri yerlere iyi sabitlemeyi de unutmayin.
Cunku donemeci alamayip birbirlerine firlatanlar oluyor.

Bilmukabele
Elmali Ziraat Odasi Baskanligi'ndan bir faks aldik.
Sekizinci donem Ziraat Odasi Baskani Mehmet Ercan, 6 bin 444 kayitli ciftci uyesi adina bize tesekkur ediyor.
Sukran sebebi ise, THK ile ilgili yazilarimiz.
Bu vesile ile tekrar belirtelim; hic bir sahis veya kurum ile alip veremedigimiz yok. Elestirimiz yalniz, yanlis uygulamalara.
Mehmet Bey'in 'tesekkur'une biz de tesekkur ediyoruz.

Dikkat! Kor olmayin
Herbalist kuyucumuz Mustafa Islamoglu uyarici bir yazi gonderdi: "Amerika'da aylardir cinsellik ugruna trilyonlarca dolar harcamalar yapilan, dunyaya cesitli haber organlari ile duyurulup sansasyon olusturarak satisi saglanmak isteyen 'Viagra' isimli cinsel iktidar veren hap, gozdeki retina bolumune derhal etki yaparak gozun kor olmasina sebep oldugu henuz aciklandi.
NBC ve CNN'den kamoyuna duyurulan bu haber Amerika'yi ayaga kaldirdi. Adi gecen ilacin bize yansitildigi gibi kuyrukta falan da satisi kesinlikle yok. Simdi Amerikan halki ve tip adamlari panik icindeler...
Kimyasal bilesimindeki bu cok onemli yan tesir bizim halkimizi adi gecen ilactan uzak durmasi uyarisi, bizim gibi her Turk ve bitki bilimi ile ugrasanlarin ikazlari ile mumkun olacaktir.
Bizim iddiamiz; bitkisel olan her turlu secilmis urun yan etki tasimaz. Eger ki, gercek anlamda iktidarsizlik problemini cozmek istiyorsaniz, bize ve bizim gibi bitki bilimi ve herbolislere basvurulmasi sorunlari kalici olarak cozecektir."
15 Mart'tan beri Amerika'da bulunan arkadasimizin verdigi bilgi aynen dogrudur. Yurdumuza kacak olarak veya sahteleri sokulmaktadir. Uyarmak basin mensuplarinin asli gorevidir.

Tekbas'lar yarali
Bu kosenin mudavimleri hatirlayacaktir. Adana'da tek baslarina gazete cikaran Tekbas'lardan soz etmistik.
Ancak onceki gun uzucu bir haber aldik bu aile ile ilgili.
Adana'da 15 gunde bir yayinlanan Doruk Gazetesi Sahibi Fatos Tekbas (36) ile kardesi ve gazetenin Genel Yayin Yonetmeni Zeynel Abidin Tekbas (25), Kurtulus Mahallesi'ndeki evlerinde, cezaevinden yeni cikan ve kiz kardesleri Halise Tekbas'tan 4 yil once bosanan Ebubekir Tekbas (40) tarafindan bilinmeyen bir sebeple bicaklandi. Ozel Seyhan Hastanesi'ne kaldirilan yaralilardan Zeynel Abidin Tekbas'in durumu ciddiyetini koruyor.
Saldiriyi kiniyor, yaralilara acil sifalar diliyoruz.

Girgirla balik!
Girgirla sardalya avlayan balikcilar, fiyatlarin dusmesini gerekce gostererek, temmuzda sona erecek 'balik avi yasagi'nin uzatilmasini istiyorlarmis.
Balikcilik ciddi istir beyler, girgirla balikcilik yapilmaz!

Basin Harmani

Haber Merkezi
Tadsiz bir yazi
Akin Birdal, Semdin Sakik'in ifadelerinden sonra mutlaka korumaya alinmaliydi.
Ama daha da muhimi, Semdin Sakik'in ifadeleri, Akin Birdal'i ve daha bircok kisiyi hedef haline getirecek bicimde ortaliga dokulmemeliydi.
Akin Birdal, ayni zamanda Uluslararasi Insan Haklari Federasyonu'nun ikinci baskanidir. Demek ki Avrupa'dan yeni ruzgarlar esecek aleyhimize.
Efendim, belki bu ruzgarlar essin diye tertiplenmis bir suikasttir diye teori bile uretebilirsiniz ama neye yarar?.. pencereyi acan biziz... icerisi toz duman...
Turkiye karanliklardan kurtulamiyor. Kendi problemini kendi yaratiyor. Baksaniza, devlet buyukleri Birdal'i hastanede ziyaret ederken, disarida bir gurup 'katil devlet' diye bagiriyor.
Cok fena...
Simdi oturup benim devletim katil degildir diye alemi ikna etmeye calisacagiz. Suikasta mi uzulelim, yoksa suikastin getirdigi cagrisimlara mi?
Hepsi birden coktu uzerimize.
Meclis hala nelerle ugrasiyor.
Gensoru. Karsi gensoru.
Misilleme... intikam. Ayak oyunlari.
Kac senedir yaziyoruz, ciziyoruz, su Guneydogu ve Dogu'nun kalkinmasi icin, elinizi biraz cabuk tutun, su yatirimlari hizlandirin diye cirpiniyoruz. Yahu insan, kendi ordusuna biraz sirt vermez mi? Onun mucadelesini, ekonomik ve sosyal bir harekat ile desteklemez mi?
Onu acik, piril piril bir Turkiye, disaridan bakildiginda karanlik bir diyar olarak gozukuyor. Ne yazik... Iceride ise ceteler diye bir evhamla yasiyoruz. Evhamdan ote ne derecesi hakikat, onu bile bilmiyoruz.
Bir yakistirmadir, bir yapistirmadir, bir karalama ve lekelemedir suruyor.
Simdi ortada bir suikast var.
Kim yapti? Nicin yapti?
Bin turlu senaryo.
Her kafadan bir ses.
Hic birine kulak asmiyorum.
Ben surdayim: Insan Haklari Dernegi Baskani'nin once kendi yasama hakki tehlikedeyse, ulkede ciddi bir ariza var demektir. Onu da mi Susurluk'la izah edecegiz? Yeter.
Semdin Sakik yakalandi, bakin neler oldu. Yarin Apo yakalansa kimbilir neler olacak...
Rauf Tamer
Sabah, 13 Mayis 1998

Teror tuzagi
Ulkenin huzuruna, hukuk devletine dun kursun sikildi. Turkiye yeniden bir teror girdabina itilmek isteniyor. Insan Haklari Dernegi Genel Baskani Akin Birdal'a yonelen silahli saldiri, gercekte rejimi ve halki hedef alan bir suikast girisimidir.
Bu kirli oyunu bozmaya mecburuz.
Devlet, yalniz adaletini gostermek icin degil, kendini temize cikarmak icin de suclulari bir an once yakalamak zorundadir. Faillerin mechul kaldigi her gun, karistiricilara yarayacaktir.
Simdi yine devlet suclanacaktir. Cunku.. Turkiye, Susurluk rezaletini cozememistir.
Susurluk, hukuk devletinin yetmezligini, devletin hukuk disi yollardan telafi etmeye kalkismasi ile ilgili suphelerin kirli dosyasidir.
Bolucu cinayet orgutu PKK'nin ikinci adami Semdin Sakik, Akin Birdal'i "Apo'nun adami" olmakla suclamistir. Ardindan yogun tehdit alan Birdal'i polisin koruma altina almamasi, en azindan talihsizlik olmustur.
Herkes hukuk devleti adina Birdal'dan hesap sorulacagini beklerken, silahli iki kisi odasinda ona 13 kursun sikmistir.
Baskentin ortasinda, gunduz vakti, taninacaklarindan hic korkmadan can almaya cesaret edebilen bu insanlar kimdir? Bu cureti nereden aliyorlar?
Turkiye teror sorununu halletmek icin cok kan, cok zaman ve cok para kaybetti. Ulkeyi yeniden gecmisin acilarina ve karanligina dondurmek isteyenlere firsat veremeyiz.
Aksi halde magdur degil hain oluruz.
Eski yanlislarimizi tekrarlamayalim:
Teror hak aramanin araci degildir.
Teror kurt sofrasidir. O sofradan karnini doyurmaya kalkanlar her zaman pismanliklarini bile anlamadan baskalarina yem olmustur.
Bu ulkenin aydinlari, nedenine bakmadan terore karsi cikmali, lanetlemeli ve hukuk devletini desteklemelidir.
Cunku iktidarlar, teroru ve teror mucadelesini, toplumu demokrasiden uzaklastirmanin gerekcesi olarak kullanmak isterler. Gorevimiz, toplumun huzuruna kasteden iki kan icici kuklanin yakalanmasini devletten, hukumetten talep etmektir. Ve dikkat:
Sokaklarda bu ihanetin kuracagi yeni tuzaklara karsi da uyanik olmaktir!
Gungor Mengi
Sabah, 13 Mayis 1998

Ey Demokrasi!
Akin Birdal'i hic tanimazdim. Adini da cok fazla duymamistim. Ne var ki, bir gun gazetelerde Semdin Sakik'in hazirlik ifadelerini okudum. Adi bolca geciyor, siddetle suclaniyordu.
Hazirlik sorusturmasi yasal olarak gizlidir. Hicbir basin kurulusu hazirlik sorusturmasi ifadelerini mumla arasa bulamaz.
Ancak bu ifadeler, medyaya "buyrun" diye altin tepside sunulursa, bunlari yayinlamadan edemez. Gazete yoneticileri, "ben yayinlamasam, rakip gazete yayinlayacak" diye dusunurler.
Gazetecilikte en uzucu sey de haber atlamaktir.
O gun gazetelere baktigimda, saygin iki gazeteci arkadasin da Semdin Sakik'ca suclandigini gormustum. Bu iki arkadas Sabah Gazetesi'nde calisiyorlardi ve Sabah onlarin bile isimlerini yayinlamakta sakinca gormemisti.
Iyice biliyorum ki, bunu "rakip gazete yayinlayacagina biz de yayinlayalim. Boylece ne kadar demokrat oldugumuzu gosterelim" kaygisiyla yapmisti.
Ve o gun belki de hic kimse bunlarin sonuclarini hesaplamamisti.
Bu hesabi, haberleri basina altin tepsi icinde sunanlar yapmislar miydi; sanmiyorum. Onlarin baska hesaplari vardi.
Belki Akin Birdal gozaltina alinacak, sonra da DGM'ce iceri tikilacakti. Ne hikmetse bu yapilmadi.
Sabah Gazetesi'nde yazan Mehmet Ali Birand ve Cengiz Candar'in islerine son verilecekti. Belki haklarinda tahkikat da acilacakti. Mehmet Ali'nin isine son verildi; Cengiz direkten dondu.
Ifadelerde baska isimlerin de gectigi bildiriliyordu; belki onlar icin de bir seyler dusunuluyordu.
Ama isin buraya varacagini kimsenin bekledigini sanmiyorum.
Cunku bazilarinin gozunu hirs burumus olmaliydi. Bazilari, hedefe ulasmak icin her seyi yapmaya kararliydi. Onlar icin amac degil, kendi hirslari onemliydi.
Dusuncelerle degil, kisilerle ugrasiyorlardi. Ustelik bunu devlet adamligi sorumluluguyla bagdasmayacak bicimde yapiyorlardi. Devleti, kurtarma adina karaliyorlardi.
Belki filozofik dusunemedikleri icin boyle yapiyorlardi. Ama bu da mazeret olamazdi. Devlet adami olacaksaniz, biraz da filozof olmaniz gerekiyordu.
Butun bunlar sonucta, buyuk dusunememek hastaligina gelip dayaniyor.
Dusunce uretemeyenler, dusunce ureten insanlara dusman oluyorlar.
Dusuncelerle basa cikamayinca, kisileri karalamaya calisiyorlar. Sonucta ozgur ve saygin bir tartisma ortami yaratilacagina, kin ve nefretin korukledigi bir kavga ortami yaratiliyor. Bu ortamin kimseye yarari yoktur. Bunu yaratmak isteyenler, bindikleri dali kesenlerdir.
"Sevgi, baris, kardeslik, insan haklari, ozgurluk ve demokrasi" sozcuklerini gordukleri yerde ezmeye calisanlar, aslinda devletin sayginligini yiyip bitirenlerdir.
Meydan hicbir zaman onlara kalmayacaktir.
Yavuz Gokmen
Hurriyet, 13 Mayis 1998

Durmayan kan...
Dun Insan Haklari Dernegi Genel Baskani Akin Birdal'i vurdular. Bu kan hic durmayacak...
Cunku; devletin bittigi, hukukun tukendigi yerde kan asla ve asla durmaz...
Daha bir gun once yine bir yuce mahkemenin en buyuk yargici, Danistay Baskani Erol Cirakman, Basbakan'in, Meclis Baskani'nin, koca koca devlet adamlarinin gozlerinin icine baka baka, hukuku nasil yitirdigimizi anlatti.
Oburleri gozlerini yere dikip dinlediler.
Hepsi o kadar...
IHD Genel Baskani'nin vurulmasi ne ilk, ne sondur. Ama daha korkunc olani, saldiridan hemen sonra "Kim vurdu?.." sorusuna verilen yanitlardaki liste zenginligiydi...
Kim vurdu?.. Say say bitmez.
Ucu devlet organlarina kadar uzanan inanilmaz bir korku listesi, uzun mu uzun...
Bu ulkede birbirini vurmaya aday, birilerini oldurmeye bayilan o kadar cok kesim var ki...
Ve katiller listesinde ne yazik ki, yer alan kimi devlet organlari... Kan durur mu?..
Burnuna yumruk yemis bir Cumhurbaskani ile yine burnuna yumruk yemis bir Basbakan'in ulkesindeyiz...
Insan oldurenlere "Turkiye seninle gurur duyuyor" diye bagiranlardan, cinayet cetelerini devlet sirri sayan devlet adamlarina kadar bir kan golunun ortasindayiz.
Ve dun; insan haklarini savunan bir sivil orgutun basindaki insani vurdular...
Ne yapabilirsiniz?..
Yarin sira kimdedir, hicbirimiz bilemeyiz...
Bu kan durmayacak... Cunku devleti tukettiler.
Hukuk bitti. Adalet coktu.
Beli silahli insanlar, sokaklarda gezinip, canlari istedigini vuruyorlar. Sonra, ellerini kollarini sallayarak, bir baska infazi yapmak, bir baskasinin kanini akitmak uzere oyle gidiyorlar. Kan durmuyor...
Bir kan golunun ortasindayiz...
Caresiz ve saskin...
Bekir Coskun
Hurriyet, 13 Mayis 1998

Pis tezgah!
Insan Haklari Dernegi Akin Birdal dun vuruldu. Bir oyun gibi. Vahsi, kanli, asagilik bir oyun...
Kim, elini vicdanina koyup "Ben, bu saldiriyi, bu cinayeti onceden gormedim" diyebilir? Kim, keyfi ve yasadisi yollarla baslatilan, garip bir yargisiz infaza donen oyunu "farketmedim" diyebilir?
Kim karala, yaftala, ortadan kaldir ya da kaldirilmasina zemin hazirla" tezgahini "hissetmedim" diyebilir...
Her sey, eli kanli bir katilin, Sakik'in "iddialariyla" basladi...
Sakik'in, Akin Birdal icin soyle dedigi soyleniyordu:
"Akin Birdal benden fazla PKK'cidir. Abdullah Ocalan'in onunla defalarca telefonda konustuguna sahit oldum. Bazen de Ocalan ona bir kurye gonderir ve bazi konularda nasil davranmasi gerektigini soylerdi. Apo, HADEP'e bir olcude guvenir ama Insan Haklari Dernegi'ne sonsuz guven duyar. 'Benim Turkiye'deki tabancamdir. IHD sayesinde Avrupa'da kendimize destek bulduksa bunda Akin Birdal'in rolu buyuk. HADEP bile bir olcude Ocalan'in kontrolunde degildir. Bir keresinde Ocalan sinirli bir sekilde 'Akin Birdal bosuna isbirligine karsi cikmamis. Bu adamlar Ankara'nin havasina uyup bize ihanet mi etmek istiyor' demisti."
Bu iddialar kanitlanmamisti.
Birakin kanitlanmayi henuz yargi onunde tekrar edilmemisti.
Sakik'in bu iddialari, guvenlik guclerine verdigi, yasa uyarinca kesinlikle gizli tutulmasi gereken, yayinlanmasi kesinlikle yasak ilk ifadesinde ileri surdugu soyleniyordu.
Ama oyle olmadi.
Iddialar sizdirildi.
Iddialar yayinlandi.
Ve yargisiz infaz oyunu basladi.
Akin Birdal'in, vurulmasi bu oyunun son noktasidir...
Ve tum bir sistem bu oyuna surasindan ya da burasindan katilmis ya da katilmak zorunda kalmistir. Tum bir sistem bu saldirinin soyle ya da boyle sorumlulugunu tasimaktadir.
Bu yargisiz infaz sureci, Susurluk hadisesinin bir devami, tekrari degil midir?
Bir donemin yargisiz infazlari simdi "mesru" yollarla, daha rafine usullerle, ustelik tum sistem oyuncularinin katilimiyla devam etmiyor mu?
Peki, Akin Birdal'i kim vurdu?
Gelismeler ne yonde olursa olsun, olayin icyuzunun tam olarak ogrenebilecegimiz kanaatinde degilim...
Akin'i ceteler de vurmus olabilir; tahrike kapilmis, PKK terorunun magdurlari da... Hatta olayi baska boyuta tasimaya calisan PKK da... Ne farkeder?
Orselenen demokrasi degil mi? Hukuka, adalete, devlete yonelik guvenin ve inancin kaybolmasi degil mi?
Ali Bayramoglu
Y. Yuzyil, 13 Mayis 1998



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.