12 Agustos 1998, Carsamba
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler


Gundem

Fehmi Koru
Daha simdiden...
Secim ufukta belirince partiler de -isteseler bile- yaz uykusuna dalamiyorlar... Partiler arasinda en faal olan 'ikinci demokrasi hamlesi' adini verdigi bir paket acan DYP; liderler arasinda en hareketlisi de onceki gun yeni paketi tanitma faaliyetine Zaman'i ziyaret ederek baslayan Tansu Ciller... Bize aciklamalarindan, onumuzdeki gunlerde, Ciller'in, halkin karsisina daha sik cikacagi anlasiliyor...
Dikkatle hazirlanmis ve olculu cumlelerle ifade edilen aciklamalarina bakildiginda, Ciller'in mesajlarinin iki konu uzerinde yogunlastigi goruluyor: Birincisi secimlerin bir an once yapilmasi gerektigi, digeri de iktidardan hesap sorulacagi... Her agzini acista, "Secimin geciktirilmesi bir yana, mumkun oldugu kadar erken yapilmasi gerekir" demesine bakilirsa, DYP lideri de Meclis'in secim tarihiyle ilgili kararini 'kesin' kabul etmiyor. "Erkene alinsin" derken, "Nisandan oteye birakilmasin" temennisinde bulunmus oluyor Tansu Ciller...
Her agzini acista mutlaka sarf etmeye basladigi 'devr-i sabik' deyimiyle, Tansu Ciller, Mesut Yilmaz'in basinda bulundugu hukumetten hesap sorulmasina oncelik verecegini belli ediyor. DYP liderine gore, hukumet, 'talan' fikri uzerine kurulu; ortaklarin secimi nisan ayina birakmalarinin sebebini de, ozellestirme ve buyuk ihalelerden henuz sonuclandirilmamis olanlarin o zamana kadar tamamlanma telasi olarak goruyor... Korfez Gecisi ihalesinde, Petrol Ofisi A.S.'nin ozellestirilmesinde yolsuzluk yapildigi kanaatinde; DYP lideri, hukumeti hedef alan kampanyasinda, 'savunma sanayii ihaleleri' konusunu da mutlaka dile getiriyor.
Kendisine karsi sikca kullanilan 'yolsuzluk' silahini, bu defa Ciller'in, siyasi rakipleri uzerine cekinmeden dogrultmasi gercekten ilginc. Yolsuzluk, oyle anlasiliyor ki, yalnizca bir secim kampanyasi malzemesi degil Tansu Ciller icin, ayni zamanda hakkinda kurulan arastirma komisyonunun hazirlayacagi raporla Yuce Divan'a goturecek yolu daha bastan kesmenin bir yontemi ayni zamanda. Durust ve dogrucu kisiligiyle taninan ANAP Kocaeli milletvekili Hayrettin Uzun'a partisinden istifayi ve DYP'ye gecmeyi dusunduren turden bir kafa karisikligi, oylama gununde, Meclis'te, Ciller'in isine yarayacaktir.
Kamuoyu yoklamalari, DYP'yi, o kadar da onde gostermiyor; Tansu Ciller, buna ragmen partisinin tek basina iktidara gelecegi iddiasini seslendiriyor. Bu, elbette, biraz erken baslamak zorunda kalinmis bir secim kampanyasi unsuru olarak anlasilabilir bir iddia; mevcut secim sistemiyle bir partinin iktidara gelecegi oyu tek basina almasi cok zor. Tansu Ciller'in partisi icin simdiden telaffuz etmeye basladigi 'iktidar' formulu, oyle saniyoruz ki, henuz cercevesi tam belirgin hale getirilmemis 'ittifak' beklentileriyle yakindan ilgili.
Hem yeni demokrasi paketini tanitma hamlesinin ilk duragi olarak ugradigi Zaman'da, hem de ondan bir gece once bir dost davetinde kendisini dinledigimiz Tansu Ciller'i endisesiz ve kavgadan kacmayacak bir ruh hali icerisinde gorduk. Ancak, aksini iddia etse bile, onu o kadar da duz degil DYP liderinin; kendisini siyasi hayattan tasfiyeyi amaclayan surec henuz bitmedi ve 8,5 ay sonra yapilacak secime kadar epey uzun bir yol var. Ayrica, hem kendi secmenini yeniden yuvaya dondurmesi, hem de baska partilerin tabanindan oy devsirebilmesi icin, daha guvenilir ve inanilir bir fotograf vermesi gerekiyor. Ayrica, 'devr-i sabik' deyimini kullanarak yurutulen bir secim kampanyasi, gereginden fazla kavgaci gorunmek gibi bir mahzuru da beraberinde getirecektir.
Tek parti doneminde "Yeter soz milletindir" diyerek iktidara yuruyenler, "Devr-i sabik yaratmayacagiz" sozunu belli bir amaci hedefleyerek telaffuz etmislerdi. Bizimkisi sadece bir soru: 1946'da kendilerine verilmeyen iktidari 1950'de devralabilmeleri, siyasi intikam alamasalar bile belirlenen hedefe ulasmada kullandiklari yontemin isabetini gostermis olmuyor mu?
Daha simdiden belli olan su: Eger yapilirsa gercekten ilginc bir secime dogru gidiyoruz.

Kulis

Taha Kivanc
'Besik kertmesi'
'Tarihe taniklik etmek' deyimi, herhalde, kritik bir secimin sonucunu etkileyebilecek bir birlikteligin ilk adimi sayilmasi gereken Barlas Ailesi'nin evinde katildigim yemek gibi olaylar hakkinda kullaniliyor. Bu yuzden, kusura bakmayin, bu defalik mutevazi davranamayacagim: Pazar aksami 'tarihe taniklik ettim'...
Mehmet-Canan Barlas cifti Otagtepe'de oturuyor; oturduklari villa Bogaz'in belki de en gorkemli manzarasina epey yakindan bakiyor. Ne zaman gitsem, gozumu manzaranin ihtisamindan alamiyorum, gonlum aciliyor. Hangi mevsim olursa olsun, o noktadan Istanbul, gercekten 'dunyanin incisi' olarak gozukuyor insanin gozune. Recai Kutan veya Hasan Celal Guzel gibi Ankara'da oturanlar bir yana, karsi sahilde, Yenikoy'de yalisi olan Tansu Ciller bile, Barlaslar'in villasinin bahcesinden bakildiginda gorulen manzaranin goz aliciligina isaret etmeden gecemedi...
Bu uc siyasi liderin adini birbiri ardina tesadufen gecirmedim elbette; son iki yillik kargasa surecinde, birbirine yakin duran FP, DYP, YDP gibi partilerin liderleri, pazar aksami bizimle birlikte o evdeydiler. Sadece onlar da degil, DP lideri Korkut Ozal ile LDP lideri Besim Tibuk da, Barlaslar'in sayilari sinirli davetlileri arasindaydilar. Secime giden Turkiye'de, sandiktan cikacak sonucu belirleyecek dirsek temaslarinin en dikkat cekicisini, liderlerle ayni masa etrafinda bulunarak izledigim icin, tevazuu elden birakarak, "Tarihe taniklik ettim" diyorum zaten...
Biliyorum, o aksam neler konusuldugundan cok ziyafet monusunde neler oldugunu merak ediyorsunuzdur (!). Yemeklerin cogu Mehmet Barlas'in memleketi Gaziantep'in damak zevkini tasiyordu. Ali Nazik bile vardi. Bir de, tatli olarak sunulan adini aklimda tutamadigim degisik bir sutlac cinsini eklemeliyim. Kuru fasulyenin en lezzetlisini, su boreginin en siskinlik yapmayanini hazirlamisti Barlaslar, tabagima bakip "Bunlarin hepsini ben mi yiyecegim?" diye oturdugum sofradan "Biraz daha alabilir miyim?" diyerek kalktim.
Ya icecekler? Bu soruyu soranlar, Nazli Ilicak'in evindeki davetlerde icki ikram edildigini ogrendikten beri derin meraklarini gidermis olmalilar. Evet, burada da, her egilimden insana cevap verecek cesitli sivilar vardi. Ben, her zamanki gibi, 'Cola Light' ile acip su ile kapattim geceyi. Dogrusunu soylemek gerekirse, yanimdakilerin ne ictiklerine dikkat etmedim. Kimsenin de, baskasinin yedigi ictigi ile ilgilendigini sanmiyorum.
Siyasi parti liderlerinin bazisi yanina en yakin mesai arkadaslarini alip gelmisti. Recai Bey'in yaninda Nevzat Yalcintas ile Nazli Ilicak vardi sozgelimi. Prof. Yalcintas'i siyasi kimligini fevkalade benimsemis, ozumsemis gordum. Nazli Hanim ise yeni kimligine henuz alisiyor; liderine donup "Bu konuda partileriniz ilk adimi atmali" gibi tavsiyelerde bulundugunu gorunce, "Partilerden biri sizin" diye hatirlatmada bulunmamiz gerekti. Tansu Hanim, davete, esi Ozer Ciller ve DYP Istanbul il baskani Celal Adan ile gelmisti. Bir de bizler; Barlas Ailesi'nin dostu birkac gazeteci hazirdik bir tur 'besik kertmesi' toreni sayilabilecek o gecede...
Secimin tarihi tespit edildiginden beri, siyasetin icinde bulunanlar ile siyasete ilgi duyanlar, hep ayni beklenti icindeler: Ittifak... Hukumeti olusturan iki partinin (ANAP ile DSP), ozellikle yerel secimlerde, birbirini destekleyecegi simdiden belli oldu gibi; Izmir'de DSP'li aday uzerinde yogunlasacaklar, Istanbul'da da ANAP'li adayin... Ote yandan, son iki yili dirsek temasi halinde gecirmis ve kendilerinden 'demokrasi platformu' diye soz edilen FP, DYP, YDP, DP, BBP, hatta MHP gibi partiler arasinda da benzer bir ittifak hazirligi seziliyor. Barlaslar'in evinde, o gece, bu sezgi biraz daha somutlasti, ete-kemige burundurme yolunda caba gosterme niyeti daha belirgin hale geldi.
Hasan Celal Guzel, "Ben genis tabanli bir ittifaktan yanayim" dedi mesela; sadece DYP ile bir ittifaki dusunmedigini, ancak FP ve DYP'yi icine alan bir cephede bulunabilecegini soyledi. Korkut Ozal'i secimin karar alinan tarihte yapilacagi konusunda kuskulu gordum, ama bir konuda hicbir kuskusu yoktu: Biraraya gelme zarureti... Recai Kutan ve diger FP'liler, belli konularda elle tutulur mutabakatlara varilmasi ve gerekirse secime bir ortak deklarasyonla gidilmesi gorusundeydiler... Kimdi soyleyen unuttum, ama sozleri aklimda: "Neden bu secimden sonra simdi biraraya gelen partiler olarak koalisyon kuracagimizi en bastan aciklamayalim..." Tansu Ciller de birlik ve beraberlik yanlisi oldugunu belirtti, ancak onceligi su anda iktidarda bulunan partilerin yolsuzluklarina verecegini de belli etti. "Bu donemden hesap soracagim" dedi acikca.
Saniyorum ki, benim tarihe taniklik ettigim geceden Tansu Ciller de karli cikti. Ertesi gun bir baktim, o gece masa etrafinda toplananlardan siyasi deneyimi fazla olanlarin surekli kullandiklari 'devr-i sabik' deyimini kendisinin yapivermis Tansu Hanim...
Yemekli gece kac saat surdu, hesabini vereyim: Aksam 19.30'da toplanilan geceyi ilk terk eden, bir canli yayina katilacak Besim Tibuk oldu; erken yattigi ve sabah yurudugu bilinen Tansu-Ozer Ciller cifti de 11.30'da ayaklandilar, geri kalan bizler ise 12.30'a kadar orada surdurduk sohbetimizi... Biz birkac kisi, oradan sahile inip bir sure daha geceye arkadaslik ettik...
"Bunun neresi tarih, neye taniklik ettin?" diye soracaklari pesinen uyarayim: Benim bu kadar basit anlatmama bakmayin, gecenin onemini her gecen gun daha iyi anlayacaksiniz...

Devran

Fikret Ertan
Internet sohbeti
Asya krizi yuzunden ekonomisi sikintiya giren ulkelerden birisi olan Malezya, 2 gun once beklenmedik bir yerden de kotu ekonomik darbe yedi. Internet'te bir kaynagin Malezya'da irkci karisikliklarin muhtemel oldugu yolundaki bir haberi ile halk seker, un ve pirince hucum etti, bunlari stoklamaya basladi.
Malezyali yetkililer irkci karisiklik haberinin sadece spekulasyon oldugunu, buna inanilmamasi gerektigini defalarca soyledilerse de halk Internet'teki habere belli olcude inanmayi tercih etti ve boylece Malezya ekonomisi kotu bir yara daha almis oldu.
Malezya ekonomisini vuran Internet baska yerleri, makamlari, sahislari, zihniyetleri de vurmaya devam ediyor elbette. Bugun basi Monika Lewinsky skandali ile belada olan Baskan Bill Clinton da Internet'in son kurbanlarindan; zira Monika Lewinsky skandali da ilk once anonim bir web sayfasinda butun detaylariyla anlatilmisti hatirladigim kadariyla.
Kanadali yazar-yayinci Ernest Zundel de Internet yuzunden basi belaya girenlerden mesela. Alman asilli Zundel anti-semit, yani Yahudi aleyhtari ve soykirim inkarcisi olarak bilinir. Kanada bu adam hakkinda dava acmis, kitap ve yayinlarini yasaklamistir. Zundel Kanada'da yasar ama fikirlerini anlatamaz, yayamaz, yayin da yapamaz; ama Amerika'da San Diego'dan Internet'te Zundelsite diye bir sayfa acan Ingrid Rimland adli bir bayan yuzunden Ernest Sundel bugunlerde Kanada Insan Haklari Komisyonu'nun bas hedefi. Komisyon, Zundelsite'in sahibi olmamasina, bununla fiili bir iliskisinin bulunmamasina ragmen Sundel'in bu sayfayi kontrol ettigine, fikirlerini buradan yaydigini iddia ediyor ve Zundelsite'i kapattirmaya calisiyor.
Bu iddia iste boylesine garip ve tutarsiz; ama her seye ragmen Internet'ten duyulan korkuyu da ortaya koyuyor belli olcude. Internet'ten korkan baskalari da var. En son Rusya'nin adi gecti bu babda. Gecen hafta bu kosede bir vesileyle Rus gizli servisi FSB'nin Rusya'ya gelen ve Rusya'dan giden elektronik postalari kontrol icin yeni bir proje gelistirdiginden soz etmistim. Kisa adi SORM olan bu proje ile FSB Rusya'daki her Internet servis saglayicisinin ana bilgisayarina 'karakutu' denen bir kontrol tertibati kurmak istiyor.
Cesitli mahkeme kararlariyla Internet'i Amerikan Anayasasi'nin teminati altinda bulunan ifade hurriyeti kapsamina sokan Amerikan da federal hukumet seviyesinde birtakim ticari Internet faaliyetlerine belli sartlar getirmek istiyor; mesela birtakim ticari sifre ve parolalarin FBI, CIA ve NSA gibi guvenlik teskilatlarinin talebi halinde ogrenilmesini temin icin bunlarin belli gizli kasalarda kopyalarinin bulundurulmasini istiyor.
Internet iste boylesine cetrefilli bir gelisme; her gun bu konuda degisik haberler, gelismelerle karsilasiyorum Internet'e bakarken. Ama bugunlerde Internet'ten istedigim gibi de faydalanamiyorum. Sebebi belli: 822'li hatlar dolu; Internet'i her deneyisimde operatorun 'hatlar dolu; sonra arayin' uyarisiyla karsilasiyorum. Hatta mesela son 2 gundur Sanli Bahadir Koc'un her gun gectigi 250-350 K'lik postasini da alamadim. Ayrica kendim de posta gonderemiyorum. Internet'i erken de arasam gec de arasam olmuyor. Kisin bu sikintim yoktu. Simdi ise herhalde buyuk olcude Internet Chat'cilarindan (sohbetcilerinden) dolayi trafik sikisti. Bu 'Chat' isi 5-10 yil once yasadigimiz telsiz isine benzedi. Hatirlarsiniz, telsiz kullanimi serbest birakildiginda onune gelen telsiz almis, zamanla bu is cigirindan cikmis, telsiz trafiginin yogunlugu yuzunden polis telsizleri bile kilitlenmisti. Simdi de Internet'i bir incir cekirdegini doldurmayan sohbetlerle bu 'Chat'cilar kilitlediler herhalde.
Neyse ki, dun bizim ZAMAN'in ekonomi sayfasinda bu durumun duzelecegine dair bir haber okudum. Alcatel sirketi ile yapilan bir anlasma ile hat kapasitesi artirilacakmis. Umarim bu yakinda gerceklesir de biz de Internet'ten adam gibi faydalaniriz.
Bugun ben de sizlere bir Internet sohbeti yapmis oldum ilk defa bu yaziyla. Bundan sonra ara sira da yapacagim herhalde.

Ters Aci

Ilnur Cevik
Vatandasin midesi ve cebi hala bos...
Son zamanlarda birileri bize surekli iyi haberler pompaliyor ve her seyin iyiye gittigine ikna etmeye calisiyor.
Mesela surekli olarak enflasyonun dusmekte oldugunu okuyor ve isitiyoruz. Belli basli gazeteler surekli fiyat artislarinin yavasladigi haberlerini yaymaya calisiyorlar.
Evet, rakamlara gore enflasyonda bir inis gozleniyor; ama bu verilerin ne derece saglikli oldugunu soylemek zor. Cunku Turkiye'nin cilesini ceken milyonlarca sabit ve dar gelirli insanin, Anadolu insaninin belkemigi, enflasyonun getirdigi agir yuk altinda ezilmeye devam ediyor. Butun mevsimsel ozelliklere ragmen, yani yas meyve ve sebze fiyatlarinin yaz aylarinda dusme egilimi gostermesine ragmen, gecen ay aciklanan enflasyon rakamlarinin da pek ic acici olmadigi ortada. Yani kisacasi Turkiye'nin fukaraliga itilmis buyuk kitleleri enflasyonun dustugunu yalniz ceplerinde hissetmiyor. Artik her carsiya cikislarinda fiyatlarin daha da arttigini gorup yilginliga dusuyorlar. Kiralar artiyor, elektrikten tutun akaryakita kadar her sey otomatik olarak zamlaniyor. Ustelik butun bunlar dunya petrol fiyatlari dusmeye devam ederken, yani akaryakit fiyatlarinin ucuzlamasi gerekirken ortaya cikiyor...
Ote yandan bu yil hububat rekoltesinin rekor seviyede oldugu soyleniyor ve hepimiz sevincten goklere ucuyoruz. Bugday uretiminden tutun findiga kadar butun urunlerde buyuk verim saglanmis. Butun bunlar cok guzel ve hepimizi gururlandiriyor; ama iyi haberler midelere ve insanlarin ceplerine hitap etmeyince pek fazla etkisi olmuyor... Insanlar gazetelerde bugday uretiminin arttigini okuduktan sonra uzun kuyruklara girip saatlerce ucuz halk ekmegi almak icin sira beklerlerse bu tur guzel haberlerin pek degeri kalmiyor. Hele hele bunlar ekmek fiyatlari artarken ortaya atilirsa insanlar kendilerinle alay edildigini bile sanabiliyorlar...
Turk insani sabirlidir. Ama her seyin bir siniri var. Pembe haberlerle hayal alemine dalabilirsiniz; ama bos karniniz guruldamaya baslayinca dunyanin gercekleri ile yuz yuze gelirsiniz. Iste azinlik koalisyon hukumeti bu gerceklerle yasamak zorunda ve gelecek secimlere de Turk insaninin giderek artan sorunlarina cozumler getirmek durumunda. Bunu yapabildigi olcude koalisyon ortaklari secim sandiginda bir varlik gostereceklerdir. Yoksa bu isin sonu husran...

Olaylarin Icinden

Idris Gursoy
Odalar: Ankara duy sesimizi
Izmir, demokratik katilimin en ust duzeyde oldugu bir il. Yuzlerce sivil kitle orgutu var ve bunlar cok etkin bir sekilde calisiyor. Izmir Ticaret Odasi'nin (IZTO) 37 bin uyesi, 69 meslek komitesi var. 138 kisilik meclisten secilen 11 kisi yonetim kurulunu olusturuyor. Turkiye'nin tek bolgesel sanayi odasi EBSO'nun (Ege Bolgesi Sanayi Odasi) 6 bin 500 uyesi, 51 meslek komitesi bulunuyor. 102 meclis uyesinden 11 yonetim kurulu uyesi seciliyor. ITB'nin (Izmir Ticaret Borsasi) ise; 2 bin uyesi, 18 meslek komitesi, 36 meclis uyesi, 9 yonetim kurulu uyesi var.
Binlerce uyeli uc buyuk odanin baskan ve yonetim kurullarini ZAMAN'in baski tesislerinde agirladik. Sicak yaz gunleri ve is yogunluguna ragmen uc davetimize de odalar tam kadro icabet etti. IZTO Yonetim Kurulu Baskani Ekrem Demirtas, Meclis Baskani Necip Kalkan, Meclis Baskan Vekili Vedat Ozyavuzgil, Yonetim Kurulu Baskan Vekili Omer Kaplan, diger Yonetim Kurulu uyeleri; EBSO Meclis Baskani Kemal Colakoglu, Yonetim Kurulu Baskani Kani Aydogdu ve Yonetim Kurulu Baskan vekilleri Salih Esen, Remzi Pekoz, Meclis Baskan Vekili Ertugrul Doguc ve Yonetim Kurulu uyeleri; ITB Yonetim Kurulu Baskani ve TOBB Baskan Vekili Hasan Ozmen, Meclis Baskani Tugrul Yemisci, Yonetim Kurulu Baskan Vekili Sadi Katircioglu ve Yonetim Kurulu uyeleri ile ayri ayri sohbet imkani bulduk. Isadamlarimiza ZAMAN Grubu'nun calismalari ile ilgili bilgi verdik. Ayni zamanda onlarin da guncel sorunlarla ilgili degerli goruslerini ogrendik. Odalarin ortak sorunlari, ulkenin genel sorunlari:
1- Sistem tikandi. Siyasi Partiler Kanunu, Secim Kanunu, Sosyal Guvenlik Yasasi acilen degismeli. 2- Ozellestirme hizli ve seffaf yapilmali. 3- Istikrarsizlik ekonomiyi olumsuz etkiliyor. Guclu ve kararli siyasal iktidarlara ihtiyac var. 4- Baskanlik sistemi tartisilmali. 5- Demokrasi icinde kavga etmeden sorunlara cozum aranmali.
Ayrica odalarin ozel sorunlari da var. Borsa, Pamuga Dayali Vadeli Islemler Piyasasi kurma calismalarini son asamasina getirmis. Tamamlanmasi icin Sermaye Piyasasi Kurulu Kanunu'nda degisiklik gerekiyor. Borsacilar, Meclis gundemindeki kanun tasarisinin bir an once cikarilmasini istiyor.
Ticaret Odasi, Ege Menkul Kiymetler Borsasi kurma amacinda. Ancak onceki iki hukumet Istanbul Menkul Kiymetler Borsasi gerekli derinlige oturmadigi icin bu projeye sicak bakmadi. IZTO ayrica, Izmir'in ihtiyacina cevap verecek yeni bir liman istiyor. Sanayi Odasi, organize sanayi bolgeleri icin arazi bulmakta zorlaniyor.
Isadamlarimiz dunyaya acildilar. Gittikleri her yerde gordukleri Turk okullarindan ovgu ile bahsediyorlar. Komunizmin tarih sahnesinden silinmesinden sonra bu bloktaki gelismelere dikkat ceken oda yoneticileri, hizla liberallesen, ozellestirmeyi gerceklestiren ulkelerin yabanci sermaye ile iliskilerini gelistirdiklerini soyluyorlar. Turkiye'nin, ic cekismelerini asamadigi icin firsatlari kacirdigini aci duyarak anlatiyorlar.
Yonetemeyen demokrasi, odalarin meclis calismalarinda sik sik gundeme geliyor. Baskanlik sistemi ile ilgili tartismalari saglikli buluyorlar. ISO bir akademisyenler grubuna baskanlik sistemi ile ilgili calisma yaptiriyor. Onumuzdeki gunlerde Izmir Sanayi Odasi'nin gorusu olacak bir rapor kamuoyuna aciklanacak.
Baskanlar, toplumun hassas bir donemden gectigini belirterek usluba dikkat cekiyor; "Kavga, gurultu zamani degil. Sorunlarimizi uzlasarak cozmeliyiz." diyorlar. ZAMAN'in hosgorulu, sagduyulu cizgisini begeniyorlar ve "Kavganin hic kimseye faydasi yok. Toplumun bugun her seyden once barisa, istikrara ihtiyaci var." tespitini yapiyorlar.
Odalarla birlikte diger meslek kuruluslari ve sivil kitle orgutleri de, ulkenin onunu acacak adimlarin bir an once atilmasi icin hukumetlere baski yapmayi surdurmeliler. Ankara, hele secime giderken bu seslere daha fazla kulak tikayamayacaktir.

Cangozu

Haluk Dursun
Su ustune yazi yazmak
Korkunc bir agustos sicaginda Siirt'ten Eruh'a dogru son derece bozuk dag yollarinda ilerliyoruz. Yollarda hicbir araba yok. Turkiye'nin teror bakimindan en tehlikeli bolgelerinin birinden geciyoruz. Biraz sonra onumuzde bir askeri konvoy belirdi ve bizi durduran bir asker, 'Komutanimizi Eruh'a kadar goturur musunuz?' dedi. Bizden olumlu cevap alinca da, once komutanin esyalari getirilip ozenle yerlestirildi, sonra da kendisi geldi. Tam o filmlerdeki gibi operasyon kiyafetinde, rutbeleri bulunmayan bir dag komandosuydu. Terorist takibinden, sicak catismadan geliyorlarmis.
Yol boyunca sohbete daldik. Karsilastiklari olaylardan bahsediyor, teroristlerin mayini ne sekilde yerlestirdigini, hangi bogazda pusu kurduklarini anlatiyordu. Bir ara, dagda akan bir pinarin yanindan gectik. "Burada su cok; ama ne care ki tadi yok. Sulari cok sert." dedi ve sonra ilave etti: "Nerede bizim Izmit'in Cene suyu. Ne guzel sudur o!"
Bunu duyunca cok sevindim ve kendisine o muthis surprizi yaptim: "Simdi Eruh'un bu dag basinda Cene suyu bulsan icer misin, sevinir misin?" dedim. Sozlerime, "Saka mi yapiyorsun, hayal mi goruyorsun?" seklinde karsilik verdi.
Cevap olarak koltugun altindaki su bidonunu cikarip kendisine bir bardak Cene suyu ikram ettik. Inanmayan gozlerle bakti. "Bu ne suyu?" sorusuna: "Ic bu Cene suyu, biz su meraklisi oldugumuzdan, taa oradan buraya getirdik. Arabada hep bu Cene suyunu bulundurur, onu iceriz." cevabini verdim. Hemen icti. Elindeki bos bardakla duygularini saklamak istercesine bize bakti, "Bir daha dolduralim." dedik. Gozleri parladi. Onu da icti. "Ya Rabbim sen nelere kadirsin, su ise bak, aklima hayalime gelmeyen sey basima geldi." sozlerini sarf etti. Sonra yuzunu yolun kenarindaki daglara dogru cevirdi ve gozunden bizden saklamak istedigi iki damla gozyasi yanagindan asagiya dogru suzuldu. Hafifce "Allah razi olsun." diyebildi.
Ondan sonra pek fazla konusmadik. Zaten yol da bitmis karargahina gelmistik. Arabadan asagiya indik. O benim boynuma sarildi, ben de onun iki damla gozyasi doken o iki gozunden optum. Son soz olarak agzimizdan ayni cumleler dokuldu: "Allah'a emanet ol!"
Iste size bu hafta, bir yol macerasinda yasanmis bir su hikayesi...
Eski insanlarimizin, ozellikle Istanbul'daki, su meraki yeni bastan yavas yavas beliriyor. Daha once okudugumuz yahut duydugumuz su hikayelerini yasamaya basliyoruz.
Namik Kemal ve arkadaslari Jon Turklerin, Londra'ya giderken yanlarinda Istanbul'dan Karakulak suyu goturdugunu biliriz. Ama su meraki konusunda iki aile var ki muthistir. Bunlardan birisi edebiyatci merhum Mahir Iz'in ailesi, digeri de tarihci Yilmaz Oztuna'nin babasi Muhittin Oztuna'dir.
Mahir Iz Bey'in dedesi Servet Efendi, Mekke kadisi iken oraya damacana ile Karakulak suyu gotururmus. Babasi Abdulhalim Efendi de Midilli kadisi iken adaya Istanbul'dan yine Karakulak suyu getirtirmis. Rahmetli Mahir Iz de dostlarina "Suyu sever misin?" diye sorar ve onlara su ikram edermis. Hoslandigi kisilerden bahsederken "Karakulak suyu kadar hafif'ur-ruh" diye atifta bulunurmus.
Yilmaz Oztuna'nin babasi Muhittin Oztuna ise Karakulakci degil, hasta derecesinde bir Tasdelen meraklisiymis. Bazen Tasdelen bulamayinca ne yapacagini sasirir, hatta Ankara'daki onemli sahislardan yardim bile istermis. Son nefesine kadar Tasdelen'den baska su icmemis.
Merhum Suheyl Unver Istanbul'dan hacca giden su meraklilarinin yanlarina Karakulak suyu goturduklerini, hacdan donerken de eger su artarsa, kiyamayip geri getirdiklerini yazar.
Ahmet Hamdi Tanpinar Istanbullu bir hanimin Arabistan'da hasta iken hep Karakulak, Tasdelen, Circir, Hunkar diye Istanbul'un sularini sayikladigini ifade eder.
Istanbul'da halkin nazarindaki bir diger iyi su da Hamidiye suyudur. Bununla ilgili de bir anekdot aktarayim:
Mustafa Kemal bir gun Galatasaray Lisesi'ni ziyarete gider; kendisine kahve ikram edilip, yaninda su getirilir. Pasa, meshur odaci Kara Hasan'a "Bu ne suyu?" diye sorar. Kara Hasan "Hamidiye suyu." cevabini verince, yanindaki mutad zevat hemen kaslarini catarak, "Hayir, Hamidiye degil, Millet suyu." derler. Gazi bu sozlere hafifce guler ve "Iyi sudur, iyi sudur." der.
Bu su yazisini yine bir yol hikayesiyle bitirelim. Ege'de Yunan adalarindan Patmos'ta, oraya yerlesmis bir Istanbullu Rum ile karsilasmistim. Beyoglu'nda dogup buyudugunu anlatinca, benim de orada, Galatasaray'da gencligimin gectigini soyledim. O da hemen sunu sordu: "Sizin okulun duvarinin dibinde bir Hamidiye cesmesi vardi. Oradan gider su icerdim. Tadini unutamiyorum. Hala o su akiyor mu?" Hayir, cevabini verince uzuldu ve "Yazik olmus." dedi.
Son soz: "Hayat bulan her sey sudandir."

Meraklisina notlar
1. Yukarida adi gecen sularin disinda Istanbul'da bir de Kayisdagi suyu vardir ki, simdilerde bicare halkimizin onunde uzun kuyruklar olusturdugu bu su, eski Istanbullularca hic makbul sayilmaz, kotu bir su olarak telakki edilir ve "Adam Karakulak yerine Kayisdagi'ni dayadi." denirdi.
2. Tarihteki meshur su meraklilarindan biri olan Ahmet Cevdet Pasa, en cok Buyuk Camlica suyunu begenir ve bekletildikce guzellestigini yazar ki, maalesef o su simdi tarihe karismistir.
3. Iyi sudan simdiye kadar anlamayan; ama bundan sonra bu yaziyi okuyup, su merakina dusecek olanlara bir ipucu olarak deriz ki, suyun sertlik derecesi arttikca kalitesi duser, azaldikca yukselir. Istanbul'un Tasdelen suyu 1, Karakulak suyu eskiden 1, simdi 3, Sirmakes suyu 2, Hamidiye suyu 5 sertlik derecesindedir. Izmit'in meshur Cene suyunun sertlik derecesi ise 1'dir.
Istanbul'a su anda Bursa (Oba, Elmas, Kestel, Erikli, Korusu), Izmir Menderes (Sasal), Aydin Bozdogan (Madran), Pozanti (Hayat), Manavgat (Sural), Tokat (Niksar), Sakarya (Kristal, Sogucak, Mahmudiye, Serefiye, Kardelen) ve Izmit'in (Yuvacik, Cene) yani sira Sile'nin degisik sulari gelmektedir.
4. Divan edebiyatimizda Yenisehirli Avni Bey'in Bahariye Mevlevihanesi'ne su getirilmesini talep eden bir ab-namesi mevcuttur.
5. Iyi su meraki sadece bizde degil, Avrupa'da ve Amerika'da da mevcuttur. Oralarda da cok guzel su markalari bulunur. Maalesef yerimizin darligindan onlara giremiyoruz.

Keyfiyet

Ahmet Selim
Fitrat ve teori
Genetik yapisiyla ve beyinsel ozellikleriyle insan bir fizyolojik determinizm sabitliginin icine sikismis durumda midir?
Bence hayir. Ne var ki diyalektik metodun kesinlik ve keskinlik karakteri, "ifrat ve tefrit" makasina muhtactir. Onunla kesip bicecektir.
Freud'e tepki gostermek iyi bir sey. Ama onun karsisina psikolojiyi bir maddi muayyeniyete saran genellemelerle cikmak, hic dogru degil. Dengenin olculeri ve nispetleri korunmazsa, ifade edilen gercek paylari bir ise yaramaz.
Rahmetli Ayhan Songar hocamiz, "beyinsel" uzerinde fazlaca duruyordu; yahut "bana oyle geliyordu" diyelim. "Kimyevi degisiklikler olur, bunun neticesinde de psikolojik denge bozulur" izahi, modern bir gorustur; fakat genellemelere elverisli degildir. Sebepnetice munasebetleri bu kadar yalin degildir.
Menderes, Yassiada'da depresyona girdi. Adeta eridi, coktu. Daha ilk durusmada "Icinde yasadigim sartlar dolayisiyla zihni melekatim zaafa ugradi." diyerek sartlarin duzeltilmesi talebinde bulundu. Siz ona istediginiz kadar antidepresan verin; "serotonindopaminnoradrenalin" yukleyin, halini duzeltemezsiniz. Burada ne sebep kimyevidir, ne de care. Tahliye edin, tabii sartlara donsun, 3-5 ayda hicbir seyi kalmaz. Anlamasi kolaydir diye bu ornegi verdim.
Insanin psikolojisi, fizyolojik olmaktan ziyade ruhi sebeplere baglidir. Burada aldatici olan sudur: "Ruhun olumden sonra da var olacagi, asliyetiyle bir kaybin ve bozulmanin bahis konusu edilemeyecegi" noktasindan hareket ediliyor. O ayri bir bahistir. Bedenle beraber yasayan ruh, farkli sartlardadir. Derinden etkilenip tahammul sinirini asan uyarilar gondermeye baslarsa, elbette ki beyin de beden de bunun patolojik sonuclarini (su veya bu olcude) yasayacaktir. Tersi de olabilir: Maddi sebebe dayanan bir rahatsizlik da ruhu etkileyebilir. Ama genellemeye gidilirse, ihata imkani kalmaz. Etkilesimi okuyamazsiniz.
... Saniliyor ki bir zaman gelecek, bir genetik servisine ugrayip yedek parca degistirir gibi kendimizi yenileyecegiz!
Butun hayati fonksiyonlarin arka plani beyindir. Mesela gormeyi goz degil, (aslen) beyin saglar. Bu kadarini biliyoruz. Fakat, hayati fonksiyonlarin arka plani beyin ise, "derin plan"i ruhtur. Iste burada bilmedigimiz cok sey vardir ve teorik genellemelerden kacinan bir fikri ihtiyat tavri cok luzumludur.
Burada hemen "fitrat" gercegini isaretlemek istiyorum. Genetik yapi fitrat dairesi icindedir. Fitrata aykiri sartlar, tali ozellikleri ve genetik yapi sartlari ne olursa olsun, ruhu rahatsiz eder. Intibak toleransi bir noktada kirilabilir. Ne var ki; ilim, "fitrat" icin maddi cerceve disinda fazla bir sey soyleyemiyor. Mutlak'in yardimina muhtac oldugunu da kabullenmiyor. Daha yuzlerce teori uretebiliriz, bu teorilerin eline bir suru "bilimsel" malzeme bastonu da tutusturabiliriz. Ama buradaki bosluk, Mutlak'in yardimindan istifade eden bir tefekkur cehdi dogmadan doldurulamaz. Referans vermek sart degildir. Ilmin kabul gormus metodolojisi hangi uslubu gerektiriyorsa onu kullanabiliriz.
... Vulgarizasyon sahnelerinde ve ekranlarinda, cok iddiali ve cok vahim yanlisliklar goruyorum. Teorik kaliplara bu derece baglanmak, birakiniz psikolojiyi, ekonomide bile yanlistir. Biz zamanin o teorileri test etmesini bekleyemeyiz; yanilma paylarini onceden dikkate alan bir ihata zenginligine varamazsak, zamani beklerken hayati kaybedebiliriz.
Fitrat hakikatini dikkate almayan teorik genellemelerle insani tanimak mumkun degildir. Dogru bakisi fitrat hakikatine bagli bir "dusunce ve sevgi egitimi"ile ogretebiliriz. (Koseme bu kadari sigiyor, konuyu yine ele alacagim.)

Tefekkur

Hekimoglu Ismail
Kimin torunu?
Ulastirma Bakani Ahmet Arif Denizolgun'u, bir buyuk Islam aliminin torunu oldugu icin suclamaya calisiyorlar, "tarikatci" diyorlar. Acaba Ahmet Bey meyhanecinin torunu olsaydi yine suclama cihetine giderler miydi? Hatta soyadi da "sarapci" olsaydi, bu unvan onun bakanligina golge dusurur muydu?
Iste asil mesele burda: Bazilarina gore meyhanecinin torunu olmak, Islam aliminin torunu olmaktan daha iyi. Yine onlara gore tarikatci olmaktansa, kumarbaz olmak daha iyi.
Tarikatlar hakkinda kanuni hukumler bulunsa da, tarikatci tevbe istigfar eder, Resulullah'a selavat getirir ve Allah der. Bir kisim yanlis anlayislar nazara verilse de, bu yolda ustun insanlarin yetistigi de inkar edilemez. Fransiz yazarlarindan Victor Hugo, tarikat buyuklerinin hayat hikayelerini alip Sefiller romaninda piskoposa mal edip, ustun bir insan ornegi ortaya koymustur. Islam buyuklerinden butun dunya istifade ettigi icin, Islamiyet hizla yayilmistir. Bugun Avrupa'da Islam'in izlerine rastlaniyorsa bu, padisahlarin seferiyle degil, alimlerin tesiriyledir.
Sayin Denizolgun, yuksek tahsilini tamamlamis, birkac lisan bilir, yabanci ulkelerde bulunmus, basarili olmus bir kimsedir. Yine bazilarina gore bunlar "cagdaslik" icin yeterli degildir, sulalesinde bir Islam alimi var mi, yandi! Islam aliminden baska seyler olsaydi, suclanmiyacakti. Bizi de yaralayan bu anlayis ya...
Dunya uzerinde hicbir hukuk, hicbir din, bir sahsi atasindan dolayi suclamaz. Meyhanecinin, kumarbazin cocugu da muhterem ve aziz olabilir.
Sabit fikirli insanlar bana boga gureslerini hatirlatir. Zavalli boga hep kirmiziya dusmandir, basina gelen felaketlerin sebebi de budur.
Cok sukur milletimizin ekserisi sagduyuludur. Iyiyi, guzeli takdir eden coktur. Bakiniz Turkiye Saglik Iscileri Sendikasi Genel Baskani Sayin Mustafa Basoglu yayinladigi bildiride ne diyor:
"Sayin Bakanim,
Ulastirma Bakani olarak gorevlendirilmenizden son derece memnun oldum. Bu goreve getirilmenizden dolayi hakkinizda ileriye surulen tarikat suclamasi iddialarini kiniyorum. Turkiye Cumhuriyeti vatandaslarinin gerekli nitelikleri tasidiklari takdirde kamu gorevi yapabilecekleri mevzuatimizda acikca belirtilmektedir. Milletvekili olan her vatandasin bakan ya da basbakan olmasini engelleyen hicbir kanun hukmu bulunmamaktadir. Bu gibi suclamalarda toplumda ikilik ve huzursuluk cikarmanin ulkemize hicbir yarari olmadigi gibi cozumlenemeyen sorunlarimiza olumlu herhangi bir katkisi olamaz.
Getirildiginiz bakanlik gorevinizde basarili olmanizi Yuce Allah'tan dilerim."
Zira:
"Anayasa'nin 80. maddesine gore milletvekili, secildigi bolgenin veya kendilerini secenlerin degil, butun milletin temsilcisidir.
Yine Anayasamiza gore gerekli nitelikleri haiz olan her Turk vatandasi kamu hizmeti gorme hakkina sahiptir.
Ulastirma Bakanligi gorevine getirilen Sayin Ahmet Arif Denizolgun, biraz once belirttigim Anayasa hukmu muvacehesinde, diger milletvekilleri gibi, milleti temsil etme hakkina sahiptir.
Kendisinin Islam'a hizmet eden bir din aliminin torunu olmasi milletvekili secilmesine engel sayilmadigina gore bakan olmasina da bir engel sayilmaz.

Tarihten Bugune

Ilhan Bardakci
Milli bisiklet...
Turkiye'de egitim politikasi, yillardir, bildim bileli programsizdir, hedefsizdir ve "sil bastan" esasina dayali bir zihniyete mahkumdur. Bir bakima milli kelimesi ile ne kastedilmek isteniyorsa, onun tersi yapilmaktadir. Ve dolayisi ile gencler kadar devlet ve millet de kaybetmektedir.
Bakanindan egitim programlarina, kitap politikasindan ogretmen tayinlerindeki adaletsizlige ve milli ve manevi degerlerdeki yoruma ve simdi de okul tariflerindeki farklara kadar bazi yanlislar icindedir.
Unu memleketi sarmis olan rahmetli bir dostum vardi. Sert dili ile Turkiye'nin unutulmaz egitimcilerinden birisi idi. Ataturk Lisesi muduru iken kendisini zevkle dinlerdim. Veli Soysaldi Bey derdi ki:
Turkiye'den, ihtiyacimiz olan Milli Egitim bakani cikmaz.
Sonra bu teshisini, nefis bir tespit ile noktalardi:
Turkiye'de Milli Egitim bakanlari, koltuklarina otururken, kendileri sagci ise solcu, yok eger solcu iseler sagci sandiklari degerleri temizlemek niyeti ile ise baslarlar. Bu sure de bakanliktan ayrilincaya kadar devam eder. Millilik ve egitimle ugrasmaya vakitleri kalmaz.
Ben yillardir rahmetlinin cizdigi bir tablonun dehseti ile irkilirim.
1944 yilinda, Talim Terbiye ile ilgili bir hukumet karari cikarilir. Der ki bu karar:
Cocuklarimiza, kulturun anahtari olan yabanci dilleri ogretmek icin ve dolayisi ile yabanci dil programlarini artirmak sarttir. Bu nedenle gerekli bir ayarlama yapilmasi icin okullardaki Turkce, edebiyat ve tarih derslerinin sayisi azaltilmalidir.
Okul kitaplarini kimler yazmali ve bu konuda secim hakki kime ait olmalidir? Ya da fikir totalitarizmi adina devlet tarafindan tek acili eserler mi yayinlanmalidir? Bu tartismanin icinden cikamadik. Evvela bir egitim politikasi olmadigi icin, alinacak karar bakanin keyfine kaldi. Ogretmenlerin kitap ticaretine basladiklari iddia edildi. Yazma ve yayinlama konusunda velilere gecen devre verilen hak, bu sene yine kaldirildi. Icinde "Allah" kelimesi gecen eserleri, solcu bakanlar gericilikle sucladilar. Osmanli tarihinin futuhat azametini "emperyalizm" olarak suclayanlar elde balta saldirdilar. Tarihin sosyal kanunlarini aciklayan gercekler, asiri solculukla golgelenmek istendi.
Kisacasi meydan bos birakildi ve bu uzun sure icinde farkinda olunarak veya gaflet ve cehalet sonucu materyalist anlayis hakim oldu.
Hala o milli yani devlet politikasini ve hala o bakani aramaktayiz.
Devlet egitimde etkisiz kalinca okullari bizzat parcaladi: Anadolu liseleri kuruldu. Aileler cocuklarini normal liselere, sadece caresizlik ve imkansizlik yuzunden gonderir oldular. Normal liselerin seviyelerini yukseltmek varken, halkin hakiki mali olan liseler adeta lanetlendi. Ve bir zaman sonra politik baskilarla pitrak gibi fiskiran Anadolu liselerine hoca bulunamaz oldu.
Dikkat ediniz. Bu sene universiteye girecek cocuklarin sayisi 600 bin civarinda. Kabul edilecekler ise 200 bin kadar. Rakamlar arasindaki farklilik bir seylerin hic de iyi yurumediginin gostergesidir. Bu sistemde basarili olabilmek icin okullarin kalitesini duzeltmek akillara gelmedi. Ama gaflet ve cehalet sona ermedi. Bazi kalemler bu basarili okullari yaralayabilmek icin simdi "tarikat okullari" teranesine baglandilar. Peki ama Avrupa'da, Asya'da ve Amerika'da milletin yuzunu agartan uluslararasi yarismalari duzenleyenler de tarikat mensubu mudurlar? Cevaplanmasi gereken bir sualdir. Bu kafa dogru ise, yakinda butun dunya okullari tarikatci olacaklardir, demektir.
Carsida, pazarda milli bisiklet vardir. Egitimde millilik ise baska seydir.
Bir anlayabilsek.

Terazi

Oguz Cetinoglu
Hizli tren
Konu; once Kirk Dokuzuncu Hukumet doneminde gundeme gelmisti. Donemin basbakani Sayin Demirel, hizli tren projesini acikladi ve hararetle savundu.
Hararetle savundu. Cunku projeye luzumsuz ve luks oldugu gerekcesiyle siddetle karsi cikanlar vardi.
Projenin sahibi, cumhurbaskani secilince, hizli trenden bahsedilmez oldu. Bu gelismeyi, projenin oncelikli olmadiginin isareti olarak degerlendirmek mumkun.
Yeni Ulastirma Bakani, konuyu tekrar gundeme getirdi.
Hizli tren, mevcut tren hattinin islahi suretiyle ulasilacak bir proje degil. Vagonlari, raylari, sinyalizasyon sistemi ve istasyonlari ile tamamen ayri bir teknoloji. Yuksek montanli bir yatirim gerektiriyor. Acik veren butcelerle bu projeyi gerceklestirmek cok zor. Alinacak kredi, kamu maliyesi uzerindeki faiz yukunu artirir.
Kaldi ki, Ankara-Istanbul arasindaki ulasimda, yeni bir alternatif arayisini gerektirecek tikanikliklar yok. Bakimsizligina ragmen mevcut karayolu, noksanliklarin ve teknik hatalarla malul olmakla birlikte otoban, sik sik ve asiri olculerde rotari, temizlik problemi olsa bile demiryolu, pahali tarifesiyle havayolu.. ihtiyaci karsiliyor. Bunlarin islahi daha akilli ve verimli bir yatirim olur. Illa ki hizli tren yapilacaksa, yap-islet-devret (YID) modeli ile milletlerarasi ihaleye cikartilabilir. Proje verimli ise, talibi cikar, yapar. Degilse, gerceklestirmek, gercekten israf olur.
Yeni Ulastirma Bakanimiz, sahsiyeti ve kariyeri ile guven veriyor. Bu donem icin uzun olamayacagi bilinen gorev suresindeki oncelikler listesini, en uygun tarzda duzenleyecegi muhakkaktir.
Istanbul'un iki yakasi arasindaki ulasim, maddi kayiplara sebep olan tikanikliklarla ve zorlukla saglanabiliyor. Rayli sisteme, agir ve hafif vasitalara tahsis edilecek uc katli veya uc yollu tup gecit en acil ihtiyac olarak gundemdedir. On hazirliklarin tamamlanmis oldugu biliniyor. Ihaleye cikarma islemleri hizlandirilabilir. Bu projede de YID modeli uygulanmali.
PTT'nin son T'sinin, Istanbul Menkul Kiymetler Borsasi araciligi ile ozellestirilmesi, cep telefonlarinda iki ayri yeni lisans verilmesi, televizyon kablo sebekesinin genisletilip gelistirilmesi.. oncelikli isler listesinin diger kalemleri olabilir.
Bu sonuncu gruptaki isler nedense oncelikli?
Cunku her biri kaynak kullanilmasini gerektirmeyen, aksine fon olusturan islerdir. Sadece Ulastirma Bakanligi'nin degil, butun kamu kuruluslarinin bu tur islere egilmeleri faydali olur.

Akademi

Akademi Gurubu
Takdim
Kur'an'a, ehl-i kitapla diyalog acisindan baktigimizda cok renkli bir tabloyla karsilasiriz. Daha ilk sure olan Fatiha'da, bozulmus sekillerinden sakindirildigini, hemen sonra da en buyuk sure olan Bakara Suresi'nin basinda yine ehl-i kitabin inandigi gerceklerin aslina imanin bizim icin sart oldugunu goruruz. Yani onlarla biz ayni kervanin yolculariyiz. Fakat bu yolculukta bazen yollar ayri dusmustur.
Son asirlarda diger din mensublarinin dinlerine olan saglam itikadlarindan dolayi Allah onlara o dinlerdeki hakikat damlalari adina, maddi acidan bir muzafferiyet lutfetmistir. Biz ise en son ve en mukemmel sekliyle gelen Islam'i bu zamanda en az onlarin kendi dinlerini temsili kadar iyi temsil edemedigimizden bir cihetle maglub gorunuyoruz.
Fakat, modern caglarin, akl-i selimin tasdik ettigi butun guzelliklerinin, iste bu ehl-i kitabin elindeki hakikat kirintilarindan teressuh ettigini de gormek gerek. Firsat verilse ve Allah'in bu lutfuna layik olabilecek insanlar ve toplumlar ortaya ciksa, bu yuce gercegin kirintisina destanlar kesip methiyeler duzenler, asli karsisinda kim bilir neler soylerlerdi? Herhalde "cennet dedikleri bu olsa gerek" deyip gercek cennete olan istiyaklari azalirdi.
Bediuzzaman'in "Medenilere galebe ikna iledir." sozu inkilap capinda bir sozdur ve bu asrin gozuyle Kur'an'i okumadir. Gunumuzde ise, dine mensubiyetleri zayif da olsa ehl-i kitap olarak bilinen devletlerin bircogunun Muslumanlara karsi takindiklari tarafli tutum ve buna mukabil Muslumanlarin nefretleri karsisinda buyuk bir cesaretle ve israrla hosgoru ve diyalog talebi, gunluk hadiselerin tesirinde kalmayip gelecegi hedefleyen ve Kur'ani olani tercih eden bir dimagin onemli bir hamlesidir. Iste bu konu Fasildan Fasila'da ayet ve hadislerle anlatiliyor. Ehl-i kitapla tartisma uslubumuz ve zalim olmayanlarinin farkli degerlendirilmesi ve en onemlisi de bu konuda olcunun kacirilmamasi gerektigi konulari guzel bir uslupla ifade ediliyor. Mutlaka okuyun.
S.C.

FASILDAN FASILA... FASILDAN FASILA... FASILDAN FASILA...
Ehl-i kitapla diyalog
Ehl-i Kitabin zalim olmayan kesimiyle munasebetlerimizde, siddetli davranma ve onlarin iflahini kesme dusuncesi Islami bir dusunce ve davranis degildir. Boyle bir dusunce ve davranis Islami olmaktan ote, Islami kaide ve prensiplere aykiri bir carpiklik demektir. Evet, Kur'an'in ve Sunnet-i Sahiha'nin ruhu sikildiginda bazi hususi haller mustesna, orada hep musamahayi goruruz. Bu musamahanin katkilari ehl-i kitaba, hatta bir manada kim olursa olsun butun dunya insanlarina kadar uzanmakta.
Inanan insanlar, imanlarina gore tavirlarini cok iyi belirler ve mesajlarini verilmesi gerektigi sekilde verirlerse, ulkemizde ve hatta dunya uzerinde cok iyi bir diyalog ortaminin meydana gelecegine inaniyorum. Bu sebepledir ki her mesele gibi bu konuda da Kur'an ve Allah Rasulu'nun uslubu esas alinarak, yapilacak seyler ona gore yapilmalidir.
Bakara sure-i celilesinin basinda Allahu Teala soyle buyurur: "Kur'an, muttakileri hidayete ulastirir." (Bakara, 2/2) Daha sonra da bu muttakilerin kim oldugunu aciklar: "Gaybe iman eden, namazi dosdogru kilan ve rizik olarak verdiklerimizden infakta bulunanlar. Ve ayni zamanda sana ve senden onceki (Peygamberlere) indirilenlere iman edenler. Ve onlar Ahiret'e de kesin bir yakin icindedirler." (Bakara, 2/3,4) Kur'an bu ayetleriyle bizi, cok yumusak ve biraz da kapali bir uslup kullanarak, gecmis peygamberleri ve onlara indirileni kabule cagirir. Daha Kur'an'in basinda, ondan istifade icin boyle bir sartin getirilmesi, bana ehl-i kitap ile diyalog adina cok onemli geliyor.
TARTISMA USLUBU
Allahu Teala bir baska ayette soyle buyurur: "Ehl-i kitapla tartisirken en guzel bir sekil ve uslubda tartisin." (Ankebut, 29/46) Kur'an, bu ayetiyle de bize, uslubda takinacagimiz tavri ve sergilememiz gereken edebi salikliyor. Islam'da munazara sekil ve uslubu konusunda Bediuzzaman'in soyledikleri son derece dikkat cekicidir: O, "Munazarada karsidakinin maglubiyetiyle memnun olan insan, insafsizdir" der ve bunun sebebini de soyle aciklar: "Onun maglup olmasiyla siz bir sey kazanmazsiniz; siz maglup olup da, o kazanmis olsaydi, o takdirde bir yanlisinizi duzeltmis olacaktiniz." Evet, munazarayi, nefsi adina degil de, gercegin ortaya cikmasi adina yapan insanin tavri bu olmalidir. Buna karsilik, siyaset meydanlarinda, sadece hasmi maglup etme dusuncesiyle yapilan munakasalara baktigimizda, o tartismalardan olumlu hicbir netice cikmadigi da aciktir. Oyleyse, musademe-i efkardan, yani fikirlerin carpismasindan hakikatin ortaya cikmasi icin, karsilikli anlayis, saygi, hakperestlik gibi dusturlar katiyen kulakardi edilmemelidir. Bu da Kur'ani bir dustur olarak ancak, iyi bir diyalog ortaminda gerceklesebilir.
Yukarida gecen ve ehl-i kitapla en iyi ve en guzel sekilde munazarayi emreden ayetin devaminda "ancak zulmedenler haric" kaydi vardir. Zulum, En'am suresinde yer alan "Imanlarina herhangi bir zulum karistirmayanlar (var ya), iste guven onlarindir. Ve dogru yolda olanlar da onlardir" (En'am, 6/82) ayetine Allah Rasulu'nun getirdigi yoruma gore sirk ve kainati tahkir u tezyif manasinda kufurle es anlamda kabul edilmistir. Insanin, kendi vicdaninda Allah'i ifade eden butun dilleri susturmasi zulumlerin en buyugudur. Ayni zamanda zulum, baskalarina haksizlik yapma, insanlar uzerinde baski kurma ve dayatmalarda bulunma manalarina da gelir. O acidan zulum, bir yonuyle sirki ve kufru de icine alan, dolayisiyla da sirk ve kufurden daha buyuk bir gunahtir. Cunku, her musrik veya kafir, baskalarina haksizlik yapma, insanlar uzerinde baski kurma ve dayatmalarda bulunma anlaminda zalim olmayabilir. Halk arasinda meshur manasiyla zulmedenlere, sekavet adina silahlananlara, hem insan hak ve hukukunu, hem de Allah hakkini cigneyenlere karsi kanunlar cercevesinde mukabelede bulunmak bir esastir.
Ehl-i kitabin zalim olmayan kesimiyle munasebetlerimizde, siddetli davranma ve onlarin iflahini kesme dusuncesi Islami bir dusunce ve davranis degildir. Boyle bir dusunce ve davranis Islami olmaktan ote, Islami kaide ve prensiplere aykiri bir carpiklik demektir.
OLCULU OLMA
Bir baska yerde, Mumtehine suresinde, "Allah, sizinle din ugrunda savasmayan ve sizi yurtlarinizdan cikarmayanlara iyilik yapmanizi, adil davranmanizi yasaklamaz. Cunku Allah, adaletli olanlari sever" (Mumtehine, 60/8) buyurulmaktadir. Bu ayetin inmesiyle alakali olarak, Hz. Esma validemizin musrike olan analiginin, Mekke'den Medine'ye gelip validemizle gorusmek istemesi nakledilir. Hz. Esma, Allah Rasulu'ne gelir ve musrik analigiyla gorusup gorusemiyecegini sorar. Bunun uzerine bu ayet nazil olur ve gorusmenin de otesinde, ona iyilikte bile bulunmasinin herhangi bir mahzuru olmadigi ifade edilir. Bahse konu olan bu kadin bir musriktir. Allah'a, ahiret gunune ve peygamberlige inananlar icin belirlenecek tavri da anlayislariniza havale ediyorum.
Kur'an-i Kerim'de bu sekilde ictimai diyalog ve hosgoru acisindan uzerinde durulabilecek yuzlerce ayet bulmak mumkundur. Ancak burada dikkat edilmesi gereken husus, musamaha ve hosgorude dengenin yakalanabilmesidir. Kobraya merhamet etmek, onun isirdigi insanlarin hukukunu yemek demektir. Humanizmanin o kadari, rahmet-i Ilahiyeden fazla merhamet etme iddiasi demektir ki, boyle bir tavir ise merhametin kendisine saygisizlik ve baskalarinin hukukuna da tecavuzdur. Dolayisiyla, hosgoru ve diyalog arayisi, hicbir sekilde Allah'in anlatilip tanitilmasindan geri durmayi gerektirmez. Evet, Kur'an'in ve Sunnet-i Sahiha'nin ruhu sikildiginda bazi hususi haller mustesna, orada hep musamahayi goruruz. Bu musamahanin katkilari ehl-i kitaba, hatta bir manada kim olursa olsun butun dunya insanlarina kadar uzanmaktadir.

OLCU veya YOLDAKI ISIKLAR
CUMHURIYET
Cumhuriyet, hurriyetin anasi veya murebbisi mesabesindedir. Hurriyet asiki nesilleri o besler, o buyutur. O besler o buyutur; ama cumhuriyet katiyen bir "serseri-hurriyet" idaresi de degildir; o bir fazilet, ahlak ve hurriyet hukumetidir.
Cumhuriyet, insani yukselten degerlerle insanin yukselmesine zemin hazirlar; sonra da onu, yuksek ahlaki ve uyanik vicdaniyla bas basa birakir. Artik her fert, evinde ve isinde bir irade insani olarak hep iyiyi ve fazileti dusunur ve yuksek insani degerleri takip eder.
KUR'AN'IN ALTIN IKLIMINDE
Gaybi haberlerde mucizeler
C. Kur'an'da istikbale ait haberler
Kur'an-i Mu'cizu'l-Beyan'in istikbale ait verdigi haberler, gecmise dair olan beyanlarindan daha farkli ve daha dusundurucudur. Cunku bir hadisenin zuhurundan once haber verilmesi, insanin idrak ufkunun ustunde olan bir istir. Evet, ortada herhangi bir emare yok iken, gelecekte zuhur edecek bir hadisenin zuhur etmesinden once haber verilmesi, hem buyuk bir iddia hem de buyuk bir meydan okumadir. Bu acidan da Kur'an-i Kerim, bir manada bu kabil mucizevi ihbaratiyla hem muhatabi olan inkarcilara hem de daha sonraki donemlerin arastirmacilarina meydan okumaktadir. Simdi de bu konuyla alakali bir-iki misal arz edelim:
1- "Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni teblig et. Eger bunu yapmazsan, O'nun elciligini yapmamis olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktir. Dogrusu Allah, kafirler toplulugunu hidayete iletmez. " (Maide, 5/67)
Bu ilahi beyan, Allah Rasulu (s.a.s.)'ne insanlarin eliyle bir zarar verilemeyecegi hakikatini gaybi bir surette haber vermektedir. Efendimiz (s.a.s), butun insanligi kusatan evrensel bir dava ile ortaya cikmistir. Elbette boylesine buyuk bir dava, bir kisim munkir ve musrikler tarafindan tepki alacakti; aldi da. Pek cok munkir ve musrik, bu mukaddes davanin karsisina dikilip, onun gelisip yayilmasina firsat vermeyeceklerdi. Nitekim Islam, Mekke toplumu icinde intisar etmeye baslayinca, Mekke musrikleri, her turlu mucadele yolunu deneyerek Islam'i ve Muslumanlari adeta abluka altina aldilar. Muvaffak olamayacaklarini anlayinca da, dogrudan dava sahibi olan Nebiler Serveri (s.a.s)'ni ortadan kaldirmaya karar verdiler. Ancak Allah (c.c), onlarin bu gizli planlarini Rasulu'ne bildirerek, yukarida zikredilen ayet-i kerime ile her ne suretle olursa olsun O'nu koruyacagini ve musriklerin O'na herhangi bir sekilde zarar veremeyeceklerini haber verdi. Zira Insanligin Iftihar Tablosu'nun davasi, butun insanligin ebedi felah ve saadetiyle alakali davalarustu bir davaydi. Bu davanin temsilcisi ise, alemlere rahmet olarak gonderilen Hz. Muhammed (s.a.s) idi. Beser, ancak O'nun rehberliginde arzu ettigi saadete kavusabilecekti ki, O'nun hayatina hatime cekildiginde her sey yeniden bir kere daha karanliklara gomulecekti.
Iste, mevcudiyetiyle kainatin mevcudiyeti arasinda boylesine bir irtibat bulunan Zat'in (s.a.s) hayati, bu ayetin bisareti cercevesinde bizzat Cenab-i Hakk tarafindan teminat altina aliniyordu. O Hidayet Gunesi (s.a.s), sokak sokak, ev ev dolasacak ve insanlari hidayete, aydinliga davet edecekti. Bu da O'nun her zaman tehlikeye maruz bulunmasi demekti. Zaten yer yer O'nun mubarek yuzune tukurenler, basina tas-toprak sacanlar da eksik degildi. Ayrica, bir yerde O'nu tek basina istirahat halinde gorseler, hemen etrafini kusatarak, oldurmeye yelteniyor ve O'na karsi hep komplo pesinde kosuyorlardi. Bedir, Uhud ve Hendek gibi vak'alarda aciktan aciga onun hayatina kastederek O'nu ortadan kaldirmak istiyorlardi. O ise, butun bunlar karsisinda Rabbisine karsi oylesine ciddi bir emniyet ve derin bir itimat icinde idi ki, kafirler O'nun bu insanustu tevekkul ve cesareti karsisinda hep hayret ve hayrete dusuyorlardi. Cunku O biliyordu ki, Allah (c.c), "Ey Rasul! Rabbinden sana indirileni teblig et. Eger bunu yapmazsan, O'nun elciligini yapmamis olursun. Allah seni insanlardan koruyacaktir. Dogrusu Allah, kafirler toplulugunu hidayete iletmez." (Maide, 5/67) buyurarak, O'nu koruma altina almisti.
Evet, Efendimiz (s.a.s)'i, bir gunes gibi insanligi aydinlatmak icin gonderen Allah (c.c), dusmanlarinin ellerinden ve onlarin kotu emellerinden O'nu korumus ve O'nun icin kurulan tuzaklari her zaman bosa cikarmisti.
Aslinda, "Hatirla ki, kafirler seni tutup veya oldurmeleri yahut Seni (yurdundan) cikarmalari icin Sana tuzak kuruyorlardi. Onlar (Sana) tuzak kurarlarken, Allah da (onlara) tuzak kuruyordu. Cunku Allah tuzak kuranlarin en iyisidir." (Enfal, 8/30) ve "Onlar bir (kisim) tuzak(lar) kuruyorlar; Biz de onlari yakalamak icin bir tuzak kuruyoruz." (Tarik, 86/15-16) ayetleri de bu istikamette nazil olmus bisaret soluklariydi.

HIS DUNYASI
Hulyali mavilikleriyle
GECELER
Her zaman ayri bir isikla tuter geceler,
Ruh o sessizlik icinde sonsuzu heceler..

Asanlar, kendi serhaddini gecede asar..
Ve insan bu ufkuyla hep otelerde yasar.

Gecede sessizlik huzuru besleyen sarki;
Budur bence karanliklarin isiktan farki..

Her gece kudret gok kapilarini aralar,
Bu buyulu mavilikte tullenir veralar.

Renk, sekil, koku butunuyle silinir gider;
Gecede ic icedir havf-reca, sevinc-keder.

Yer yer her yanda visal esintisi duyulur,
Ve duygular matkap salinmis gibi oyulur..

Anlar anlayan, O her yerde Hazir ve Nazir,
Bir araya gelmis gibidir Musa ve Hizir..

Lahutun sinelere carpan akislerinden,
Duyulur kul olmanin nes'esi ta derinden..

Leyliler mest u mahmur, dudaklarinda kevser,
Gecede ruzgar vuslat kokulariyla eser.

Siyrilir gonul varligin dar hendesesinden,
Ve sonsuzluk besteleri sunar kendi sesinden..

Her yana buyuleyen bir uhrevilik siner,
Sonra ruhlara dalga dalga varidat iner.

Denizler gibi cosar, kopurur duygular,
Ruh icini dokecegi tenha bir koy arar:

Bas-ayak ayni yerde, oper alni seccade,
Budur insani yakinliga tasiyan cadde...
M. Fethullah GULEN

Hodri Meydan

Hasan Sutay Suleyman Unal
Gariplikler ulkesi Turkiye!
Bu ulkede yok yok. Niye mi? Akliniza gelebilecek ve hatta aklinizin alamayacagi tuhafliklar yasaniyor ulkemizde. Olmadik trafik kazalarindan tutun da henuz hayatta olup da fakat nufusta kaydi bulunmayan insanlara varincaya kadar...
Ismail Yildiz'in anlattigi olay da, ornegine sik rastlanmayan (Sayet rastlansaydi nufusumuz bir hayli dusuk olur ve kisi basina dusen milli gelir de cok yuksek olurdu.) bir hadise.
Askere gitmek uzere bagli bulundugu emniyet mudurlugunden izin alarak memleketine giden ve orada askerlik durumunu ogrenmek icin ilce askerlik subesine basvuran bir polis memuru, hic aklina gelmeyen bir sorunla karsilasir. Askerlik subesinden, normalde askerligi gelmis olmasi gereken polis memuruna, 'Kusura bakmayin ama; elimizde, askere gitmesi gereken sizin gibi bir vatandasin kaydi yok.' denir. Olayin uzerine nufus kimligini gosteren polis arkadasimiz, 'Ben askere gitmedim ve yasima gore de askere cagrilmis olmam gerekir.' dediyse de isini askerlik subesinden halledemez. Oradan hemen ilce nufus idaresine kimligiyle birlikte giden polis memuru, nufus kaydinin orada da olmadigini ogrenir. Elinde, Turkiye Cumhuriyeti vatandasi oldugunu gosteren ilgili makamlarca verilen nufus kimligi oldugu halde nufusta kaydinin olmadigina sasiran polis memuru, 'Ben ayni zamanda devletin resmi bir kurumu, Emniyet Teskilati'nda gorevli ve devletten maas alan bir insanim. Nasil boyle bir yanlislik yapilir?' seklinde hayretini dile getirir.
Neyse ki, olay ilce nufus idaresinde cozume baglanir ve memur, elinde bulunan nufus kimliginden hareketle 27 yil oncesi nufus kutugune kaydedilir.
O simdi asker...

Nerde o ayaklar?
Bulgaristan'da calisan bir ayakkabi tasarimcisi, yaptigi 261 santimetrelik ayakkabiyla, Guinness Rekorlar Kitabi'na girmeye aday oldu.
Gabrovo sehrinde unlu ayakkabi tasarimcisi Peyko Mihov, onumuzdeki gunlerde kutlayacagi 60. dogum gununu ilginc bir rekorla kutlamaya karar verince aklina boyle bir calisma gelmis.
Guinness Rekor Kitabi'na giren, Cek yapimi en buyuk ayakkabinin 260 santimetre boyunda oldugunu kaydederek, bu rekoru kirmaya kararli oldugunu soylemis.
Mihov, bundan 10 yil once 100 santimetrelik bir ayakkabi yapmis. Dev ayakkabiya, o gun 6 yasinda olan kizi rahatlikla oturabiliyormus.
Su insanoglu neler yapiyor yahu...

Ne zamana kadar?
Fuat Seferov anlatiyor: '70'li yillarin SSCB'si...
Sosyalizm ve komunizme gecit dalgalarinin bol oldugu donemler... Moskova'dan Komunist Parti ust yoneticilerinden onemli bir partili, kendisine onceden belirlenen bir koye gelir, tum koyluleri miting alanina toplar ve SSCB'nin genel politikalarini anlatir... Daha sonra konusmasinin ardindan, gur bir sesle 'Yoldaslar, bizim bir ayagimiz sosyalizmde, bir ayagimiz da komunizmde!' der...
Boylece, gunler gelip gider. Partili, gorev icabi her ay ayni koye gelir, konusur ve konusmasinin sonunda da yine 'Yoldaslar, bizim bir ayagimiz sosyalizmde, bir ayagimiz da komunizmde!' der. Her ay bu olay tekrarlanir ve aylarin birinde partili, yine konusmasinin ardindan 'Yoldaslar, bizim bir ayagimiz sosyalizmde, bir ayagimiz da komunizde!' derken, saf koylunun biri dayanamayarak sorar; 'Ay, yoldas partkom (partili yonetici) gardas, siz hep geldiginizde diyorsunuz ki, 'Bizim bir ayagimiz sosyalizmde, bir ayagimiz da komunizmde' Peki bu ayaklarimiz ne zamana kadar arali kalacak?'

Yan kesilmeyin sakin!
Istanbul'da yasiyorsaniz eger, onlara muhakkak rastlamissinizdir. Rastlamanin mahzuru yok, carpilmayin yeter. Cinlerden degil, yan- kesicilerden soz ediyoruz.
Iskenderun'da esnaflik yapan Ali Ihsan Donmez ve esi Fatma Donmez, gectigimiz haftalarda Istanbul'a gelerek is gorusmeleri yaptilar. Bulunduklari muddet, Sefakoy'de bir aile dostlariin yaninda kaldilar. Sirkeci'de islerini bitirip Sefakoy'e gitmek istediklerinde tramvay ile Topkapi'ya geldiler. Burada dolmuslarin bulundugu duraga gitmek isterken, yaslari 16-17 civarinda olan iki gencin olesiye birbiri ile kavga ettiklerini gorduler. Fatma Hanim'in acima hisleri kabardi, Ali Ihsan Bey de ne olup bittigini anlamadan kavgacinin birini yani basinda buluverdi. Bond canta da tasiyan A. Ihsan Donmez'in cebinde 60 milyon TL. vardi. Elini oraya atip parayi ceken yankesici hizla oradan uzaklasmaya basladi. Durumu hemen far keden Ali Bey, yakinindaki polis otosuna yonelip yankesicileri ihbar etti. Iki polis tarif uzerine peslerinden kosmaya basladi ve civardaki umumi tuvaletlerde kiskivrak yakaladi. Ancak paralar ucmustu bile...
Ekip, yankesiciler ve magdur cift birlikte Zeytinburnu'ndaki Sehit Bulent Ustun Polis Karakolu'na gitti. Donmez cifti iki gencten sikayetci oldu. Gece gec vakit Sefakoy'e gittiler. Karakoldan, parayi arastiracaklari ve haberdar edeceklerini soylediler. Ertesi gun telefon acildi karakoldan ve 25 milyon ile 100 dolarin bulundugunu bildirdiler. Donmezler'in 100 dolari yoktu ama; ne yapip ettilerse oyle bir para bulunmus.
Donmezler parayi alamadan memleketlerine dondu. Cunku olay mahkemeye intikal etmisti ve parayi mahkeme karari ile geri alabileceklerdi. Polislerin yogun gayreti ve cabucak sonuca ulasmalari Iskenderunlu cifti hayli sasirtti. Ama Fatma Hanim'in su yorumu da yabana atilir gibi degildi: 'Bu cocuklarin bu hale gelmesinde toplumun hic mi kabahati yok? Bence hepimiz bu konuda az cok sucluyuz.'

Basin Harmani

Haber Merkezi
Dergah, daire veya cami
Vakif ve derneklerce yaptirilan cami ve mescitlerin Diyanet'e devri ile bundan boyle camilerin muftuluklerden izin alinarak yapilmasina dair kanunlari gecen yazimizda ele almistik.
Bu kanunlarin uygulamasi il muftuleri toplantisinda gorusuldu. Diyanet Isleri Baskani Mehmet Nuri Yilmaz'in toplantidan sonraki sozlerini, Mutlu Sereli'nin Cumhuriyet'teki haberinden okudum. Sayin Yilmaz yeni kanunlarin gereklerini siraladiktan sonra, "Camiler dergah degil; madem Turkiye'de din hizmetlerini yuruten bir kurum var, bu camilerin oraya bagli olmasi gerekir. Din adina bir seyler anlatilirsa, hem din zarar gorur, hem de ulke zarar gorur." demis.
Bilindigi gibi, dergah ve tekkeler tarikat mensuplarinin, dervislerin ibadet ettikleri, torelerini uyguladiklari yerlerdir. Bunlar Diyanet Isleri Baskanligi'nin kurulusundan (1924) sonra 1925 yilinda kapatilmislardir.
Bundan onceki yazimda, "Asil tartisilmasi gereken, devlete ait ibadethanelerin hukumete bagli bir kurum icinde yonetilmesi ve din adamlarinin devlet memuru olmasidir. Ibadet ile siyaseti ayirmanin ilk kosulu, din islerini devletten bagimsiz kilmaktir." demistim.
Bana gore, butun ibadethaneler gibi camiler de ibadet edenlere birakilmali, bunlar ibadet edenlerin kurdugu vakif ve derneklerce yonetilmeli, devlet okullarinda din egitimi verilmemelidir. Bunun sonucu olarak da Sayin Yilmaz'in dedigi gibi "Turkiye'de din hizmetlerini yuruten" bir devlet kurumu olmamalidir.
Ulkemizde boyle bir duzen kurulmasina laik aydinlarimizdan bircogunun ve inananlarin dini duygularini somurenlerin karsi oldugunu biliyorum.
Elindeki gucun baska dairelere verilmesine veya kaldirilmasina karsi cikan her devlet dairesi gibi Diyanet Isleri Baskanligi'nin da, camilerin ibadet edenlere birakilmasinin yanlis oldugunu soylemesi dogaldir.
Camiler hukumet yonetiminden cikarilir, din adamlari muftuluklerce tayin edilip devletten maas almaz ve devlet okullarinda din egitimi verilmezse, inananlar ibadetlerini, bugune gore daha ozgurce yaparlar. Toplumlar, siyaset adamlarinin din duygularini somurmelerini yok edememistir. Ancak, dini kurumlari elinde bulundurmayan devlette, dinin siyasette kullanilma alani ve konusu azalir, somurunun etkisi asgari duzeye iner. Boyle bir toplumda din somurusu ancak kaba bicimiyle devam edebilir ve toplumca suclanir.
Din isleri ve devlet birbirinden gercekten ayrildiginda, Sayin Yilmaz'in dedigi gibi, "Birligimiz" bozulmaz, tam tersine guclenir. Muminler, kendilerinin belirledikleri din adamlarinin, kendi mahallelerinde ayrilik yaratacak telkinde bulunmalarina, dini inanclari ve toplumsal nedenler geregi izin vermezler. Ibadethanelerin kapilari, din duygularini somurmek isteyen siyaset adamlarina ancak boyle toplumlarda kapatilabilir.
Partilerimiz camilerin yonetimini ve din egitimini devlet isi sayip saymadiklarini acikca soylememislerdir. Onumuzdeki secim doneminde goruslerini acikca soylerlerse, demokrasiye ve inanc ozgurlugune hangisinin daha yakin oldugunu anlayabiliriz.
Tarhan Erdem
Radikal, 10 Agustos 1998

Manipulasyon uzerine
Gazetenin ve gazetecinin kaderi, baskalari tarafindan kullanilmaktir. Haberlere ulasmak icin her zaman kaynaklara ihtiyac duyarsiniz. Haberi size birisi verir sonunda. Ve size haberi veren o birisinin mutlaka bir amaci, Ingilizcesiyle 'secret agenda'si vardir.
Eskiden Anadolu Universitesi'nde gazeteci adaylariyla haftada bir bir cesit atolye calismasi yaptigim yillarda bunu hep ogrencilere soyler, onlari uyarirdim.
Cogu zaman karsilastigim ayni hayal kirikligi olurdu: "Ne yani, meslek hayatimiz boyunca kullanilacak miyiz simdi?"
Elbette meseleyi boyle kaba bicimde ortaya koymamak lazim. Gazeteci, sonunda bir aracidir. Toplumsal bir gorev yurutur. Bu gorev de, halk adina her cesit iktidari denetleme gorevidir.
Gazeteci haber yazar, yargilamaz. Ama ne var ki, eger haberin dogru tanimi "Yayimlanmasindan en az iki kisinin rahatsizlik duyacagi bilgi" ise, baskalarinin rahatsizlik duymasindan zevki ya da cikari olan birileri de bulunacaktir ve gazetecilere haberleri verecektir.
Ben hep gazeteci adaylariyla yaptigim sohbetlerde bunu hatirlatiyor ve sonra da uyariyorum: "Ama burada bir olcu var. Elbette sizi birileri kullanmak isteyecek, size 'seksi' ve 'daha seksi' haberler verecek ama siz burada dusuneceksiniz, kendi sagduyunuzu kullanacaksiniz, oncelikli gorevinizi hicbir zaman unutmayacaksiniz. Evet, bu haberin yayimlanmasindan birilerinin cikari olacak, birilerinin de zarari. Eger cikar saglayan buyuk bir cogunluksa, kendi sesini duyurmak icin size ihtiyac duyan kalabaliklarsa, bence kullanilmanin bir sakincasi yok. Ama bir ozel cikar grubu icin kullanilacaksaniz, kullanilmayin."
Elbette gercek hayatta her sey bu kadar basit, bu kadar siyahla beyaz degil. Cok daha karmasik durumlar var. O yuzden haftalar once burada, 'Adini aciklamak istemeyen kaynak' formunun cok nadir kullanilmasi gereken bir format oldugunu vurgulamaya calistim.
The New York Times, bu tur manipulasyonlari onleme tekniklerini cok gelistirmis, o yuzden de hakli bir une sahip cok guvenilir bir gazete. Ancak bu gazetenin gecenlerde Turkiye ile ilgili yayimladigi bir haber pek cok acidan 'manipulatif', yani yonlendiriciydi.
Haber suydu: 'Adini aciklamak istemeyen' bazi ust duzey kisiler, bu gazetenin muhabirine Turkiye'deki temel mucadelenin Genelkurmay Karargahi'ndaki bir catismadan kaynaklandigini soylemisler, Orgeneral Ismail Hakki Karadayi'nin emekli olup yerine Orgeneral Kivrikoglu'nun gelmesiyle birlikte ortamin degisecegini, "Kivrikoglu'nun Mesut Yilmaz'a yakin ve Islamcilara karsi daha yumusak" oldugunu, Kivrikoglu'nun goreve gelmesiyle Bati Calisma Grubu'nu dagitacagini vs. soylemislerdi.
Bu, gazetelerin cok sik basina gelen, daha cok da gelecege yonelik tahminler iceren haberlerde olan tipik bir 'manipulasyon' vakasi aslinda.
Bir an varsayalim ki, haberde sozu edilen her sey dogrudur. Ama haber yazildigi andan itibaren varsa Genelkurmay'daki, 'sahin'ler onlemler almaya baslayacaklardir. Yani, haberin dogru olmasi durumu, Orgeneral Kivrikoglu'nun degil ona ragmen bir seyler yapmak isteyenlerin daha cok isine yarayacaktir. Hatta belki de bu haberi bizzat kendileri yazmak isteyecek, gazetecilerin kulaklarina ufleyecektir.
Yine varsayalim ki haber tumuyle yanlistir. Eger durum boyleyse, bu haber yine yukaridaki paragrafta anlatilmaya calisilan islevleri gorecektir.
Yani her durumda sonuc aynidir, tek bir farkla. Turk ordusunda iki farkli gorusun catistigi gorusu artik onune gecilemeyecek bicimde yayilacak. Elbette Silahli Kuvvetler bu goruntuden rahatsiz olacak ve birlik icinde hareket edildigi izlenimini yaymak icin ne gerekiyorsa yapilacak. Belki bu durum icin 'normal'den bile bir miktar ayrilinacak.
Gordunuz mu bir manipulasyon ne sonuclara yol acabiliyor...
* * *
Manipulasyonun bin bir cesidi var. Gazetecinin gorevi, kendi istegi ve bilinci disinda manipulasyona gelmemeye calismak, cesitli kurum ve kisilerin uygulayabilecegi manipulasyon taktiklerini ogrenmek ve sonunda karar verirken de, cogunlugun cikarlarina olup olmadigina iliskin sagduyusunu ve vicdanini kullanmaktir.
Gelecege yonelik tahminler, spekulasyonlar yapan, bunu seven meslektaslarima tek uyarim su olabilir: Spekulasyonu siz yapmayin, birakin ismini aciklama cesaretine sahip haber kaynaklari yapsin.
Ismet Berkan
Radikal, 10 Agustos 1998

GAP izlenimleri...
GAP adim adim gerceklestikce, toprak suyla bulustukca Guneydogu gercekten cag degistiriyor, kabuk degistiriyor. Uretim yontemlerinden, uretim iliskilerine, toplumsal yasama kadar buyuk ve koklu bir donusum yasiyor bugun basta Urfa olmak uzere GAP bolgesi.
GAP Idaresi Baskani Olcay Unver'in Hazine Mustesari Yener Dincmen ve ekibi icin duzenledigi uc gunluk GAP turunda carpici bilgiler aliyoruz, gelismeleri yerinde goruyoruz.
Sanliurfa'ya giderken ucakta DYP'li Necmettin Cevheri ile karsilastik. Politikaci olarak, bakan olarak GAP'a emegi gecmis bir isim Cevheri. "GAP" deyince gozleri parliyor; "Bakin, Harran bir yesil denizi oldu... Buralardaki gelismeyi gorunce Turkiye'nin Ankara'dan, Ankara siyasetinden ibaret olmadigini daha iyi anlayabilirsiniz." diyor.
Gercekten de GAP'taki son gelismeleri yerinde gormek insani etkiliyor, moralini yukseltiyor.
Insan, rahmetli Cumhurbaskani Turgut Ozal ile simdiki Cumhurbaskani Suleyman Demirel arasindaki GAP cekismesini, "GAP'i gaptirmam" kavgalarini daha iyi anliyor; ikisine de hak veriyor...
Urfa tunelleri ile birlikte sadece daglarin degil, caglarin da delinmis oldugunu daha iyi anliyor. Ortacagdan kalma ekonomik ve sosyal yapinin kabuk degistirmeye basladigi goruluyor. Guzellikleriyle, olumlu ve olumsuz yonleriyle, sorunlariyla...
Urfa bugun muthis hareketli, canli bir kent durumunda. Ekonomik aktivite de gelir duzeyi de tahminlerin otesinde artmis. Tabii gelismenin beraberinde getirdigi sorunlar da...
1995'deki son sayimdan itibaren neredeyse iki katina cikan sehir nufusu, tahminlerin otesinde bir gecekondulasma, carpik yapilasma ve yeni toplumsal sorunlar...
GAP Idaresi Baskanligi, bogede gerceklestirdigi bir takim organizasyonlar ve buralarda gorevlendirdigi genc, dinamik elemanlari ile ekonomik ve sosyal gelismeyi, donusumu, en sancisiz ve rasyonel bicimde gerceklestirebilmenin altyapisini olusturmaya calisiyor. Ciftcinin topragi nasil sulamasi gerektiginden tutun da gubreleme ve urun cesitlendirmesine degin aslinda Tarim Bakanligi'nin yapmasi gereken pek cok faaliyeti de, sanayilesme konusunda yer ve is seciminden proje destegine kadar pek cok alanda hizmet veriyor Idare...
GAP Idaresi Baskani Olcay Unver, projenin gerceklesme durumuyla ilgili bazi kiyaslamali rakamlar veriyor:
"Proje tamamlandiginda 1 milyon 700 bin hektar alan sulu tarima acilacak. Su anda 185 bin hektar alan sulaniyor. Yani bu alandaki gerceklesme henuz yuzde 10, ama, Turkiye'nin toplam pamuk uretiminin ucte biri artik bu bolgede yapiliyor ve urun kalitesi Cukurova'dan daha yuksek, Ege kalitesinde..."
Bir de Urfa'daki ikinci tunelin tamamlandigini, Firat uzerinde insaatlari devam eden Birecik ve Karkamis barajlarinin ve sulama kanallarinin bitirildigini, Batman ve Ilisu barajlari ile sulama kanallarinin 2000'li yillarda faaliyete gectigini dusunun...
Kuskusuz sadece tarim ve tarimsal uretim degil, bolgede henuz cok ciliz olan sanayilesme de tarimsal gelismeye paralel olarak bir atilim icine girecek. Bunun isaretleri simdiden goruluyor...
Bilal Cetin
Yeni Yuzyil, 11 Agustos 1998



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.