25 Eylul 1998, Cuma
Guncel
Dunyadan
Ekonomi
Kultur
Spor
Yazarlar
Arsiv
Medya

Text Only
Temel Harfler


Politik

Mustafa Unal
Tarih boyle buyuruyor
Unlu filozof Sokrates'in karisi isyan halinde, 'Ah bu insafsiz yargiclar seni haksiz yere olduruyorlar' diye aglayip sizlarken, Sokrates dayanamaz ve su cevabi verir: Ya hakli yere oldurselerdi daha mi iyi olurdu? Bilim adami Galile, 'Dunya yuvarlak ve donuyor' dediginde butun statukoyu altust ediyordu. Cunku herkes dunyanin duz oldugunu dusunuyor ve donmedigine inaniyordu. Galile'nin cikisi bir rejim meselesi haline getirildi. Olaganustu mahkemeler kuruldu ve bilim adamina 'dunyanin dondugunu soylemeye devam ederse, idam edilecegi' soylendi. Yururlukteki hukuk sistemine gore sucu olumu gerektiriyordu.
Istanbul Buyuksehir Belediye Baskani Recep Tayyip Erdogan, 75. yilini kutlamakta oldugumuz Cumhuriyet'in kurucusu Mustafa Kemal Ataturk'un fikri olusumunda onemli payi olan Ziya Gokalp'in kaleme aldigi siiri okudu, halki din ve irk farkliligi gozeterek kin ve dusmanliga tahrik etmekle suclandi. Yargiclarin karariyla yasaminin siyasi bolumu son buldu.
Erdogan, siradan bir belediye baskani olsaydi, herhalde bir siir okumanin sonu boyle olmazdi. O, onumuzdeki yillarin potansiyel siyasi aktorlerinden goruldugu icin basina corap oruldu. Dun kendisini desteklemeye gelen bir vatandasin havaya kaldirdigi dovizdeki yazi manidar: Baskanim seni, siir degil, plaka bile okusan mahkum ederler.
Anormal sartlarin hukum surdugu donemlerde, gelisiguzel bir tiyatro veya duz bir siiri okumanin bedeli normal olmuyor. Icinden gecmekte oldugumuz anormal surec RP'nin kapatilmasiyla hafiflemis gibiydi. Simdi yeni bir kurban daha aldi. Hukuk degil boyle buyuran, surec...
Tipki Sokrates gibi, Galile gibi, Erdogan da, sucsuz ve haksiz yere mahkum edildigine inaniyor. Sadece Erdogan degil, kamu vicdaninin buyuk bolumunun karardan rahatsiz oldugunu gormek icin sokaktaki siradan vatandasin gorusunu sormak yeterli.
Istanbul Belediyesi'nin onune kosan bir vatandasin elindeki dovizde su soru vardi: Dun siir yazanlar, bugun okuyanlar, ya yarin...? Erdogan, cevabi verirken 2000'li yillarin esigindeki Turkiye'nin icinde bulundugu acikli durumu da ozetliyordu: Korkarim, bundan boyle dinleyenler de suclanacak.
Surecin 'son' dedigi noktayi Erdogan, bir baslangic, bir milat olarak yorumlarken neyi kastettigini Cumhurbaskani Demirel'in sahsinda gorebiliyoruz. Baska bir anormal surecin kor kuyunun dibine yuvarladigi Suleyman Demirel'i halk tutup cikararak Cankaya'nin zirvelerine tasidi. Erdogan kendisini maratoncu olarak tanimliyor. Turkiye gibi hassas ulkelerde maraton cok engelli bir kosu.
Sokrates idama mahkum edildi; ama sucsuzdu. Galile olum cezasina carptirildi; fakat 'Dunya yine donuyordu'.
Tarih boyle buyuruyor.

Gozlem

Mehmet Barlas
"Gizli dinleme"ler, canli olarak, naklen yayinlanamaz mi?
Silahlarin her gun patladigi bir Teksas kasabasinda, bir kovboy, barda viskisini yudumlayan obur kovboya sormus:
-Soyle bakalim... Iki kere iki kac eder?
Kendisine soru sorulan kovboy, parmaklari ile iki kere ikiyi hesaplamis... Birkac dakika sonra, cevap vermis:
-Iki kere iki dort eder...
Bu cevabi duyan birinci kovboy, tabancasini cekmis,
-Sen cok sey biliyorsun. Bu kadar bilgiyle, seni yasatmam, demis.
Ve, iki kere ikinin dort ettigini bilen kovboyu vurmus...
Herhalde hepiniz "Devlet Bakani" Eyup Asik ile "devletin aradigi" Cakici arasindaki iliskileri, biliyorsunuz artik.
Bu durumda, sizi uyarmak zorundayiz.
Cunku cok sey biliyorsunuz.
Butun gazete okurlari ve televizyon izleyicileri tehlikede yani...
Peki toplumu, bu tehlikeli konumdan nasil cikartalim?
Galiba ona da bir cozum bulduk...
Soyle ki...
Biliyoruz ki, Cakici, kendince onemli buldugu telefon konusmalarini kaydediyordu... Ve "zamani gelince" de, bu kayitlarin bulundugu bantlari, medya araciligi ile kamuoyuna duyurmayi gerekli gordu.
Yani kendince, "seffaf devlet-seffaf toplum" surecine, isiklarini yakip sonduren saf ve masum vatandaslardan daha fazla katkida bulundu.
YERIN KULAGI VAR
Ama anladigimiz kadari ile Cakici'nin Eyup Asik'la veya baska seckin devlet yetkilileri ile yaptigi telefon konusmalarini kaydeden, baska "ton-meister"ler de var...
Ve bildigimiz kadari ile, Turkiye'de telefonun dinlenmesi, telefonla konusmak kadar yaygin bir uygulama...
Belki de, telefon dinleme gorevlilerinin sayisi, Milli Egitim Bakanligi'nin ogretmen kadrolarindan daha kalabalik... Cunku gordugumuz kadari ile herkes, her yerde cep telefonu ile konusuyor... Cep telefonu ile konusmayanlar da, evlerde veya burolarda masa telefonu ile konusuyor.
Toplumun onemlice bir bolumu, ya "seriat tehlikesi"nin, ya "bolucu tehdid"in, ya "ceteler"in, ya "mafya"nin, ya da "siyasi partiler"in, devlete ve rejime karsi yarattigi tehdidin basrol oyunculari veya figuranlari olabilecegine gore, hemen herkesin dinlenmesi sart gibi...
Ayrica, sade dinleyip, teybe almak da yetmeyebilir... Videoya kaydetmek geregi olan durumlar da var. Aksi halde, Sevket Yilmaz'in ozlu konusmalarini, Aczmendilerin toplu dansini falan, nasil televizyonlardan izleyebilirdik?
Bu cekimler sayesinde, "konu mankenligi" gibi yeni ve cagdas mesleklerin de dogusunu ogrenmedik mi?
HERKES BILIYOR
Bu ayrintilari birakip, oze gelelim.
Demek istedigimiz su:
Turkiye'de gizli kapakli hicbir is cevirmek mumkun degil.
Bilmesi gereken herkes, her seyi biliyor...
Hangi muteahhit veya hangi isadami, hangi kamu gorevlisi ile neyin pazarligini yapmis?
Yerustunde yasayan hangi yetkili, yeralti ile temasa gecmis?
Kim, devlet bankalarindan kredi alip, bu bankalari ve baska devlet kurumlarini, "ozellestirme" adi altinda mulkiyetine gecirmis?..
Bu kadar cok dinleme ve gozleme olan bir toplumda, hicbir seyin gizli kalmasi mumkun degildir.
Su Monica Lewinsky'ye bakin... Baskan Clinton, "artik gorusmeyelim" diye iliskiyi kesecegini soyleyince, kizcagiz sadece on bir kisiye anlatmis Baskan'la iliskisini... Ayrica kirletilmis elbisesini de saklamis...
Turkiye'de her seyi dinleyenler, duyduklarini sadece ikiser ikiser anlatsa, en az birkac milyon kisi ogrenmis olur her seyi...
Zaten toplumdaki "fisilti gazeteleri"ne bir kulak verin, bilmediginiz hicbir sey kalmaz...
Hatta DTP'li eski bakan Refaiddin Sahin'in, bir Emlak Bankasi kredisini engelledigi icin, partisinden ve bakanligindan koptugunu bile duyarsiniz...
Herkes her seyi bildigine gore, istihbarat orgutleri, faaliyetlerini neden gizli surduruyor?
MIT ve diger istihbarat orgutleri, butun dinleme ve izlemeleri, bir TRT kanalindan canli olarak, naklen yayinlayamazlar mi yani?
Bu sekilde, cok sey bildikleri icin tehlikeli durumda olan, gazete okuru ve televizyon izleyicisi milyonlarca Turk de, rahatlar...
Suclular da, her sey acik acik bilindigine gore, gizli kapakli davranmazlar... Utanmazlar da...

AKILSIZLIK
Siyasi mahkumiyetler alkislanmaz!..
Kendilerini "cagdas ve laik" olarak goren ve fakat, ne cagdaslikla, ne laiklikle, ne de demokratlikla ilgileri olmayan cevreler, Tayyip Erdogan'in mahkumiyetini, kina yakarak kutlamaktan kacinmalidir...
Hic unutmayalim.
Bu toplumda, Tayyip Erdogan'i begenen, onun gibi dusunen ve o dogrultuda oy kullanan, milyonlarca insan var...
Her Fener-Galatasaray macindan once, taraftarlari "aman taskinlik yapmayin" diye spor sayfalarindan uyaran "laikci medya", siyasetin de en az spor kadar, tahrike ve taskinliga acik oldugunu dusunmelidir.
"Toplum muhendisleri", zaten Turkiye'de ipleri kafi derecede geriyor...
Hukuk da, adalet de, egitim de, her gun bu gerginliklere alet ediliyor.
1920'lerin, 1930'larin tartisma konulari, bugunun Turkiyesi'nde hala "cozumsuz sorunlar"in icerigi halinde...
"Demokrasi ve secim"in, iyi mi kotu mu oldugunu tartisanlar var hala...
Butun bunlarin uzerine tuy dikmekten kacinalim...
"Oh oldu Tayyip'e" diye, tam-tam esliginde dans etmekten kacinalim..
Hukuk ve istikrar, herkese lazimdir.
Yasadigimiz bunca seruvenden sonra, siyasi mahkumiyetlerin alkislanmayacagini ogrenmis olmamiz gerekir.
Uygar ulkelerde siyasi zaferler, ancak secim sandigindan cikan sonuca gore kutlanir...
"Cagdas" olalim derken "ortacagdas" olmayalim yine...

SAKA
Oturmak ve kaymak...
Mesut Yilmaz, bir zamanlar, "Ben camurun uzerinde oturmam." falan demisti... Hatta bu gerekce ile DYP-ANAP koalisyonunu dinamitlemisti.
Once "Kalemli olayi", sonra da "Asik olayi" ile Yilmaz'in camurun uzerinde oturmak yerine, camur ustunde kayak kaymayi tercih ettigi ortaya cikti.

Analiz

Hasan Unal
Kosova Arnavut siyaseti de karisiyor
Balkanlar'daki genis 'Arnavut sorunu'nun hemen her parcasinda bugunlerde bir kargasa gozleniyor. Arnavutluk, muhalefet milletvekili Azem Haydari'nin oldurulmesinin ardindan icine dustugu kargasa ortamindan yavas yavas cikiyor gibi gorunse de, bu ulkede islerin duzelmesi uzunca bir vakit alacak gibi. Balkanlar'daki Arnavut meselesinin uc ayagindan birisi olan Makedonya Arnavutlari Kosova'da olup-bitenlerden endise duymaya basladilar ve giderek secimlere yek vucut olarak gireceklerinin sinyallerini veriyorlar. Nufus dengesi bicak sirtinda duran bu ulkede Arnavutlarin birlikte hareket etme siyaseti ise Makedonlari endiselendiriyor gibi. Bu ulkede Makedonlarla Arnavutlar arasinda bir sureden beri devam eden tansiyonun Kosova'da olup-bitenlerden daha da etkilenmesi kacinilmaz gibi gorunuyor.
Bugunlerde Arnavut meselesinin en buyuk iki ayagindan birisi olan Kosova'daki Arnavut siyaseti arapsacina donusme egilimi gostermeye basladi. Ilk problem barisci mucadeleden yana olan Arnavut lider Ibrahim Rugova'nin otoritesini tanimayan KKO (Kosova Kurtulus Ordusu)'nun devreye girmesiyle baslamisti. Barisci mucadelenin artik bir sonuc getirmeyecegi teziyle kendini tanitan KKO'nun ilk cikisi ve ilk siyasi demecleri genel bir mantik cercevesi izlenimi vermekteydi. Ortalama her siyasi analist KKO'nun cikisini Kosovali Arnavutlarin barisci mucadelesine Bati dunyasinin yeterince ilgi gostermemesinin tabii sonucu olarak goruyordu. Oyle ki, Rugova'yi tamamen dislayan bir siyaset izlemesine ragmen KKO uluslararasi dunyadan bile siyasi ilgi gormeye baslamisti. Ornegin Kosova konusunda mekik diplomasisi yapmakta olan Holbrooke bile KKO ile gorusmus ve KKO'nun gorusmeler surecine dahil edilmesi gerektigini belirtmisti.
Ancak bu olumlu hava kisa bir sure icinde bozuldu. Once KKO adina Alman Der Spiegel dergisine aciklamalar yapan Yakup Krasniki, KKO'nun mucadelesinin sadece Kosova ile sinirli olmadigini; KKO'nun Kosova'ya ilaveten Makedonya'daki Arnavutlari da bagimsizliga tesvik edecegini ve Arnavutluk'la birleserek 'Buyuk Arnavutluk' kurmak niyetinde olduklarini ifade etmeye basladi. Bu sozler Kosova'daki Arnavut mucadelesinin amaci konusunda cok ciddi supheler olustururken, Milosevic'in de ekmegine yag surmustu. Bu tarihten itibaren uluslararasi dunyada Kosova meselesine ilgi hizla azalirken, Milosevic'in operasyonlari cok kapsamli hale geldi.
Daha sonra KKO'nun siyasi kanadinin basina kimin gelecegi konusundaki tartismalar derinlesti. Gectigimiz ay Adem Demaci'nin bu gorevi ustlendigi aciklandi; ancak, birkac gun once Demaci'nin saglik sebeplerinden dolayi bu gorevi biraktigi haberi Arnavut haber ajanslarinda goruldu. Buna ilaveten KKO'nun hafta sonunda 13 Arnavut siyasetciyi esir aldigi ve Rugova ekibiyle yapilan gorusmeler ve pazarliklar sonucunda bunlari sonradan serbest biraktigi haberleri de ayni ajanslari doldurdu. Simdilerde de Arnavutluk'un baskenti Tirana'da gectigimiz gunlerde oldurulen 'Kosova Cumhuriyeti Savunma Bakani' Ahmet Krasniki'nin KKO'nun Marksist kanadi tarafindan oldurulmus olabilecegi dedikodulari Arnavut cevrelerinde yayilmaya basladi.
Bu teze gore Yunanistan yanlisi siyaset izleyen Arnavutluk Basbakani Nano, hem kendisinin sosyalist egilimlerden hem de bir manada KKO'yu ikiye bolmek icin KKO'nun Marksist kanadina destek veriyor. Rugova ve ekibini fazlaca hazzetmedigi de biliniyor. Eger butun bunlar dogruysa Kosovali Arnavutlarin mucadelesi mevcut liderler cercevesinde dusunuldugu takdirde zora girecektir. Hatta Ahmet Krasniki'yi Sirplar oldurtmus olsa ve KKO baglantisi hic bulunmasa bile, Kosova icindeki Arnavut liderler arasindaki gorus ve strateji ayriliklarinin kendilerini cok yipratacagi ve bu mucadeleyi onlara pahaliya mal edecegi acik. Izlemeye devam edecegiz.

NOT: Turkiye'deki Kosova kuruluslari bir yardim kampanyasi baslattilar. Kosova Dayanisma Komitesi Basin Sozcusu Kamil Bitis adina yayinlanan bir bildiriyle hem Kosova'daki Sirp katliamlari kinandi, hem de yardim icin bir hesap numarasi olusturuldu. Garanti Bankasi Gunesli Subesi, Hesap no: 6201139-0.

Kalemucu

Metin Eris
Ormanlarimiz icin teklifim var
Ormanlarimiz yine yaniyor. Adi teror, arazi mafyasi veya piknikci ahmakligi, her ne halse, ama sonuc "ihanet" kelimesiyle izah edilebilecek noktada. Cozum mu? Bunu herkes kendince ariyor. Arac gerec ikmaline, hizli mudahaleye kimsenin bir diyecegi yok. Fakat asil olan yanginin baslamamasi. Zira sonrasi sadece uzuntu ile "agit yakma"dan baska bir sey getirmiyor. Bu gidisle dogrularini verme sansini her gun biraz daha yitirdigimiz "manevi degerlerimiz" yaninda, korkarim cocuklarimiza "guzel cografyamizi" da collestirerek birakacagiz! On yilda 5 bin hektar orman arazisi kul olmus. Sadece topragin yeniden agaclandirilmasini ve agaclarin buyume omrunu dusunmek bile insani titretmeye yeterli. Son gunlerde bilmem cografyamizi havadan seyretme imkaniniz oldu mu? Her gun daha cok collesen arazi yapisina, obek obek yigilarak betonlasmayi ekleyince istirap ve utanma arasinda bu hissi duymamak elde degil!.. Care!
Orman yanginlari kacinilmaz diyorlar. Olabilir! Ama daha bastan onleyici tedbir almak mumkun. Tabiatiyla sadece "yesili sev", "orman gelecegimizdir" nakaratlari, yahut vatandasimizi "egiterek suurlandiracagiz" gevelemeleri yetmiyor. Egitim belki sorunu azaltabilir! Fakat terorist, arazi mafyasi gibi hainler yaninda gafiller de hep olacaktir. O halde Orman Bakanligi ile bir avuc gonullunun bu yanginlari onleyebilmesi sanirim mumkun olmayacaktir. Umitsizligimden degil, yasanilan gerceklerden hareketle yola cikiyor; icte ve dista haini cok bir cografyada ulkemize mahsus gercekci tedbirlerin, sonradan degil onceden alinmasi gerektigini vurgulamak istiyorum. Zira bunlar yillardir gorulenler...
Yedek subayligimda, ilk nobet haftamda Gelibolu Yarimadasi'nda cikan bir orman yanginini sondurme calismalarinda basimdan gecenler gozlerimin onunden geciyor. Arac gerec yetersizligi disinda, sondurme calismalarindan uzak duranlari (!) ve hatta gorevden kacanlari hatirliyorum! Buna karsilik ABD'deki barajlarin ve cevresinin kolluk kuvvetlerince korundugu, Tanzanya'da nesli tukenen gergedanlarin avlanmasini onlemek uzere ozel timlere "avcilik yapanlari vur" emrinin uygulandigi aklima geliyor. Ve Turkiye'nin bir gercegini hatirlatmak istiyorum: "Collesmeyen, gecekondulasma ve betonlasmadan korunabilen cografyamiz sadece askeri bolgedir." Hatta denilebilir ki yesillendirilen yorelerin cogu askerin koruma sinirlari icindedir.
Bu tespitlerden sonra bir teklif yapmak istiyorum. Her Turk gencinin askerlik vecibesiyle yukumlu olmasi kacinilmaz bir gercektir. Fakat, ozellikle degisen teknolojik sartlarda, ne kadar verimli oldugu tartismalidir. Ustelik, 45 gunlukten 18 ayliga kadar farkli uygulamalarin gencler arasinda cesitli sizlanmalara sebebiyet verdigi de bilinmektedir! Ayrica, dogru ve acik soylemek gerekirse, genclerimiz askerde gerceklestirdikleri hizmetten memnuniyetle donmemektedirler! Bir baska sorgulanmasi gereken nokta, Turk devletinin, her gun ilerleyen teknoloji karsisinda bu kadar cok sayida asker gucune ihtiyacinin olup olmadigidir!
Ozetle, ormanlarimiz korunamamaktadir. Cografyamizin yeni agaclandirma sahalarina ihtiyaci vardir. Gorulmektedir ki bugune kadar korunabilen orman sahalarinin onemli bir kismi askeri alanlardadir... Bu dusuncelerle, "Orman Komutanligi ve Askerligi" ihdas edilmesini teklif ediyorum. Boylece genclerimiz agaclandirma yapacak, bakimlarini gerceklestirirken ormanlarin korunmasini da ustleneceklerdir. Kisaca, vatan hizmeti yeni bir askerlik turuyle gerceklestirilecektir. Mutlaka, genclere acemi erlik egitimi sart deniliyorsa, bu 21 gun icinde yapilabilir. Askerligin geriye kalan kismi ise, gelecek nesillere daha yesil bir cografya birakmak uzere degerlendirilmis olur.

Kultur Atlasi

Mustafa Armagan
Gaz lambasinda okumanin keyfi
"Odam kitabimdi benim" adli denemesinde ne guzel anlatir cocuklugunda kitapla hasir nesir oldugu gunleri Hilmi Yavuz. "Gaz lambalarinin yari aydinliginda, kalin perdelere vuran golgelerin gizemli goruntulerle gezindigi sessiz odalari, mangalin yanibasina oturup kitap okudugu" kis gecelerini siirli bir dille aktardigi bu deneme nedense her okuyusumda kendi kalemimden cikmis bir yazi izlenimi uyandirir bende. "Her kitapta kendimizi okuruz." demisti ya hani rahmetli Cemil Meric, oyle bir duygudaslik olusmus olmali o yazidaki cocuk ile kendi cocuklugum arasinda.
Sinnen daha kucuk olmama ragmen ben de hatirliyorum gaz lambali odalarda titreyen alevin elimde tuttugum kitabin sari yapraklarindaki raksini. Nereden mi? Birincisi, benim okumaya koyuldugum 70'lerin ikinci yarisi, elektrik kesintilerinin iyice azdigi bir zaman dilimine rastliyordu, (su an o gunleri hatirlayanlarin kafalarini manidar bir edayla salladiklarini gorur gibi oluyorum). Ikincisi de, bir gecekondu mahallesinde oturmanin o yillardaki en agir bedeli, evine elektrik ve su baglatamamakti. Dolayisiyla yarim yamalak da olsa mahalleye verilen elektrik bizim eve birkac sene hic ugramamisti. Ders calisirken islenen lambanin temizlenmesi sirasinda babamin Cihan Harbi yillarina atifta bulunarak, kendi zamanlarinda gazyagini gectik, lambanin caminin bile nadir ve pahali bir meta oldugunu, lambalarin catlayan yerlerine kagit yapistirdiklarini, bunun da kagitli tarafa dusen kardesi icin -bilenler bilir, ders calisirken lambanin etrafinda pervane gibi toplanilirmis- bir nevi ceza anlamina geldigini soylerdi.
Yine de sever miydik gaz lambasini ne? Onun goz bebeklerimizi irilestirip sevimli kilan rehavetli alevi, okuma ve ders calisma saatlerimin tek eglenceli tarafini teskil ederdi. "Bugunun cocuklari" diye devam ediyor Hilmi Yavuz sozlerine: "Lamba isiginda kitap okumanin hazzini bilmezler; odalarda gezinen gizemli golgelerin, yalniz ve hulyali bir cocugun hayalgucunu besleyen bereketli kipirtilari vardir."
Sizi bilmem ama ben irice bir mum bulundururum kutuphanemin bir kosesinde. Esref saatim geldi miydi, masaya koyar, cocuklarin evin icine E.T. adli yaratik girmis gibi urkerek; ama ayni zamanda hoslanarak seyrettikleri bir seremoniyle fitili uyandirir, boylece hem cocukluk gunlerini hatirlarim, hem de aslinda elektrik bulunmadan onceki butun guzel insanlarin mum isiginin etkisiyle iyice nohudilesen sayfalardan hangi mana alemlerine uruc ettiklerini hisseme dustugu kadariyla hissetmeye calisirim.
O birkac saat boyunca ben baska bir yerde ve baska bir zamandayimdir!

Kadin ve kitap
Jean Genet mi soylemisti o lafi, emin degilim: "Cins-i latifden soz etmek muskil istir." Oteden beri kitapseverler arasinda kadinlarin adi "kitap dusmani"na cikmistir. Cok kitap meraklilari, hatta kitap kurtlari tanidim, bu hastaliga muptela olali beri eve hanimlarindan gizlice kitap sokmak konusunda tam bir ihtisas sahibi olmuslardir. Kimisi bakkalin ciragina aksamdan biraktigi kitaplari sabahleyin gazetesinin icinde eve sokmanin yolunu bulmustur, kimisi kazaginin icerisine sakladigi kitaplari gizlice bir koseye istiflemenin.
Iyi ama bu bir erkek kuruntusu olmasin sakin? Feministlerin dillerinden dusurmedikleri "erkek egemen toplum"un kadinlara bictigi rolun bir parcasi da evde birkac ansiklopedi disinda kitap gormemek olamaz mi? Belki de "biz biyiklilar"a mahsus bir fantazidir o?
Tam bunlari dusundugum gunlerde unlu kutuphanecimiz Muzaffer Gokman'in Amerika Notlari gecmesin mi elime? Efendim, meger Amerikali hemcinslerimiz bizden de ileriymis. Gokman'in yalancisiyim, Belcikali bir armator kurdugu kutuphaneye bazi garip sartlar koymus. Bir kere bu kutuphaneye kadinlar giremeyecek, kadin personel calistirilmayacak, hatta kadin yazarlarin kitaplari da konulmayacakmis. Dahasi var: Ozellikle de kadin dusmani yazarlarin kitaplari bir "seref kosesi"nde toplanacakmis.
Gerci tarihler 1958-59'dur, yani bugun degismis olabilir; ama Gokman'in bildirdigine gore o tarihlerde Boston'da Harvard Universitesi'nin muazzam kolej kutuphanesine de kiz talebelerin girmesi yasakmis. Buna hayret eden Gokman, Osmanli donemine ait bircok vakif kutuphanesinin senedini okudugunu fakat bizde kadina kitabi yasaklayan herhangi bir kayda rastlayamadigini belirtmek ihtiyacini duyuyor. Gokman daha cok seyler anlatiyor; ama ben Turkiye'de artik kitap kurdu kadinlarin da, eni konu iyi bir kutuphaneye sahip kiz ogrencilerin de bulundugunu biliyorum. Yani simdiye kadar hep erkekleri yoklayan bu "hastalik" yavas yavas onlara da sirayet etmekte. Bu olumlu bir sey. Lakin bir ilginc nokta takiliyor zihnimize: Hanimlar da erkekler kadar israrci olabilecekler mi evlerine kitap sokma konusunda? Bunu tekrar dusunmekte fayda var!

KITAP KOPRUSU
Askin Okunmaz Kiyilari
Divan edebiyati uzerine hem de 1979'da Turkce ogrenmeye baslamis bir Amerikali'dan bu kadar nafiz bir kavrayis beklemiyordum dogrusu. Gecenlerde Iletisim'den cikan Victoria R. Holbrook'un Askin Okunmaz Kiyilari adli kitabi yalniz Divan edebiyatina yonelik dogru bakis acisini yakalamakla kalmiyor, disaridan yaklasan birisinin avantajlarini da ustaca kullaniyor. Temelde Divan siirinin hem kendi devrinde, hem de kendisinden sonrakilerce nasil alimlandigini ana teorik meselesi yapan, ardindan da Seyh Galib'in Husn u Ask'indan yola cikarak Osmanli siirinin poetikasini desifre etmeye girisen yazar, kulturumuze bakisla ilgili onemli bir metodolojik huruc tesebbusunde bulunuyor. Cogumuzun farkinda olmadan kabullendigi Oryantalizmin Osmanli siirine musallat ettigi yanli/s bakislarin farkina varilmasi ve Osmanli siirinin kanli canli bir Osmanli toplumuyla birlikte nasil "okunacagi"na iliskin ipuclarini sunmasi acilarindan heyecan verici bir eser Askin Okunmaz Kiyilari.

Cesitleme

Osman Guzelgoz
Ucurun yureginizi!..
Sizi bilmem ama, ben yuregimi ucurmaya karar verdim! Uzak diyarlara, karsiliksiz sevgilere, kutsal cilelere, almadan da verebilen guzel dostlarin oldugu memleketlere gitsin istiyorum yuregimin.
Ellerinden tutup daralan kafesinden cikardim onu; gozyaslarimla yikadim, anilarimla duruladim ve hayallerime sarip sarmalayarak ucurmaya karar verdim yuregimi.
Neresiydi, ne zamandi, nasildi bilemiyorum; cikip umitlerimin zirvesine, biraktim yuregimi gokyuzune; ozgurluklere kanat cirpsin diye.
Icinde trafik canavarlarinin, insan kasaplarinin, mafyalarin, cetelerin, yesillerin, morlarin, ya da renksizlerin olmadigi, haklarin gasp, guclulerin bas taci edilmedigi memleketlere dogru kanat cirpiyor simdi yuregim.
Insanlarin insanliklarini hissedebildikleri, yasayabildikleri; savaslardan, terorden, zulumden, iskenceden, baski ve dayatmalardan yilmadiklari, yorulmadiklari canlarindan bezmedikleri; kanla ve analarin gozyaslari ile degil, muhabbet, sefkat ve merhametle beslenen, kardeslikle sulanan topraklara gidiyor simdi yuregim.
Sizi bilmem ama, ben yuregimi ucurdum dostlar ozgurluklere ve sonsuzluklara dogru!..
Tabulari ve onune konulmak istenen engelleri, setleri, bentleri yikmasini, kendi bildigince ve gonlunce akmasini, donup geriye bakmadan menziline ulasmasini istedim ondan.
Irtica tehlikesi yaygaralarindan, basortusu fobisinden, Tayyip Erdogan'in mahkumiyet kararindan, rant kavgalarindan, ikiyuzluluklerden, ihanetlerden, sen-ben kavgalarindan, siyasi cekismelerden ve basiretsizliklerden bikip yorulan, cozumsuz problemlerle daralan ve adeta catlayacak hale gelen yuregimi, ozgurlugune kavusturdum sonunda!
Yelken acti yuregim incinmis kanatlari ile masmavi gokyuzune.
Omuzlarimdan buyuk bir yuk kalkti dostlar, rahatladim. Derin bir oh cektim sinemi yurek ruzgarimin esintisine acarak.
Rengim, benzim acildi, kendime geldim. Niye simdiye kadar boyle bir karar almadim diye de hayiflandim.
Umarim siz de benim gibi yapar, yureginizi ozgurluklere ucurmaya karar verirsiniz ve uzerinizdeki baskilardan, stresten, sikintilardan, bezginlikten, umitsizlikten kurtulursunuz.
Memleketin halinin iyilesmesi, yanlislarin duzelmesi, haksizliklarin giderilmesi, guclu olanlarin yerine hakli olanlarin sesinin cikmasi, pisliklerin temizlenmesi, iyilerin mahkum edilmemesi biraz da sizin vereceginiz bu yurek kararina bagli bence...

Ask Olmayinca...

Cem Behar
Muzik yapmak ve muzigi dusunmek
Muzik yapmakla muzik hakkinda dusunmek arasindaki ucurum yeni degildir. Kaybolacagina dair bir belirti de yok. Avrupa'da "iyi muzisyen olamayan iyi muzikolog olabilir" derler. Iki isi birden iyi yapana da pek rastlanmaz.
Bu ayirim, "muzigin pratigi/muzigin teorisi" seklinde cesitli Dogu ve Islam gelenekleri icinde de yuzyillardir var olmustur. Akla hitap eden bir ilim olarak musiki baska, pratikten ogrenilen ve icra edilen bir fen olarak musiki bambaskaydi. Biri prestijliydi, digeri degildi. Biri akla digeriyse duygulara hitap ederdi.
Ortadogu (Arap, Fars, Turk) musiki geleneklerindeki nazariyatcilarin kendilerini somut muzige oranla hep geride tutmalari, musikinin nazari ve ameli kisimlarini kesinkes ayirmalari bir bilimsel soyutlama ihtiyacindan dogmuyordu. Bir tur kacisti bu. Kusku ve kucumsemenin sebep oldugu bir kacis. Pratigi genellikle cok hos gorulmeyen basit bir beceriden, yani bir fenden bagimsiz olarak bir "ilmi serifi musiki" olusturmakti asil mesele. Bu bakisin nedenlerinden biri belirli bir Islami kesimin musikiye karsi takindigi olumsuz tavirdi herhalde. Ne var ki, bu tavirlarin varligi dahi muzigin ilmi ve akademik yuksek statusuyle somut muzik icrasi arasindaki etik/sosyal mesafeyi aciklamaya yetmez.
Bu mesafe ta eski Yunan'dan, Eflatun'dan beri vardi aslina bakarsak. Eflatun bir yandan musikiyi astronomi, matematik vs. ile birlikte ideal toplumun yonetici kadrolarina mutlaka ogretilmesi gereken ilimler arasinda sayarken bir yandan da "burgulari evirip cevirip tel ve kirislere iskence eden.." muzisyenlerle neredeyse alay eder.
Turk ve Islam geleneginde de bir ilim olarak musiki hakkinda uzun uzun yazilir, dortlunun, beslinin bolumlerinden, perde ve makamlardan soz edilebilirdi. Cunku musiki "ulum-i riyaziyedendi." Yani esas itibariyle matematigin bir alt daliydi. Ritmden (ika'lardan) da bahsedilebilirdi; zira ritm ve usullerin kokeninde siir vardi. Musikinin ve musikisinaslarin tarihi dahi (Ebu'l-Farac el Isfahani) orneginde oldugu gibi ilim konusu olabilirdi.
Ne var ki, musikinin teorik ifadesinden somut musikiye gecmekten cekinilirdi. Bu yuzden de muzik eserlerini kagida gecirmek icin bazi transkripsiyon sistemleri icat edilmis olmasina ragmen (ornegin El Kindi ya da Safiyuddin Abdulmu'min tarafindan) eserleri calinislarina sadik bir bicimde notaya almak isini hicbir muzik teorisyeni yapmamis, sozlu eserlerin guftesiyle yetinilmistir. Safiyuddin ya da Abdulkadir Meragi kitaplarindan birinde kisa bir nota ornegi verdikleri zaman da somut bir muzik ornegi vermeyi amaclamazlar. Sadece teorilerini ve yontemlerini hayali bir ornekle aciklamak isterler.
Muzik teorisi kitaplarinda amaclanan musikiyi ogrenmek de degildir. Alimlere, okumus yazmislara musikinin ilmi ve akilci temelleri aciklanir Edvar da denen muzik teorisi kitaplarinda. Cunku ilim, uygulamali bir fenden cok ustun goruluyordu her zaman.
Muzigin teorisine ve pratigine karsi bu tavir farkliliginin, kismen de olsa, zamanimiza kadar geldigini goruyoruz. Tum yanlis ve eksiklerine ragmen Turk musikisi cevrelerinde bugun yaygin olarak kullanilan Arel-Ezgi ses sistemi ve Turk musikisi teorisi, yaraticilarinin benzer kaygilarindan kaynaklanmisti. Eger Turk musikisinin kendi gundelik pratiginin uzerinde ve otesinde bir teorisi bir "sistemi" olursa bu muzigin hem prestij kazanacagi hem de daha "bilimsel" olacagi varsayimindan hareket etmisti Huseyin Sadettin Arel ve Suphi Ezgi. Ama donem artik 20. yuzyilin baslaridir. Geleneksel amaclara bir amac daha ilave edilmisti bu ikisi tarafindan: Eger Turk musikisi de bir temel sisteme ve teoriye sahip olursa o zaman Bati muzigiyle daha kolay rekabet edebilecek, onunla boy olcusebilecekti.

Bizim Kubbemiz

Ali Unal
Yeniden yapilanma mi?
Son gunlerde Amerika'da Baskan Clinton-sekreter Monica hadisesiyle dunya gundemine oturan, Uzakdogu'dan baslayarak en son Rusya'yi vuran, Endonezya'da onemli bir siyasi degisiklige sebep olmasinin ardindan, Malezya'da buyuk karisikliklara yol acan krizlerin ve ulkemizde simdilik, 'ceteler' uzerine gidildigi izlenimi uyarma hedefli bazi kalkismalarla, medyada gorulen buyuk oynamalarin ardindan neyin gelecegi uzerinde dogrusu derin derin dusunmek gerekiyor. 'Global' guclerin yeni sekillenmeler adina harekete gectigini ve olaylarin bu noktada durmayip, belki cok onemli degismelere yuruyebilecegini soylemek, bir kehanet sayilmamali.
Esasen, Turkiye'de 1.5 yili asan bir sure once baslatilan mahut 28 Subat surecini ve bu surece girmede bir 'mesruiyet' zemini olarak kullanilan Refahyol Hukumeti'nin kurulmasina musaade edilmesini de, ayni sekillenme icinde mutalaa edebiliriz. Bu surecte belki bazilari, ana merkezin hedeflerini belirleyemediklerinden, bazi sahsi maksatlar veya grup gayeleri ugruna bir seyler yapmaya kalkismis da olsalar, surecin mimarlarinin ipi ellerinde tuttuklarina kesin gozuyle bakabiliriz.
Abdulkadir Darkavi, 'Kufr' adli kucuk, fakat muhteva itibariyle gercekten buyuk kitabinda, inanilmasi zor ilginc bir iddiada bulunur. Ona gore, Amerikan baskanlari, belki de dunyadaki butun baskanlar veya ust duzey idareciler, yonetimde sahsi inisiyatiflerini fazla kullanamazlar. Onlerine, danismanlari ve tabiatiyla, asil yonetimi ellerinde tutan guclerin elemanlari tarafindan daima beyaz, kirmizi ve mavi (renkler hatirimda baska turlu de kalmis olabilir) renkte uc dosya konur. Baskan, daima ayni renkteki dosyayi imzalar. Eger sahsi hislerine kapilir ve inisiyatif kullanmaya kalkarsa, ya bir skandala ya da bir kursuna kurban gider.
Mesele bu kadar basit midir bilemiyorum. Fakat, dunyanin pek cok yerinde perde onunde gorunen yonetimlerin, perde gerisindeki asil yoneticileri gizledigi bir gercek. Su anda, kagit uzerinde cok buyuk yetkileri olan Baskan Clinton'in dustugu zor durumda -suphesiz buna yol acan hatalari disinda- bazi konularda cizgi disina cikmissa, bunun tesiri olup olmadigi herhalde bir gun ortaya cikacaktir. Ne var ki, bu meselenin, yukarida sozunu ettigimiz yeni sekillendirmenin bir boyutu oldugunda suphe yok. Baskan, bundan sonra yerinde kalsa da, istifa edip veya gorevden alinarak yerine Baskan Yardimcisi Al Gore gecse de, herhalde cok sey degismeyecektir. Cunku, hedefe buyuk olcude varilmistir.
Bu arada, medyada kendisine fazla yer bulmayan bir hadise cereyan etti. Kuzey Irak'taki Kurt liderlerden Mesut Barzani ile Celal Talabani, Amerika'da Amerikan Disisleri Bakani'nin gozetiminde bir araya geldi ve el sikisti. Eger bir kehanet sayilmazsa su kadarini soyleyebiliriz ki, Turkiye'den de bazi topraklari icine alacak en azindan federatif bir Kurt devletinin temelleri atilmis bulunmaktadir ve Turkiye su veya bu sekilde bunu kabule zorlanacaktir. En son, Iran-Taliban zitlasmasinin ve Amerika'nin Iran'a yesil isik yakmasinin altinda, en azindan sebeplerden biri olarak, boyle bir devlete Iran'in da razi edilmis olmasinin yattigi soylenebilir. Ulkemizdeki yeni medya bicimlenmesine, dunyadaki ve merkez ussu olarak bolgemizdeki bu yeni sekillenmeler acisindan yaklasabiliriz. Cakici olayiyla birlikte Susurluk vakiasinin burundugu sekil de, ayni planin parcalarindan baska bir sey degildir. Bu hususta merak ettigim tek nokta, Sayin Basbakan'in gelismeler karsisinda ne dusundugu.
Son olarak, Sayin Tayyip Erdogan icin, gecmisi kurcalamayacak ve ilk defa bir sey yazmis olacagim: Sayin Baskan'a bugunden itibaren tek bir sey soylemek kaliyor: "Beni islemekle sucladiginiz sucun aslinin, temelinin karsiligi idamdir. Fakat, 10 ay hapis gibi basit bir ceza vermekle, esasen o sucu isledigime siz de inanmadiginizi gosteriyorsunuz."

Fikih Dunyasi

Resit Haylamaz
Bir sempozyumun ardindan
Gectigimiz gunlerde Istanbul, 'Kur'an'i Anlamada Cagdas bir Yaklasim: Risale-i Nur Ornegi' adinda bir organizasyona ev sahipligi yapti. Dunyanin degisik yerlerinden gelen ve farkli dinlere mensup kisilerin de katildigi sempozyum, akli doyurdugu kadar his ve sezgilerin de ihmal edilmedigi bir ziyafet mahiyetindeydi. Sunulan tebligleri, basilarak istifadeye acilacagi gunlere havale ederek uc gun sureyle yasanan hava ve tartismalarin hatirlattiklari birkac noktaya deginmek istiyorum.
Oncelikle arz-talep dengesinin olusturulmasi bir zarurettir. Zira, elinizdeki degerin kiymeti ne olursa olsun onu piyasaya cikarip tanitmadiginiz surece alici bulmasini beklemeniz beyhudedir. Bu acidan baktigimizda, inanan insanlar olarak elimizde, tanitimini yapamadigimiz nice degerlerin oldugunu gormekteyiz. Elbette ki dinin temelini olusturan Kur'an ve sunnet, bu degerlerin ilkini olusturmaktadir.
Ancak tanitmak icin tanimanin zarureti de unutulmamalidir. Tanidigimiz ve deger verdigimiz olcude ilgi uyandiracagimiz da bir gercektir. Bu acidan bakildiginda sempozyuma, onemli bir boslugun doldurulmasinda bir adim olarak bakmak mumkundur.
Sunu unutmamak gerektir ki, butun kitaplar, dolayli veya dogrudan bir kitabin anlasilmasi icin kaleme alinmaktadir. Risale-i Nur da, onu dogrudan anlamak ve insanligin anlamasinda belli kolayliklar saglamak icin yazilmis bir eserler mecmuasidir. Onu Kur'an'dan ayri ve mustakil bir kaynak olarak telakki etmek, anlasilmaya calisilan ve anlatan olarak her iki kitabi da anlamamanin bir sonucudur.
Sinirlarin sadece birer alem olarak kaldigi global bir dunyada artik fikir ve dusunce itibariyle etkili olanlar uzun muddet yasama imkani bulacaklardir. Kultur dunyamiz adina elimizde Kur'an gibi bir barika-i hakikat var iken dunyaya acilma endisesi tasimamiz da yersizdir. Son sempozyum, bunun bir gostergesiydi ve farkli din ve kulturlere sahip nice dusunen beyin, onun dunyasinda bir nevi hakikat arama yarisi icinde gozukuyordu.
Bediuzzaman gibi evrensel mesaja bayraktarlik yapan kimseler, insanlarin uzerinde birlesmekte zorluk cekmedikleri onemli sahsiyetlerdir ve dunyanin her yerinde bu kabil onemli insanlar, gelecekteki huzurlu bir dunya adina mutlaka degerlendirilmelidir. Aslinda bunun pratikteki bir yansimasi olarak yasayan insanlarin, onlardan aldiklari metotlarla hareketlerini belirlemeleri ve kucuk meseleleri buyultup tefrika sebebi yapma yerine muspet hareketle kaynasmayi temin etmeleri birincisinden daha az ehemmiyetli degildir.
Evrenselliginin bir yonu olarak Kur'an'in kullandigi uslupla Nurlarin kullandigi uslup da ayrica dikkat cekmektedir ve sempozyum ayni zamanda bunun pratikteki bir gostergesini olusturuyordu. Bir tarafta, onu farkli boyutlariyla anlayip anlatmaya calisan ilim adamlari, diger yanda dort bir yandan gelip uc gun boyunca ve sabirla dinleyen kadini-erkegiyle genc-ihtiyar hemen her kulturden insanlar, bu gostergenin bir yansimasiydi.
Bilhassa farkli dinlerdeki insanlarin, Islami terminolojiyi kullanarak hitap etmeleri, duygulu anlarin yasanmasina da sebep oldu ve dakikalarca alkis aldi.
Ozetle sempozyum, elimizdeki degerleri taniyip ortaya koyma ve herkesi kendi konumunda kabul ederek evrensel bir kulturun temellerini atma adina onemli ipuclari verdi.
Emegi gecen herkesi tesekkurler.

Hodri Meydan

Hasan Sutay Suleyman Unal
Burasi Turkiye mi?
Dunku Radikal gazetesi, Recep Tayyip Erdogan'in mahkumiyetiyle ilgili olarak, secilmis bir baskanin okudugu siirden dolayi hapsedilmesini 'Burasi Turkiye' basligi ile verdi.
Ayni Turkiye'de ceteler, mafya, usulsuz ihaleler, ahirda egitim yapmak zorunda kalan cocuklar vs. konusuluyor.
Ortalikta dolasan kasetlerde konusulanlara bakilacak olursa kimin eli kimin cebinde belli degil. Kacanlar, kacmasini isteyenler, tutanlar, tutmasini isteyenler vs. oyle karisik ki, cozebilene askolsun...
Her gun cikan onlarca onemli gundemin her birisi, bir baska ulkede aylarca konusulur. Tabii orada netice alinmadan birakilmaz.
Bizde ise neticenin alindigi isler belli... Hak yememek lazim!..
Baklava calan cocuklar mahkum ettirilir.
Fis vermedigi icin bakkal cezayi aninda gorur.
Bu gelismelere bakan sade vatandas 'Turkiye ne hale geldi?' diye serzeniste bulunurken, aslinda Turkiye'de yasayip yasamadigini sorguluyor.
Kendisinin nereye ait oldugunu sasirmis durumda...
Temel'in hesabi...
Trabzon'dan Istanbul'a yola cikan Temel'in otobusu bir yerde ihtiyac molasi verir.
Dinlenme tesisinde birbirinin ayni birkac otobus daha vardir.
Cay icmeye baslayan Temel, bardagin yarisina gelmeden birbirine benzeyen otobuslerden birinin hareket ettigini gorunce, kendi kendine 'Bu otobus bizim otobus olmaya' diyerek telaslanir ve hareket etmekte olan otobuse atlar ve icerdekilere sorar: 'Uy kardaslar... Hele bir bakin, ben bu otobusun yolcusu muyum da!..'

Vals
Istanbul Valisi Erol Cakir, goreve baslar baslamaz Tayyip Erdogan'in Cin gezisini iptal etmekle adini duyurdu.
Simdi bazilarinin aklina ister istemez su soru gelecek: 'Vali Cakir, Erdogan'in mahkumiyetinin kesinlestigini biliyor muydu?'

Ada-let
Cok kisinin agzinda 'Adalet'in verdigi karara saygi duymak lazim!' sozu geziyor.
Adalet, gercek adalet olursa elbette bu karara kimse itiraz edemez. Ancak Yargitay Baskani bile 'Hukukcular vicdani ile cuzdani arasinda sikisip kaldi!' dedigi bir ulkede, hangi sonuclara saygi gosterilecek?
Menderes'in idamini da 'Hukuki bir karar' olarak mi kabul edecegiz? Hukukun siyasallasmasi bu kararlara duyulan saygiyi yok etmiyor mu?

Mecz
Cumhuriyet gazetesinden bir yazar, eylem yapanlarin meczup olmasindan dem vuruyor. Kendi yakinlarina hic goz atmiyor galiba. Isterse cevresinden de raporlu meczup bulabilir.

Esek arisi
Televizyon programi cekerken Hulya Avsar'i ari sokmus. Mutlaka 'Dilini esek arisi soksun!' diye beddua eden olmustur. Fakat ari, dilini sokmamis!



ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.^.