









|
|
Gül Saati
Ali Çolak
Güneşli bir günde
"Neden hep hüzünlü yazılar yazıyorsun?" diyor bir dostum. Sahi hep hüzün mü dökülüyor
yazdıklarımdan; sevincin, neşenin, ümidin adı okunmuyor mu? Sizi tutup tutup açık denizlere, başı dumanlı
dağlara mı çağırıyorum? Hadi böyle olsun; haftada bir cumartesi sabahları biraz hüzün devşirin bu sütundan. O
güne biraz içli, biraz duyarlıklı başlayın, kırık bir aynayla çıkın sokağa. Gözleriniz bulutlu olsun azıcık... Bu da
sevindirir beni. Yazdıklarım gidip bir yerde, bir kalbi titretebiliyorsa, bir insanın içine, olmadık bir zamanda
hüznün rüzgarını ekebiliyorsa... Biraz olsun değiştirebiliyorsa okuyanı, aferin o yazıya! Kelimenin kudretine,
cümlenin büyüsüne aferin...
Hadi, yeri gelmişken sorayım: Siz de mi o dostum gibi düşünüyorsunuz, çok mu hüzünlü
buluyorsunuz yazılarımı? Sanmıyorum hepinizin böyle düşündüğünü. Bu sütunda size merhaba çeken yazılardan
yaşama sevinci devşirenleriniz de vardır. Bir kıyısından rintliğe, alaycılığa, isyana bile çağırmıştır kimilerimizi
bu yazılar. Ama, yine de siz bilirsiniz en doğrusunu. Benim kelimelerime ses veren, onlara kucak açan
sizlersiniz.
Bana "en çok yakışan"ın hüzün olduğunu bile bile, size içinden neşeli şarkılar
geçen yazılar yazmak isterdim, biliyor musunuz? Bir cumartesi sabahı, sizi evinizden çıkarıp sokaklara,
denizlere, dağlara çağıran yazılar... Yolculuklara, türkülere, sevdalara... Sizi dünyanın öbür ucuna çağıran yazılar
yazmak isterdim. Geri dönüşü olmayan gidişlere, cesur ayrılışlara, mutlu birleşmelere, soylu isyanlara çağırmak
isterdim sizi. Kelimelerim çiçek tozları gibi insin isterdim odanıza. Saçlarınızı dağıtsın, yüzünüzü gülümsetsin,
sizi yerinizden kaldırsın isterdim kelimelerim. Aklınızı karıştırmak, rahatınızı bozmak, içinize bir kurt düşürmek
isterdim. Ben size, içinden şarkılar geçen yazılar yazmak isterdim. Elimden gelse, hiç olmadık sevdalar atardım
içinize; özgürlük ateşi, aşk ateşi, sabır ateşi... Elimden gelse bir şehrin bütün tutsaklarını salıverirdim.
İnsanlarını, kuşlarını, gemilerini... Cahit Külebi öyle der ya "Özgürlük" şiirinde: "Eğer
kuvvetim yetse benim / Rıhtıma koşarım yalnayak. / Halatlarını bütün gemilerin / Bıçağımla keserim. / Gemiler
açılır sallanarak, / Ben de artlarından bakarak / Gülerim, / Bütün kuvvetimle bağırarak. / Azat olun gemilerim,
azat olun gemilerim!"
Gücüm yetse ben, bütün yasakların zincirini kırardım. Kelimelerimle. Hüzünlerin lambasını
kısardım bir bir. Yiğit bir ses olur, türkü söylerdim başucunuzda. Size, gelecek günlerin güzel olacağını
söylerdim.
Yeni yılın ilk günü, ılık bir cuma aydınlığında yazıyorum bu yazıyı. Nasıl başlarsa öyle gider
günler, diyorum içimden. Güneşli, ılık, aydınlık... Güzel bir gün, neşe veriyor insana, güç veriyor; umutları
çoğaltıyor... Ve cesur bir yürekle çıkmamızı öğütlüyor yaşama. Dilerim gelecek günler de böyle olsun, hüznü az
sevinci bol ve özgür.
![ZAMAN ]lk Sayfa](/argit1/icons/9804/zaman.jpg)
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.
|