3 Ocak 1999, Pazar
Güncel
Dünyadan
Ekonomi
Kültür
Spor
Yazarlar
Arşiv
Medya

Text Only
Temel Harfler

Zaman Yazıları

Hilmi Yavuz
Gövde 'fail' midir?
Geçen haftaki yazımda, Divan şiirinde 'gövde'nin, 18. yüzyıla gelinceye kadar 'etkin' olmadığını; birbirinden bağımsız organların, tıpkı bir taş bebekte olduğu gibi, eklemlenmesinden meydana gelen edilgin bir strüktür olarak kavrandığını belirtmiştim. Homeros'ta ise, Divan şiirinde olduğu gibi 'gövde' konsepti, organik bir bütünlük göstermeyen bir strüktürü işaret ediyordu; ama önemli bir farkla: Homeros'ta 'gövde' edilgin değil, etkin bir konumdaydı ve hareketliliği gösteren kol, bacak ve mafsallar olarak kavranmaktaydı.
Divan şiirinde 'gövde'nin edilgin oluşu ve hareketsizliğe işaret eden yüzün (ağız, burun, gözler, kaşlar, kirpikler vd.) mazmunlaştırılması yoluyla, temsil edilişi, hiç şüphe yok, 'ruh' (nefs) ve 'gövde' telakkisiyle ilgilidir.
Önce Kelam bağlamında 'gövde' konseptine bakalım: Eş'ari Kelamı'na göre, 'gövde' mahluk'tur. W. Montgomery Watt'ın Islamic Philosophy and Theology'de verdiği örnekle belirtmeye çalışırsam, mesela, ok atmak için diz çöküp kollarıyla yayı germiş olan bir okçunun gövdesi (elleri, ayakları, mafsalları başta olmak üzere bütün organları) 'mahluk'tur, yani Allah tarafından yaratılmıştır. Eş'ari'nin 'Kisb' teorisine göre, insan 'gövde'nin hareketini yaratmaz; ama o hareketi 'kisb' eder. Kisb, insanla onun fiili arasındaki ilişkidir ve bu ilişki (Eş'ari'ye göre elbet) insanı sorumlu kılar; ama 'mahluk' olan 'gövde'nin ve doğal şartların dışında kalanın ne olduğu ve neyin 'kisb' edildiği konusu o kadar açık değildir. Eş'ari Kelamı'nın bir tür Cebrilik olarak yorumlanması da, 'kisb'den neyin kasdetildiğinin açık seçik bilinmiyor olmasındandır. Eğer 'kisb'den, W. Montgomery Watt'ın ifade ettiği gibi, sadece 'insanın karar vermesi' anlaşılmak gerekiyor ise, o takdirde, insan fiillerinin ortaya çıkışında, insanın çok az bir payı var demektir.
Gazali, Eş'ari Kelamı'nı, bir Doğa felsefesi temellendirmek için kullanmıştır. Doğada gerçekleşen (doğal) olguların tümü, şeylerin zatından değil, Allah'tan kaynaklanmaktadır. Gazali'nin o çok bilinen örneğini verelim: Mesela, pamuğun ateşle teması, onun yanmasına yol açıyorsa, bu, pamukta 'yanabilirlik' özelliğinin oluşundan (yani, zatından) dolayı ortaya çıkmamaktadır. Ateşle pamuğun teması vesilesiyle 'yanma olgusu'nun gerçekleşmesine sebep olan, Allah'tır (Tahafüt, 17).
Bütün bunlar ne manaya geliyor? Şuna: Şayet Allah istemezse, ok, okçunun hedefine gitmek şöyle dursun, yerinden kımıldamayabilir de... Böylece, okun atılması ile, okun hareketinin gerçekleşmesi arasında bir zorunluluk ilişkisi söz konusu olamaz Gazali'ye göre. Öyleyse, insanın bir olguyu gerçekleştirmek için yapıp ettiklerinin (mesela, ok atmak), doğa kanunlarının bir zorunluluğu içermemesi bağlamında anlamı şudur: Gövde, bir olguyu gerçekleştirmeye kalkıştığında, onu zorunlu olarak gerçekleştirebilme iktidarına sahip değildir. Allah, dilerse, her zaman müdahale edebilir...
Bu durum, haddizatında 'gövde'nin 'fail' olmadığını, yani bir kararı, deyiş yerindeyse, kuvve'den fiile zorunlu olarak çıkarmak iktidarına sahip bulunmadığını gösteriyor.
Şunu da belirtmeliyim ki, tasavvuf düşüncesi, Eş'ari Kelamı'nı 'gövde' konseptini bir başka düzlemde yeniden üretir: Mistik düzlemde! Zira, tasavvufta, 'gövde' bir kalıp, bir cesed'dir. Dr. Süleyman Uludağ'ın Tasavvuf Terimleri Sözlüğü'ne göre: 'Ruhu barındıran ve çeşitli faaliyetlerde bulunmasını sağlayan zemin ve alet'... Nesefi ise şöyle diyor: '(Ruhlar) kendi kemallerini bulmak gayesiyle bu süfli aleme gönderilmişlerdir. (...) Kemali vasıtasız bulamaz (...) İşte o vasıta (beden) kalıbıdır.'
İslam'da 'gövde' niçin 'fail' değildir? Fail olan, veya kisb'i mümkün kılan ruh ya da nefsdir. Ve asıl önemlisi, 'gövde'nin 'fail' olmasının ('gövde' Süfli alem'e, Kesret alemine ait bulunduğuna göre) manası, Masiva'nın da 'fail' olabilmesi ihtimalini içeriyor olmasıdır. Eş'ari'nin ve özellikle de muhteşem Gazali'nin, bu vahim tehlikeyi fark etmiş olduklarını sanıyorum.
Divan şiirinde 'gövde'nin hareketsizliğini, genel olarak Doğu toplumlarının statik, dolayısıyla tarihsiz oluşlarına ilişkin varsayımlarla da temellendirmek mümkündür. Ama faraza öyle olsa bile, İslam'ın 'gövde' karşısındaki Kelami ve Tasavvufi tavrını dışarda bıraktığı için, bu temellendirmenin özelde eksik kalacağını (hatta, kaldığını!) düşünüyorum.




ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.