3 Ocak 1999, Pazar
Güncel
Dünyadan
Ekonomi
Kültür
Spor
Yazarlar
Arşiv
Medya

Text Only
Temel Harfler

Pazar Yazıları

M. Orhan Okay
Mevlevi ayinleri ve Mesnevi dersleri
Aralık ayının on yedinci gecesini, yani 'Şeb-i Arus'u, Kombassan Vakfı'nın lütufkar davetiyle Konya'da geçirdik. Kombassan Holding'in, Konya'yı merkez alarak belki bütün bir Türkiye ekonomisine hayat veren sanayi tesislerini gezerken, Yirmi Sekiz Çelebi Mehmet Efendi'nin Avrupa'daki yenilikleri ilk gördüğü zamanki hayretiyle, biz de "gözle görülmedikçe anlatılır gibi değildir" diye şaşkınlığımızı gizleyemedik.
Bu vesileyle gecemizi ihya eden ve millet olarak çeşitli dünya gaileleriyle bunalan ruhlarımıza tasavvufun, mistik tecrübenin, şiirin, musikinin ve raksın bu harikulade terkibiyle taze bir nefes veren Mevlevi ayini ile ilgili olarak hatırladıklarımı yazacağım.
Çocukluk ve gençliğimiz, tekke ve zaviyelerin kapatılması ile ilgili kanunun, gösteri niyetiyle bile bu gibi mistik temaşalara izin vermediği yıllarla geçti. Mevlevi ayinini ilk defa, zannedersem orta okul öğrencisi iken, Reşat Nuri'nin tiyatrosundan aktarılmış olan "Taş Parçası" adlı filmin bir sahnesinde seyretmiştim. Bu sahne harikulade bir hazla uzun süre hafızamda yer etti. İkinci Dünya Savaşı, yani 1945'ten önceki yıllardı.
Savaşın son yıllarında kurulan Birleşmiş Milletler Teşkilatı'na üye olmamızla beraber Türkiye'de de tedrici bir zihniyet değişmesi yaşanmaya başlandı. Çok partili demokrasi tecrübelerine girişildi. Önce Milli Kalkınma Partisi, arkasından Demokrat Parti kuruldu. Özellikle Demokrat Parti'nin her alanda devletçi doktrin karşısına liberal görüşler ileri sürmesi, haliyle dini yayın, eğitim ve diğer faaliyetlerin de nisbi bir serbestliğine yol açmaktaydı. Daha 1946-1950 arasında Halk Partisi iktidarı zamanında, imam-hatip kurslarının açılması gibi, bir dizi 'dini taviz'in asıl sebebi milletin hayrına gayretten değil, birtakım siyasi kozları muhalefete kaptırmamak kaygısından kaynaklanıyordu.
İşte bu rahatlama yıllarında bir gün Süleymaniye Camii'nde Mesnevi dersleri okutulmaya başlanacağını işittik. Yıl 1948. Ben Vefa Lisesi'nin ikinci sınıfındayım. O zamanlar cumartesi günü de mesai var ve okullar açık, fakat öğleye kadar. Mesnevi dersleri öğle namazından sonra verilecek. Okulumuz Süleymaniye'ye çok yakın olduğu için dersleri takip etmekte güçlük çekmedim. Hemen ilk dersten itibaren, zannederim aksatmadan devam ettim.
Mesnevi derslerini Tahir Olgun, edebiyat dünyasındaki yaygın adıyla Tahirü'l-Mevlevi veriyordu. Böylece her cumartesi yazları Süleymaniye, kışları bir az daha ılık olur ümidiyle Laleli Camii'nde olmak üzere herhalde ölümünden bir müddet öncesine kadar üç yıla yakın mesnevi derslerine devam etti. Bu derslerin metni bir süre sonra da "Mesnevi Dersleri" adıyla forma forma basılmaya başlandı. Tahirül-Mevlevi'nin ölümüyle dersler de, kitap da eksik kaldı.
Dersi dinleyenler arasında benim gibi genç, yaşlı meraklılar dışında, bir süre sonra, Mevlevi veya Mevlevi terbiyesi almış kişilerin bulunduğunu fark ettim. Bunlardan bazılarının ellerinde büyük bir itina ve saygıyla taşıdıkları hacimli Mesnevi ciltleri bulunuyor. Tahir Bey ders verirken onlar da parmaklarını beyitler üzerinde gezdirerek takip ediyorlardı. Daha da dikkatimi çeken, bunların, vaiz kürsüsünün önüne diz çöküp otururlarken, dikkat edilmezse fark edilmeyecek kadar bir belirsizlikle eğilip yeri öpmeleriydi.
Tahir Olgun, ilk derste Mesnevi dersi vermenin geleneğinden, Süleymaniye'deki bu dersin Kubat Çavuş adlı bir zatın vakfetmiş olmasından, kendisinin de Cumhuriyet'ten evvel yine bu dersleri verdiğinden bahsetti. Sonra Dibace'sinden başlayarak mesnevinin beyit beyit önce Farsça aslını, sonra tercümesini, sonra da kendi şerhlerini, gerektikçe Ankaravi, Abidin Paşa gibi kendisinden önceki mesnevi şarihlerinden de nakiller yaparak, araya kendi hatıralarından ilaveler, fıkralarla derse devam etti. Bir süre sonra bu derslerin kendine mahsus klasik bir yapıya ulaştığını anladım. Bilmem eski Mesnevi dersleri de böyle miydi? Tahir Olgun, "euzübesmele"den sonra "Rabbi'şrahlisadri.." ayetlerini daha sonra Mesnevi'den
Tu megu mara bedan şah bar nist
Ba keriman karha düşvar nist
"Bize o şahın yük olmadığını söyleme. Ancak keremli kişilerle iş yapmak zor değildir." beytini okur, "Ders-i sabıkta şurada kalmıştık." diyerek yeni beyitler okumaya başladı. Bitirirken de yine Mesnevi'den olduğunu tahmin ettiğim bir beyit okurdu ki sadece ikinci mısraı aklımda kalmış:
Vahy-i Hak, vallahü a'lem bissavab
(son ibare, doğrusunu Allah bilir, demektir.)
Dersler epey ilerledikten sonra, belki altı ay kadar sonra merhum bestekar Sadettin Kaynak da derslere devama başladı. Galiba o sıralarda Sultan Ahmed Camii'nin baş imamı idi. Ders bitince Tahir Bey gözleriyle cemaatin içinde onu arar, bulunca "Sadettin Bey, bir aşır lütfeder misiniz?" der. Sadettin Kaynak da, kocaman gövdesiyle bağdaş kurmuşken zorla doğrulur, diz çöker ve bir aşır okurdu.
Cemaat dağılırken ben de özentiyle, birçokları gibi Tahir Olgun'un yanına yaklaşır, elini öperdim. Yaşınız ne olursa olsun o da eğilip sizin elinizi öperdi. Bunun bir Mevlevi adabı olduğunu o zaman öğrenmiştim.
Tahirü'l-Mevlevi 1951 senesi haziranında vefat etti. Merhum kitapçı Muzaffer Ozak'ın gür sesiyle okuduğu tekbirlerle Merkez Efendi Kabristanı'na defnedildi.
O tarihten birkaç yıl sonra ilk defa, devlet eliyle ve aleni olarak bir Mevlevi ayini tertip edildi. 1954 senesi 17 Aralık gecesi, Harbiye Spor Salonu'nda. benim neslim böyle bir manzaraya ilk defa şahit olmuştu. İsimlerini bilemeyeceğim; fakat o yıllarda bu ayinin Osmanlı döneminin henüz hayatta olan son şeyhleri, semazenleri ve neyzenleri tarafından icra edildiğini duymuştuk. Orada da dikkatimi çeken şey, o mahşeri kalabalığın içinde, aralarda tek tük birtakım insanların ayinin başlamasından sonuna kadar ayakta, ellerini kavuşturmuş ve başları eğik olarak huşu içinde takip etmeleriydi.
Bugün artık "Şeb-i Arus" törenlerinin dışında da sık sık tekrar edilen, hatta ayin olmaktan çok, zaman zaman turistik gösteri haline gelen, bazen Türkiye dışına da taşan Mevlevi ayininin o yıl yapılan ilk gösterisi olağanüstü bir ilgi görmüştü. Tabii gazeteleri ve dergileriyle 'bir kısım basın'ın "laiklik elden gidiyor, irtica geliyor" gürültüleri dışında.




ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.