









|
|
Keyfiyet
Ahmet Selim
Hatalı yaklaşımlar...
Yazımı yazmış, Mehmed Şevket Eygi Bey'in Kanal 7'deki sohbetini dinliyordum. Yazdığım yazıyı
erteleyip, bu sohbet üzerinde durmak istiyorum. Çünkü bana heyecan verecek kadar önemli bulduğum bazı
hatalar yaptığını düşünmekteyim.
Şöyle diyor:
"İslami hareket içinde hiç sarışın ve mavi gözlü insanlar gördünüz mü? Yoktur, yahut
yok denecek kadar azdır. Var olan bu tip insanlar, solcular-pozitivistler-modernistler arasındadır!"
"Bizde de sarışınlar mavi gözlüler çoğalmalı!"
"Biyogenetik bakımdan zengin (güçlü) bir toplum olduğumuz söylenemez!"
"İslam'ın payına, Araplar, Türkler, Pakistanlılar falan düşmüş. Hıristiyanlığın
payına ise, Germenler, Slavlar, Anglogsaksonlar!.." "Irk faktörü önemlidir. Bakın Afrika'ya,
insan var mı?" "Yanlış anlaşılmasın. Hukuk, haysiyet bakımından bütün insanlar eşittir. Ama
yetenek bakımından farklıdır..." "Devşirmeler olmasaydı Osmanlı 600 yıl yaşayamazdı!"
Bir ırkın, ırki özelliğiyle yetenek açısından üstün olduğunu söylemek ırkçılıktır. Buna
inanılınca, ehliyet ve liyakat ırka göre belirlenir ve emaneti ehline verme kavramının içi boşalır. Muhterem
Mehmed Şevket Eygi Bey, ciddi bir yanılgının içindedir.
İnsanlar ırklarına göre değil, sosyal ve kültürel ortamın imkanlarına ve özelliklerine göre, fıtri
yapıları çerçevesinde iradeleriyle kendilerini geliştirirler. Bir Amerikalıya verdiğiniz imkanları Afrika'nın
insanlarına da verseniz aynı başarıları gösterebilir. İklimin medeniyetle olan münasebetleri bu konunun dışındaki
bir bahistir.
Benim sülalem Rumeli kökenlidir. Hem babam, hem annem tarafından öyledir. Amcamlar,
halamlar, teyzemler, büyük babam, büyük annem ve onların kardeşleri; sonra onların çocukları ve torunları,
torunlarının torunları; büyük babalarımın ve büyük annelerimin kardeş çocukları; hatta onların oradan buraya
gelmiş yakın dostları; bütün bunları hafızamda canlandırdığım zaman, binlerle ifade edilen bir nüfus çıkar
ortaya. İçlerinde mavi gözlü ve sarışın olanlar, 15-20 kişiyi geçmez. Bu nispetten hareketle hangi sonucu
çıkaracaksınız? "Sarı saç-mavi göz" Rumeli'den göç edenleri tanımaya dahi yetmez...
"O kesimde şu kadar sarı saçlı, mavi gözlü var; bu kesimde şu kadar..." demenin hiçbir mantığı
yoktur. Ne ilmen, ne manen, ne naklen, ne aklen. İnsanların renk farklılığı, hilkaten sadece iklim şartlarıyla
alakalıdır; zekayla, beceriyle hiçbir münasebeti yoktur. Aksini düşünmek manevi vebali muciptir. (En büyük
görev mazhariyetinin "peygamberlik" olduğu da unutulmamalı.)
... Bir başka nokta, şu: Hiçbir kitap, hiçbir dergi, hiçbir gazete kendini herkese kabul ettiremez.
Her yerde olmak isteyen, hiçbir yerde olamaz. Büyük Doğu da herkese hitap etmiyordu, Cumhuriyet gazetesi de;
Varlık da, Hisar da, Yön de. Herkes kendi tercihinin boşluğunu doldurur; mihverine oturur. Hiçbir fikir gazetesi
kitle gazetesi olamaz; kitle gazetesi olarak yayınlananlar da, aslında belli bir kesime hitap eder. Güçlü ve müessir
olmanın ölçüsü yalnızca tiraj değildir.
... Estetik meselesine de biraz eğilmek istiyorum. Estetik, sanat felsefesi ile ilgili bir kavramdır;
fakat ondan daha geniştir. Estetik idrak, güzelin belli ölçülere göre kavranılmasıdır. "Güzellik"
sübjektif yönü ağır basan bir kavramdır, bu konudaki tercihlerimiz kendi mizacımızı tabii olarak yansıtır; fakat
böyle olmakla beraber bazı kültürel değer ölçüleriyle de bağlantılıdır. Mesela İslam'ın ruhunda, sadeliği esas
alan ve vakarla korunup biçimi manada eriterek güzelleştiren bir estetik üslup derinliği vardır. Maddeye bağlı
yönü ağır basan estetik telakkiler burada pek geçerli olmadığı gibi, biçimsel muayyeniyetler de fazla etkili
değildir. İddialı olmak, bizatihi bu ruha aykırılık teşkil eder. Nerede tevazu ile vakarı birleştiren bir denge ahengi
var ise, orada bir estetik değer kendini hissettirir; bir rayiha gibi, bir lisan-i hafi gibi, güzelliğin varlığı her türlü
izah ve ispat ihtiyacından müstağni olarak deruni idrake ulaşır. Bu bir sonuçtur, bir terkip kıvamıdır. Kullanılan
malzemenin de önemi yoktur. Hayatımızın üslubu yok ki estetiği olsun; bütünlüğü yok ki dengesi ve ahengi
olsun. Muhterem Mehmed Şevket Eygi Beyefendi bu meselede de, motifçi ve dekorcu bir mübalağa ısrarı
göstermekte. Bu basitleştirici ısrar, estetiğin özüyle ve hikmetiyle bağdaşmıyor.
Hürmet, tenkide mani değildir.
![ZAMAN ]lk Sayfa](/argit1/icons/9804/zaman.jpg)
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.
|