









|
|
Tahlil
Mehmed Niyazi
Geriye bakınca
Yeni bir yıla adım atarken geriye dönüp baktığımızda bir yığın olay görüyor, pek çoğunun bir önceki yılın
uzantısı olduğunu hatırlıyoruz. O yıl tam bir kabuslar yılıydı. Şu tarikatçı, bu tarikatçı tespitleri yapılmasaydı,
ülkemiz sanki irtica seline kapılıp gidecekti. Her sabah "öldük, ölüyoruz" manşetleri birbirini
takip ediyor, akşamları ekranlarda haber değil de, korku filmleri izliyorduk. Kimileri, bu işin ardında
"Bedelsiz ithalat, rant kavgası, Hazine arazisi tahsisi var" diye fısıldıyorlardı; ama bu fısıltılar en
fazla küçük tirajlı gazetelerin arka sayfalarındaki sütunlarında görünüyordu. Bazı hanımlar da cuma ve cenaze
namazı kılmak için çırpınıyorlar, bin bir güçlükle erkeklerin arasına sokulup, aynen onlar gibi tekbir alarak
kılıyorlardı. İbadet hakkını zorla elde etmiş kahramanları andırdıklarından kameralar bu cengaverleri zumluyor,
onları camilere sokmayan tarikatçılara karşı büyük zafer kazanmalarının rüzgarlarını ekranlarda estiriyorlardı.
Sarıklı, şalvarlı insanlar büyük şehirlerimizde pıtrak gibi çoğalmışlardı. İşin garip tarafı küçük şehirler, köyler
daha muhafazakardı; buraların insanlarının İslamiyet'i daha muhafazakar üslupla yaşamaları gerekirdi; fakat
oralarda bu tiplere pek rastlanmıyordu.
İrtica tehdidini manşetlere taşıyanlar, gümbür gümbür nutuk atanlar; ellerinde asa ile
caddelerde gezen sarıklı, şalvarlı insanları, şu veya bu sebeple baskına uğrayıp yakalanan tarikatçıları gericiliğe
örnek gösteriyorlardı. Bunlar kimdi? Ne zamandan beri faaliyette bulunuyorlardı? Nüfusumuzun yüzde kaçını
etkiliyorlardı? Niçin şimdi hep peş peşe yakalanıyorlardı?.. Bunların üzerinde duran yoktu. Gözler imam-hatip
okullarına, Kur'an kurslarına çevrilmiş, buraların dumura uğratılmalarının gerektiğini her vesile ile
vurguluyorlardı. Onlar da buralarda okuyan gençlerin, İslamiyet'in kılık kıyafetle değil, ibadet ve iyi halle
mümkün olduğunu öğrendiklerinin farkındaydılar. Mürteci olarak nitelendirdikleri insanların arasında lise
çıkışlı, hatta üniversite mezunu bulunduğunu biliyorlardı. "Bu işler dini bilmemekten oluyor.
İmam-hatipleri, Kur'an kurslarını tırpanlarsanız, dini hayatımıza gene cehalet hakim olacak."
feryatları onları hiç ilgilendirmedi.
Hükümet değişti. İmam-hatip okulları, Kur'an kursları dumura uğratıldı. Aradan çok geçmeden
şalvarlı, sarıklı insanlar azaldı; tarikatçılar gözlerden silindi; cuma ve cenaze namazı kılmak için çırpınanlar da
ortalıkta görünmez oldular.
1998 yılı ise hafızalarda kasetler yılı olarak kalacak. Bu kasetlerde adı geçenlerin bazıları
tutuklandı, bazıları tutuklanmadı. Devletin büyük bankalarından birinin özelleştirilmesine fesat karıştırıldığı
gerekçesiyle ortalık tekrar karıştı. Başbakan kendisine yakınlığıyla bilinen bir ekranda, milletin huzurunda adeta
sigaya çekildi. O, yaptığı işin doğruluğunu ispat için "Nasıl adam olduğunu Güven Erkaya Paşa'ya
sordum; yirmi yıllık dostumdur; çok iyi insandır dedi"ğini söyledi. Hiç kimse şahide iltifat edip üzerinde
durmadı.
Olayları bir bir değerlendirenler, kim kimin danışmanı olduğunu düşünenler, çok şey görürler.
Tabii danışmanın o konunun uzmanı olması gerektiğini de hatırda tutanlar herhalde La Fontaine'nin şu
masalını hatırlarlar:
Bir ormana musallat olan veba, hayvanları kırıp geçiriyormuş. Ormanın kralı aslanın
kanaatince günahkarlar çok olduğu için bu vebayı tanrılar onlara musallat etmişlerdi. Eğer herkes günahını itiraf
eder de, en günahkarları tanrılara kurban verilirse, ormandaki bütün hayvanlar kurtulacaklardı. Hayvanların
tamamı toplanır; aslan kanaatini açıklar; en günahkarın tespitinde adil davranabilmek için bir heyet kurar. İlk
önce kendisi günahını itiraf eder. Körpecik kuzuları midesine indirdiğini, iştihasının önüne geçemeyip çobanı da
yediğini söyler. Ama heyet bunu normal bir hadise kabul eder, onu günahsız bulur. Sonra kaplan, ayı, domuz ve
diğer güçlüler günahlarını sayıp dökerler. Heyet hiçbirisinin büyük günah işlediğine kanaat getirmez. Sonunda
sıra eşeğe gelir. O bir tapınağın bahçesindeki otları yediğini söyleyince, kıyamet kopar. Heyet onu en büyük
suçlu bulur; ormandaki bütün hayvanların selameti için eşeğin kurban edilmesine karar verir.
![ZAMAN ]lk Sayfa](/argit1/icons/9804/zaman.jpg)
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.
|