29 Mart 1999, Pazartesi
Güncel
Dünyadan
Ekonomi
Kültür
Spor
Yazarlar
Arşiv
Medya

Text Only
Temel Harfler

Akademi

Akademi Gurubu
Fasıldan Fasıla...
Kutsal mekan kabe
Cenab-ı Hakk, Kur'an-ı Kerim'de: "Allah, Kabe'yi, o saygıya layık evi, haram ayı, hac kurbanını ve (kurbanın boynuna asılan) gerdanlıkları insanların (maddi ve manevi yönlerden) belini doğrultmaya sebep kıldı.." (Maide, 5/97) buyuruyor. Kabe, bütün insanlara kıyam olma özelliğini nereden alıyor?
Kur'an-ı Kerim'de mastarlar, bazen sıfat gibi anlatılır. Mesela; "Adil" değil de, "Adl" denir. Yani o kadar adil ki, sanki adaletin ta kendisi. Yukarıdaki ayet-i kerimede de Kabe ve diğer esaslar için "kıyam" tabiri kullanılmıştır ki, bu kelime burada bir hususiyet arzeder. "Kıyam" kelimesi, "kame"den mastardır ve ayakta durmak veya birşeyi ayakta tutmak demektir. Buna göre Kabe, küre-i arzı ayakta tutan bir "amud-i nurani" ve onu bir peyk gibi güneş etrafında çeviren mana ve ruh gücü demek olur. Zira yeryüzünde henüz Hz. Adem yokken o vardı. İbni Kesir'in, el-Bidaye ve'n-Nihaye adlı eserinde naklettiğine göre, melekler bir defasında Hz. Adem'le muhavere ederken, "Sen henüz yaratılmadan biz burada çok tavaf ettik" demişlerdi...
Kabe hakikati
Evet, Kabe hakikati, sadece etrafı taş duvarlarla çevrili mekan değildir; o, aynı zamanda yerle göğü birbirine irtibatlandıran nurlu bir bağdır. Mirac'da, Efendimiz'in gözünü, hiçbir şey değil, arzın merkezinden semaların üstüne kadar yükselen ve Sidretü'l-Münteha ile noktalanan bu amud-i nurani kamaştırmıştı. O, bu iltisak noktasında bütün güzellikleri farklı bir televvün içinde görmüş ve adeta bir yeşillikler banyosu yapmıştı. Zaten, her zaman melekler, bu renkler cümbüşünü durmadan tavaf eder dururlar da, bir kere dönene bir daha sıra gelmez. İşte bu manada Kabe, ta arzın merkezine kadar, yeryüzünde Sidretü'l-Münteha'nın bir izdüşümüdür. Bu yönüyle mana aleminde Sidretü'l-Münteha ne ise, yeryüzünde veya madde aleminde de Kabe odur ve adeta o, varlığın temel taşı gibidir. Eğer alemler yeniden bir kere daha terekküp ve teşekkül edecekse, bu mübarek "buk'a" zerrat-ı asliye mesabesinde varlığın yeniden teşekkül ve tekevvünü için nüve olacak ve herşey onun üzerine örgülenecektir.
Vahyin sağanak yeri
Ayrıca, evrensel bir dinin evrensel mesajları, ilk defa orada nazil olmaya başlamıştır. Efendimiz (sas), bir vesileyle, "ne diye beni kıskanıyorsunuz, Aişe'nin evinde bana vahiy geliyor?" buyurur. Demek ki vahy sağanağı da bazı yerleri daha fazla tutuyor. Öyle ise, Kabe'nin de ayrı bir hususiyeti var demektir ki, bu da göklerin ve hatta gökler ötesinin yerle irtibatı O'nunla sağlanıyor şeklinde anlaşılabilir. Cenab-ı Hakk, insanlık cemaatine, peygamberlikle insanın peygamberliği temsil keyfiyetine bakarken sanki, Sidretü'l-Münteha, -semalar- Kabe (avamca ifadesiyle bu, gez-göz-arpacık) zaviyesinden bakar. Bu açıdan denebilir ki, nasıl Kur'an bir manada yeryüzünün kıyamı veya kayyimidir; herşey zahiren onunla ayakta durmaktadır; öyle de, şayet yeryüzünde herşey ayakta ise, bu Kabe'den dolayıdır. Belki bu yüzden Efendimiz (sas), Kabe'nin yıkılmasını kıyametin en önemli alametlerinden biri olarak görmektedir. Çünkü Kabe'nin yıkılması, yeryüzünde dinin, imanın kalmadığı anlamına gelmektedir ki ondan sonra küre-i arzın ayakta kalmasının da bir manası yoktur.
Yine bu açıdan, Kabe'nin yeri ve şekli de çok önemlidir. Onun bu öneminden dolayıdır ki, bugüne kadar Kabe üzerinde en küçük değişikliğe izin verilmemiştir. Mesela Efendimiz döneminde Kabe'den olduğu söylenen fakat imkan olmadığı için onun sınırları içine alınmayan Hatim, Abdullah İbni Zübeyr döneminde Kabe içine alınınca, "herkes kendine göre bir şekil verirse, Kabe hiç durmadan şekil değiştirir" gerekçesiyle Emevi döneminde tekrar yıkılarak eski haline irca edilmiştir.
Kabe ve cemaatleşme şuuru
Diğer taraftan Kabe, yeryüzünde gerçek cemaat manasına esas teşkil eden çok mübarek bir mekandır. Müslümanlıkta her insan, ferdi Müslümanlığı ile kendi dinini yaşar ve belli ölçüde Allah'ın rızasını kazanabilir. Ancak ferdi olarak elde edilebilecek bütün kazançlar hep kayıt ve şartla ifade edilir. Yani bir mü'min, ferdi olarak Cenab-ı Hakk'ın lütuflarına mazhar olabilir ve cennete girebilir. Fakat kamil manada Cenab-ı Hakk'ın lütuflarına mazhariyet, ancak cemaatle mümkün olabilmektedir. "Allah'ın eli onların ellerinin üzerindedir" (Fetih, 48/109) "Allah'ın eli cemaatle birliktedir" sözleri, İlahi inayetin, hıfzın, kelaetin cemaatle birlikte olduğunu ifade eden çok önemli iki esastır. Dünyanın dörtbir yanından bütün insanlar, Kabe'ye doğru yönelirken, hep birlikte aynı noktaya yönelmiş olmanın kazandırdığı bir cemaatleşme şuurunu yaşarlar. Bu ise, çok önemlidir; Üstad bir yerde, şüphe ve tereddütlere karşı o yöne yönelme insanda şöyle bir duygu hasıl ettiğini ifade sadedinde: "Nasıl ben şu anda Kabe'ye yöneliyorum; benimle birlikte dünyanın dörtbir yanından o ebedi mihraba yönelen milyonlarca insan var ve bunların içinde yüzlerce veli, asfiya, ebrar da var" der ve bu düşüncelerin insandaki bir kısım vehimleri izale edeceğini söyler. Bunu, hakka'l-yakin olarak bizzat yaşadığımı söyleyebilirim; şöyle ki, bir kısım vesveselerin dimağıma hücum ettiği bir anda, kendi kendime: "Senin bulunduğun şu saf, Kabe'nin etrafında bir halka teşkil ediyor. Onun arkasında ayrı bir halka, onun arkasında ayrı bir halka.. ve bu halkalar küre-i arzın son noktasına kadar devam ediyor. Kimbilir bu safların arasında İlahi esrara açık nice insanlar var ki sen onların eline su bile dökemezsin" dedim ve üzerimdeki bütün o vehimlerden sıyrıldım. Evet, esas bu yönüyle de Kabe, adeta manevi iplerle insanları birbirine bağlayan bir kuvvettir ve Cenab-ı Hakk onu insanlar için bir kıyam noktası kılmıştır denebilir.
Kabe merkezli menasik-i hac
Burada arzetmeyi düşündüğüm diğer bir husus da, esas şer'i tarifi içinde Kabe, bir kısım menasikin (ibadetlerin) yerine getirilmesi için, şeaire esas teşkil etsin diye vaz'edilmiş bir yerdir. Hac menasikinin, -imamlar arasında ihtilaflı olsa da- üç esası vardır; bunlardan biri de Kabe'yi tavaftır. Bu açıdan hem Müzdelife'de durmak, hem Mina'da şeytan taşlamak, hem de Arafat'ta bulunmak sanki Kabe'nin etrafında bir dantela gibi örülmüş tali nakışlar gibidirler. Biz, adeta her şeyi o amud-i nuraniye iliştirerek, kulluğumuzu bir dantela gibi örgüleriz. Bu açıdan da hac farizası, Kabe etrafında örgülenen bir ibadet nakşı gibidir. Bilindiği gibi hac ibadeti, Müslümanlar arasında yapılan yıllık bir kongre ve bir kurultay niteliğini taşır. Bu kongrede, eda edilmesi gerekli ibadetlerin yanında, gözetilmesi gerekli olan meseleler gözetilemediğinden, yeryüzünde tam bir İslami heyetin oluştuğu söylenemez; söylenemez çünkü hac farizası için dünyanın değişik yerlerinden gelen insanlar, Arafat'ta, Müzdelife'de, Mina'da bir araya gelip vazifelerini yaptıkları gibi, alem-i İslam'ın kaderini düşünerek evrensel bir kongre akdediyor şuurunda bulunsalar bu kıyamın çok önemli esaslarından birini daha yerine getirmiş olacaklar.
Bir yerde Üstad'ın da ifade ettiği gibi, namazın, orucun, zekatın belli bir dönemde aksatılmasından dolayı, beş-altı yıl cephelerde açlığın, susuzluğun, yoksulluğun sefaletini yaşamanın yanında, birliğimizin çok önemli bir vesilesi sayılan haccı gerektiği gibi değerlendiremediğimizden dolayı da, dağınıklığa düşmüş ve devletler arası muvazenede bulunmamız gerekli olan konumda bulunamamışızdır.
Oysa Cenab-ı Hakk, bu kudsi mekanı adeta bütün insanlığın kıyamı için çok önemli bir esas olarak vaz'etmiştir. İmam Rabbani'ye mensup önemli bir kutbun bu mevzudaki hususi bir tespiti vardır.
Şöyle ki o zat, Kabe'yi tavaf ederken, dünyada olan isyanlardan ötürü Kabe'nin temessül edip yükseldiğini görür. O, kendi kendine: "Bu insanlar artık Allah'a layıkı ile kulluk yapmıyorlar; bu yüzden ben de mebdeime yükseliyorum" der ve yükselmeye durur. Bu büyük zat, Kabe'nin eteklerine yapışır ve etme eyleme diye ağlamaya başlar.. derken ilahi ata kazanın önüne geçer ve herşey olduğu gibi kalır. Evet, Kabe tavafla, yani kendi hilkati ile alakalı manayı bulamayınca, "küllü şey'in yerciu ila aslihi; herşey aslına döner" fehvasınca, kendi aslına avdet edecektir. Bu yüzden de eğer alem-i İslam için bir kıyam sözkonusu ise, evvela Kabe'nin kendi değer ve kendi kriterleri ile yeniden duyulmasına, hissedilmesine ve değerlendirilmesine ihtiyaç vardır.
İlahi davet
Hasılı; İslam evrensel ve alemşümul bir dindir. Herkes daha doğarken mahiyeti ile İslam'a yönelmeye, O'nu anlayıp yaşamaya ve temsil etmeye müsait olarak yaratılmıştır. Dolayısıyla bu davet, herkese açık bir davettir. Bu yüzden Cenab-ı Hakk, Hz. İbrahim'e: "İnsanlar arasında haccı ilan et ki, gerek yaya olarak, gerekse nice uzak yoldan gelen yorgun argın develer üzerinde sana (Kabe'ye) gelsinler" (Hacc, 22/27) buyurmaktadır. Görüldüğü gibi bu davet, İslam'ın alemşümul derinliğine uygun olarak, sadece inananlara değil, "nass" tabiriyle bütün insanlığa yapılmıştır. Şayet insanlar şartlanmışlıktan başlarını kaldırıp bu rehbere kulak verselerdi, bu sesi duyacak ve dünyanın dörtbir yanından koşarak oraya geleceklerdi. Buna siz vicdandaki "nokta-i istinad" ve "nokta-i istimdad" nazarı ile bakıp, meseleyi Bergson'un sezgisi şeklinde anlayabilirsiniz. Çünkü vicdan yalan söylemez. Ya da acz ve zaafınızın dili ile bir Kudret-i Sonsuz'a ihtiyacınız açısından bunu duyabilirsiniz. Siz, böyle bir ihtiyaç tezkeresi ile müracata hazırlandığınızda, kulaklarınızda birden bire bu sesin tınladığını duyacaksınız. Milyonlarca insanın bu davete icabet etmesinde bu sesin tesiri çok büyük olduğu kanaatindeyim. Kabe'nin bütün insanlığın kıyamı olma özelliğini de işte burada aramak gerekir.

His Dünyası
RAVZA İŞTİYAKI
Ben bir garib ve avare,
Oldu kalbim pare pare,
Tutuldum o gülizare
Arz eyleyin bunu yare.!
Divane etti beni,
Böyle ağlattı beni.

Bilmez oldum sağ u solum,
Ve, yitirdim doğru yolum;
Gece-gündüz hep melulum,
Bir biçare zayıf kulum..
Divane etti beni,
Böyle ağlattı beni.

Gönül yaslı, gözler çağlar,
Bu hasret sinemi dağlar,
Kederli bahçeler bağlar;
Ağlıyor halime dağlar..
Perişan etti beni,
Böyle ağlattı beni.

Dolaşırken hep mestane,
Uğradı yol gülistane,
Ravza namlı bağistane;
Sığmaz dünyada destane..
Perişan etti beni,
Böyle ağlattı beni.

Bozup attı her fendimi,
Bilmez oldum ben kendimi;
Nam u nişanı, erdemi
Mecnunların budur demi..
Divane etti beni,
Böyle ağlattı beni.
M. Fethullah GÜLEN

ÖLÇÜ VEYA YOLDAKİ IŞIKLAR
SİYASET
Kuvvetin hakimiyeti gelip geçicidir; baki olan Hak ve adaletin hakimiyetidir. Bunlar bugün olmasa bile, çok yakın bir gelecekte mutlaka galebe çalacaklardır. Onun içindir ki, en büyük siyaset, Hak ve adalet taraftarlığında aranmalıdır.




ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.