









|
|
Ayine-i İskender
İskender Pala
Osmanlı arması
Türkçe'de silahın bir adı da "arma"dır. Duvara yan yana veya çapraz asılan silahlar için eskiden bu
isim kullanılırmış. Gerek sarayda, gerekse özel koleksiyonlarda teşhir edilen bu tür silahların sayıları artıp da tüfek, kılıç,
mızrak, tabanca, kalkan, kolçak (pazubent, kolluk) miğfer vs. silahlar birbirilerine çaprazlama asılmaya başlayınca bu
görüntünün bir sembol olarak kullanılma fikri doğmuş. Üzerine devleti ve milleti temsil eden diğer alamet-i farikalar
(ay-yıldız, terazi, kitap vs.) da ilave olununca Osmanlı Devleti'nin arması doğmuş.
Osmanlı armasının en tepeden başlamak üzere üzerindeki semboller şöyle sıralanır:
Güneş kursu ve şualar: Kursun ortasında armanın ait olduğu dönemin hükümdarının tuğrası yer alır.
Onun altındaki yukarıya açık hilalde celi sülüs hat ile Arapça müsecca bir ibare yer alır ki üzerinde şunlar yazılıdır:
"el-Müstenidü bi-tevfikati'r-Rabbaniyye; ... Han-ı Melikü'd-Devleti'l-Osmaniyye (Osmanlı
Devleti'nin hükümdarı olan ... Han, Allah'ın muvaffak kılması ve yardımına dayanır ve öylece hüküm
sürer)." Onun altında, armanın tam göbeğine gelecek şekilde aynalıklı kalkan motifi vardır. Bu kalkanın
çevresinde yıldızlar bulunur (Daha eskiden burada, hilalin üzerindeki cümle yazılı olurdu). Bu yıldızların sayısı çok
zaman 12 adet ile sınırlandırılmış olup 12 burcu temsil eder. Böylece Osmanlı, kainatın merkezine yerleştirilmiş olur.
Kalkanın hemen üzerinde de devletin kurucusu Osman Gazi'yi temsil eden bir sorguç vardır ki köklerine bağlılığı
temsil eder.
Kalkanın sağ yanında Osmanlı sancağı yer alır. Renkli armalarda kırmızı ile gösterilir. Onun
simetrisinde ise Hilafet sancağı bulunur. Hilafet sancağının rengi aslında siyah iken, arma üzerinde hemen daima yeşil
renkte gösterilmiş ve bazen üzerine üç hilal kondurulmuştur.
Merkezdeki kalkandan Osmanlı sancağı istikametinde uzanan figürler şöyle sıralanır:
Sancağın üzerinde temrenli ok vardır. Sancak alem'inin altında baltacılar ocağının kullandığı tek
taraflı ve çift yüzlü teberler (balta) bulunur. Sonra temrenli mızrak ve altında el siperlikli tören kılıcı vardır. Sonra
ağızdan dolma bir top (bu toplar Fatih zamanından itibaren Osmanlı ordusunun yegane ağır silahıdır) ve altında cenk
kılıcı yer alır. Hemen altında bozdoğan (gürz) görülür. Top ile bozdoğanı sancaktan ayıran nefir ise nevbet vurulmasını,
savaş ilanını ve bilahare mehterhaneyi temsil eder.
Armanın sol yanında, yani hilafet sancağı istikametinde uzanan dekoratif semboller daha ziyade
modernite tesiriyle orada bulunurlar ve yine yukarıdan aşağıya şöyle sıralanırlar:
Sancak aleminin altında süngü takılmış bir tüfek, altında tek yüzlü teber, sonra toplu tabanca ve
topuz başlı asa mevcuttur. Asanın şeşper topuzu kenarına asılı olan terazi adaleti temsil eder. Terazinin kefeleri kitap
rölyefleri üzerine oturtulmuş olup bu kitaplardan üstteki Kur'an-ı Kerim (Şeriat yasaları) alttaki ise diğer hukuk
metinleri yerine geçen kanun kitabıdır.
Hilafet sancağının altındaki çiçek rölyefleri Osmanlı'nın estetik yönünü temsil ederler ve buket
arasındaki güller hilafet sancağı üzerinde manevi ilhamlar sebebiyle bulundurulurlar. Buketin hemen altında bir çapa
(gemi demiri) yer alır ki denizciliğin sembolüdür.
Arma göbeğindeki kalkanın hemen alt yanında dik duran bir borazan mızıka takımını; onun altında
çaprazlama duran tirkeş (ok kuburu, sadak) ile meş'ale de gece donanmalarını ve ok musabakalarını hatırlatır.
Armanın alt tarafını boydan boya süsleyen akantus, incir, defne yaprakları ile rumi çiçek motifleri
arasından sarkan 5 adet madalya sağdan sola doğru şu isimlerle anılır: İmtiyaz nişanı, mecidi nişanı, iftihar nişanı
(ortada), Osmanlı nişanı (Nişan-ı Osmani) ve şefkat nişanı.
Arma resmi bir amblem olmakla birlikte bazı kurum veya kuruluşların (bahriye, itfaiye, alay teşkilatları
vb.) ana ögelerde değişiklik yapmamak şartıyla kendilerine has bazı motifler ilavesiyle armayı zenginleştirdikleri
görülmektedir.
DEYİMLERİMİZ
Burnundan fitil fitil gel(dir)mek
Dilimizde böyle bir deyim vardır. Nankörlük, haramzadelik ve ihanet hallerinde beddua manasıyla
kullanırız. Deyimde geçen "fitil(fetil)" kelimesinin eskiden kullanılan dört anlamı vardır. 1. Lamba fitili, 2.
Uğmakla deriden çıkarılan yuvarlak kir, 3. Yaraya konulan pamuk ve 4. Örgü.
Bu anlamların hemen hiçbiri yukarıdaki deyime tam uygun gözükmüyor. En sondaki örgü anlamı biraz
eski işkence tarzlarını hatırlatıyor (Yer yer düğüm atılmış olan bir yumak ipliğin ucunu suçlunun burnundan ağzına
sarkıtıp bir ileri bir geri sararak işkence yapıldığını Evliya Çelebi yazar.) ve dolayısıyla bir beddua için elverişli
görünüyorsa da deyimde geçen "fitil" kelimesi bir ağırlık ölçü birimi olarak bambaşka bir anlam taşır.
Dirhemin dörtte birine "denk", dengin dörtte birine "kırat", kıratın dörtte birine de
"fitil" denir. Bu durumda fitil dirhemin kesirlerinden biri olarak muhtemelen bir damla kan ağırlığında
olmalıdır ki hakkı yenilen kişinin hakkı, eylediği beddua gereği zalimin burnundan damla damla (fitil fitil) gelebilsin.
Hafazanallah!..
700 YILIN ARDINDAN
Gedik Ahmet Paşa'dan Tayyip Erdoğan'a
Fatih, ünlü veziri Mahmud Paşa ile tebdil olarak şehri teftişe çıkmıştı. Kendisinin yeni yaptırdığı camiin
(Fatih Camii) yakınında bir yeniçeri aşçısı ağzını doldura doldura bağırıyor, yönetime ateş püskürüyordu. Hünkar ile
veziri yanına yaklaşıp sebebini sordular. İşte aldıkları cevap:
- Beher adamlar! Sabahtan beri gezdim; koca şehirde bir okka et bulamadım. Şimdi kışlaya gitmeye
korkuyorum; zira yemek pişiremedim. Memleketin sahibi yok ki... Muhtesip kendi safasında. Eğer burada ben ihtisap
ağası olsaydım şehri erzak ile doldururdum alimallah.
Fatih, aşçının adını ve bölüğünü tespit ettirerek oradan ayrıldı. Saraya varınca muhtesib efendinin
icraatları gözden geçirilip ihmali cezalandırıldı. Sonra yeniçeri ağasının huzurunda o aşçıya şehrin ihtisap ağalığı verildi.
Aşçı yıllarca şehri pek güzel idare etti ve zamanla vezir oldu. Osmanlı tarihi daha sonra onun adını altın harflerle yazdı:
Gedik Ahmet Paşa.
Bu aşçının muvaffakiyetinin yegane sırrı doğru, namuslu, hak yemez oluşuydu ve sonunda ihtisap
ağalığından vezarete yükselerek tarihe geçmişti. İhtisap ağasının yaptığı işleri bugün şehremini, yani belediye reisi
yapıyor ve İstanbul, bunca asır sonra Gedik Ahmet Paşa'ya benzer bir ihtisap ağası daha bulmuştu; ama biz onu
şiir okudu diye hapse gönderip vezaret yolunu kapadık.
BERCESTE
Leb zikrde amma ki gönül fikr-i cihanda
Kaldı arada sübha-i mercan mütereddid
Nabi (ö. 1712)
Dudakta Allah adı, gönülde dünya sevdası. Eldeki mercan tesbih ise hangisine uyacağını şaşırmış vaziyette.
![ZAMAN ]lk Sayfa](/argit1/icons/9804/zaman.jpg)
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.
|