18 Nisan 1999, Pazar
Güncel
Dünyadan
Ekonomi
Kültür
Spor
Yazarlar
Arşiv
Medya

Text Only
Temel Harfler

Mor Mürekkep

Nazan Bekiroğlu
"İstanbul'um Karaman'ım"
Hitap. Bir benden diğerine sesleniş sözcüğü. Hitap; hatip, muhatap. Ruberu seslenme alanları bir yana, mektup, söylev, şiir gibi yazılı veriler ölçeğinde hitap sözcükleri üzerine yapılacak bir çalışma, toplumsal tarih açısından renkli ve kıymetli veriler içerebilir. Erbabını bekleyen geniş çalışma alanı. Bizimkisi küçük bir gezinti. Yol boyunca.
Osmanlı hayatının teşrifatı hitap sözcüklerinde de yansımasını bulmakta. XVI. asırda Gevher Sultan, oğlu Mehmed Çelebi'ye bir hayli tekellüflü bir lisanla hitap ediyor: "Cenab-ı İzzet-meab-ı Saadet-nisab Nur-ı Didem Oğlum Mehmed Çelebi Hazretleri Kam-yab." Gevher Sultan evladına duyduğu kalbi sıcaklığı "Oğlum Mehmed" sözcüklerine sıkıştırmış mıdır bilinmez fakat Sultan Abdülmecid'in annesi Bezmialem Valide Sultan teşrifatlar üzeri bir sıcaklıkla hitap ediyor oğulcuğu Abdülmecid'e, hanedanın bu gerçekten en güzel simalarından birine: "Güzelim Benim", Benim Güzelim. Doğrusu güzel.
Şehzade Bayezıd ile babası Kanuni arasında gidip gelen trajik manzum mektuplar hitap sözcükleriyle de iç acıtıcı. Oğul babasına der: "Baba": Ama nasıl?
Ey seraser aleme Sultan Süleyman'ım baba
Tende canım, canımın içinde cananım baba
Peki ya babanın şehzadesine hitabı? "Oğul". Ama nasıl?
Ey demeden mazhar-ı tuğyan ü isyanım oğul
Takmayan boynuna hergiz tavk-ı fermanım oğul
Bir Sultanla evli bulunan Enver Paşa'nın, gerçekten çok sevdiği Naciye Sultan'a yazdığı mektuplarda sıkça kullandığı "Ruhum, Sultanım" hitabında "Sultanım" herhalde hoş bir tevriye taşımakta. Gönle sultan, mülke sultan. Zaten padişah merkezli genişleyen hanedana mahsus bir imajlar dairesinde, aşktan nasiplenen gönüllerin sultanlığı ile mülkün sultanlığı sevilerek mukayese edilmiş ve gönül sultanlığı daima birinciye tercih edilmiştir. Ve kuşku yok ki bu mukayesenin en çarpıcı ve cazibeli tezahürü, hükümdarın gönlü ve ülkesi arasındaki sultanlık mukayesesinden geçer. Çünkü kendi ülkesinde sınırsız erk sahibi olan padişahın, aşkın ülkesinde sultanlığını devretmesindeki (kaybetmesi de diyebiliriz düpedüz) çelişki çok etkileyicidir.
Fakat veliliğine hükmedilecek denli muhterem bir zat olan I. Abdülhamid'in herhalde epeyce güzel ve/fakat zalim Ruhşah kadına gerçek birer feryatname hükmünde (doğrusu hükümsüzlüğünde) yazdığı mektupların hitapları? "Abdülhamid'in canı Ruhşah", "Ruhşah'ım Hamid'in sana kurban ola". Güçlü bir hükümdardan çok acz içinde yaşlı bir aşık psikolojisi yansıttığı için mi bu mektuplar ve hitapları bize lezzetten çok acı veriyor ve sadece rikkat uyandırıyor? Çünkü hayranlığı doğuran tezat yok artık. I. Abdülhamid'in Ruhşah karşısındaki güçsüzlüğü, gailelerle dolu geçen onbeş yıllık saltanatının, dahası tümüyle ali bir devletin sönmeye başlayan yıldızının bir yansıması sadece.
Aşk, tipik (ve gönüllü, ve kaçınılmaz) bir saltanat sistemi olarak kurulduğundan olacak, sivil kalemler de hatip ve muhatabı mülk etrafında irtibatlamayı seviyor. Söz gelimi, mektup arkadaşlarına resmi ya da samimi sevgi ve saygı sözcükleriyle yönelen Ahmed Midhat Efendi, kendi aşkına gelince sıra, özel bir mülkiyet alanının lügatçesine müracaat ediyor. Kuzeni ve sevdası Fitnat Hanım'a, mektuplarında bazen "Malikem" diye hitap ediyor, yani "ülkesi, mülkü olduğum" Hoş! Bazen de "Memlukem" diye, "Bana ülke olan, benim ülkem" yani. Bu da hoş! Bazen de bu hitap "Hem Malikem hem Memlukem Efendim"e dönüşüyor. İşte bu galiba en hoş!
Fakat bir sevgiliyi bir ülkeye teşbih ve teşmil edebilmek hususunda kuşku yok ki pek az aşıkın lügati Kanuni'nin lügati kadar zengindir. Sadece "Muhibbi"nin değil galiba Türk edebiyatının da en güzel gazellerinden biri olan bu şiirde Muhteşem Süleyman gönlünün mütevazi lügatçesiyle başlar aşkını izhar etmeye:
Celis-i halvetim, varım, habibim, mah-ı tabanım
Enis ü mahremim, varım, güzeller şahı sultanım
Sonra bu lügat muhteşem bir coğrafyaya doğru genişler.
Stanbul'um, Karaman'ım, Diyar-ı mülket-ı Rum'um
Bedahşan'ım ve Kıpçağ'ım ve Bağdad'ım Horasan'ım
Ve galiba bunca geniş bir coğrafyanın ufuklarınca sevilebilmek de Hurrem Sultan'dan başka bir sultana nasip olmuş değildir. Aşık üç kıt'aya hakim bir devletin cihangiri olursa, maşuka böyle bir coğrafyayla sevilmek nasip olur. Aşık fatih olursa eğer, maşukun bahtına ülke olmak düşer.
Bir sevgiliye ancak devlet sahibi olan "devletim" diye hitap edebilir. "Devletlü"dür çünkü o.




ZAMAN ]lk Sayfa
© 1998 Feza Gazetecilik A.Ş.