Gümüşî zerafet; telkâri
İnce gümüş tellerin, ince çubuklar üzerinde kıvrılıp bükülmesine; mini mini güller ve lalelere dönüşmesine ne de yakışır bu ad.... Telkâri ince ruhlardan dökülen ince motiflerin öyküsüdür aslında...
İncecik gümüş teller sarılır, kıvrılır, örülür; dantel gibi kolyeler, yüzükler, küpeler, gerdanlıklar çıkar ortaya... Yapılan işe çok yakışır ‘telkâri’ adı; söylenişi, kulağa gelişi kadar hoştur o tel gümüşlerin ince demir çubukları sarmalayıp sonunda ya bir çiçek motifi ya da geometrik bir şekle dönüşmesi...
Binlerce yıllık sanat
Günümüzde yalnızca Mardin ve Ankara’nın Beypazarı ilçesinde yapılan telkâri işçiliğinin Milattan Önce 3000 yılında Mezopotamya’da, 2500 yılında da Anadolu’da yapıldığını söylüyor arkeolojik buluntular. Asya’da pek çok yerde yapılan telkâri işçiliğinin, eski Yunanlılar ve Romalılar tarafından da uygulandığı göz önüne alınırsa bu sanatın hem Doğulular hem de Batılılar tarafından sevildiğini ve benimsendiğini söyleyebiliriz rahatlıkla. Anadolu’nun Doğu ve Güneydoğu bölgelerinde 15. yüzyıldan beri yapıla gelen telkâri işçiliğinde, hem altın hem de gümüş kullanılmasına rağmen, zaman içinde gümüş telkârinin daha çok tutulduğu görülmüş.
Mardin’de altın,
Midyat’ta gümüş
Telkâri işçiliğinin yok olmaması için bir gümüşçülük okulunun açıldığı Mardin’de daha çok altın üzerine, ilçesi Midyat’ta ise gümüş üzerine telkâri çalışılıyor.Tellerden oluşturulan motiflerle sadece takı da üretilmiyor üstelik; tabak, kaşık, vazo, tespih, bilezik, yüzük, kolye, kemer, küpe, gondol, şekerlik, sigaralık, kibritlik, tepsi, mücevherat kutusu, takunya ve daha pek çok malzeme yurt içi ve yurt dışında satışa sunuluyor.
Beypazarı’nda dirilen zerafet
Tarihî İpekyolu’nun geçtiği Beypazarı’nda yaşatılmaya çalışılan telkâri işçiliği de daha çok gümüş üzerine. Ziyaret ettiğimiz atölyelerde çalışan zanaatkârların çoğu erkek olsa da, kız meslek lisesinden iki öğrencinin yaklaşık bir yıldır bu iş üzerine çalıştığı bir atölyenin olduğunu öğreniyoruz esnaftan. Ustaları bu iki kız öğrencinin ortaya çıkardığı eserleri beğense de onlar, henüz çıraklıktan kurtulamadıklarını itiraf ediyorlar fısıltıyla. Tarihî dokusunu özenle koruyan Beypazarı’nda dirilen bu zarif el sanatının hiç ölmemesini temenni ederek ayrılıyoruz yanlarından... (Ülkü Özel AKAGÜNDÜZ / istanbul
ZAMAN)
En uzun ömürlü Japonlar
Dünya Sağlık Örgütü (WHO) tarafından yayınlanan raporda, dünyada en uzun yaşayan insanların Japonlar olduğu belirtildi. Japonya'da bugün doğacak bir bebeğin, ortalama 74,5 yıl yaşayacağının hesaplandığı kaydedilen raporda, Japonların uzun yaşamalarının başlıca nedeni olarak, geleneksel yağsız beslenmeleri gösteriliyor.
Dünya Sağlık Örgütü uzmanları, sağlığını iyi koruyanlarda kalp hastalıkları ve kanser vakalarının da düştüğüne işaret ediyor. Dünya Sağlık Örgütü’nün, daha önceleri ortalama yaşamı, ülkelerdeki ölüm oranlarına göre hesapladığı, yeni hesaplamalarda ise ülkelerdeki sağlığı etkileyen nedenlerin ve risklerin göz önüne alındığı belirtildi.
Sahra’da ortalama 26 yıl
Hesaplamalarda, en düşük ortalama ömür, AIDS faktörü yüzünden Sahra Afrikası’nda belirlendi. Sahra Afrikası’nda ortalama ömrün 26 yaşın altında olduğu, dünyada en düşük yaşam ortalamasına, Sierra Leone’de rastlanıldığı bildirildi. Sierra Leone’yi, Nijerya, Malawi, Zambia ve Botswana izliyor.
Zeytinyağı ömrü uzatıyor
Sağlık uzmanları, zeytinyağı temelli beslenmenin, ortalama yaşam oranında önemli olduğunu da vurguluyor. WHO raporunda, Japon, Avustralyalı, Fransız, İsveçli, Monakolu, Andorralı, İspanyol, İtalyan ve Yunanlarda yaşam ortalamasının uzun olduğu, bunda zeytinyağ temelli ve sağlıklı beslenme geleneğiyle çevre faktörlerinin etkisinin de bulunduğu kaydediliyor.
Gıda paketlerinde yağ oranları yazılmalı
Amerikan Kalp Birliği gıda paketlerinin üzerinde, içindeki maddelerin oranları ile kalori ve yağ miktarının yazılmasının, bilinçli beslenen insanlarda ölüm oranını düşereceğine dikkat çekti.
|