GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

23/06/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.burcfm.com.tr

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

Haftanın Anketi

Boray Uras'ın Ankara'ya yürüyüşünün yeni Trafik Yasasının çıkmasına katkısı olur mu?

Evet, olacağı
     kanaatindeyim

Hayır, 
     etkisi olmaz

Kararsız

Önceki Anketler



TOPLUM 

Neden dindarların ölüm korkuları fazladır?

Ölüm, yabancısı olmadığımız bir hadisedir. Herhangi bir sebepten dolayı sık sık karşımıza çıkan ve bizde karmaşık duyguların yaşanmasına yol açan kaçınılmaz bir olgudur. Marmara depremi gibi binlerce kişinin öldüğü bir tabii felaketi hesaba katmazsak, insanlar ölüm olaylarıyla –daha çok televizyonda olmak üzere– terör, trafik kazaları, cinayet, intihar, doğal afetler ve ünlü kişilerin normal ölümlerini konu eden haberler vasıtasıyla karşılaşmaktadırlar. Bütün bunlar zaman zaman bir izleyici olarak, ölümün soğuk yüzünü görmemize ve nefesini de ensemizde hissetmemize neden olabilir. Fakat yaklaşık on ay önce meydana gelen Marmara depreminin sonucunda ve sonrasında ölümün tokadı, her ölümlünün yüzünde şiddetli bir şekilde patladı, ölümlüyü sarstı ve “Aslında sen çok aciz, güçsüz ve ölümlü bir varlıksın” diye zihinlerde şimşek gibi çaktı.
Deprem toplu bir kaygı doğurdu
Böyle jeo–sosyolojik bir olaydan dolayı Türkiye’nin her bölgesinde ve özellikle fay hatları üzerindeki yerleşim bölgelerinde yaşayan insanlarımız, kolektif bir kaygı ve korku içerisine girmişlerdir. Bazı olayların yaşanmasından sonra dozajında bir artışın gözlendiği bu duygular, aslında bir ömür boyu süren, karanlık, yalnızlık, açlık, hastalık, yaşlılık, ayrılık gibi durumlarla ilgili korkularımızın kaynağı olan, hayatta kalma veya ölmeme çabasının ortaya çıkardığı duygu durumuyla yakından ilişkilidir. Ölüm, hem kaçınılmaz hem de evrensel bir olgudur. İnsan, böyle bir gerçek karşısında, hissettiği kaygı ve korkuların olumsuz etkilerini azaltmak veya mümkünse ortadan kaldırmak için kültürel, felsefî ve dinsel araçlara yönelmiştir. Buna karşın, felsefî ve dinsel sistemler de, insanın ölüm kaygı ve korkusuyla baş etmesine yardımcı olma gibi bir fonksiyonlarının olduğunu ileri sürmüşlerdir.
‘Yaşasın ölüm var’ diyorlardı
Ölüm söz konusu olduğunda, ünlü mutasavvıfların “sanki ölüm yokmuş”, “sanki ölüm onlar için geçerli değilmiş” gibi bir tutum sergilemiş olduklarını ilgili kaynaklardan öğrenmekteyiz. Onlar ölümü “uykudan uyanmak, sevgiliye kavuşma, ten kafesinden kurtuluş, mekan değiştirme, dosta ulaşmayı sağlayan bir köprü” olarak değerlendirmişlerdir; Mevlâna, Allah’a vuslat edeceği ve ölümsüzlüğe erişeceği gece için şeb–i arûs (düğün gecesi) benzetmesini yapar ve “Canı sen aldıktan sonra ölmek şekere benzer. Seninle olduktan sonra ölüm tatlı candan da tatlıdır.” ifadesini kullanır. Böyle olumlu bir tutum karşısında bir kısmımız şaşkınlık içinde, “Ölüm aklımıza geldiğinde ağzımızın tadını kaçırırken, korkarken, soğuk terler dökmemize yol açarken, bu adamlar neredeyse ‘yaşasın öleceğiz, iyi ki ölüm var’ nidalarıyla kutlamalar yapıyorlar” diye düşünebiliriz. Acaba her birimizin ölümle ilgili duygu, düşünce ve tutumları yukarıdaki iki kategoriden hangisine girmektedir? Acaba kendini dindar olarak değerlendiren kişilerin ölüme ilişkin tutumları mutasavvıfların ortaya koydukları olumlu tutuma yaklaşmakta mıdır? İkinci soruya “evet” cevabını vermenin oldukça güç olduğu gözükmektedir.
Ölüm üzerine bir araştırma
Gerçekleştirdiğim bir araştırmamın* sonucunda, dindarlıkla ölüm kaygısı arasında anlamlı bir ilişkinin varlığı saptanmıştır. Bu ilişkiye göre, dindarlık düzeyi yükseldikçe, ölüm kaygısı düzeyi de yükselmektedir. Bunun tersi olan, ‘ölüm kaygısı düzeyi yükseldikçe dindarlık düzeyi de yükselmektedir’ bulgusu da elde edilmiştir. Bu genel verileri daha ayrıntılı incelemek için yapılan istatistik işlemler sonucunda ölüm kaygısı ile dindarlığın karşılıklı olarak birbirlerine etkisi olduğu saptanmıştır. Araştırmanın sonucunda, dindarların ölüm kaygılarının, daha çok ‘ölürken acı çekmek’, ‘günahkârlık duygusu’ ve buna bağlı olarak ‘öte dünyada başına gelebilecek kötü hallerden’ dolayı kaynaklandığı söylenebilir. Burada şunu da belirtmekte yarar var. Her bireyin ölüm kaygısının kaynağı aynı olmayabilir. Bazı insanlar, sevdiklerinden, eşi ve çocuklarından ayrılacağını düşünerek ölüme ilişkin bir kaygı hissederken, bir başkası, bedeninin toprakta, böceklere, haşaratlara yem olacağını düşünerek veya mezarda yapayalnız kalacağını hayal ederek, ya da dünyada sahip olduğu zenginliklerden, konfordan, sosyal statüden ayrılacağını düşünerek, ölüme ilişkin bir kaygıya sahip olur.
Dindarların kaygıları neler?
Dindar bireyin ölüm kaygısının oluşmasında, son olarak sayılan sebeplerin etkisi olmakla birlikte, sanki daha çok, ‘ölürken acı çekmek’.. gibi sebeplerin belirleyici olduğu söylenebilir. Bunun sonucu olarak da, dindarlık–ölüm kaygısı ilişkisi hakkındaki yorumlar bu perspektiften yapılacaktır. Burada şöyle bir soru akla gelebilir: Mensuplarının huzurlu, mutlu, uyumlu ve psikolojik yönden sağlıklı bireyler olmasını en önemli amaç ve fonksiyonları arasında kabul eden bir din, nasıl olur da aynı zamanda ölüm kaygısını varlık alanına çıkarır? Bir tarafdan din, ölümsüzlük inancıyla mensuplarına güven verirken, bir taraftan da gelecek bir hüküm gününe olan inancıyla da mensuplarının ölüm kaygısı düzeylerini nasıl artırabilmektedir? Dolayısıyla din, ikili bir işlev görmektedir:
1) Din, öğretilerini yeterince önemsemeyen veya emir ve yasaklarını tam yerine getiremeyen mensuplarına ahiretteki cezaları gösterip, ölüm korkularını artırmak suretiyle, kabul ettiği ideal insan modeline bireyi yönlendirmektedir.
2) Din, çeşitli nedenlerden dolayı yüksek ölüm kaygısıyla muzdarip olan mensuplarına da, ölümsüzlük ve cennetin varlığından veya ölümün güzel yönlerinin olduğundan bahseden öğretilerini devreye sokarak, bireyin ölüm kaygısını azaltmaya veya gidermeye çalışır. Bu durum, İslam kültüründe korku–ümit (havf–reca) dengesiyle yorumlanır. Allah'tan ümidi kesmenin iyi karşılanmadığı İslam dininde, ümitsizlik içinde olan Müslümanların bu durumdan kurtulmaları için birçok ayet ve hadis mevcuttur. Öte taraftan inananların korku düzeylerini artırıcı ayet ve hadislerle de karşılaşılmaktadır. Gazali, ümidin insanoğlunu Rahman'ın yakınlığına ve cennete yönlendirdiğini ve korkunun da cehennem ateşinden, elemli azaplardan korumak için kamçı olduğunu belirtir.
Korku-ümit dengesi korunamıyor
'Dinî eğitimde acaba korku=ümit dengesi korunabilmiş midir?' sorusuna, 'hayır korunamamıştır' diye cevap verilmesi daha doğru olacaktır. Din eğitiminde daha çok korkutma ve ceza ağırlıklı bir eğitim anlayışının tercih edilmiş olduğu gözlenmektedir. Dolayısıyla ölümle ilgili olarak da daha çok ölümün ve ölümden sonraki hayatın dehşeti acılar–ıstıraplar ön plana çıkarılmış ve yoğun bir şekilde işlenmiştir. Burada iki konu ortaya çıkmaktadır. Birincisi, ölürken çekilen acılarla ilgili, ikincisi de öldükten sonra kabirdeki hallerle başlayan ahiretteki mahkeme, sıratla devam eden, insanı dehşete düşürücü bir tablo çizilmesidir. Bunun sebebleri de iki başlıkta değerlendirilebilir.
– Ölümün acı veren bir olay olduğuna dair Müslüman bireyin bilgilendirilmesi:
Ölüm kaygısı veya korkusunun sebeplerinden biri de, ölürken acı ve ıstırap çekileceği düşüncesi ve inancıdır. Bu inancın oluşmasına, ölümlerin daha çok vücudun işleyişini bozan bir hastalık veya bir darbe, yaralama vb. gibi durumlardan sonra gerçekleşmesinden kaynaklanabilir. Bu düşünce ve inancın oluşmasında ikinci ve önemli bir etken de, sekerâtu'l–mevt’te (ölüm sarhoşluğu anında) can çekişmenin şiddeti hakkında dinî literatürdeki geniş açıklamalardan kaynaklanabilir. Çünkü bu açıklamalarda, Peygamber’in, sahabenin, evliyaların, alimlerin ölüm anında nasıl korktuklarından başlayarak, günahkâr ve inançsızların ölürken ne tür acı ve ıstıraplar çekecekleri, nelerle karşılaşacakları uzun uzun anlatılmaktadır.
– Ölümden sonraki hayatta insanı bekleyen azaplar, sıkıntılar, zorlukların şiddetine dair bilgilendirme:
İnsanın ölümden korkmasının bir başka sebebi de, ölümden sonraki hayattır. Bu sebep ister dindarlık düzeyi düşük, ister orta, isterse yüksek olsun, genelde tüm dindarların ölüm korkularının en önemli kaynağını oluşturmaktadır. Çünkü mensup olduğu dinin öğretilerine göre, günah işleyenler ahirette ceza göreceklerdir. (Yard. Doç. Dr. Murat YILDIZ / Dokuz Eylül Ü. İlahiyat Fakültesi Din Psikolojisi Anabilim Dalı)



Aile Hayatı

Çocuk sahibi olmak için geç kalmayın!

Evlenme Manileri

Evlilik ama nasıl?

Resmisi olmadan Dini nikaha hayır!

Nesrin ve Cemile'nin gizli nikah dramı

Bibliyografya

Ümmü Gülsüm

Alvarlı Efe

Akşemsettin

Şehit Çoban

Hasan Sabbah

Kab İbn-i Malik

Mahmud Sami

Dinin Emrettikleri

Yalan, yalan

Allah, dilenen kimseyi sevmez

Kurban

Müslüman,
emin olunandır

Yalana yakanızı sakın kaptırmayın!

İslam Tarihi

Mazlumun Hakkını Alma Mücadelesi

Hz. Peygamber
ve Gençlik

Sağlık

Suni Döllenme

Tıpta Ilizarov

Sanal Dünya

Gözler Göklerde

İnsanlık Tarihi

Şehir Hayatı

Suçlu Şehir!

Sosyal İlişkiler

Vahşetin Diğer
Adı: TÖRE

14'ünde Sevdiler 15'inde Evlendiler

6 Ayda 28 İntihar

Genel

Adınızı
Bağışlar mısınız?

Editör
Serhat Şeftali
s.seftali@zaman.com.tr

Toplum sayfası haftanın Çarşamba Cuma Cumartesi ve Pazar günleri yenilenir



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.