GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

25/06/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.burcfm.com.tr

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

Haftanın Anketi

Boray Uras'ın Ankara'ya yürüyüşünün yeni Trafik Yasasının çıkmasına katkısı olur mu?

Evet, olacağı
     kanaatindeyim

Hayır, 
     etkisi olmaz

Kararsız

Önceki Anketler



AÇIK ŞEMSİYE 


Mutluluk uçar mı?

Geri gelmiyor geçen yıllar; geri gelmiyor yaşananlar. Mutluluk elinden uçup gidince bir daha uğramıyor yakınlarına.

Göz kırpmıyor güneş bütün munzurluğuyla. Bulutar seninle ağlamıyor artık. Yıldızlar hiç gülmüyor ve dokunmuyor dalgalar eline eskisi gibi.

Mutluluk elinden uçup gidince bir daha uğramıyor yakınlarına. Çocuklar eski neşe dolu çığlıklarını atmıyor. Onların gözünün içine bakınca umut değil gözyaşı görünüyor. Sevgi pınarları kurumuş, yerinde dikenler var. Sevgi gülleri solmuş kuraklık almış her yanı. Arayanlar aramaz olmuş, gidenler gelmez. Sevinç gözyaşları umutsuzluk gözyaşlarına dönüşmüş.

Mutluluk elinden uçup gidince bir daha uğramıyor yakınlarına. Yüreğinin içi sızlıyor, damla damla sızıyor hüzün kalbine. Öyle hızlı değil yavaş yavaş, sinsice giriyor yüreğine. Hissettirmiyor geldiğini. Sadece tutuştuğunda anlıyorsun umutsuzluğunu. O sımsıcak kanın soğuyuveriyor. Üşüyorsun.

Mutluluk elinden uçup gidince bir daha uğramıyor yakınlarına. “Yeter” diyorsun, haykırıyorsun güneşe “Gül biraz!” Bulutları dertleşmeleri için ikna ediyorsun. Yıldızlarla şakalaşıyorsun. Ama nafile her zamanki gibi yine başaramıyorsun. Sonra hayatın boyunca yaptığın hatalar, başarman gerekirken başaramadıkların geçiyor beyninden. Bütün dostların küsüyor sana ve ağlıyorsun tek başına.

Bir güvercin uçuyor bak, kanadına mutluluk takılmış.

Buse ?




Çocuk renkli rüyalarım

Nerden gelip nereye gittiğini bilmediğim, bir rüzgâr eser geçer içimden bazı zamanlar.

Gökyüzü maviliğinde umutlarımı, pamuk gibi yumuşak, bembeyaz bulutlar süsler, benden habersiz. Bir kitap okurum ondan sonra. Güzel bir kitaptır okuduğum. İçinde çocukların top oynadığı, neşeli neşeli çığlık attıkları, annelerine çiçek alan çocukların olduğu bir kitaptır okuduğum. Alır götürür, çeker beni kendi dünyasına. Umarsız ve gül kokulu hayallere atarlar beni. Hiç bilmediğim, hiç görmediğim yerleri gezerim, kahverengi pabuçlarımla. Kuşlarla konuşurum... Her şey güzeldir oralarda. Ne savaş vardır, ne de yalan söyleyen adamlar. Tüm günümüzü para gibi harcayan, dostluklarımıza Fatiha okutan televizyon da yoktur orada. Oh ne güzel! Çiçekler vardır ve bir de çocuklar. Bu güzelliklerden başka, hayallerimin tam ortasından akan bir ırmak vardır bir de...

Gözlerim kapalı, gülümserim hep. Gözlerimi açmak istemem.

Gökyüzü maviliğinde umutlarım vardır benim. Güzel kitaplarım, kırmızı bisikletim. Ve bir de bana tüm bu güzellikleri yaşatan çocuk renkli rüyalarım... Yaşar Atik – Kırşehir




Bahar özlemi denince

"Bahar gelince her taraf çiçek açar, güneş ışınlarını gönderir yeryüzüne, gökyüzü masmavi olur.” der çoğu insanlar.

Acaba öyle bir manzara var mı gerçekten? Bizden öncekiler bu tanımı görmekte daha şanslılardı herhalde. Çünkü o zamanlar çevre, hava ve su kirliliği yoktu. Şimdi de yok. Ama yok olan çiçekler ve masmavi bir gökyüzü. Çiçekler sadece saksılarda var şimdi. Ama rahat değiller orada. Doğadaki gibi rahat değiller. Özlüyorlar, özlüyoruz. Bahara özlem duyuyoruz...

Tuba Semiz – Beşikdüzü / Trabzon




Bir adam ve bir çocuk

Bir adam... Sabahın ilk ışıklarıyla uyanan, eşi dün çok yorulmuş ev temizlemekten ve uyanamamış, onun için kendisi hazırlıyor kahvaltısını.

Hiç rahatsız olmuyor. Yılların verdiği tecrübeyle bir çırpıda hazırlıyor kahvaltısını. Bir iki lokma bir şeyler atıştırıyor ve “Bismillah” diyerek çıkıyor evinden. Göğsünü Ceyhan’ın mart güneşine karşı gererek, içine çekiyor sabahın kirlenmemiş taze havasını. Şükrediyor. “Ya nasip” diyerek işinin yolunu tutuyor.

Bir çocuk. Daha yeni uyanmış tatlı uykusundan. Uykulu gözleriyle hemen babasını arıyor. Gitmiş. Üzülüyor ve ağlamaklı bir edayla dün babası için aldığı hediyeyi çıkarıyor salondaki konsolun gözünden. Gözünü açtığı ilk günden itibaren sürekli çalışan, onu okutan, giymediğini giydiren, yemediğini yediren o dağ kokulu, kır kokulu adam yine erkencikten uyanmış ve gitmişti. Halbuki bugün 18 Haziran’dı. Sonra sevindi çocuk, akşam babasının elinde ekmek, sebze, meyve ve çikolatayla döneceğini bildiği için... Sevindi; çünkü bugün 18 Haziran’dı...

Yılmaz Yılmaz – Kırşehir




Gördüğümüz rüyalar gerçek olursa?

İnsanlar, genellikle her gün uykusunda rüya görmektedir. Bazı kişiler kötü, bazı kişiler ise çok iyi rüya görmektedirler.

Ben genellikle hep rüya gördüğüm zaman “Allah’ım sen bu rüyamı hayıra aç.” diyorum.

Ben dün bir rüya gördüm. Rüyamda bana eziyet edilerek dövülmüş hale geldiğimi hatırlayınca "Allah’ım bu rüya sakın gerçek olmasın.” dedim.

Ama dünden evvelsi günü bir rüya daha gördüm. O kadar güzeldi ki, anlatmakla bile anlatılmazdı. Uyandığımda Allah’a içimden dedim ki “Keşke bu rüyam gerçek olsaydı.” Ama bütün rüyalar gerçek olursa diye düşündüm sonra. Ya o kötü rüyalar da gerçek olursa diye de çok üzüldüm. Bu sefer de arkadaşımın sözü aklıma geldi. Şöyle demişti: “Rüyalar tam tersine çıkar.” Bu kez de gördüğüm iyi rüyalar kötü olursa diye düşündüm; ama saçma mı doğru mu hiç bilmiyorum. Rüyalar ister kötü olsun ister iyi olsun, üzülsek ve sevinsek bile gerçek olup olmayacağını Allah biliyor.

Öznur İnal / 6. sınıf / Balıkesir




Uçan tekme!!!

Merhaba babaların babası ahvah babişkocuum; Sana mektup yazarken bile telefon çaldı ve açtım ama telefon alo der demez kapandı.

Bu telefon sapıklarından bıktım, buna bir çare babacım. Ahizeyi kaldırdığımda sapığa öyle bir şey söyleyelim ki bir daha arayamasın. Bu konuda bize ne önerebilirsin?

İkinci sorunum ise sabahları bir türlü uyanamayışım Ahvah babişkocum. Saat sabahın, pardon öğlenin 11.00 olması dışında beni hiçbir şey kaldırmıyor. Ben bu durumdan hoşnutum; ama bizimkilerin hoşnut olduğu pek söylenemez. Kardeşimin Türk filmlerinden esinlenip akşamdan dolaba koyduğu soğuk suyu sabah yüzüme dökmesi bile bana ninni gibi geliyor ve mışıl mışıl uyumaya devam ediyorum. Sabah erken kalkmak için bana ne önerirsin, erken yat, deme... Çünkü saat on, ben yatağa kon.

Üçüncü derdim ise kardeşim İsmail ile sürekli kavga içinde olmamız. Bir türlü geçinemiyoruz. Yine filmlerden esinlenen kardeşim bu kez kendisini Bruşli sanıp üzerime gelmesiyle yere çakılması bir oluyor. Ben de bu duruma son verip savunmaya geçtiğimde sonuç, iki gözü iki çeşme ağlayan bir çocuk... Son verelim dediğimde Bruşli asla pes etmez deyip yeniden saldırıyor. Onu nasıl vazgeçirebilirim? Bu arada senin kuşunun aynısından ben de almak istiyorum. Sadık bir kuş o çünkü...

İkbâl Yıldız – Kadıköy / Edremit

Sevgili okurum;

Edremit’te olduğunuza göre “Edremit bana bakar, içinden çaylar akar” türküsünü biliyor ve umarım okuyorsunuzdur. İki yıl önce Edremit’ten geçmiş ve burası ne kadar sakin bir yer diye düşünmüştüm. Ve orada bir kahveye oturup çay içmiştim de şöyle demiştim: Ahvah Edremit’ten Van Gölü’ne bakar, içinden kahvecinin getirdiği çaylar akar... Ya işte böyle efendim.

Gelelim dertlerinizin çözümüne.

Efendim telefon sapığınız alo dedikten hemen sonra kapatıyorsa ne kadar güzel işte. Ona herhangi bir şey demenize gerek yok. Arkadaşım Lafonten’e sordum, o da benimle aynı kanaatte. Yine de piyasadaki berbat sesli bir şarkıcının kasetini alesta vaziyette bulundurmanızda yarar var diye düşünmekteyim.

Geç uyanma mevzuunu anladım da bunu sorun yapmanızı anlayamadım. Geç uyanmanız neden sorun oluyor? Müezzin misiniz? Sabah kalkıp ezan mı okuyacaksınız? İnsan bu efendim, geç de kalkar, erken de. Önemli olan kalkmasıdır. Kalkmadığınızı bir düşünün bakalım. Ya da erkenden kalktınız; ama asla yatmıyorsunuz... Yine de bilemem tabii. Kardeşinize de söyleyiniz, soğuk su yerine kaynar su dökerse istediği sonucu daha kolay elde edebilir. Tabii ki onun bu taktiği uygulaması durumunda sizin de bir zırhla uyumanızda fayda var efendim.

Kavga meselesine gelinceee... Efendim, yapmayınız, kavga filan etmeyiniz. Zaten üç günlük bir dünyadayız. Hayır efendim biz ille de kavga edeceğiz, birbirimizin gözünü patlatacağız, kaşını yolacağız, dişini kıracağız, efendime söyleyim, bağırsağını sarkıtacağız, dalağını patlatacağız filan diyorsanız, size ve kardeşinize derhal uçan tekme metodunu öğrenmenizi tavsiye ederim. Bu tekmeyi yedikten sonra hem kardeşinizin, hem de sizin kavgayı filan unutup, yeryüzünde kuzu kuzu dolaşacağınıza eminim efendim. Bu vesileyle saygılarımı sunar, esenlikler dilerim. (Ahvah Baba)




Yaz mevsimi başlangıcı

Artık evde durmayız,
Bakın, ulaştı mayıs,
Kalmadı soğuk ayaz,
Müjde, yaz geliyor, yaz.

Bir serçe öttü cik cik,
Dedi ki: Bahçeye çık...
Bastırdı yaz yağmuru.
Ben kaçtım eve doğru.

Haziran erişince.
Düşeceğiz sevince.
Sevgili yaz gelecek...
Eve kiraz girecek.
Abdülaziz Derin / İzmir




Yeni bir gün


Güneş doğar
Sabah olur
Horoz öter
Kahvaltılar yapılır her gün
Yeni bir gün başladı
İşte bu bizim günümüz
Herkes işinin başında
Çalışarak geçer günümüz
Hacı Şimşek – Malatya




Mektubu Gelenler

Ağrı'dan Emrah Demet, Mustafa İsanç, Oktay Ataş, Faruk Kaya. Ankara'dan Betül Güven, Sümeyye Eraslan, Hasan Talha Akkan, Hazel Çeliker, Lütfullah Küçükoğlu, Emrah Öztürk, Umeyr Özbabacan. Afyon'dan Döndü Bayram, Tuba Gümüş, Nurhan Bilgin, Fatıma Gönbe, Kevser Ay, Baki Büyüksevindik. Adapazarı'ndan Nazan Güç, Merve Özkan. Balıkesir'den Öznur İnal, Ebru Oral, Merve Erdil. Bursa'dan Ayşe Sezer, Şefik Polat, Çiğdem Akdemir. Burdur'dan Emel Özer, Yasin Süleyman Türker. Diyarbakır'dan Zuhal Elverdi. Düzce'den Neslihan Arslan. Eskişehir'den Filiz Kara, Yeliz Anar, Emcet Tekkoyun. Hatay'dan Mehtap Günay. Isparta'dan Sümeyye Özçoban, Şahika Kömür. İstanbul'dan Erhan Sert, Gülsüm Ökmen, Ebru Kürklü, Rana Girgin, İlkehan Duman, Özlem Bolat, Safiye Ekmekçioğlu, Yusuf Demirtaş. İzmir'den İnci Yüksel, Abdulaziz Derin. Mehmet Güngör (3 mektup), Gökhan Sayarer, Alphan Sayarer. Kastamonu'dan M. Hüdai Şafak, Esra Yaprak, Ayşe Sarıoğlu, Başak Alemdağ, Nuray Yücel. K. Maraş'tan Sultan İnekçi, A. Ayhan Karasakal, Ömer Tuğrul Çelik. Kayseri'den Nagihan Şahin, Selman Ermihan, Emine Büşra Bulduk. Karaman'dan M. Said Gökler. Kırşehir'den Yılmaz Yılmaz,Yaşar Atik. Kırıkkale'den Hatice Yıldız. Konya'dan Esra Aydoğan, Betül Demir, Hümeyra Özdemir, Ahmet Çöğen. Malatya'dan Rukiye Şeyma Taşyürek, Hacı Şimşek. Muş'tan Selvi Karacan. Rize'den Tuğba Çepni, Betül Çepni, Birsen Çepni, Büşra Erten. Sakarya'dan Şükran Karaduman, Saliha Ülev, Abdülaziz Şahin. Samsun'dan Tuba Yüce, Nesibe Avcı. Trabzon'dan Tuba Semiz, Afra Bozacı. Tokat'tan Hilal Betül Kaya. Uşak'tan Sadullah Tanrıkulu. Yozgat'tan Damla Ertekin. Zonguldak'tan Betül Aşkar. ve Buse.




Hediye kazananlar

Umeyr Özbabacan (kitap), Tuba Semiz (dergi), Özlem Bolat (kitap), Yusuf Demirtaş (kitap), İlkehan Duman (kaset), Rana Girgin (kitap), Mehmet Güngör (kitap), H. Talha Akkan (kitap), Emrah Demet (kitap), Fidan Gediz (kitap), Ayşenur Tekin (kitap), Semra Kayıkçı (kitap), Nesibe Arslan (kitap), Seda Akkaya (kitap), Yudum Öztürk (kitap), M. Esat Kırış (kitap), Tuğba Aydemir (kitap), Cemile Büşra Söğüt (kaset) Esengül Küçükali (kitap), Zeynep Kınacı (kitap), Sümeyra Yılmaz (kitap), Meryam Küley (kitap), Ömer Küley (dergi) , Emcet Tekkoyun (kitap), Abdülaziz Derin (kitap), Öznur İnal (kitap).



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.