Kul hakkı
Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan verdiği ilginç demeçlerle sürekli gündemde. İsteyenin arayabilmesi için cep telefonu numarasını veriyor, SSK’da kuyrukların biteceğini söylüyor, sabah namazında hastaneye baskın yapıyor, belli bir sürede SSK’yı düzeltemezse istifa edeceğini söylüyor. Bakan Okuyan bütün bunlara bir yenisini daha ekledi.
Kendinden önceki bakanların sadece ‘bakmak’la yetindiklerini belirten Okuyan, kul hakkından çok korktuğunu ve hiç kul hakkı yemediğini söyledi ve ekledi: “Öyle siyasetçiler var ki, milyonlarca kul hakkı ile öteki tarafa gittiler.”
Okuyan’ın bununla yetindiğini sanıyorsanız, yanılıyorsunuz. Arkasından ne anlama geldiğini, nerelere gittiğini size bırakacağım şunları söyledi:
“(7 defa gittim, 8 defa geldim. 9. defa yine geleceğim.) diyenler, diğer tarafı burası gibi zannetmesinler. Orada kul hakkı ile seni boğarlar, buna hazır olmak gerekir.”
Orman sakin
MHP’li üyeler soruşturma komisyonunda Mesut Yılmaz aleyhinde oy verince birden ortalıkta hayvan hikâyeleri türedi. Geçen hafta neredeyse bütün mesaimizi onlara harcadık. Kuş kurdu yiyebilir mi, kurt kuşu tutabilir mi, bu durumda arı bunlardan birine yem olur ya da iğnesini kullanarak intikam alır mı? Durumdan istifade etmeye çalışan atın tekmesi pek olur mu? Vesaire.. vesaire... Bunları tartışıp durduk, biz tartışmasak da, tartışanları dinledik.
Sonunda Mesut Yılmaz’ın durumu Meclis’e geldi ve aklandı pir–u pak oldu. Sonrasında da 57. hükümet devam etmeli dendi ve ortam sükuna kavuştu. Olan, isimleri siyasî polemik konusu yapılan orman sakinlerine oldu. Bir de ambleminde hayvan figürü bulundurmayan Faziletlilere.
POLİ-DİA :
– Ah! Şimdi şöyle sıkı bir muhalefet yapacak iyi bir partim olsaydı, ne iş yapardı ama...
POLİ GAF: Yanan Türkiye
Her orman yangını haberini duyduğumda ya da izlediğimde içim ‘cızzz!’ eder. Aklımdan hep, “Şimdi kül olduğunu izlediğimiz bu ağaçları ileride çok arayacağız.” diye geçiririm. New York’ta şehre biraz nefes aldırmak için milyon dolarlar harcayarak, ağaçlandırmaya gidilirken, bizim canım ormanlarımız bir sigara izmaritiyle kurban ediliyor. Bodrum’da tam 300 hektar ağaçlık alan kül oldu. Tabiatın aldığı yarayı bir kenara bırakırsak hadisenin ekonomiye açtığı zarar yaklaşık 4 trilyon lira. Bakanlık yeni yangınlar için ek tedbirler alıyor. Artık piknik yeri bile olsa ormanlık alanda ateş yakılmayacak. Geç kalmadık mı? Maalesef zararın neresinden dönülse kârdır, değil bir olay. Zarar zarardır. Zarara yol açanlar ise, yüzümüzün karasıdır.
POLİ ALKIŞ: Yükselen Türkiye
Siyasetçilerimiz uyuya dursun, Türkiye’yi dünyaya tanıtmak ve Avrupa Birliği’ne götürmek yine futbolcularımıza nasip oldu. Bu yıl Avrupa Şampiyonası finallerinde ilk defa çeyrek finale yükseldik. İlk defa maç kazandık, ilk defa puan aldık. Her ne kadar İtalya’nın da katkısı olduysa da ilk defa ev sahibi takımı ilk turda yarışma dışı bıraktık.
Bütün Avrupa basını Türkiye’den ve futbolcularımızdan bahsediyor, bazıları sütunlarını Türkçe başlıklarla süslüyorlar. Bu satırların yazıldığı saatte henüz Portekiz ile olan maçımız başlamamıştı. Ama bunun ne önemi var, böylesi bir mutluluğu bize yaşattıkları için bu haftaki alkışım, Türk Futbol Milli Takımı’na. Fazlasıyla hak ettiler.
POLİ FIKRA : Gerek var mı?
Bu hafta iki kısa fıkramız var. İkisi de Ankaralı okurlarımızdan. Bir tanesi Koray Aydın’dan, diğeri ise Kezban Boztürk’ten. Önce Koray’ın fıkrası:
“İsviçre’de, biri Türk biri İsviçreli iki arkadaş yolda yürüyorlarmış.
Türk birden durmuş ve hayretle arkadaşına ilerideki bir tabelayı göstermiş:
– Gördün mü bak, demiş. Şuradaki tabelada Denizcilik İşletmesi yazıyor. İsviçre’de deniz mi var ki, böyle bir işletme var?
İsviçreli gülmüş:
– Neden şaşırıyorsun. Türkiye’de de eğitim bakanlığı var ya!”
Şimdide Kezban’ın fıkrası:
“ – Babam öldü, demiş Temel ve İlyas sormuş:
– Neden öldü?
– Apartmanın 8. katıntan düştü.
– Eyvah! Parçalandı mı?
– Yok girişteki bakkalın tentesine düşünce oradan havalanıp karşı apartmana yöneldi.
– Apartmana mı çarptı, nasıl öldü?
– Yok karşı apartmanın balkonunda çamaşırlar asılıydı. Çamaşır ipine vurup, yandaki fabrikanın bahçesine düştü.
– Orada mı öldü?
– Hayır ya. Fabrika çelik yay fabrikasıydı. Babam bahçedeki yayların üzerine düşüp, havalandı yeniden.
– Peki sonra... Nasıl öldü?
– Baktık bir türlü yere inmiyor, biz de vurduk onu.
|