Kader mahkûmları
Kadere inancı olmayanlar bile, hapiste olanlar için "kader mahkûmu" demeyi tercih ediyor. Her af söylentisi, "kader mahkûmları"nı biraz daha umutlandırıyor. Küçücük bir "af yok" söylentisi, bütün umutlarını sabun köpüğü gibi söndürüyor.
Dün, mahkûmlar için yapılan "toplu konut projesi"nden söz etmiştik. İlk gördüğümüzde içimizden geçen "keşke bu imkanlarla bir okul, bir fabrika yapılsa" düşüncesi oldu. Keşke suça yönelten şartları ortadan kaldırmanın yollarını arayabilsek. Suçlularla alakalı sosyolojik araştırmalar yapıp çözüme yönelik çalışmalara başlayabilsek. Şu anda ufukta böyle bir niyet pek görünmüyor.
368 terör suçlusu için inşa edilen F Tipi cezaevinin maliyeti 2.5 trilyon. Bu rakam enflasyon sayesinde pek yakında 3 trilyonu bulur. Sonraki maliyetler bu hesaba dahil değil. Bir mahkûmun günlük gideri ayrı bir hesap.
Dar gelirli vatandaşı ev sahibi yapmak için toplanan konut fonları kaybolup gitti. Şimdiye kadar hatırlatıp da hesap soranın olduğunu sanmıyoruz. Keza depremzedelerin durumu ortada. Bunları düşününce F Tipi mahkûm konutlarının Türkiye şartlarında hayli lüks olduğu gözden kaçmıyor. Kişi başına 10 metrekare alan, sıcak su, kalorifer ve diğer ihtiyaçlar için düşünülen imkânlar az değil.
Her ne kadar "Bülbülü altın kafese koymuşlar" desek de, insanın olduğu yerde suç, suçun olduğu yerde de ceza oluyor. Ceza için de mutlaka bir kafes gerekiyor. Bu altın mı olur, gümüş mü, yoksa demir mi, ona yöneticiler karar verecek.
Suçluların cezalandırılmadığı yerde, mağdurların cezalandırıldığı kesin. Bakıyoruz, bazı gazeteci arkadaşlar sürekli suçlunun yanında görünme sevdasındalar. Aynı insanlar, kitap okuyanları, sohbet için toplananları ihbar etmekten de geri durmuyorlar. Yani masumları suçlayıp, suçluları aklama gibi bir garabet sergiliyorlar.
Sadece cezaevlerini değil, hukuku ıslah etmek şart. Bundan daha önemlisi ise suçu oluşturan ortamın düzeltilmesi. Burada anlaşamazsak, terörden, terörü aratmayan suç ve suçlulardan çok çekeriz.
Ekmeğimle oynama
Vatandaşın ekmeğiye oynamayın diye bir zamanlar uyarmıştık. Sonra oynayanları yazdık. Sonucu maalesef üzücü oldu. Adana Fırıncılar Odası Başkanı Ebubekir Aras, eksik gramajlı ekmek üretmek suçundan aldığı 9 aylık hapis cezasını çekmek üzere cezaevine girdi. 23 Kasım 1995 tarihinde fırınları denetleyen zabıta ekipleri Bekir Aras'a ait fırında 50 adet ekmeği tartmış, 260 gram olması gereken ekmeklerden 20 adedi 250, 30 adedi de 240 gram çıkması üzerine hakkında dava açılmıştı. Bekir Aras, yargılandığı 4 Asliye Ceza Mahkemesi'nde suçlu bulunarak 9 ay hapis cezasına çarptırıldı. Karara itiraz eden Bekir Aras'ın itirazını kabul etmeyen Yargıtay Ceza Daireleri Genel Kurulu 29 Haziran 1999 tarihinde cezayı onadı. Polis tarafından gözaltına alınan Aras, cezaevine gönderildi. Üzülerek belirtelim ki, bu haberi takip eden Hodri Meydan da gücünü bir kez daha göstermiş oldu.
Kadın doğum
Bazı yanlışlıklar gözümüzün önünde yıllarca takılı durur da görmeyiz. Mustafa Eranıl buna değiniyor:
Türkiye'de hemen hemen bütün doğum hastanelerinin başına "kadın" kelimesi neden ekleniyor? Erkekler doğum yapmadığına göre "kadın doğum hastanesi" demenin ne mantığı var?
Soru bu. Eğer hakikaten mantığı varsa, biz de bilelim.
Cepvoice
GSM kuruluşları aralarındaki rekabeti değişik şekillerde gerçekleştirmeye çalışıyorlar. Birisi, abonlere uyarıyı meşhurların sesinden yaparak ilgi toplama peşinde.
Bir arkadaşımız bu ünlülere Ağca, Çakıcı, Apo gibi meşhurların da eklenmesinin çok değişik bir uygulama olacağı görüşünde. Mesela faturayı ödemeyi geciktirenler için Çakıcı'nın sesinden "Bilader faturayı ödememişsin. Kimyanın bozulmasını istemezsen en kısa zamanda öde bakalım!" Ya da Nuriş'in sesinden "Faturayı ödemeyeni mermi manyağı yaparım ulan!" uyarısı hayli etkili olabilir.
Maç yorumu
Bazı okuyucularımız, milli maç'la alakalı yorumlarımızı boş yere beklemişler. Biz de hakemin Alpay'a gösterdiği kırmızı kartı kendimize gösterdik. Yenilinen maçın yorumu olmaz.
Bir gram dram
Hürriyet gazetesinde, "Eşine üç yıl hapis" başlıklı haberin altında, kırmızı kutu içine gömülmüş şöyle bir ifade var: "Sibel Can'ın dramı Hafta Sonu'nda Hürriyet'le birlikte 200 bin lira..."
Türkiye'de, trilyonluk bir sanatçının dramı 200 bin lira ise, bu dramın bir gramı bilin bakalım kaç liradır?.
Mustafa Özke
|