Haraç değil borç olduğuna göre...
Tam 12 yıldır, yani Nisan 1988'den beri devlet, çalışanların, istese de istemese de "Çalışanları Tasarrufa Teşvik" adı altında maaşından kesinti yaptı, borç topladı.
Adı bile yapılanla bağdaşmadığı, mecburi olduğu için kamuoyunda hep "Zorunlu Tasarruf" olarak adlandırıldı. Çalışandan yüzde 2, işvereninden yüzde 3 olarak kesilen paralar, Ziraat Bankası nezdinde açılan Çalışanları Tasarrufa Teşvik Hesabı'nda toplanıp nemalandırıldı ve nemalandırılıyor. Bu nemalar, her yıl hak sahiplerine katkısı oranında dağıtılıyor.
1994 yılı sonuna kadar Kamu Ortaklığı İdaresi (KOİ) tarafından yönetilen bu hesap, 1 Ocak 1995 tarihinden itibaren Hazine Müsteşarlığı'na devredildi.
Zorunlu uygulama, başladığı günden bu yana işverenler tarafından işgücü maliyetlerini yükselttiği için, çalışan kesim tarafından da zorunlu olarak kesilmesine rağmen nemalandırmada gereken hassasiyetin gösterilmeyerek çalışanların zarara uğratıldığı gerekçesiyle eleştiriliyordu.
Nihayet kesintiler, "Sosyal Güvenlik Reformu" kapsamında getirilen İşsizlik Sigortası ile bu yıl son buldu. İşsizlik Sigortası Kanunu ile, yapılan kesintiler haziran ayından itibaren "Zorunlu Tasarruf" hesabına değil İşsizlik Sigortası Fonu'na aktarılmaya başlandı. Bu düzenlemeyle, işsizlik sigortası kapsamı dışında olan memurların maaşı küçük de olsa artarken, işçi kesiminin yükünde bir değişiklik olmadı.
Bugüne kadar hesapta biriken paranın 3,9 katrilyon TL dolayında olduğu belirtiliyor. Ancak bu rakam, bazı belediye ve kamu kuruluşlarının tahakkuk ettiği halde ödemedikleri rakamları da ilave edince 5 katrilyona yaklaşıyor. Yani ortalama olarak kişi başına 1 milyara yakın para. Bazıları için bu, ihmal edilebilecek kadar küçük bir meblağ olabilir ama dargelirli milyonlar için çok şey ifade ediyor.
Hesaba yapılan kesintilerin durdurulması önemli bir adım. Bundan sonrası ise hesabın tasfiyesi. İşçi ve memur kesimi, biriken paraların hak sahiplerine bir defada ve nakden ödenmesini istiyor. Hazine ve hükümet, "Ödeme programı mevcut bütçe, nakit ve borçlanma imkanları çerçevesinde, makroekonomik dengeleri bozmayacak şekilde yapılsın" görüşünde.
Ödeme şeklinin tespiti için halihazırda bir komisyon oluşturuldu. Bu komisyonda Hazine Müsteşarlığı temsilcilerinin yanında işçi ve memur konfederasyonlarından toplam altı temsilci, TÜRMOB'dan da iki temsilci bulunuyor. Komisyon ilk toplantısını bu hafta içinde yapacak. Görüşmelerden çıkacak neticeye göre tasfiye planı hazırlanacak ve Bakanlar Kurulu'na sevk edilecek. Konu, bugün toplanacak Ekonomik ve Sosyal Konsey'de de ele alınacak.
Devlet Bakanı Recep Önal, ödemenin nakden yapılacağına söz verdi; ancak zamana yayılması için işçi ve memur temsilcilerini iknaya çalışıyor. Hak sahipleri bir defada ve nakden ödeme istemekle birlikte iki taksite de razı olacak gibi görünüyor. Ancak görünen o ki, bu iş 2000 yılı içinde bitirilemeyecek.
Biliyorsunuz bu fon tek değil. Bir de benzer şekilde 1987'de herkesi konut sahibi yapma vaadiyle kurulup 1995 sonunda kesintileri durdurulan Konut Edindirme Yardımı (KEY) var. Kesintiler bitti ama fon tasfiye edilmedi, biriken meblağ da hak sahiplerine geri ödenmedi. Paralar şu an Emlakbank'ta.
Sadi Somuncuoğlu'nun bakanlığı döneminde fonun tasfiyesi için bir çalışma başlatılmıştı ancak tasfiyenin şekli ve zamanı hâlâ belirsiz. O dönemde fonda biriken miktarın 387 trilyon TL olduğu açıklandı. Ancak bu işin uzmanları, "Hesap, kendi kuruluş kanununa uygun olarak değerlendirilseydi, rakam 1,5 katrilyon dolayında olurdu." diyorlar.
Bunlar olurken bazı çevreler, fonların tasfiyesinin ve nakden ödeme programının Uluslararası Para Fonu ile mutabakata varılan istikrar pogramını sekteye uğratacağı iddiasında. Bunu dile getirenlere, son zamanlarda sıkça söylendiği gibi "Batan bankalara var da çalışana yok mu?" sloganından öte, yapılacak ödemenin bir kaynak transferi değil borç ödeme (hem de gecikmiş) olduğunu hatırlatmak gerekiyor.
"Bu paralar borç değil, vergi ya da haraç olarak toplandı." diyecek kimse de olamayacağına göre borcun nakden ve bir an evvel ödenmesinden başka yol da görünmüyor zaten.
Hükümetlerin zaman zaman kaynak ihtiyacını kapatmak maksadıyla başvurduğu bu tür girişimler, hak sahiplerine vaat edilenleri veremediği gibi aksine mağdur ediyor. İnsanlar ne ev sahibi oluyor ne de tasarruf. Daha vahim olanı da devlete olan güven zedeleniyor. Bugüne kadar tasfiyede gösterilen gönülsüzlük de ayrı bir üzüntü kaynağı.
Bu duruma artık son vermek gerekiyor.
k.dikbas@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
13/
06/
2000...
Bu nasıl hesap?
20/
06/
2000...
Petlas gerçeği
|