Pranga, fikirleri esir alamadı
1. Dünya Savaşı'nda esir düşen 133 bin askerimizin esir kamplarında zor şartlar altında gazete çıkarmaları fikirlere pranga vurulamayacağının bir göstergesi.
Birinci Dünya Savaşı’nda Türk orduları Galiçya, Çanakkale, Kafkasya, Irak, Filistin, Hicaz, Libya cephelerinde savaştı. Bu savaş sırasında esir düşen askerlerimizin sayısını ise 133 bin 839 olduğunu Savunma Bakanlığı arşivleri vermektedir. Buna göre; İngiltere’ye, Çanakkale, Yemen, Sina, Kanal ve Hicaz cephelerinde 91 bin 988 askerimiz esir düşmüştü. Yine İngiltere’ye Bağdat, Musul ve İran’da 20 bin 595, Fransa’ya Çanakkale ve Tunus’ta 804, İtalya, Trablusgarp ve Bingazi’de 100 askerimiz esir düşmüştü.
Osmanlı subaylarından fikir ve mizah dolu satırlar
Esir düşen Osmanlı subaylarının esir kamplarında çıkardıkları esaret gazeteleri de bugün için bizlere ilginç gelen konulardan biri. Tarih ve Toplum dergisinin son sayısında M. Bülent Varlık imzasıyla yayımlanan araştırmada esaret gazeteleri hakkında önemli bilgilere yer veriliyor. Tutsak gazetelerinin taş baskıyla, bu olmadığı zaman elle çoğaltıldığı belirtilen araştırmada, bu gazetelerde önemli bilgilerinde yer aldığı haber veriliyor.
Esir kampında nasıl gazete çıkar?
En çok esirimizin bulunduğu Mısır’da yedi kamp vardı. Nitekim bu kamplarda Nilüfer ve Badiye adında iki gazetenin çıktığı bilinmekte. 1918 ve 1919 yıllarının katı bir disiplinle geçmesinin ardından yumuşayan ortamla birlikte gazetelerin çıkmaya başladığı görülmekte. Gazetelerde yer alan yazılarda 2–3 yıl esir kalan vatanperver insanlarımızın umutsuzluğa kapılmadıkları aksine hırs depoladıkları görülür.
El ile yazılıp karbon kağıdı ile çoğaltılanlar da vardı
Sarıkamış’ta esir düşen Mehmet Asaf esarette çıkardığı gazeteyi nasıl bastıklarını şöyle anlatıyor:
(Malaşova kampında) arkadaşlardan genç bir ormancı ile birleşerek, esirler muhitinde okunmak üzere Türkçe bir gazete çıkarmaya karar verdik. Gazeteyi basmak için bir şapirografımız yoktu. El ile yazıp, esir kamplarının sayısına göre karbon kağıdı ile teksir etmek suretiyle işe başladık. Niyet adlı gazetemiz, bir vilayet ceridesi türünde iki yapraktan ibaret ve haftalıktı. Gazeteyi 37. sayıda bıraktım.
Esaret gazeteleri
Derginin haberinde elde edilebilen esaret gazetelerinin listesi de verilmeye çalışılmış. Bunlardan bazıları şöyle:
Ajans; mütercimi venaşiri: Yusuf İzzettin, Hindiçini, süresi belirsiz. Mayıs 1920
Badiye/Bugün Türklük İçin Ne Yaptık: Mes’ul Müdürü: Selahaddin, Kuseyna D Kampı, günlük, 1919
Esaret, her şeyden bahis gazetedir, Kuseyna kampı, süresi belirsiz, 1919.
Esaret Albümü, hazırlayan: Kerameddin Hilmi, Seydi Beşer. 1920
Garnizon; Zekazik, 15 günlük 1919.
İravadi, Siyasiyat, tenkidat ve şahsiyat hariç olmak üzere dini, edebi, tarihi, fenni bütün mebahisi ilmiyyeden bahseder, sahibi ve Müdür–i Mes’ul: Raci, Taytep Üsera Kampı, haftalık 1919–1920.
İzmir, Usera gazetesi, sahibi ve mes’ul müdürü: Nureddin Hayret, Mısır, haftalık, 1920.
Kafes, edebi, mizahi gazetedir, sermuharrir ve Müdür–i Mesul: İdris Sabih, Kahire/Mısır, haftada üç kez, 1919.
Karikatür, edebi, mizahi gazetedir. Müdürü: Kerameddin, Topçu Mülazım Arif, haftada iki kez, 1919.
Kızıl Elma, esir arkadaşların ilmi, edebi risalesidir, Zekazik, haftalık, 1919.
Mizahi Nasrettin Hoca, mizah gazetesi, Müdür–i Mesul: Osman Nuri, İskenderiye, haftalık, 1920.
Ne Münasebet; mizahi, edebi gazete, Müdür–i Mesulü: Tevfik Fikret, Sibirya, haftalık, 1919–1920.
Niyet, sahibi: Mehmet Asaf, Rusya, haftada bir–iki kez, 1917.
Son Havadis, İravadi 1920.
Tetebbu; Kuseyna D Kampı 1919.
Traş, mizah gazetesi, haftalık, 1919.
Türk Varlığı, İskenderiyye, 15 günlük 1920.
Tükiteciye AB standartlarında koruma
''Müşteri velinimet'' deyip malı sattıktan sonra da satılan mal geri alınmaz tipi satış artık geride kaldı. Şimdi AB standartlarıyla daha fazla hizmet ve kalite öngörülüyor.
Avrupa Birliği’ne giden yolda tüketiciler de hak ve sorumluluklara ait gerekli statüyü kazanmaya başladı. Müşteriyi ‘velinimet’ gibi afilli taltiflerle tavladıktan sonra, ‘Satılan mal geri alınmaz’ diyerek dişini gösteren kurnaz satıcı tipi ise miadını çoktan doldurdu. Yasaların ve satıcının nezdinde tüketicinin adının olduğu, Avrupa ayarında standartların belirlendiği günümüzde geriye, eğitim ve yasalara işlerlik kazandırmak kalıyor. Tüketiciler Derneği Başkanı Engin Başaran “AB’nin zorlamasıyla oldu. Hala onların zoruyla yürütüyoruz.” dediği süreci şöyle anlatıyor: “80’de serbest piyasa ekonomisine geçiş ve 96’da Gümrük Birliği'nin gerçekleşmesi tüketici bilincinin ve yasaların çıkmasında dönüm noktaları oldu. Tüketicinin kendi kendini korumak için örgütlenmesi sağlandı. Her il ve ilçede tüketicinin sorunlarını ileteceği hakem heyetleri açıldı. Mesela tüketicinin korunmasıyla ilgili yasa çok iyi bir yasa. Tüketici de haklarını biliyorsa Türkiye’de mağdur olmaz. Kısacası 80’den önce tüketicinin adı yoktu. 8095 arasında şikayetlerini kendi kendine mırıldandı. 95’den sonra bir arayış içinde bilincini yükselten tüketici, 2000’de ilk kitlesel hareketini başlattı. Cep telefonlarının sabit ücretlerine halk kitlelerinin tepkileri milyonlara ulaştı.”
Tüketici bilinçlendi
Engin Başaran satıcının kendine çeki düzen vermesini ise şöyle dile getiriyor: “Üretici de 80’den önce ne üretirsem tüketici almak zorunda diye bakarken 80’den sonra kaliteye ağırlık vermeye başladı. Yeni teknolojiler getirildi. Tüketici kaliteyi istedikçe satıcı da kaliteyi sunmak zorunda kalıyor. Tüketicinin memnuniyetini gözeten üreticiler, satıştan önceki ve sonraki hizmetleri de tüketicilerin beklentileri doğrultusunda yerine getiriyorlar. Tüketiciler rahatsızsa bir daha o satış yerine uğramadıklarını görüyorlar. Onun için bugün büyük marketlerde ve mağazalarda müşteri temsilciliği ve şikayet büroları bulunuyor.”
AB uyum yasaları çerçevesinde bazı kuralların getirildiğini vurgulayan Başaran bunları şöyle sıralıyor: “Ürüne fiyat ve içerik etiketi zorunluluğu getirildi. Üretim ve son kullanma tarihi ürünün üstüne okunur şekilde yazılacak. Net birim fiyatı ve net ağırlıklar belirtilmeli. Ürün hakkında her tür bilgi ürün üzerinde bulunmalı. Aksi takdirde sorumluluk satıcıya aittir. Bunları AB zorunlu kılıyor. Garanti, yetkili servisler ve tanıtma kılavuzları AB standartlarına yükseltildi. Alınan ürünün mutlaka Türkçe kılavuzu olmalı. Bu konularda eksiklik görüldüğünde satıcı uyarılarak karşılıklı bilinç yükseltilmeli. Artık mobilyada da garanti var ve yetkili servisler şart konuldu. Yeni yasa tasarısında ise garanti süresi 2 yıla çıkacak.”
Şikayet konuları
Son dönemlerde beyaz eşyadaki tüketici şikayetlerinin azalmasına oranla diğer rahatsızlıkların devam ettiğini belirten Başaran şöyle konuştu: “Derneğimize günde en az 15 tane kapıdan satış şikayeti geliyor. Kampanyalı satışlarda da çok şikayet var. Boyatan ayakkabı şikayetine çok sık rastlıyoruz. Son zamanlarda ise turizmle ilgili şikayetler arttı. Şirketler turlarla ilgili vaad ettiklerini yerine getirmiyorlar. Yine son dönemde otomobil lastikleri ve yetkili servisler şikayet ediliyor. Kirli benzinle ilgili şikayetler de var. Bankacılık ve sigorta sektöründe hizmet kalitesi çok düşük. Havalelerde inanılmaz paralar alınıyor. Kitle hareketine dönüşen sabit ücretlerde tüketiciler hakem heyetinden karar aldılar.Yine baz istasyonları konusunda şikayetler yoğun şekilde bize geliyor.” (Mine ÇAKAR / İstanbul ZAMAN)
Nişan, evlilik mecburiyeti getirmez
Beraberliklerini sürdüremeyen nişanlılar nişanı bozma hakkına sahiptir. Nişan, aynı zamanda evliliğin verdiği beraber yaşama hakkını da vermez.
Nişan, bir kız veya kadınla evlenmeye talip olmaktan başlayarak nikâh safhasına kadar (nikâh hariç) süren ilişkiye denir. Bu safhada her iki taraf da evlilik isteğini beyan etmiş, söz kesilmiştir. Nişanın manileri genel çizgileriyle evlenme engelleri gibidir. Ancak nişanda evlenme manilerine ek olarak, bir başkası tarafından istenmiş, söz kesilmiş, nişan yapılmış olan bir bayana evlilik isteğinin yapılamayacağı getirilmiştir.
Bir evlilik vaadi olan nişanlanma, İslam hukukunda taraflara evlilik mecburiyeti getirmez. Beraberliklerini sürdüremeyeceklerini anlayan nişanlılar her zaman için nişanı bozma hak ve yetkisine sahiptirler. Bu bozulmadan maddî veya manevî olarak zarar gören tarafın zararının nasıl telafi edileceği ayrıca üzerinde durulması gereken bir konudur. Nişanlılık taraflara evliliğin verdiği beraber yaşama hak ve yetkisini vermez. Nikâh akdi yapılmadan nişanlıların, aralarındaki sıcak ilgiye ve ileriye matuf iyi niyetli beklentilerine rağmen mahremiyet bakımından adeta iki yabancı gibi oldukları ve bu mahremiyet sınırlarına dikkat etmeleri gerekir. Ancak kendi başlarına karar verebilecek derecede yetişkin ve aklı başında nişanlıların eşya bakmak için çarşıda dolaşmaları, konuşmak ve birbirlerini daha iyi tanımak için herkese açık mekânlarda oturmaları makul ve meşru karşılanabilir.
Ayr. için: İlmihal /Türkiye Diyanet Vakfı cild 2, İslam’da Kadın ve Aile Hayreddin Karaman
|