GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

06/07/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

Haftanın Anketi

Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli'yi, Euro 2000'de başarılı buldunuz mu?

Evet, ancak 
     bu kadar
     olabilirdi

Hayır, daha
     fazlasını
     yapabilirdi

Kararsız

Önceki Anketler



 


Tv'nin faydaları

Bugüne kadar hep televizyonun zararlarından bahsettik. Peki hiç mi iyi tarafı yok onun? Tabii ki var. Objektif gazeteciliğin bir gereği olarak bu defa onlara da yer veriyoruz. Karşınızdakine takınacağınız pozlar için alın, size ipuçları:

Sert adam imajı verirken: Kafanız aşağı bakıyor vaziyette iken kamera çalışır. Sonra da önce gözleriniz olmak üzere kafanızı yavaş yavaş yukarı kaldırırsınız. (Bu konuda en has örnek Marziye'nin Kadir'idir!..)

İrtica haberleri sunarken: Kamera tam karşınızda durmasına karşın, siz kafanızı sağa 45 derece çevirir, sonra da şaşı gibi durma pahasına sola doğru bakarsınız.. Kaşlarınızı da çatar korkunç bir hava verirsiniz. Buna irtica haberi sunma pozisyonu denir. (Bu hususta özellikle Kanal D haber sunucusu Yasemin Özdemir'e dikkat edilebilir).

Üzücü bir haber okurken: Kamera birkaç zoom yapar ve yüzünüz ekranı kaplar. Kaşları olabildiğince çatar, gözlerinizi kısar ve dudaklarınızı büzersiniz. Ses tonunuzu ağırlaştırır, gözlerinizi az kırpmaya çalışırsınız. (Bu konunun ihtisası Star'dan Gülgün Feyman'dan alınabilir)

Sıcak–sımsıcak (!) bir görüntü vermek isterken: Uzun bir uykuya yatılır. Sonra uykudan yeni uyanmış ve hatta yüzünü yıkamamış bir vaziyette kamera karşısına geçilir. Gözler mahmur ve yüz gerilmiş durumdadır. Bayanların göbeğinin açıkta olması şarttır. Erkeğin de tişörtle ve yakası açık olması gerekiyor. Bu arada kamera da körkütük sarhoş bir kameramanın eline verilerek hareketli görüntü oluşturulur. Kamera ileri geri gider, yanaşır, uzaklaşır, bazen sunucunun burnuna değer, bazen boydan alır..

(Bu örneği Kral Tv'nin bilumum programcılarında görebiliriz).

Sorularınızla kişiye istediğinizi söyletmek için: Kelime oyunlu, zihin dolambaçlı soruları, cırtlak bir ses tonuyla ve bağırarak sorun. Sonra da cevabını tam almadan, “Yani şöyle mi demek istiyorsunuz?” diyerek lafını keserek kendi görüşlerinizi belirtin. Ama illa da bağırın, illa da bağırın! (Eh Reha Muhtar ve muhabirlerini örnek göstereceğimizi tahmin etmişsinizdir herhalde).

Orijinal bir şahsiyet olabilmek için: Sadettin Teksoy gibi sırtınıza sarı renkli bir gocuk giyerek yaz–kış onunla dolaşın. Ya da tüm çekimlerinizi Rıdvan Akar gibi gece ayazda ağzınızdan buharlar çıkararak yapabilirsiniz. Mehmet Ali Erbil gibi kameraya işaret parmağınızı yuvarlaya yuvarlaya uzatarak da orijinallik kazanabilirsiniz, Okan Bayülgen gibi her ara sonrasında müzikle birlikte “Auvvauv eeeehohohoyyyyhhho!” gibi bir nidayla da seslenebilirsiniz.. Hadi bir tüyo daha verelim, Behzat ve Süheyl Uygur gibi müzikle birlikte havaya birkaç defa zıplamak da işe yarıyor..




Meslek riski

Her mesleğin kendine göre birtakım riskleri var. Örneğin gazeteciyseniz, göreviniz mitingleri takip etmekse polisden cop yeme tehlikeniz var. Magazin muhabiriyseniz, takip ettiğiniz şahsın darbıyla karşı karşıya kalabilirsiniz ya da bir takım karanlık ilişkileri araştırıyor ve yayınlıyorsanız, bir fail-i meçhule kurban gidebilirsiniz. Risk her meslekte var. Örneğin, sporcu her zaman sakatlanmakla karşı karşıya, parti genel başkanlığı bile risksiz değil; onda da arasıra Yüce Divan tehlikesi

var. Peki ya rahipler? İşte onların riskleri bir hayli ilginç. Rahiplik de alkolik olma riski bir hayli yüksek bir meslek. İtalya'da yapılan şarap kongresinde bir araştırma sonucu açıklandı. Rapora göre İtalya'daki Katolik rahipler günde toplam 2 bin litre şarap içiyorlarmış. Her rahip günlük ayinlerde görev gereği, günlük ayinlerde 35 milimetre şarap içmek zorunda kalıyormuş. Sevmek, reddedilme riskini göze almaktır, diyor bir şair. Rahiplik de öyle, fazla içme riskini göre almak...




Star'ın hürü

Star'ın Köleleri yazısına Semih İdiz'den (kendi adına) bir açıklama geldi. Yazıda demiştik ki: “Köle deyince, neden bazı yazarların aklımıza geldiğini hemen söyleyelim. Siz şimdiye kadar hiç bir Star yazarının başka bir gazeteye demeç veya röportaj verdiğini, açıklama yaptığını gördünüz mü? Biz görmedik ve duymadık. Hatta (isim vermeyelim de ayıp olmasın) görüşme talep ettiğimiz çooook meşhur yazarlardan cevap bile alamadık. Sonradan öğrendik ki, patron bunlara kesin emir vermiş: “Benim gazete ve televizyonum dışında kimseyle görüşmeyeceksiniz!” Çünkü patron parayı bastırıp bunların özel hayatını bile satın almış. Yalansa, yalan desinler!” Köşesindeki açıklamada Semih İdiz, “YALAN!” diyor. Star'da yazdığı halde, bu gazeteyle bütünleşmeyen bir iki isim daha var elbette.

Kalanlara selam olsun!




İki ayaklı haşereler

Zaman geçtikçe haşeratlara karşı kullanılan ilaçların gücü de artıyor. İşin tuhafı haşerelerin de o ilaçlara karşı olan bağışıklılığı artıyor. Alman Bild der Wissenschaft dergisi bitlerin piyasadaki kimyasal ilaçlara karşı direnç kazandığını belirtip yeni bir ilaçtan sözediyor. İlacı geliştirenler Amerikalılar. Bu yeni ilaç sanıldığı gibi bitleri öldürmüyor, onlara daha parlak bir görünüm kazandırıp, elle ayıklanmasını kolaylaştırıyor.

Keşke bu ilacın iki ayaklı haşerelerde de işe yarayanını icat etseler. Yıkardık bütün milleti, parlayanları tek tek ayıklayıp kurtulurduk. Fena mı olurdu?




Kağızman'a ısmarladım baz gele

Baz gelecek yerden dilekçe esirgenmez! Köylüler bütün tehlike söylentilerine rağmen, cep telefonlarıyla konuşabilmek için baz istasyonu kurulmasını istiyorlar. Bunun için de imza, kroki, nüfus cüzdanı fotokopisi... Akıllarına ne geldiyse dilekçeye ilave etmişler. İyi de etmişler. Böyle dilekçeye baz istasyonu kurulur!




Hakem kaymakam, ödül centilmene

Tokat'ın kaplıcalarıyla ünlü şirin ilçesi Reşadiye'de kaymakamlık tarafından düzenlenen halı saha futbol turnuvası yüzünden ilçede bir canlılık var. Kurumlar ve Serbest adı altında 2 ayrı kategoride düzenlenen turnuvaya toplam 34 takım katıldı.

İddialı ve heyecanlı maçların yer aldığı turnuva boyunca maçlara Reşadiye Kaymakamı Eflatun Can Tortop hakemlik yapıyor. Temmuz ayının ilk yarısında bitmesi hedeflenen turnuva sonucunda turnuvanın en önemli ödülü turnuvanın en centilmen takımına verilecek.

Ahmet Akkoç'un söylediğine göre, tek amaç çiftçi ve köylülerin akşamın ferahlığında stres atması değil. Reşadiyeliler bu turnuva ile spor takımlarının da dikkatini çekmeyi umuyor. Amaç kaplıcayı spor takımları için kamp merkezi haline getirmek ve bu yönde yatırımlar sürüyor.

Söylenecek tek şey var. O da: Hayırlı olsun... Hem kazanana hem kaybedip de kazananlara...



s.karakis@zaman.com.tr         h.sutay@zaman.com.tr
 

| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.