Köleler böyleler
Kölelikle alakalı yazımız bazılarınca sert bulundu. Konunun isabetli biçimde değerlendirilip değerlendirilmeyişi bir yana bırakılıp üsluba takılanlar oldu. Onların haksız olduğunu düşünmüyoruz. Biz de haksız sayılmayız. O konuyu bir kenara bırakıp, köleler hakkında başka bir hikaye anlatalım.
Kölelik kaldırılalı yüz yıllar oldu. Fakat modern kölelik en ağır biçimde varlığını devam ettiriyor. İşi dalgaya vurmak için kurulan sembolik köle pazarları, işin vahametini ortadan kaldırmaya yetmiyor.
Her neyse, biz köle hikayesi anlatacağımızı söylemiştik. Amerika’da 1865 yılında kölelerin serbest bırakılmasına karar verilmiş. Alınan karar uygulamaya konulup bütün köleler serbest bırakılmış. Herkes sevinç içinde, yeni bir hayata başlamak, özgür hayatın doyumsuz tadına varmak için dağılmış.
Ne var ki, bu sevinç uzun sürmemiş. Birkaç gün sonra, köleler efendilerinin kapılarının önüne dönmeye başlamış. Çünkü emirle yaşamaya alışmış köleler, normal hayata intibak edememiş.
Bazılarını kölelik mutlu edebilir. Özgürlük de zorla verilmez. İsteyen köle kalır, isteyen özgür. Kimse özgürlüğe mahkum edilemez! Bu bir tercih meselesidir.
Anlayış meselesi
Üç dört vatandaş, gece yarısı otomatik para makinasını yerinden sökmüşler, sırtlarına yüklenip götürürken yanlarına polisler gelmiş ve ne yaptıklarını sormuş. Onlar da şaşkın vaziyette ne diyeceğini bilememişler. Polisler almışlar bunları, karakola götürmüşler. Yemek yedirmişler, çay içirmişler. Arkadan da birer sigara vermişler. Başka bir ihtiyaçları olup olmadığını sormuşlar. Vatandaşlara gayet medeni bir tarzda son hatırlatmalarını yapmışlar: "Söktüğünüz cihazın yeri orası. Bir daha böyle yapmayın tamam mı?” Sonra da hiçbir işlem yapmadan serbest bırakmışlar.
Vatandaşlar mahçup vaziyette emniyetten ayrılmışlar. Kendi yaptıklarından ziyade, polisin medeni tavrı onları utandırmış. Bir daha böyle bir işe tevessül etmemişler.
Şaşırdınız değil mi? Ama merak etmeyin olay Türkiye’de yaşanmıyor. Japonya’da yaşanmış. Bu ülkeden yeni dönen Süleyman Doğan anlattı.
Japonya deyince hatırladık; Star muhabiri- yazarı Saygı Öztürk’ün açılan camiyi tek başına gezdiği anons edilmişti. O da, gazetenin diğer konuşma balonları gibi çıktı. Gazeteciler, kaybolmamak için birbirinden ayrılmamış ve koloniler halinde dolaşmışlar. Bunda Saygı Öztürk’ün bir kabahatinin olduğunu sanmıyoruz. Çünkü balonları genelde yazı işleri şişiriyor. Görüyorsunuz, elalemin üfürükten tayyare balonlarını bile okuyoruz. Semih İdiz'in "Hodri Meydan'ı okumuyorum dese de önemli değil. Biz okumaya çalışıyoruz.
Bilinmeyen sebeple
Cumhuriyet gazetesinde Oral Çalışlar ve iki arkadaşının hazırladığı "Bilinmeyen İslam” dizisi, bilinmeyen bir sebeple aniden "cart” diye bitti. Matbaalarda filan bobin kopar anlarız, fakat bir dizi, bobin kağıdı gibi kopar mı? Üstelik görüşlerini anlatacak yazarların isimleri anons edildiği halde.
Dizi başlamadan önce, fikrimizi belirtip Hz. Peygamber dışında hiç kimsenin İslam’ı temsil hakkının olmadığını yazmıştık. Her şeye rağmen, Cumhuriyet gazetesinden beklenmeyen bir tarzda kaleme alınmıştı. Son (subjektif) yorumlar hariç, gazetede görmeye alıştığımız, "gericiler, yobazlar, vampirler, kan içiciler, karanlık odaklar, çağdışı... cart curtlar” yoktu. Yine alışmadığımız şey ise, yazının bir Cumhuriyet gazetesi yazarı değil, İslami kesimden geçen bir kalemin üslubuyla yazılmış olmasıydı. Belki emanet, belki kiralık! Tahminimiz olsa da, kimseyi töhmet altında bırakmamak için söylemeyelim.
Not: Ne olduysa, dünden itibaren dizi bobini onarıldı ve devam ediyor!
Yaşayan yoklar
Daha önce bir iki defa sözettik. 20–25 yaşında olduğu halde, nüfus cüzdanı olmadığı için askerlik yapan gençlerden. Maalesef doğuda bu tür hadiselere çok sık rastlanıyor. Bu defa duyduğumuz gerçekten gözlerimizi faltaşı gibi açacak nitelikte.
Kahramanmaraş'ın Göksun ilçesinde (bilhassa köylerde) 5 bin 740 kişinin nüfus cüzdanı yokmuş. Dile kolay bu 5 bin kişi. Nefes alıyorlar, geziyorlar, hatta evleniyorlar; ama Türkiye Cumhuriyeti’ne göre yaşamıyorlar hatta mevcut bile değiller. Kaymakam Atilla Toros 'Kayıta gel!' çağrısına şimdiye kadar 2 bin vatandaşın uyduğunu söylüyor. Geriye kalmış 3 bin küsur kişi. Eğer içlerinde bizi okuyanlar varsa, biz de bir çağrıda bulunalım: "Gidin, kaydınızı yaptırın ve milenyum çağında resmi olarak yaşamaya başlayın!”
Kitap kurdu
Daisy Hales kitaplara çok düşkün bir İngiliz kadını. Onu tanıyanlar ve özellikle Sheffield şehrinin mahkemesi onun için tabiri yerindeyse tam bir 'kitap kurdu’ diyorlar. 'Yakınları neyse de mahkeme neden öyle diyor?' diye soruyorsanız, Daisy’nin kitap kurtluğu meselesi sizin anladığınızdan biraz farklı.
Daisy Hales 20 yılda tam 33 kitap çalmış. Bu yüzden de mahkemeye düşmüş. Onun kitap hırsızlığının sebebi ise entelektüellik filan değil. Kitapları yemek için çalıyormuş. Yanlış duymadınız, okumak için değil yemek için kitap çalıyormuş. Ona neden 'kitap kurdu’ dediklerini anladınız mı?
Tedbir
Doğan Medya Grubu ile Uzanlar arasında yaşanan kavgaya mahkeme ihtiyati tedbir kararı verdi. Demek ki bu kesimin gazete okurlarının, haberleri gözden geçirirken tedbirli ve ihtiyatlı olması şart!
Hazırız
CHP Genel Başkanı Altan Öymen, partisinin seçimle ilgili bir sorunu olmadığını söylüyor ve ekliyor: "İlle de seçim diye bir derdimiz yok. Bizim için fark etmez. Biz, her zaman seçime hazırız." Doğrusunu isterseniz, bir siyasi partimiz olsa ve Meclis dışında kalsak, biz de seçime her an için hazır olurduk.
Risk
Sıcaklar feci bastırdı. Adeta insanın beynini pişiriyor. O yüzden hata payı çok yüksek.Dünkü "Meslek riski” başlıklı yazıda rahiplerin ne kadar şarap içtiklerini anlatırken, ölçü birimi olarak mililitre yerine milimetre kullanmışız. Mersin’den okurumuz Şükrü Kaya’ya teşekkürler.
|