GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

07/07/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

Haftanın Anketi

Milli Takım Teknik Direktörü Mustafa Denizli'yi, Euro 2000'de başarılı buldunuz mu?

Evet, ancak 
     bu kadar
     olabilirdi

Hayır, daha
     fazlasını
     yapabilirdi

Kararsız

Önceki Anketler



KÜLTÜR-SANAT 


Bezmârâ'nın peşinde

Bezmârâ ''kayıp sesleri arama'', otantikliğe ulaşma yolunda son derece ilginç bir uğraş veriyor. Bezmârâ ciddî bir grup. Ciddî ve anlamlı bir işe, Ortadoğu ve İslâm müziklerinde, bildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar bir benzeri olmayan, zor olduğu kadar da anlamlı ve heyecan verici bir işe soyunmuş.

Türk musıkisinin genellikle durgun, pasif ve hayâl gücü yoksunu dünyasında ilginç ve yeni oluşumlardan biri kuşkusuz Bezmârâ grubu. Birkaç yıl önce İstanbul Radyosu kemençe sanatçısı Fikret Karakaya'nın inisiyatifiyle kurulan ve onun yönettiği bu grup “kayıp sesleri arama”, otantikliğe ulaşma yolunda son derece ilginç bir uğraş veriyor. Bugüne kadar bu grup birçok konser verdi, iki adet de CD yayınladı. İstanbul'da son konserini de İstanbul Müzik Festivali kapsamında 28 Haziran'da Aya İrini'de verdi.

Eski dönemlerin müziklerinin icrası, özellikle de ortada bir otantiklik iddiası varsa, her zaman bir dizi teknik ve estetik sorunun çözümünü gerektirir. Bezmârâ grubunun Kalan Müzik tarafından yayınlanan son CD albümünün adı zaten Yitik Sesin Peşinde. Kaybolmuş, unutulmuş “sound”ları ihyâ etmektir amaç. Avrupa'da Rönesans ve Ortaçağ müziklerini icra etmek istendiği zaman önce o dönemlerin kaybolmuş musıki aletlerini yeniden keşfetmek, imal etmek ve onları yeniden çalmayı öğrenmek gerekmişti. Ayrıca o dönemler, yani kabaca Johann Sebastian Bach (1685–1750) öncesi, Avrupa müziğinin kullandığı ses ve ses dizilerinin henüz bütünüyle standartlaşmadığı dönemlerdi. Teknik deyimiyle tampere diziler henüz tam olarak oluşmamıştı. Dolayısıyla, icracıların bugünün zevklere göre falso gibi gelen seslere de dinleyicilerin kulaklarını alıştırmaları gerekiyor.

Bu teknik problemler halledilse bile ortada yine bir yorum ve üslûp meselesi kalır. Eğer gerçekten “otantik” olunacaksa çalınan eserin bestelendiği dönemde (örneğin on altı ya da on yedinci yüzyılda) nasıl yorumlandığını bilmek gerekir. Bu da gerçekten derin ve ayrıntılı tarihî ve filolojik araştırmalar yapılmasına bağlıdır. Ancak bu araştırmalar yapıldıktan sonradır ki eski dönemlerin müziklerini o dönemlerin gerek ruhuna ve estetiğine gerekse tekniğine uygun bir biçimde icra etmek mümkün olabilir. Tarihî ve müzikolojik açıdan otantikliğe o zaman ulaşılmış olur. Birçok Avrupa ülkesinde Musica Antiqua türündeki icra gruplarının on yıllardır yaptıkları işte budur. Uzun çalışmalar sonucunda hem estetik hem de tarihî açıdan çok olumlu konser ve kayıtlar da ortada.

Geleneksel Osmanlı/Türk musıkisi için ise bu henüz tam olarak yapılabilmiş değil. Daha doğrusu, Avrupalıların bu müzik rekonstitüsyonu, müzik ihyası çalışmalarına benzer bir girişim İstanbul'da Bezmârâ grubu sayesinde henüz yeni yeni şekillenmeye başlıyor. Grubun bu önemli gayretlerinin devamını ve gelişmesini dilemek gerekiyor.

Bizim müziğimiz için Avrupa'dakine benzer bir şey yapmanın kendine özgü birtakım zorlukları var. Bu zorlukların başında da müziğimizde on altı ve on yedinci yüzyıllarda kullanılmış ses ve makam sisteminin yeniden oluşturulması ve icra edilmesi geliyor. Geleneksel müziğimizde başka bilinmeyenler de var. Örneğin, on yedinci yüzyılda eser tür ve formlarının nasıl geliştiğini ve bu eserlerin icra, üslûp ve sıralarının ne olduğunu kesin bir şekilde belgelemek mümkün görünmüyor.

Bezmârâ öncelikle on altı ve on yedinci yüzyıllarda kullanılan; ama bugün artık kaybolmuş bazı Türk musıkisi çalgılarını yeniden yaptırmakla işe başlamış. Bu amaçla gravürler, minyatürler, edvârlar ve diğer Osmanlı görsel malzemeleri taranıp esas alınmış. Bir çeng, bir kopuz, bir kemançe (ya da rebab), bir şahrûd, bir de mıskal yaptırılmış. Böylece on sekizinci yüzyıldan bu yana pek kullanılmamış ve birçoğu tamamen kaybolmuş bu çalgılar ihya edilmiş oluyor. Son yıllara kadar hâlâ birkaç icracısı bulunan rebap ve santurun (özellikle de artık ustalaşmış İhsan Özer'in icrasıyla) sesini tekrar duyabilmek güzel bir şey doğrusu. Bezmârâ'nın çalışmalarının önemli bir yan ürünü bence yirminci yüzyıla kadar gelmiş, yani müziğimizin gelişimiyle uyum sağlayabilmiş rebap ve santur gibi iki önemli çalgının yeniden canlandırılması olmuştur. Telleri madenî olan mandalsız kanunun tınısı ise nedense bizlere artık yabancı geliyor ve bazı Hint çalgılarının tınısını hatırlatıyor.

Bezmârâ grubu Aya İrini konserinde Ali Ufkî Bey'in (1610–1675) elyazması tek nüshası İngiltere'de British Library'de bulunan Mecmua–yı Saz u Söz'den derlenmiş eserler icra etti. Bu eserlerin birçoğu herhalde üç asırdan beri hiç icra edilmemişti. Bunların ihyasını ve repertuvara katılmasını kutlamak gerek. Grubu son olarak bundan üç yıl kadar önce Fransız Anadolu Araştırmaları Enstitüsü'nün organize ettiği bir konserde dinlemiştim. O günden bu yana icra olgunlaşmış, çalgılarda uyum ve birlik artmış. Grubun CD albümlerinde hep saz eserleri icra edilmiş. Bu konserde ise sözlü eserler (Murabbalar, Türkîler) de vardı. Bir ileriki aşamada Bezmârâ grubu sesli icralardaki bugünün “hâfız ağzıyla” ilâhi ya da mevlit okuyuş üslûbunu hatırlatan yaklaşımı gözden geçirecektir herhalde.

Bezmârâ ciddî bir grup. Ciddî ve anlamlı bir işe, Ortadoğu ve İslâm müziklerinde, bildiğimiz kadarıyla, bugüne kadar bir benzeri olmayan, zor olduğu kadar da anlamlı ve heyecan verici bir işe soyunmuş. Günümüzün sıkıcı ve tekrarlarla bıktırıcı hale gelebilen Türk müziği dünyasında bu ciddî girişimi ve içerdiği yaratıcılığı kutlamak ve teşvik etmek gerekiyor. (Cem BEHAR)




Yitik Sesin Peşinde

Bezmârâ Topluluğu'nun geçtiğimiz yıl Fransa'da yayınlanan ve büyük beğeni toplayan 'Turkey Splendours of Topkapı' albümünden sonraki ikinci albümü 'Yitik Sesin Peşinde' de Kalan Müzik etiketiyle yayınlandı.

Rebab, kanun, tanbur, santur, ney, kudüm ve daire gibi enstrümanlarla 16. ve 17. yüzyılın müziğini yapan Bezmârâ Topluluğu, günümüz müzisyenlerinin el atmadığı eski nota albümlerindeki eserleri, bestelendikleri dönemlerin sazlarıyla seslendiriyor. Son albümlerinde Nefiri Bahram'ın 'Arazbar Peşrev'i, Gazi Giray Han'ın 'Hüseyni Peşrev'i, Eyyubi Mehmed Çelebi'nin 'Arazbar Peşrev'i, Derviş Mustafa'nın 'Çergah Peşrev'i, Tanburi Angeli'nin Kürdi Peşrev'ini, Zurnazen İbrahim'in 'Evc Peşrev'i ve Kantemiroğlu'nun 'Muhayyer Peşrev'i icra eden toplulukta Fikret Karakaya (çeng), Birol Yayla (kopuz, tanbur), Şenol Filiz (ney), Kemal Caba (kemançe), İhsan Özer (santur), Serap Çağlayan (metal–string kanun), Osman Kırklıkçı (şahrûd), Akgün Çöl (ud), Tugay Başar (mıskal), Kamil Bilgin (nakkare) ve Mahinur Özüstün (daire) gibi usta sanatçılar yer alıyor. Bezmara Topluluğu'nun icra ettiği eserler kadar sazları da çok ilginç.

Çeng: Organolojide “açık arp” diye nitelenen çalgılardandır. XVII. yy'ın sonuna doğru terk edilen Osmanlı çenginin atası, I. binyıla ait Asur kabartmalarında görülen bir çalgıdır. Kayıtta kullanılan çeng, XV. ve XVI. yy Osmanlı ve İran minyatürlerindeki çeng modellerinden ve XV. yy Türk şairi Ahmed–i Dâî'nin mesnevîsi Çengnâme'den yararlanılarak Fikret Karakaya tarafından yapıldı.

Kopuz: Organolojide “uzun saplı lavta” diye nitelenen çalgılardandır. Dört çift teli vardır. Sapında perde bulunmaz. Göğsü kısmen deridendir. Bu albümdeki kayıtta kullanılan kopuz, XVI. yy Osmanlı minyatürlerindeki modellerden ve Evliya Çelebi'nin verdiği bilgilerden hareketle yapıldı.

Şehrud: Organolojide “kısa saplı lavta” diye nitelenen çalgılardandır. «Büyük ve bir sekizli pest akortlu ud» olarak tanımlanabilir. Beş teli vardır (üçü çift). XV. ve XVI. yy'larda İran'da olduğu gibi Osmanlılarda da çok rağbet gördü. XVI. yy'ın sonlarında terk edildi. XV. ve XVI. yy İran ve Osmanlı minyatürlerindeki modellerden ve Evliya Çelebi'nin verdiği bilgilerden hareketle yapıldı.

Kemânçe: Organolojide “ayaklı kemâne” diye nitelenen çalgılardandır. Yarı küre biçiminde hindistancevizi kabuğundan bir gövdesi, silindirik uzun bir ahşap sapı vardır. Erken Osmanlı musikisinin tek yaylı çalgısıydı.

Santur: Organolojide “vurmalı kithara” diye nitelenen çalgılardandır. İkizkenar yamuk biçiminde ahşap bir kasanın üzerine üçerli takımlar halinde gerilmiş bir kısmı bronz, bir kısmı çelik tellerine bir çift küçük, ahşap tokmakla vurularak çalınır. XVII. yy'ın başlarında rağbet görmeye başladı.

Mıskal: Organolojide “çok borulu flüt” diye nitelenen çalgılardandır. Rumen nai'sine çok benzer. Pesten tize doğru boyları kısalan ve çapları daralan 22 kamış yan yana yapıştırılarak yapılır. Çok sevilen bir çalgı iken, XVIII. yy'ın ilk yarısında terk edildi.

Nakkare: Organolojide ''çift kâse davul'' diye nitelenen çalgılardandır. Ağzı, deriyle kapatılmış yarım küre biçiminde bakırdan iki kâse ile derilere vurmaya yarayan iki bagetten (zahme) oluşur.




Nemrut Hollywood'da

Hollywood film yapımcılarından Robin Dougles William, Türkiye'nin inanç turizmi potansiyelini yansıtmak amacıyla Turizm Bakanlığı tarafından hazırlanan bir proje dahilinde film çekimi için Kahta'ya geldi. Yapımcı William, Adıyaman'ın Kahta ilçesinde bulunan Nemrut Dağı'nda yaptığı açıklamada, ''inanç turizmi hazinelerini çekmek için'' geldiğini söyledi. 1979 yılında Türkiye'nin Amerika'da tanıtımına önemli katkı sağlayan The Joys Of Turkey isimli filmi çektiğini belirten William, ''1990'da yine geldim ve Tarsus'tan başlayıp Roma'da sona eren filmi çektim.




Sanat müzesi


İki yıl önce vefat eden ünlü Türk sanat müziği sanatçısı Zeki Müren'in 'Sanat Müzesi' olarak düzenlenen Bodrum'daki evi ziyaretçilere açılıyor. Muğla Valiliği'nden yapılan açıklamaya göre, 'Zeki Müren Sanat Müzesi', 8 Temmuz Cumartesi günü Kültür Bakanı İstemihan Talay'ın da katılacağı törenle hizmete açılacak.




Dalmak serbest


Kültür Bakanı İstemihan Talay, Türkiye'nin sualtı zenginliklerinin de turizm ve tanıtma amaçlı kullanılabilmesi için bazı istisnalar dışında dalış yasağının kaldırılacağını bildirdi. Talay, önemli batıkların bulunduğu yerler ile askeri bölgeler dışındaki alanlarda sualtı dalışlarına imkan tanınması amacıyla bir çalışma başlattıklarını belirtti.




Sivri dilli şarkıcı


Walk on the Wild Side, Rock'n Roll Animal ve Perfect Day parçalarıyla hatırladığımız, sivri dilli şarkı sözlerinin sahibi ve rock dünyasının aykırı efsanelerden Lou Reed, bu akşam Harbiye Açıkhava Tiyatrosu'nda. Müzikseverler, rock müziğin en önemli isimlerinden biri olan Lou Reed'in konserinde 40 yıllık müzikal yolculuğuna tanık olacak.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.