Kötü bir yazı
İnsan, amaçları doğrultusunda etkisini nasıl artırabilir? Bilimsel alanda ‘kritik kütle’ denilen bir kavram vardır.
Kritik kütle, belirli bir amacı başarmak için bir araya getirilen kaynakların yeterli eşiğe ulaştığı miktar ya da seviyedir. Bir insanın amaçlarını başarmak için, amaçlarına bağlı olarak çok değişik kaynaklara ihtiyacı olabilir. Ancak insanlık tarihi, işlerin yapılması için ihtiyaç duyulan insan sayısının azaltılmasını sağlayacak yolları keşif mücadelesiyle geçmiştir. Basit bir örnek verirsek, bir vinç yüz insanın kaldırabileceği bir yükün tek bir insan tarafından kaldırılmasına imkân tanımıştır. Kalenin duvarlarında patlayan bir top mermisi, bir kaleyi fethetmek için ihtiyaç duyulan binlerce insanın yerine, topu kullanacak birkaç kişinin bu işi başarmasına imkân tanımıştır. Bir bakış açısıyla, insanlara olan ihtiyacı azaltmak için uygarlık tarihi makinelerin icadına sahne olmuştur.
Kariyer gibi kendi kişisel amaçlarımızı başarabilmek için de birden fazla sayıda kendimize ihtiyaç vardır. Eğer başarıya giden yol, belirli bir konuda uzmanlaşarak farklılaşmaktan ve bu şekilde tanınmaktan geçmektedir. Tek başımıza uzmanlaşabiliriz, ancak ne şekilde tanınacağız? Bir insanın bir ay içinde derinlemesine tanışabileceği insan sayısı istisnalar dışında ortalama 30 kişiyi geçemez. Pek çok insan için bir ay içinde derinlemesine tanışılan insan sayısı sıfırdır. Bu sayıyı yükseltmek için yeni insanlarla tanışacağınız ortamlara girmek ve daha pek çok şey gerekir. Bütün bunlarsa çok zaman alır. Sorun ilk paragrafta anlatılandan farksızdır. Kendimizi çoğaltmadığımız, kendimizden kopyalar çıkarmadığımız sürece tanınırlığımızı artıramayacağız. Son dönemdeki genetik alanındaki gelişmeleri hariç tutarsak, insanın kendini çoğaltmasının fizikî tek yolu yazı yazmaktır. Yazı, bir iletişim aracı olmanın ötesinde, uzun ömürlü, çağları aşan bir kendini kopyalama aracıdır. Yani ölseniz bile, hâlâ birileriyle iletişim kurabilirsiniz.
İçinde bulunduğunuz dönemde, farklılaştığımız yönleri duyurabilmek için kendimizi çoğaltmamız–yazı yazmamız kritik bir rol oynuyor. Böylesine bir alanda ise lise ve orta okul yıllarındaki giriş–gelişme–sonuç mantığından ibaret kompozisyon derslerini saymazsak neredeyse hiçbir birikimimiz yok. Giderek daha fazla yazı yazmak zorunda kalıyoruz. Rapor yazmak, geçmişte olduğundan çok daha fazla sayıda mektup (e–mail) yazmak, gazete ya da dergilere meslekî yazılar yazmak, tanıtım metinleri yazmak gibi sayısız iş önümüzde duruyor ve bu talepler giderek artacak. Bazı yazılar, yüzyıllar sonrasına kalıyorsa da, bazı yazılarsa hiç okunmuyor bile... Demek ki, tek başına yazı yazmak insanın kendini çoğaltması için yeterli değil, etki oluşturan yazılar yazabilmek gerekli.
Yazı türleri ve dili öğrenmek
Yazı dediğiniz zaman, mektup, rapor, öykü, şiir, makale, ders notu, çağrı, dilekçe, söyleşi, anı, gezi yazısı gibi sayısız tür sıralanır. Bu türlerin hepsinin belli başlı özellikleri vardır. Öncelikle hangi yazı türünde sıklıkla yazıyorsak o türün özelliklerini öğrenmek gerekli. Makale yazıyorsak, makale nasıl yazılır, başlık, ara başlık nasıl atılır? Nasıl dipnot ve referanslar verilir bilmek kritiktir. Türlerin özelliklerini bilmenin yanı sıra yazdığımız dili de bilmemiz gerekir. Her insanın ortalama altı ayda bir, bir dil bilgisi kitabını gözden geçirmesinde, hafızasını tazelemekte fayda vardır. Yazı yazdığımız her köşede bir yazım kılavuzu bulundurmak pek çok kelimeyi doğru yazmamıza yardım edecektir. Yazdığımız her yazıyı anlamın dışında dil bilgisi ve yazım kurallarına uygunluk bakımından birkaç kez gözden geçirmekte fayda vardır.
Yazı yazmayla ilgili bazı genel kurallar
Yazı yazarken hatırlayacağımız ilk kural, hedef kitlemiz olan insanların okumaktan çok, görmeye yatkın olduklarıdır. Görselliği (resim, grafik, karikatür vb.) düşünülmemiş yazıların okunma şansı düşüktür. Görsellik yazıların içinde hikâye ve fıkra anlatmakla ya da örnek olaylarla ya da gerçek yaşam betimlemeleriyle sağlanabilir.
Başlıkların mümkün olduğunca kısa, soru soran, çekici ve yaratıcı (bağlayıcı) başlıklar olması gereklidir. Mümkün olduğu kadar az kelime, ideal olarak bir kelime, azami olarak dört veya biraz daha fazla kelime başlıkta kullanılabilir. Başlık doğrudan soru sormasa bile, okurun kafasında bir soru işareti oluşturmalıdır. Her yazı aslında bir cevaptır ve cevaplar sadece sorular karşısında değerlidir. Örneğin, bir yazının başlığı “Yeni Yıldızlar” olabilir. Bu başlık soru gibi görünmese de, okurun kafasında “Yeni yıldızlar kimler?” sorusunu çağrıştırabilir. Başlık okuru yazıya çekmelidir. Çekicilik, ancak bir değer taahhüdü ile gerçekleşir. Örneğin, “Başarının Sırrı” gibi bir başlık okura “başarı” taahhüt eder.
Bağlamalı yazılar
Yazı yazarken yaratıcı olmak gerekli desek de, yaratıcı yazmak soyut ve anlamsız bir ifadedir. Daha iyi bir söz, yazı yazarken bağlayıcı olmak gereklidir. Örneğin, garsonların hizmet kalitesini geliştirme konulu bir yazıyı eğer Kung Fu filmindeki hoca ve Çekirge ile bağlayabilirseniz ilginç bir yazı çıkabilir ortaya. Anne babalara öğüt veren yazılar yerine, küçük bir kız çocuğunun ağzından anne babasına yazılacak yazı çok daha ilgi çekici olabilir. İyi bir yazı, okulda öğretilenin tam tersine kuralların bozulduğu bir yazı olabilir. Giriş, gelişme, sonuç yerine, gelişme, giriş sonuç ya da başka düzenlemeler olabilir. İlk yazdığım yazıları, film gibi başlatırdım. Bir kovalamaca sahnesiyle...
Yazılar üstüne bu kadar sözden sonra, bu yazımı inceleyecek olursanız ne dersiniz? Kurallara göre, iyi bir yazı mı, kötü bir yazı mı?
m.arat@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
11/
06/
2000...
Mazhar Alanson, insan kaynakları ve ortalama işler
18/
06/
2000...
Aptal değilsiniz!
25/
06/
2000...
Enflasyonun ilacı kalite...
02/
07/
2000...
Fikir avcısı fikir çiftçisine karşı
|