GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

14/07/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


MEDYA ANALİZ 


Patron ne derse o

Medya, halkın çıkarları ile patronun iş çıkarları çatıştığında ne yapar? İş dünyasının, medyayı yükselme taşı olarak görmesi 'plazalar, uçuk transferler, patrona göre yayın, işadamı gazeteci' gibi yeni çarpık kavramların türemesine yol açtı.

Türk medyasının son yıllardaki en önemli çıkmazı, patronların basın sektörü dışındaki alanlara yaptıkları yatırımlar. 1980'lerden sonra dışarıdan büyük sermayenin gelmesi ile hızlı bir büyüme sürecine giren medya sektörü, Bab–ı Ali'den İkitelli'ye geçerek sanayileşme sürecini başlattı. Eskiden gazetecilik, mensuplarını zengin eden bir meslek dalı değildi. Büyük sermayenin basına girişi bazı kavramları da alt üst etti. Artık plaza gazetecileri için milyon dolarlık transferler ve binlerce dolarlık maaşlardan söz ediliyor. Patronlar ise ülkenin sayılı zenginleri haline geldi.

Hem gazeteci hem işadamı

Aslında bizdeki tartışmada kavram karmaşası var. Sürekli olarak basın patronlarının, farklı alanlardaki yatırımları konuşuluyor. Halbuki daha yaygın olan, farklı alanlarda yatırımları zaten var olan, iş dünyasına mensup insanların medyaya el atmaları. Aydın Doğan, Enver Ören ve Dinç Bilgin gibi patronlar, basından iş dünyasına geçiş yaptı. Buna karşılık, Erol Aksoy, M. Emin Karamehmet, Ayhan Şahenk gibi son dönemin öne çıkan medya sahiplerinin kökeni ise iş dünyası. Bu nedenle, 'Basın patronu başka alanlarda yatırım yapmalı mı?' sorusunu, 'İşadamları basın patronluğuna soyunmalı mı?' şeklinde devam ettirmek gerekiyor. Basında sermaye – gazete tartışmalarının odağındaki isimlerden en önemlisi Hürriyet'in yayın patronu Ertuğrul Özkök. Özkök, Bakan Güneş Taner ile teşvik konusunda yaptığı görüşmenin bantlarının kamuoyuna sızmasından sonra şunları yazdı: "Ben aynı zamanda Doğan Holding'in en üst düzey profesyonel iki yöneticisinden biriyim. Dolayısıyla, bir yönetici olarak grubumun işlerini takiple görevliyim...” (18 Aralık 1998)

Turgut: Özkök yanlış yolda

Hürriyet'in aykırı seslerinden Serdar Turgut ise yayın patronunun bu tavrını doğru bulmuyor. Düşüncelerini Özkök'e de ilettiğini kaydeden Turgut, “Genel yayın yönetmenleri de artık işadamı olmaya başladı. Patron ile yayın yönetmeni arasında olması gereken duvarlar yıkıldı. Bana göre ideal yayın yönetmeni para işine hiç karışmamalı. ” yorumunu yaptı. Medya patronlarının ticari faaliyetleri noktasında son yaşadığımız örnek, basında bilinen ve mesleğin bir tadı olan kalem kavgalarının yerini, gruplar arası çıkar savaşlarına bırakacağının sinyallerini vermesi. Star Grubu'na enerji yatarımları hakkında SPK'nın başlattığı inceleme, Doğan ile Uzan'ı karşı karşıya getirdi.

Bab–ı Ali'de kavgalar, makale yazarlarının polemikleri şeklinde başlamıştı. Son yaşadığımız enerji kavgasında ise gazetecilik adına hiçbir şey yoktu. Bu durum aslında medya patronlarının farklı ticari yatırımlara yönelmelerinin ne gibi sonuçlara yol açacağı konusunda fikir vermeye yetiyor. Peki Batı ülkelerinde sermaye – basın ilişkisi ne durumda? 80 milyonluk bir nüfusa sahip Almanya'da gazetelerin günlük satışı net 33 milyon. Bu kadar tirajın olduğu yerde elbette basın kuruluşları da oldukça güçlü.

Almanları sorusu bile şaşırttı

Die Welt ve Bild gibi Almanya'nın önde gelen gazetelerini bünyesinde barındıran Avrupa'nın en büyük medya gruplarından Axsel Springer'in editörlerine, 'Bu medya grubu farklı alanlarda yatırımlar yapıyor mu?' diye sorduk. Editörler, sorumuzu anlayamadı. Daha da açarak, petrol ve enerji gibi alanlarda yapılan yatırımları veya katıldıkları devlet ihalelerini öğrenmek istedik. Fakat Die Welt'in editörleri şaşkınlık içinde, sorumuzu bile algılayamadı. Böylelikle gazeteciliği evrensel standartlarda düşünenler için, medya patronunun farklı ticari yatırımlar yönelmesinin kavram olarak bile var olmadığına şahit olduk.

Bu durum diğer Batı ülkelerinde de farklı değil. Batı'da medyadaki tekelleşme ve sermayenin editöryal bağımsızlığa müdahalesi noktasında sınırları yasalar belirliyor. Türkiye'deki sorun bu alanda yasal düzenlemelerin olmaması değil, mevcut yasaların uygulanmaması veya delinebilmesi. Gelişmiş Batı toplumlarında mevcut basın kanunları, basın sermayesini kamunun çıkarları doğrultusunda yönlendirme işlevine sahip.

Meselenin bize ait yönüne gelince. 3984 Sayılı RTÜK Yasası, madde 29'da şu ifadeler yer alıyor: Belirli bir özel radyo ve televizyon kuruluşunda yüzde 10'dan fazla hissesi olanlar devletten, diğer kamu tüzel kişilerinden ve bunların doğrudan veya dolaylı olarak katıldıkları teşebbüs ve ortaklıklardan herhangi bir taahhüt işini doğrudan doğruya veya dolaylı olarak kabul edemezler ve menkul kıymetler borsalarında muamelelerde bulunamazlar. Yasa bunları söylüyor; ama durum ortada. Halen medya sermayesine ait 28 farklı kuruluş, İstanbul Menkul Kıymetler Borsası'nda işlem görüyor. Medya kuruluşları devlet ihalelerine rahatlıkla katılabiliyor. Hatta medya gücünden çekinen bazı işadamları, ihalelere girmemeyi tercih ediyor. Sonuç olarak, Türkiye'de yapılması gereken, tekelleşme ve medya sermayesinin kullanım alanlarını belirleyen yasal düzenlemeleri uygulanabilir hale getirmek. Yoksa enerji kavgası ile ortaya çıkan tablonun çok daha vahimleri sırada bekliyor. (Zafer ÖZCAN)




Oktay Ekşi: Patronun çıkarları ile çatışamayız

Medya patronlarının medya dışında bir uğraşla meşgul olmamaları dünyanın her yerinde arzu edilir. Ancak bu kuruluşların büyük sermaye ve gelişmiş teknoloji ister hale gelmeleri bu arzuyu, gelişmiş başka ülkelerde olduğu gibi bizde de geçersiz kılmıştır. Önemli olan medya sahiplerinin başka işlerle uğraşmalarına yasak koymak değil, bu tür ilişkilerin yaratabileceği sakıncaları mümkünse ortadan kaldıracak, değilse asgari hadde indirecek önlemleri almaktır. Öte yandan hiçbir işveren kendisine ait olan yayın organında kendi çıkarları aleyhine yayın yapılmasını istemez. Bu en tabii, beşeri gerçektir. İşverenin yayın organında çalışıp, onun çıkarları aleyhine yayın yapmaya kalkan gazeteciyi akıl hastanesine sevk etmek en doğrusudur.




Nail Güreli: Kazanan hep SERMAYE oluyor

Büyük gruplarda patron yayına karışmıyor deniliyor; ama sermayenin çıkarı söz konusu olduğunda aykırı yayın yapmak çok zor. Çok seslilik olgusu şekilde var. Düşünce özgürlüğü olduğunu söylemek çok zor. Basında belirleyici olan sermaye. Basının temel işlevi haber vermektir. Ama artık siyasal ve diğer güç odakları, basın deyince patronları düşünüyorlar. Tekelleşmenin değişmeyeceği görünüyor. Bunun karşısındaki tek güvence editöryal bağımsızlıktır. Ama artık ondan da söz etmek zor. Sermayenin çıkarları ile meslek ilkelerinin çatıştığı noktalarda kazanan sermaye oluyor. Halk medyaya güvenini yitirdi. Olan demokratik rejime ve halkın gerçekleri öğrenme hakkına oluyor.




Vuslat Doğan Sabancı: MEDYA güçlü olmalı

Medya gruplarının farklı ticari alanlara yatırım yapmalarının gazeteciliğe çok büyük katkısı var. Rekabet ortamında bütün işlerin bir finansal boyutu var. Burada finansal olarak güçlü kalan kurumlar kendi misyonlarına daha sıkı bağlanabilirler. Dolayısıyla finansal olarak güçlü olan gazeteler kendi değerlerini daha ciddi savunurlar. Burada önemli olan basın gücünün yatırım yapılan diğer alanlarda kullanılmamasıdır. Zaten medya gücünü ticari çıkar için kullanırsa bu kısa vadeli olur.




Gazeteler de yüzde 10'a uydu

Hükümetin, memur maaş zamlarına yüzde 10 zam yapmasını birçok gazete birinci sayfa açısından yüzde 10'luk öneme sahip bir haber olarak değerlendirdi. Düşük oranlı zammı sadece Zaman, Yeni Şafak ve Akit gazeteleri manşete taşırken, Milliyet manşetin üstünde biraz genişçe bir haberle verdi. Cumhuriyet, birince sayfadan yan manşet olarak haberi verirken, Hürriyet, Sabah, Star ve Radikal, sıradan başlıklarla ve çok küçük birer spotla olayı geçiştirdiler. Habere geniş yer ayıran Milliyet memurun nasıl geçineceği sorunuyla ilgili yorum yapmazken, Hürriyet'in iç sayfasında kullandığı 'En düşük memur maaşı 141 milyon lirayı aştı' başlığıyla neyi ifade etmek istediği anlaşılamadı. Star sadece iç sayfadan memurun yıkıldığını yazdı. Gazetelerin birinci sayfalarında kullandıkları başlıklar yandaki gibi oldu:

Zaman (Manşet): ''Memur tam yandı'' ''IMF'ye verilen söz tutuldu. Memur yüzde 10'luk artışla yakıldı.''

Akit (Manşet): ''İşte utanç tablosu''

Star (Kısa haber): ''Kıtlık zammı % 10''

Yeni Şafak (manşet): ''Memur şimdi yandı'' ''Sıcaklar nedeniyle iki gün izin verilen memurlar 40 dereceden daha yüksek bir ateşle çarpıldılar.''

Radikal (Kısa haber): ''IMF yolunda 'uygun adım''

Sabah (En kısa haber): ''Memura yüzde 10 zam''

Hürriyet (En kısa haber): ''Memura yüzde 10 zam''

Cumhuriyet (İkinci haber): ''Memura köle zammı: Yüzde 10''

Milliyet (Manşet üstü haber): ''Memura zam: % 10+binde bir''

Yeni Binyıl Gazetesi (İkinci haber): ''Memuru zam çarptı''




Haftanın Yazısı: Hangi annenin vicdanı elverir buna?

Henüz 13–19 yaşında çocuk denilebicek yaştaki genç kızlar 'güzellik yarışması' adı altında medyanın teşvikiyle sömürülüyor. Üstelik bu serencamı yaşayanların itiraflarına rağmen... RTÜK'ün ATV'ye verdiği kapatma kararı bu nedenle anlamlı. Uzmanlar da RTÜK'ten farklı düşünmüyor. Ama nedense bazı medya organları olayı sansür olarak değerlendirdi ya da yorumsuz vermeyi tercih etti. (Hürriyet: Lolita yasağı; Milliyet: RTÜK yine yaptı yapacağını. Radikal: Sansürcüye bahane çok. Posta: Skandal. Sabah grubu ise haberi görmezden geldi.) Medyanın bu bölümünde olayı şiddetle kınayan iki yazar vardı: Fatih Altaylı ve Perihan Mağden. Ancak biz önceliği bir anne olan Radikal yazarı Mağden'e vereceğiz: Bu zavallı çocukları oraya, o saçma salak mayolarla, kılıklarla çıkarmaya annelerin, babaların vicdanları, yürekleri nasıl elverir? Bir kere çocuk bunlar. Cezai ehliyetleri sınırlı daha... Keşke çakı gibi feminist kızlar çıkıp o uyurgezer çocukların üstüne kumaş filan sarsalardı. Bu kız çocuğu teşhiri ve pazarlamasını protesto etselerdi... Zira bir anne olarak insanın içi sızlıyor. Hangi kız anası, kızının bu densiz işi yapabilmesi için (Suzukiler, paralar kazanabilmesi için) daha reşit olmadan kendini, etini pazarlamasını iftiharla seyredebilir? (8 Temmuz 2000)

Okur temsilcisi Baydar: 'Bize tepki gelmedi'

Son yarışmadan sonra ilk teşvik edici haberin '13'lük lolitalar' başlığı ile verildiği (Sonraki haberlerde bu kızların yaşı 14 olarak değiştirildi) Milliyet Gazetesi'nin Okur Temsilcisi Yavuz Baydar, bu tür haberlerin bir yıldır basında yer aldığını kaydederken kendilerine halktan herhangi bir şikayetin gelmediğini söyledi. Baydar, bu konudaki kişisel görüşlerini ise 'tepkilere göre yorum yaparım' gerekçesiyle açıklamadı.




Balon: Referandum yapılacak!

5 Temmuz tarihli Hürriyet gazetesinde Gökçek'in amblem ve şehri temsil edecek tanıtım bayrağı ile ilgili referandumunun İçişleri Bakanı Sadettin Tantan'ın emriyle durdurulduğu yazıldı. Ancak haber 'balon'du, yani gerçek değildi. Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, Medy Analiz'e olayı yalanlarken enteresan detaylar verdi: Gazetede çıkan haber tamamen yalan. Bakan Tantan ile de görüştüm. Böyle bir beyanı olmadığını söyledi. Ankara'da haberi hazırlayan arkadaşlarla da görüştüm. Bana 'Bu bizim hazırladığımız haber değil. İstanbul değiştirmiş' dediler. Hürriyet'teki kural şudur: Haberi Ankara hazırlar, manşeti ve altbaşlığını İstanbul yazar, sansasyonel habere büründürür.




Alkış: Özkök'e teşekkür

Türk musikisi dalında birçok eser veren ünlü ud virtüözü Cinuçen Tanrıkorur'u 28 Haziran'da kaybettik. Geçtiğimiz hafta da Kemal Sunal'ı. Hürriyet okurlarından Güler Dilenç, Yalçın Bayer'e Hürriyet ve Milliyet'te Tanrıkorur'la ilgili hiçbir bilgiye rastlamadığını oysa Sunal'ın ölümünün günlerce manşetlerde tutulduğunu belirterek, 'medyanın bu iki sanatçının ölümüne gösterdiği ilgi arasındaki farktan rahatsız olduğunu' yazdı. Ve Hürriyet Genel Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök, buna takdire şayan bir cevap verdi: "Okuyucumuza tamamen hak veriyorum. Gazete olarak bu kıymetli sanatçımız için gereken yayın hassasiyetini göstermediğimizi üzülerek kabul ediyorum. Bu hatamızı önümüzdeki günlerde gidereceğiz..”




Yakışmadı: Çapkın öyle mi!

12 Temmuz tarihli Hürriyet'in ilk sayfasında ilginç bir ifade vardı: 'Çapkın işadamı Erdal Acar.' Evliyken Emel Yıldırım'la ilişki kuran ve iki çocuk sahibi olan, Yıldırım'la evlenmeye hazırlanırken Deniz Akkaya ile caka satan Acar'ı adeta aklayan 'çapkın ifadesini' Altaylı'nın bizim de paylaştığımız itirazına rağmen Hürriyet'e yakıştıramadık.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.