GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

14/07/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


Mehmet Enes ERGENE

Yaklaşım

İnsan ve ekoloji

Modern ulus/sanayi devletinin doğuşu birçok bakımdan sorun oluşturmuştur. Toplumsal teoride, insan, toplum, devlet ve tabiat ilişkilerini geri dönülemez bir biçimde dönüştürdü.

Öyle ki, insanların artık geleceklerini, tümüyle tükenmiş bir gelenekten inşa etmeleri imkânsızlaşmıştır. Modern düşünce, insanı geleneğinden ve doğal çevresinden koparıp ayıran ve bu çevreye yabancılaştıran bir iktisadî kalkınma modeli geliştirdi. Aslında değil sadece iktisat teorisinde, her alanda yalnızca tek bir toplumsal biçimi dayattı. Ulus devletin bu tektipçi yapısı temelde insandaki "güç ve tahakküm" güdülerinin kamçılanmasından besleniyordu. İnsana, topluma, devlete ve doğaya tahakküm.. Gerek muhafazakârların, gerekse liberallerin ve devletçi sosyalistlerin modern toplumun geleceğine ilişkin umutları günden güne zayıflamaktadır. Çünkü sanayi ve teknolojinin getirdiği kazanımlara olan güvenleri sarsılmıştır. İktisadî kalkınma, yerkürenin her yerinde, doğal yaşamın temel dayanaklarını mahvetmektedir. Bu, insana, topluma ve doğaya tahakküm güdüsü daha bugünden entelektüelin zihnini dolduracak kadar tırmanmıştır. Belki de ekolojik dengenin böyle süratli tahrip edilişi nedeniyle, yakın bir gelecekte bütün dünyanın gündemi, insan soyunun yeryüzünde devamını sağlamaktan başka bir şey olmayacaktır...

Modern ulus/sanayi devleti toplumun iktisadî ve sosyal çıkarlarını ve ihtiyaçlarını, doğal çevrenin talep ve zorunlulukları ile bir uyum içinde düzenleyeceği yerde; insan, toplum, devlet ve tabiat ilişkilerini olabildiğince marjinalleştirerek kozmik düzeni altüst edecek biçimde yeniden dizayn etti. Daha genel anlamda esasında modern insanın tüm yaptığı, "güç ve tahakküm" etrafında güdülenmiş sonsuz ihtiraslarına gerçeklik kazandırma çabasından ibarettir. Böylesine ihtiras dolu bir mücadelenin, gerek insan ve gerekse devlet ve toplum temelinde bir tahribata yol açmaması düşünülemezdi. Modern ulus/sanayi devletinin insan ve doğal çevre (tabiat) anlayışı kökünden sakattır. Onları dilediği gibi yoğurabileceği bir "hammadde" ve "malzeme"ye indirger. Bu aşırı pragmatist yaklaşım, insanla doğal çevre arasındaki bütün duygusal bağları koparır..

Modern devletin insan ve doğaya yönelik bu hoyrat tavrının iki sacayağı var; ilkinin kökeni Hegel'in kutsallaştırdığı "yüce devlet"e kadar uzanır. Hegel devleti kutsarken onu, insanın yeryüzünde ulaşabileceği en mükemmel vücut olarak değerlendirdi. Devlet adeta Tanrı'nın dileğiydi. Dolayısıyla insan yaşamının da ereği.. İnsan teki bir şey ifade etmiyordu burada. Onun görevi "devlet" denen o mücessem ve mükemmel varlığı oluşturmaktı!. "Devlet" öyle yetkilerle donatılmış ve kutsanmıştı ki, daha açıkçası neredeyse o, Tanrı'nın yeryüzünde temessül etmiş şekliydi!. Modern ulus devlet biçimleri belli ölçüde "bireyi" doğal ve kozmik düzenin mayası olarak gördüyse de, Hegel'in öngördüğü güçlü ve tiran devlet modelini benimsemede de bir beis görmedi. Böylece Tanrılaşmış devlet(!), hem insanda hem de doğal çevrede dilediği gibi tasarruf etme yetkisine sahipti!. İkinci argüman Kutsal kitaptan devşirildi. Kitab–ı mukaddes; Dünyayı kendinize köle kılın.." diyordu. Bu ifade, ihtiras ve tahakküm güdülerini kolaylıkla tahrik edecek biçimde yorumlandı. Tanrı dünyayı insan için yaratmıştı. Öyleyse onu sömürecek kadar ona hükmetme hakkı vardı!. İşte modern ulus devletinin gerçekleştirdiği teknolojik devrimin, insana ve doğal çevreye tahakkümünü zahiren meşrulaştıran argümanlar bunlardı. Şüphesiz bu analiz alabildiğine genel ve kaba hatlara dayanıyor. Yoksa insandaki tahakküm güdüsünün bütün esasi ve ikincil dayanaklarını tahlile yönelmiyor. Özetle söylemek gerekirse denebilir ki; modern devlet, teknolojik devrim ile doğal çevreyi hoyratça sömürürken, siyasî teoride benimsediği tiran devlet anlayışıyla da aynı şeyi insanda yapıyordu..

Bazan insan şöyle düşünüyor; keşke Müslümanların da çağdaş teknolojik devrime doğrudan bir katkıları olsaydı... Ancak yeni teknolojinin insanda ve doğal çevrede yaptığı tahribatı gördükçe de bu katkıyı sorgulamadan edemiyor. Acaba aynı teknolojik devrim İslam dünyasında gerçekleşseydi durum nasıl olacaktı?. Dünyanın insanın hizmetine müsahhar kılındığı ritüeli Kur'an'da da yer alıyor. Zihniyet değişmezse pekâla bu ayetler de, insanı doğal çevreye yabancılaştıracak biçimde yorumlanabilir. Bugün Müslüman dünyada da herhangi bir ekolojik şuurdan bahsetmeye imkân yok. Ciddi bir çevre kültürümüzün olduğu söylenemez. Bu aslında insanın doğal çevreden ve kültüründen kopuşudur. Varlığın, insanın hizmetine sunulduğunu resmeden Kur'an ayetleri, asla tabiatın hoyratça tahrip edilmesini meşrulaştırmaz. Aksine bu ayetler, insanla tabiat arasında duygusal bir bağ kuruyor. İnsanda kozmik düzene ve yaradılışa yönelik bir şuur inşa ediyor, vermek istediği budur, yoksa tabiatın hoyratça tahrip edilmesine çağrı yapmıyor. Ekoloji üzerine daha geniş yazmayı düşünüyorum...


e.ergene@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları

09/ 06/ 2000... Eleştiri edebiyatı
16/ 06/ 2000... Sentetik insan üzerine
23/ 06/ 2000... Bir metalaşma örneği; Aristokrat ruh
30/ 06/ 2000... İslâmî bireycilik
07/ 07/ 2000... İnsan eyleminin dünyevileşmesi


| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 454 1 454 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.