Eleştiri mi, iftira mı?
NADİR ÖZDEMİR / Eğitimci
Orkun Dergisi'nin Haziran 2000 tarihli 28. sayısında Lokman Uzel imzalı ve "Fethullahçı okulların Orta Asya Macerası" başlıklı bir yazı yayınlandı. Ülkemizin seçkin münevverlerinin bilim ve danışma kurulunda yer aldığı milliyetçi fikir dergisi Orkun'da, şimdiye dek adı sanı duyulmamış bir kimse tarafından, Türk milletinin mümtaz şahsiyetleri ile güzide kurumlarının çeşitli iftiralara maruz bırakılması, sağduyulu bütün kamuoyunda büyük bir infial doğurdu.
İnfialin en önemli nedenlerinden biri yazıdaki gerçek dışı iddialar ile bunların dile getiriliş üslubunun, millî ve manevî değerlerimize sistematik saldırılarıyla tanınmış eski tüfek solcu çevrelerle aynı paralelde oluşudur. Bu çevrelerin Orta Asya'daki kardeşlerimizin bütün milletlerin en tabii hakkı olan hür yaşamak hakkını savunan herkesi faşist–ırkçı–kafatasçı diye karalayıp damgalamayı vazife edindikleri herkesin malumudur. İşte bu nedenledir ki yine aynı köhnemiş zihniyet, ülkemiz ile diğer dost ve kardeş ülkeler arasında eğitim faaliyetleri yoluyla kurulan ve yıllarca hasreti çekilen dostluk köprülerini yıkmaya gayret etmektedirler. Orta Asya'daki Türk cumhuriyetlerinin istiklalini ideolojileri gereği kabullenmek istemeyen bu çevrelerin saldırısının nedenleri herkesin malumudur. Buna karşılık Türkçü olduğunu söyleyen bir dergide de benzeri bir saldırının yer almasının ardında ne olabilir?
Orta Asya'da veya başka bir ülkede toplumumuzun her kesimine mensup insanlar tarafından kurulan okulların eleştirilmesine tabii ki karşı olunamaz. Aksine gerçeklere dayalı yapıcı ve iyi niyetli her eleştiri memnuniyetle karşılanmalıdır. Ancak Stalinist–Maocu jargonun kullanıldığı iftiraların da kabullenilemez oluşunu en iyi Türkçü camia bilmektedir. Söz konusu yazının her şeyden önce "Sır perdesini aralıyoruz" şeklindeki başlığı dahi yazıdaki karalama gayretinin bir göstergesidir.
Türkiye'de ve kuruldukları ülkedeki kanunlara uygun biçimde kurulan ve devamlı biçimde resmi makamlarca denetlenen eğitim kuruluşlarında yazıda kastedildiği anlamda ne gibi bir sır olabilir? Yurt dışındaki eğitim yuvalarımızın bir sırrından söz edilecekse bu da onların dünya çapındaki bilimsel başarıları bakımından söz konusu edilebilir. Ancak konuyla ilgili herkes bu sırrı da bilmektedir. Bu da Türkiye'deki en kaliteli üniversitelerden mezun öğretmenlerin en modern eğitim teknolojilerini kullanarak yürüttükleri eğitim–öğretim metotlarıdır. Bunun ardında ise gönülleri vatan, millet ve insan sevgisiyle dolu isimsiz kahramanların fedakâr çabaları bulunmaktadır.
Eğer bu hizmetler sonucunda diğer kardeş ülkelerdeki gençler Türkiye Türkçesini de öğreniyor, bu gençler en yüksek derecede bilimsel bilgiyle donatılıyor, milletler arasında ortak kültür değerleri pekişiyor ve sevgi bağları güçleniyorsa, bunlardan bahtiyarlık duymak yerine karalamaya kalkışmak, başta müteveffa Türkçüler olmak üzere kızılelma idealleri nedeniyle pek çok kurşuna hedef olan alperenlerin aziz hatıralarını zedelemek ve mücadelelerini inkar etmekten başka ne anlama gelir?
Yine yazıya "Fethullahçı okulların Orta Asya macerası" biçiminde başlık atılması, Türkçü camianın değil, malum çevrelerin tipik propaganda ağızlarını andırmaktadır. Okuyucularımız çok iyi hatırlayacaklardır, bir zamanlar Stalinist emperyalizmin tahakkümündeki kardeşlerimizin Birleşmiş Milletler Evrensel Beyannamesi'nde de öngörülen kendi kaderlerini tayin etme hakkını savunmak da "Atsızcı, Türkeşçi ırkçıların Orta Asya maceraları" olarak suçlanmaktaydı. Söz konusu yazıda bütünüyle Milli Eğitim müfredatını uygulayan ve bilim çerçevesinde eğitim hizmetleri verenlerin faaliyetleri "şeriatı yayma girişimi, şeriat kavgası verme, şeriat ordusu" terimleriyle nitelendirilmektedir. Bu nitelendirmeler ise bir dönemde ülkücülerin isim ve adreslerini vererek onları hedef gösteren Maocu bir gazetenin son yıllardaki yayınlarında sürekli olarak tekrarlanmaktadır. Böyle bir üslubun kimler tarafından ve ne amaçla kullanıldığını sağduyulu bütün kamuoyu bilmekte ve aynı terminolojinin Orkun Dergisi'nde yer alabilmesini bizler gibi derin bir teessürle karşılamaktadırlar.
Tuhaf olan bir başka durum Türkiye'nin resmi makamları ile okulların kurulduğu ülke makamlarının devamlı denetimlerinde olan bu okullar sürekli takdir görür, okulların yüksek eğitim kalitesi dile getirilirken, adı–sanı belli olmayan ve Hollanda'da mukim olduğunu söyleyen bir kişi eline kalemi alıp kişi ve kuruluşları tahkir edici iddiaları ortaya atabilmektedir. Bu iddialar sahibinin yazıdaki kendi beyanına göre 1995 yılında Kazakistan'a gitmiş ve okulların durumu hakkında araştırma yapmıştır. Ancak, böyle asılsız iddiaları ortaya atmak için bu kadar uzunca bir süreyi neden beklediğine açıklık getirmemektedir. Yine söz konusu kişi, aynı yazıda yurt dışında eğitim hizmeti verenlerin "diplomaları olmayan, bilimsel yeterlik, beceri, sosyal münasebetler" bakımından çok yetersiz olduğunu iddia ederken, bu öğretmenlerin ODTÜ, İTÜ, Boğaziçi, Bilkent gibi ülkemizin en önde gelen üniversitelerinden mezun olduklarını ve Türk okullarının sadece bilimsel etkinliklerde değil sosyal faaliyetlerden dolayı da ödüller aldığını biliyor mu? Nitekim 1999 yılındaki dünya olimpiyatlarında Kazakistan'ın kazandığı 12 madalyanın 9 tanesi bu okulların öğrencilerine aittir. Yine aynı okulların Nevruz Bayramı'nda hazırladığı ve Kazak kültürünü yansıtan çadırlar her yıl ödül almaktadır. Bu gerçeklere karşılık Orkun Dergisi'ndeki yazıda Nevruz bayramını kutlayan ve Türkçemizi öğreten okullar "Arap kültürünü yaymak"la itham edilebilmektedir. Türk milletinin inanç, ahlak ve töresinde, başka bir kültürü aşağılamak gibi bir davranış normu bulunmamaktadır. Ayrıca "Arap kültürü" tabiriyle neyi kastetmiş vâzıh değildir. Belli ki makale sahibi, kendi içindeki küllenmiş adavetini dillendirmek istemiştir. Ancak ne Kazakistan'da ve ne de başka beldelerdeki okullarımızın eğitim ve öğretim dilleri Arapçadır. Hiçbir okulumuzun yabancı bir kültürü yaymak gibi bir misyonu yoktur, olması da mümkün değildir. Okullarımızı iyi niyetle ziyaret eden herkes bu gerçeği bilmektedir. Elbette kurulmakta olan kültür ve diyalog köprüsünden rahatsızlık duyanlar olacaktır. Ama insaflı bir eğitimci olarak bunlar Türkçüler olmamalıydı diye düşünüyorum!..
Yine aynı yazıda Kazak–Türk liselerinden mezun olanların diplomalarının geçerli olmadığı üniversite eğitimine hak kazanamayacakları gibi tamamıyla gerçek dışı iddialar dile getirilmiştir. Belirtmek gerekir ki Kazak–Türk liseleri üç yıldır mezun vermekte olup, bunların yüzde 70'i Kazakistan'da yapılan devlet sınavını kazanmış olup Kazakistan'daki üniversitelerinde ücretsiz eğitim görme hakkını kazanmışlardır. Kazakistan'ı tanıyanlar bu sınavı kazanmanın önemini gayet iyi bilmektedirler. Bunun dışında çok sayıda öğrenci, Türkiye ve Amerika'daki üniversitelerde yüksek öğrenime devam etmektedir.
Konuya Kazakistan'da Türkiye'nin uzun yıllar büyükelçiliğini yapmış Sayın Kurtuluş Taşkent'in sözleriyle son vermek istiyoruz: "Ben şu an Türkiye Cumhuriyeti'nin büyükelçisiyim. Ama gelecekte bu okullardan yetişen her bir öğrenci iki ülke arasında elçilik görevi yapacaktır." Bu durumda sormak gerekir kardeş ülkeler arasındaki elçilik köprülerini karalayan yazı sahibi neyin ve kimin elçisidir?
|