The Economist ve Fethullah Gülen
Geçen hafta dünyanın en itibarlı dergilerinden biri olarak kabul edilen İngiltere merkezli The Economist 'Türkiye'nin başarılı İslamcıları' anonslu, 'İslam müjdecileri' başlıklı bir makale yayınladı.
Haber, St. Petersburg'daki TürkRus Lisesi'nden kısa bir süre önce mezun olan Rus genci Victor Datsuk'un hikayesi ile başlıyor. Sonra Rusya'daki bu okulların yöneticisi Mustafa Kemal Şirin'in okullar hakkındaki değerlendirmelerine yer veriliyor. Derken Türkiye'de, özellikle medyada, üzerinde büyük fırtınalar kopartılan ve kopartılmaya devam edilen Fethullah Gülen ve onun öncülüğünde dünyanın dört bir yanına yayılmış sayıları 300 ile ifade edilen okulların başarılı gelişim grafiği ile devam ediyor. Gülen hakkında Türkiye'de yapılan spekülatif tartışmalar, sevenleri ve karşıtlarının penceresinden kısaca aktarılıp, Türk politikasının iç dinamiklerine yüzeysel bir biçimde dokunuluyor. Bir yandan Orta Asya'daki Türk büyükelçilerinin okulların başarısı ve Türkiye'nin bölgedeki rolüne katkıları konusundaki kararlı girişimleri vurgulanırken, diğer taraftan kendisini her fırsatta 'Fethullah Gülen uzmanı!' olarak takdim eden tarihçi Necip Hablemitoğlu'nun 'Her yerdeler ve hiç kimse durduramıyor onları!' feryadına kulak veriliyor. Gülen'in MGK'da gündeme gelmesi ve 'İslami bir rejim kurmak için okulları alt yapı olarak kullanması' iddiası ele alınıp, bu iddiadan dolayı hakkında hâlâ sürmekte olan davadan bahsediliyor ve şu can alıcı cümlelerle son buluyor: 'Türk mahkemeleri hâlâ iddia edilen İslam düzeni planı için kanıt üretebilmiş değil. Ve en sıkı Kemalistler bile kabul etmek zorundalar ki okullar Türkiye'nin yurt dışındaki imajını parlattı. Tekrar St. Petersburg'a dönecek olursak, temiz genç Mr. Datsuk, Mr. Gülen'in adını hiç duymadığını söylüyor.''
St. Petersburg'da yazılmış olmasına ve derinlikli bir haber olmamasına rağmen tam çevirisini yukarıda bulacağınız bu haber, en az içeriği kadar makalenin yazılış şekli, diğer bir ifade ile habere yaklaşım açısından dikkat çekici. Fethullah Gülen ve öncülüğünde açılan okullar hakkında Türk medyasında günlerce süren haberler yapıldı, fakat iddia ediyorum hiç birisinde St. Petersburg'dan yapılan bu kısa haberin düzeyine ulaşılamadı. Çünkü Türkiye'den farklı olarak, The Economist'te yayınlanan en kısasından en uzununa her haberde, evrensel habercilik standartlarına uygun makaleler yazılır ve Petersburg mahreçli bu haber, bu standartlarla yazılmış en alelade bir makale aslında!
Fakat en alelade makalesi bu olduğu için The Economist, dünyanın en saygın haftalık haber dergisi olarak kabul edilir. Aslında Türk medyasının ısrarla atladığı çok basit bir mekanizmayı işletiyor The Economist, haberciliğin altın kuralı olan 'tarafları kendi ağızlarından dinleme, bahse konu olan insanlar, olaylar ve mekanlarla yüz yüze gelme' prensibini, haberin olmazsa olmaz şartı kabul ediyor ve en önemlisi insan unsurunu her zaman önde tutuyor. Böylesine tartışmalı bir konuya, 'ahkam keserek, bol sıfatlı yargı cümleleri kurarak' başlamak yerine, bahse konu olan okulun bir öğrencisinin hikayesini dinleyerekaktararak başlıyor. Böylece hem haberin kaynağına inmiş oluyor, hem de hakkında fırtınalar kopartılan bu okullar mekanizmasının nasıl işlediğini insani boyutuyla aktarmış oluyor, daha habere başlarken okuyanları Victor Datsuk adlı Rus gencin 'temiz dünyasına' sokuyor... Derken iddialar, farklı değerlendirmeler ve olaylar zinciri geliyor peşi sıra, yani her haberde olması gereken temel unsurlar, gazetecilik okullarında klişeleştirilmiş adıyla, '5N+K'; 'ne, nerede, ne zaman, nasıl, niçin + kim?'
Ve kritik final!
The Economist muhabiri 'Tekrar Petersburg'a dönecek olursak' diyor ve Orta Asya'daki okullardan biri olan Petersburg Lisesi'nden henüz mezun olmuş 'temiz genç' Victor Datsuk'un, 'Türkiye'deki seküler rejimi yıkmak için bu okullara öncülük ettiği' iddia edilen Fethullah Gülen'in adını hiç duymadığını belirtiyor.
Başka söze ne hacet!
The Ekonomist: İslam müjdecileri
Bir Rus genci olan Victor Datsuk kendisinin eski arkadaşlarından çok daha şanslı olduğunu söylüyor. Bugünlerde hem içki alemlerinden hem de sigaradan uzak yaşıyor. İngilizce ve Türkçeyi akıcı bir üslupla konuşuyor. Bilgisayarlarla da arası çok iyi. Ve bütün bunlar için kısa bir süre önce mezun olduğu St. Petersburg'daki Türk-Rus Lisesi'ne teşekkür ediyor.
Bu erkek lisesi 'Fethullah Gülen'in takipçileri' ya da 'Fethullahçılar' olarak adlandırılan 'Müslüman kardeşler' tarafından yönetiliyor. Milyonlarca sevenleri tarafından daha çok 'Hoca Efendi' olarak bilinen cemaatin lideri Fethullah Gülen'in isminden dolayı bu şekilde adlandırılıyorlar. Şimdilerde bu kardeşlik hareketi kanatlarını Türkiye'nin ötesine ve halihazırda yaklaşık 300 okula sahip olduğu eski Sovyet cumhuriyetlerine açmış bulunuyor. Rusya'daki okulların yöneticisi olan Mustafa Kemal Şirin 4 yıl önce okulların açılmasından bu yana okullar arası fizik ve İngilizce müsabakalarında birçok başarı elde ettiklerini söylüyor. Ve açıklıkla ekliyor, 'Okullarımızda din dersleri yoktur. Bizler Türkiye ve Türk kültürünü tanıtıyoruz.'
Geçen hafta hükümet içinde dolaşan ve Orta Asya cumhuriyetlerindeki Türk büyükelçilerinin ortak görüşünü yansıtan bir haber bu okulların Türkiye'nin yurt dışındaki rolünü kesinlikle arttırdığını belirtiyordu. Kendilerini ülkelerindeki seküler geleneğin bekçileri olarak gören Türk generaller ise kendilerine ait birtakım kuşkulara sahipler. Türkiye'nin seçilmiş politikacılarını karşıt kararlarıyla sık sık sıkıştırabilen güçlü Milli Güvenlik Kurulu'nda Mr. Gülen'in ana hedefinin, Türkiye'nin kurucusu olan Kemal Atatürk'ün modern Türkiye'de 77 yıl önce kurduğu seküler düzeni değiştirmek olduğunu seslendirdiler. Onlara göre Mr. Gülen İslami bir rejim istiyor ve okulları bunun alt yapısı olarak kullanıyor. Bu generaller Türkiye'nin merkez sol başbakanı Bülent Ecevit'in onlara karşı tavır almayı reddetmesinden de rahatsızlar. Bülent Ecevit ise tam tersi 61 yaşındaki Gülen'e Türkiye'ye yaptığı 'büyük hizmetlerden' dolayı özellikle de Türk hükümetlerinin iz bırakmak konusunda başarısız oldukları yerlere mesajınıhizmetlerini ulaştırmasından dolayı övgüler yağdırıyor. Hatta Mr. Gülen'in etrafındaki insanlara 'sabır ve gizlilikle' devlet kademesindeki kilit noktalara gelmelerini anlattığı video kasetlerin yayınlanması bile Mr. Ecevit'i şaşırtıp, fikrini değiştirememişti. Bir güvenlik mahkemesi Mr. Gülen'in 'silahlı bir güç oluşturup dini düzen kurmayı' amaçladığına dair iddiaları araştırıyor. Ölümle cezalandırılabilecek bir suç bu iddia. Mr. Gülen ise isabetli bir kararla 'tedavi olmak amacıyla' Birleşik Devletler'de bulunuyor. Üst düzeyden bazıları Gülen'in takipçilerinin dikkat çekici bir şekilde iyi durumda olduklarını düşünüyorlar. Onlar hakkında çalışan tarihçi Necip Hablemitoğlu ise 'Her yerdeler, emniyette, adliyede ve hiç kimse durdurmuyor onları.' diyor. Dini gruplarla bağları olduğu iddia edilen ve her yıl ordudan atılan yüzlerce subayın birçoğunun Mr. Gülen'in takipçisi olduğu belirtiliyor.
İronik bir şekilde son olarak 1980 yılında sivil hükümeti devirip ülkeye el koyan generaller, aşırı sol gruplara karşı direnmeleri için, İslami grupları harekete geçirmişti. Mr. Gülen o zamanlar dini görüşlerini sağlıklı dozda bir Türk milliyetçiliği ve kapitalist ruhla birleştirebilen mutedil biri olarak övülmüştü. Onun önderliğindeki okullar aracılığı ile eski komünist Müslüman cumhuriyetlerde İran'ın etkisi durdurulabildi. Mr. Gülen 1998 yılında Papa John Paul tarafından bile kabul edildi.
Mr. Gülen'in başarısının bir yüzü oluşturduğu refah. Takipçilerinin birçoğu zenginleşti. Bazıları hastahane sahibi, bazıları televizyon, gazete ya da marketler zinciri. Ve Mr. Ecevit'in Mr. Gülen'e ılımlı bakmasının bir sebebi de dini liderlerin oy almak konusundaki yardımlarıetkileri.
Generaller büyümesine yardım etmiş olabilecekleri bir grubu bastırmayı güç buluyorlar. Ayrıca Mr. Gülen hakkında bir mahkumiyet kararının zor olduğunu da biliyorlar. Türk mahkemeleri hâlâ iddia edilen İslam düzeni planı için kanıt üretebilmiş değil. Ve en katı Kemalistler bile kabul etmek zorunda ki okullar Türkiye'nin yurt dışındaki imajını parlattı. Tekrar St. Petersburg'a dönecek olursak, temiz genç Mr. Datsuk, Mr. Gülen'in adını hiç duymadığını söylüyor.
|