GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

21/07/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


MEDYA ANALİZ 


Öteki Türkiye

Medyada satır aralarında tartışılmasına rağmen asıl mesele bu: Bazı medya gruplarından görünen Türkiye ile gerçeği arasında uçurum var. Her şey mutlu azınlığa endeksli. Serdar Turgut ve İsmet Berkan isyan ediyor: Aç çoğunluğun sesi niye değiliz?

'Bir gazete insanların ihtiyaçlarını kamuoyuna mal ettiği oranda yaşar. Medya ne siyasî ne ekonomik erke değil halka karşı sorumludur.' İlk bakışta kusursuz gibi görünen bu kuram pratikte müthiş çelişkiler doğurmaktadır. Bunlardan en önemlisi şu: Gazeteler 'alıcı' kitleyi hedef alırlarsa çoğunluğu oluşturan fakir halkın sorunlarının geçiştirilmesi söz konusu olacaktır. Buna medya gruplarının siyasî ve ticarî birtakım ilişkileri de eklenirse ortaya vahim bir tablo çıkıyor. Medya, siyasî güç ile çatıştığında bile sadece rakibi yıpratmak için halkın sorunlarına eğiliyormuş gibi yapacaktır. Üstelik gazete promosyon teşvikiyle halka satılıyor ise faturanın daha da kabaracağı kesindir.

İşte bu noktada Türk halkının ekonomik durumu ile ilgili araştırmasıyla desteklenen ve Hürriyet yazarı Serdar Turgut'un ısrarıyla gündeme takılan 'Öteki Türkiye' tartışması büyük önem arz ediyor. Zira Radikal yazarı İsmet Berkan açık yüreklilikle itiraf ediyor: Toplumun para ayırabilen kesimleri 9 milyon kişi ya da 1 milyon 835 bin hane. Bütün ekonomi bu 9 milyon kişi için örgütlenmiş durumda. Medya da esas olarak bu 9 milyon kişi için örgütlenmiş durumda (8 Temmuz). Turgut da aynı fikirde: 'Bu rakamın dışındakiler açlık seviyesinde.'

'İdeolojik yapının televoleleri'

Turgut, Türkiye'de giderek belirginleşen ekonomik uçurum ile ilgili ekonomi profesörlerinin bu konuda kalem oynatmamasından da yakınıyor ve köşe sahiplerini 'ideolojik yapının televolecileri' olmakla suçluyordu. (Turgut'a cevap gecikmedi. Hürriyet'in yayın patronu Ertuğrul Özkök'e göre bu 'neo popülizm' yani halk dalkavukluğu idi ve uygulanan ekonomik politikalardan başka çıkar yol yoktu. Akşam yazarı Deniz Gökçe ise Turgut'u 'felaket tellallığı' ile suçladı. Hürriyet'ten Ercan Kumcu'ya göre ise bu konuyu tartışmaya bile gerek yoktu.)

Özkök'ün 'enflasyonla mücadele gerekçesine Berkan, Zaman'da da 'Komik beyanlar' başlığıyla manşetten verilen vergi beyanındaki müthiş adaletsizliği içeren habere atıfta bulunarak cevap veriyordu: 25 yıllık kronik enflasyondan kurtulmaya çalışan bir ülke böyle mi olur? Enflasyonla mücadele sadece işçinin, memurun, köylünün canını yakıyor. Neden hafta sonu özel deniz uçağıyla Bodrum'a gidenler bu alışkanlıklarından vazgeçmiş değiller? Hafta sonları adam başına 40 milyondan aza çıkılmayan lokantalar hınca hınç dolu? Mercedes almak için neden 6 ay kuyrukta bekleniyor?

Özkök'e bir cevap da Milliyet yazarı Umur Talu'dan: "Özkök, 'Ses, programın acısını çeken dar ve orta gelirlilerden değil, bir kısım aydından gelmeye başladı' demez mi! Apar topar ertelenen grevlerin işçiler, yüzde 10 artı binde bir zammı öğrenip de bu sıcakta yine sokağa dökülmesinler diye 'acilen tatillenen' memurlar, feryat eden köylüler, kornaya abanan taksi şoförleri filan 'bir kısım aydın' olarak ses çıkarmaya çalışıyor; ama tek sütun haberlerde 'Indian' oluyorlar!''

Hürriyet, Almanya'yı mı anlatıyor?

Serdar Turgut, kendi gazetesine de ilginç bir atıfta bulunuyor: 'Bizim gazeteyi yeni okumaya başlayan bir insan, şu anda Türkiye'nin Almanya ve Japonya'dan daha güçlü bir ekonomisi olduğunu sanabilir. '(14 Temmuz) Turgut, 17 Temmuz'da ise öldürücü darbeyi resmî belgelere dayanarak şöyle vurdu: "Türkiye'de en yoksul yüzde 20'lik hane halkı grubunun gelir payı 1987'de yüzde 5,24 iken 1994'te 4,86'ya düşmüştür. En zengin yüzde 20'lik grubun payı bu yıllar arasında yüzde 49,9'dan yüzde 54,9'a yükselmiştir... Üstelik bu araştırma 1994'te kesilmiş. O yıldan bu yana yaşanan gelişmeler öylesine utanç verici ki, öylesine vahim ki, 1994 sonrasında gelir dağılımında neler olduğu gizlenmeye çalışılıyor."

Halk veresiye simit alıyor...

Hürriyet yazarı İsmet Solak da bunu İlhan Kesici'nin tespitlerini (İki Türkiye var; birincisi medyadan görünen Türkiye'dir. Nüfusun yüzde 5'ine tekabül ediyor. Diğeri ise Tekirdağ'daki çiftçi mitingine yansıyan Türkiye'dir) onaylayarak halkın yeni oluşumlar aradığını kaydediyordu. Bu yazıdan Kırklareli'ne bağlı Vize'de insanların 400 bin lira veremedikleri için yarım tas çorba içtiklerini ve simidi veresiye aldıklarını da öğreniyoruz (17 Temmuz). Bu arada Berkan bu sorundan doğan önemli bir çıkmaza parmak basıyor: Bu 9 milyon kişinin yaşama alışkınlıkları isteseniz de istemeseniz de bir süre sonra ülkenin ta kendisiymiş gibi algılanıyor... (17 Temmuz)

Evet iki Türkiye var. Bazı medya gruplarının resmettiği gibi pembe Türkiye ve fedakârlığın tüm yükünü omzuna yüklenmiş çoğunluğun feryat ettiği umutsuz Türkiye. Bu problemin yansıtılma biçimi açısından medyanın ilke sorunu kadar toplumsal bir tehlike de söz konusu. İşte Ali Bayramoğlu bu noktaya Türkiye'nin 'toplumsal adaletin utanmazca yaralandığı bir ülke' olduğuna vurgu yaparak dikkat çekiyor: "Bilin ki, bu gidiş gidiş değildir.”

VERSO Bşk. Dr. Erhan Göksel

İki Türkiye var: Danimarka ve Bangladeş. Bin dolar ve altı seviyesinde yaşayanlar ülke nüfusunun yarısı. Yüzde 5'inin gelir seviyesi 20 bin doların üstünde. Son 10 yılda uçurum giderek büyüdü. Fark göreceli artmıyor. Gelir dağılımı bozuk olanların durumu göreceli bozuluyor. 12-13 milyon insanın aç olduğu bir Türkiye var. Bu durum sosyal patlamaya yol açabilir. Hakkari’de kişi başına düşen gelir 300 doların altında. İstanbul’da geliri 20 bin doların üstünde olanlar var. Bu iki rakamın ortalaması alınamaz.

Milliyet Yazarı Güngör Uras:

Ben ekonomistim. İşin polemik yanı beni ilgilendirmiyor. Ekonomik verilere dayanan gerçekleri açıklıyorum. 1994’ten bu yana gelir dağılımıyla ilgili bir araştırma yapılmamış. Üretim olmadan gelir dağılımı düzeltilemez. Biz şu anda gelir dağılımını düzeltmeyi tartışamayız. Sadece gelir dağılımının daha da bozulmasını önlemek durumundayız.

PİAR'ın sahibi Bülent Tanla:

Yaklaşık 12,5 milyon hanenin bulunduğu ülkemizde iki farklı Türkiye var. A ve B grubunu oluşturan yüzde onbeşlik bir grup AB standartlarında yaşarken yaklaşık yüzde on sekizlik bir grup dünya açlık sınırları altında yaşıyor. Kırk milyon insan ayda 254–480 milyon lira ile geçinmekte. Ayrıca bu göstergeler, C, D ve E gruplarının sürekli fakirleştiğini göstermektedir.




Bir haber yaptılar işten kovuldular

Suçları haber yapmaktı, ödülleri(!) kovulmak oldu. Hem de gazeteci kökenli bir isim, CHP lideri Altan Öymen'in baskısı sonucunda... Sabah muhabiri (artık eski) Emin Koç ve Milliyet muhabiri (artık eski) Abdürrezzak Oral'dan bahsediyoruz. Onlar sadece CHP il başkanlarının, partinin eski başkanı Deniz Baykal'ı ziyaret ettiğini yazdılar. Ve haber yayımlandı. (Üstelik bu noktada suçlu muhabir kadar haberin girip girmemesine karar veren yazı işleridir de...) Gerisini Emin Koç'tan dinliyoruz: "Öymen beni önce Sabah Ankara Temsilcisi Murat Yetkin'e şikâyet etti. Yetkin, Öymen'i aramamı istedi. Kendisine durumu anlattım. Bana sadece şöyle dedi: 'Bunu senin yanına bırakmayacağım. Bunun hesabını soracağım.' Ardından gazeteden atıldığım bildirildi.” Diğer mağdur Oral da benzer bir hikâye anlatıyor: "Öymen'in genel olarak şikâyetleri olduğunu biliyordum. Yaptığım haber ise etkileyici faktör oldu. Temsilcimiz, Çin yolculuğunda Öymen'e karşı samimi davranmamı istemişti. Bu gezide bir sorun çıkmadı. Ancak Öymen'in şikâyetlerini Ankara ve İstanbul haber merkezlerinin yanı sıra Yalçın Doğan'a da ilettiğini duydum. Ardından 12 yıldır çalıştığım Milliyet'ten atıldım. Bu Öymen'e yakışmayan bir tavır."




TEZAT - Ne oldu AB rüyasına?

AB, medyanın ilk günlerden itibaren en önemli hedef noktası oldu. Ancak 28 Şubat'tan sonra bu yönde ciddi bir tezat göze çarpıyor. Yılmaz'ın AB'den sorumlu bakan olmasını özenle işleyen bazı gazeteler AB Komiseri Verheugen'ın Türkiye ziyaretinde 'insan hakları ve düşünce özgürlüğü' noktasındaki eleştirilerini görmezden geldi. Haber sadece Zaman, Yeni Şafak ve Yeni Binyıl'ın manşetindeydi. Radikal küçük bir anonsla yetinirken Sabah, Hürriyet ve Milliyet haberi ilk sayfalarından girmedi. Akşam ve Türkiye ise kısmen daha iyi verdi. Hürriyet, 18 Temmuz'da ise 'Verheugen'ın bir taslak bırakarak gittiği, buna göre Kürtçe televizyona izin verilmesi ve Kürtçe eğitimin serbest bırakılmasını istediği' yönündeki bir haberi manşetine taşıdı. Bu iki hassas konu AB aleyhtarlarının sesini yükseltmesine yol açarken böyle bir taslağın olmadığı ortaya çıktı. Özkök'ün cevabı 'Taslak yok; ama konu gündeme geldi.' oldu. Bu arada Verheugen'ın sözcüsü Yeni Binyıl'a (20 Temmuz) şu tespiti yapıyordu: 'AB'ye karşı çıkanlar süreci sabote etmeye çalışıyor.' Radikal'in 19 Temmuz'lu manşeti de aynı görüşteydi: 'Bazı odaklar süreci baltalamaya çalışıyor.'




U DÖNÜŞÜ - Cumhuriyet'i 'ideoloji' çarptı

YÖK, geçtiğimiz hafta 22 üniversitenin rektör adaylarını belirledi. Ancak, İnönü, Atatürk ve Dokuz Eylül üniversitelerinde seçimleri hiçe sayarak en çok oy alan adayları liste dışı bırakmıştı. Olay büyük yankı uyandırdı ve Cumhurbaşkanı Sezer, listeyi demokratik bulmayarak iade etti. Olay Cumhuriyet gazetesinde ilk gün YÖK'ün tutumunu destekler mahiyette 'YÖK gerici adayları eledi' başlığıyla çıktı. Cumhuriyet'e göre gerici adaylar liste dışı bırakılmıştı ve karar doğruydu. Ancak ertesi gün gazete DÜ'de liste dışı bırakılan iki adayın kimliklerini keşfederek yayın politikasını değiştirdi ve YÖK'ün kararını eleştirmeye başladı. Gazete bu aşamada da yine ideolojik davranışı göz ardı etmeyerek, Atatürk ve İnönü Üniversitesi'nde en çok oyu alan iki adaya hiç yer vermedi.




EN KÖTÜ HABER - Bu haberlere iki kere dikkat

Türkiye gazetesi, ilgili birimlere gönderilen 'deprem tatbikatı acil notunu' yanlış yorumlayınca manşetten ortaya bir facia çıktı. 15 Temmuz'da yayımlanan habere göre hafta içerisinde bir deprem yaşanması bekleniyordu ve bu sebeple tüm birimler harekete geçirilmişti. Gazete, habere kendini o kadar kaptırmıştı ki, 'ambulansların hazır kıta bekletildiği' bir fotoğraf ve ülkemizin de içinde yer aldığı 'felaket hattı' haberi ile olayı güçlendirmişti. Hatayı resmî yazının kapalı olmasına bağlayan gazete, haberi bir gün sonra tashih etti. Akşam gazetesi de 'Ne gizliyorsunuz' başlığıyla haberi aynı bağlamda ele alırken 'hazırlık' çalışmalarına vurgu yaparak nisbeten durumu kurtardı.




HAFTANIN İNCİSİ - Bu kadar da olmaz!

Erbakanlar geçtiğimiz günlerde Altınoluk'ta tatillerini geçirdiler. Nermin Erbakan ile kızı Elif tesettürlü kıyafetleriyle denize girdiler. Haberi fotoğraflarla veren Gözcü gazetesi, aynı haberin içine bikiniyle güneşlenen bir turistin fotoğraflarını basarak, Erbakanlar için ''İçleri gitti; ama bikini giyemediler'' başlığını kullandı. Anlaşılan Gözcü, Erbakanların içini okuyup haber yapmıştı...



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.