GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

24/07/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


RÖPORTAJ 

Aydın HASKEBAPÇI



Tekbir Giyim tesettürde önce

1982 yılında Fatih'te küçük bir atölyede başlayan Tekbir Giyim'in ürünleri bugün 11'i kendi mağazası olmak üzere yurtiçinde 400, yurtdışında ise 65 civarında mağazada satılıyor. Her yıl 250 bin parça elbise üreten Tekbir'in ürünlerinin üçte biri Amerika'dan Almanya'ya, Güney Afrika'dan Suudi Arabistan'a kadar dünyanın farklı bölgelerindeki 17 ayrı ülkeye ihraç ediliyor.

Düzenlediği defileler ile sektörde adını duyuran Tekbir Giyim, ülkemizde tesettür modasının da öncüsü olarak görülüyor. Kendi stilistleri tarafından Osmanlı ve Türk motiflerinden esinlenerek hazırlanan kıyafetlerde Avrupa'daki yeni kumaş ve çizgiler de yakından izleniyor. Mustafa Karaduman ve kardeşleri tarafından kurulan Tekbir Giyim, gelecekte erkek giyime yönelik ürünler de üretmeyi planlıyor.

Mustafa Karaduman - Tekbir Giyim

1957 yılında Malatya'nın Pötürge ilçesinde doğdu. İlkokul tahsili sonrası İstanbul'a çalışmak için geldi ve tekstil sektöründe ütücülükten, modelistliğe kadar çeşitli mesleklerde çalıştı. 1982'de kardeşleriyle birlikte kurduğu tesettür firması Tekbir Giyim'in şu anda yönetim kurulu başkanlığını yürütüyor. Evli olan Karaduman, Arapça biliyor.

Tekstil sektörüne ilk girişiniz nasıl oldu?

Ben tekstil sektörüne ara ütücüsü olarak başladım, son ütücü, overlokçu, makineci, makastar ve modelist olarak devam ettim. Daha sonra atölyeler yönettim. 1982'nin sonunda Fatih'te Akdeniz Caddesi'nde bir bodrum katında imalata başladık ve ilk şirketi kurduk. Burada bir tarafı benim evdi, bir tarafı ise atölyemizdi. O yıllarda bizim iki tane makinemiz vardı. 1990'lı yıllara kadar amatör bir imalatçı olarak çalıştığımızı söyleyebilirim.

İlk şirketin ismi Tekbir miydi?

Evet, ilk kurduğumuz şirket Tekbir'di. Daha sonra Fatih Tekstil Ltd. Şti ve geçen yıllarda da D–8'i kurduk. Şu anda D–8 Tekstil Osmanbey'de, Tekbir Giyim ise Merter'de faaliyet gösteriyor. Biz ilk başta üç kardeş olarak işe başladık. Şimdi ise 8 kardeş bir arada çalışıyoruz. 1993 yılında Merter'deki bu binamıza taşındık.

Bir tekstil firması olarak şirketinize neden Tekbir ismini seçtiniz?

Benim babam ve dedem eski hocalardandı ve biz din eğitimini onlardan öğrendik. İslami hassasiyetimiz fazla olduğu için ticarette de bu konuya önem verdik. Bu açıdan Tekbir ismini o yıllarda daha uygun gördük.

Neden özellikle tesettür giyimi?

1980'li yıllarda mağazalarda gerçekten tesettüre uygun kıyafet bulmak mümkün değildi. Bulunan birkaç mağaza ise küçük çapta perakende iş yapıyorlardı. O dönemde sadece Mesture Giyim ve Altıniğne gibi birkaç firma bu alana yatırım yapmıştı. Biz bu tesettür olayının yüzde 98'i Müslüman bir ülkede bütün insanlarımızı ilgilendirdiğini düşündük ve bu alandaki boşluğu doldurmak istedik. Bizim insanımız yaşasa da yaşamasa da İslam'a gönülden inanıyor. Bu insanlara İslam'ın emrettiği tesettürün tanıtılması halinde sıcak bakacaklarını düşünerek bu işe girdik. O yıllarda tesettür kelimesi de tam bilinmiyordu. Sanki Arap kıyafetiymiş gibi düşünülüyordu.

Anadolu'daki halkımız aslında yüzyıllardır tesettürü kendine göre uyguluyor, öyle değil mi?

Anadolu'da herkes kendi örf ve adetlerine göre bir giyim tarzı benimsemiş ve kendi diktiği kıyafetleri giyiyordu. Tesettür vardı; ama bir sektör olarak 90'ların başında yavaş yavaş oluştu. Eskiden bölgelere göre giyim tarzları farklıydı. Konya halkı şalvar giyerken, Karadeniz'de çarşaf gibi elbiseler, Erzurum'da ise pütükareli kıyafetler tercih ediliyordu. Biz bu Anadolu'daki farklı modelleri bir potada birleştirmek istedik. Bunun için eski Türk ve Osmanlı arşivlerini inceledik. Bu modelleri günümüzün teknolojisi ile birleştirerek yeni bir çizgi ortaya koymaya çalıştık.

Modeller daha çok size mi aitti?

İlk zamanlarda modelleri tümüyle kendim hazırladım. Şu anda ise kendi modelist, stilist kadromuz var. Onlar kendilerine göre yeni modeller oluşturuyorlar. Modelistlerimiz onun kalıplarını çıkarıyor, model makinecilerimiz da onları dikiyor. Beğendiklerimizi üretime koyarken modellerin çoğunu ise eliyoruz. Bu da elbette belli bir maliyet doğuruyor.

Tesettür defilesi düzenleme fikri nasıl oluştu?

Biz 90'lı yıllarda ürünlerimizi daha geniş kitlelere tanıtabilmek için bir arayış içine girmiştik. Bunun için önce bu konuda herkesin tanıyıp değer verdiği din adamları ile görüştük. Üretilmesi ve satılması helâl olan bir şeyin tanıtılmasının da helâl olduğu yönünde âlimlerden fetva aldık. İslam'da el, yüz ve bilekler hariç bütün vücut hatlarının örtülmesi gerekir. Bir de kıyafetlerin şeffaf ve dar olmaması şartı vardır. Onun dışında bu çerçeveye riayet ederek siz modelleri istediğiniz kadar geliştirebilirsiniz. İslam'ın ilk dönemlerinden beri tesettüre riayet ederek tüm Müslüman kavimler farklı kıyafetleri tercih etmişlerdir.

İlk defileyi ne zaman düzenlediniz?

İlk defileyi biz 1992'de Beyazıt'taki President Otel'de düzenledik. Başka oteller bu konuda biraz çekingen davrandılar. Ama defile sonrası basının büyük ilgisini görünce diğer bütün otellerden de teklifler geldi.

Bu yıl yine defile projeniz var mı?

Bu yıl bahar–yaz kreasyonumuzu nisan ayında Çırağan Sarayı'nda düzenlediğimiz defile ile tanıttık. Kış içinse bu ay sonunda katalog çekimlerimiz var. Modeller ve kataloglar hazır olduktan sonra sonbahar–kış kreasyonumuzu çeşitli fuarlarda tanıtmayı düşünüyoruz. Bu arada Amerika'daki bir fuara da katılma düşüncemiz var.

Sizin dışınızda defile düzenleyen başka tesettür firmaları var mı?

Hayır, bu defileler sonrası yüzlerce tesettür firması üretime geçti. Ancak biz, büyük imalatçı firmaların da tesettüre yönelik üretim yapmalarını ve bunu sergilemelerini arzu ediyoruz. Ben Zeki Triko'nun da tesettür giyimi konusunda üretim yapmasını şahsen arzu ederim. Örneğin en güzel eşarbı üretmek konusunda şu anda Vakko'dan Aker'e kadar piyasada tatlı bir rekabet var.

Defilelere katılan mankenlerden tesettür kıyafetlerini giymeleri noktasında bugüne kadar herhangi bir tepki ile karşılaştınız mı?

Mankenler ve ajansları bu konuda profesyonel düşünüyorlar. Biz Vizyon Ajans ile de Başak Gürsoy Ajans ile de çalıştık. Ancak tekstil sektöründeki bazı firmalar mankenlerin bizim kıyafetlerimizi giymelerine karşı çıktılar ve manken ajanslarını adeta bizim aleyhimize sıkıştırdılar. Hatta 1998 yılında bizim bir defile sonrası Ebru Şallı ve Gizem Özdilli'yi televizyona çıkarıp tesettür kıyafetlerini neden giydiklerini sordular. Onlar da bu işi profesyonel olarak yaptıklarını belirterek kendilerinin de örtünmeye karşı olmadıklarını açıklamışlardı. Hatta bazı mankenler bize, "Hayatımızda ilk defa iyi bir iş yapıyoruz. Mesleğimiz mankenlik olmasaydı biz de örtünürdük." dediler.

Defilelere hangi mankenler katıldı şimdiye kadar?

Ebru Şallı ve Gizem Özdilli'nin yanı sıra Merve İldeniz, Emine Ün, Deniz Pulaş, Begüm Özbek katıldılar. Bir de bizim firmamızın mankeni olan Bosnalı Amina Munzur defilelere katılıyordu. Ancak o evlenince katalog çekimlerini bıraktı.

Defileler konusunda hedef müşteri kitlenizden tepkiler alıyor musunuz?

Bu konuda müşterilerimizden genelde olumlu mesajlar aldık. Ama radikal bazı kesimlerden tepkiler alıyoruz. Mankenlerin bizim tesettür kıyafetlerimizi giymelerine karşı çıkıyorlar. Bence bu haksız bir eleştiri. Çünkü, bu defileler sonrası özellikle mankenlerin üzerinde bu kıyafetleri gören genç kızların tesettüre ilgisinin oldukça arttığını düşünüyorum. Bu konuda da çok sayıda tebrik telefonu aldığımızı söyleyebilirim.

Anadolu'daki tesettür tarzını etkilediğinizi düşünüyor musunuz?

Daha önce yöresel kıyafetler var iken şimdi biraz tabii ki değişti. Üniversiteli genç kızların son dönemde tesettüre uymalarının da bu değişimde etkisi vardır. Ancak öğrenciler baskılar sonucu daha farklı şekil ve tarzlarda giyinmeye başladılar. Yeni örtünmeye başlayanlarda bu değişim de etkili oldu. Aslında bizim ürünlerimizin temel mantığı hep aynı. Ama bazı genç hanımlar iç kıyafetler ile dış kıyafetleri birbirine karıştırıyorlar. Biz mesela ceket–etek ya da etek–bluz takımlarını hanımların kendi aile ortamında giymeleri için öneriyoruz. Dışarıda giymeleri için ise manto, pardösü ya da çarşafları üretiyoruz. Ama gençlerimiz bizim iç kıyafet modellerimizi bugün dışarıda da giyiyorlar, bizim bu konuda yapabileceğimiz bir şeyse yok.

Avrupa'daki bayan giyim modasını siz de takip ediyor musunuz?

Elbette, biz stilistlerimizle birlikte her sene Fransa ve İtalya'da yılda iki defa düzenlenen moda ve kumaş fuarlarına katılırız. Gelecek sene hangi renk, desen ve çizgilerin daha çok ilgi göreceğini izleyip daha güzellerini bulmaya çalışırız. Cebin, yakanın ya da manşetin nasıl daha iyi durabileceğini araştırıyoruz. Güzel bir şey bulmuşlarsa onu bizim ürünlerimize uyarlıyoruz. Bunun dışında mevcut bu modaya alternatif çizgiler üretmeye çalışıyoruz. Almanya'da ZDF televizyonu ve moda dergilerinde de bizimle ilgili çeşitli haberler çıktı. Avrupa'daki pardösü üreticileri de bizden etkilenerek son yıllarda daha uzun ve bol kıyafetler üretmeye başladılar. Aslında bütün dinlerde tesettür vardır; ama zaman içinde bu değişime uğramış durumda.

Moda dünyasında önümüzdeki dönemde hangi renkler daha çok ilgi görüyor?

Pardösülerde 2001 yılında bordo ve yeşil renkler bütün dünyada moda.

İslam ülkelerinde ürünlerinize talepler nasıl?

1992 yılı sonrası İslam ülkelerinden de büyük talep gördük. S. Arabistan, Bahreyn, Kuveyt, Katar gibi ülkeler özellikle büyük ilgi gösterdiler. Hatta ülkelerinde de defile düzenlememiz için bizi özel davet ettiler. Daha önce Fransa'dan aldıkları bazı ürünleri de bizden almaya başladılar. Ancak son 1–2 yıldır bu ülkelere ihracatımız biraz azaldı.

Neden azaldı?

Ürdün ve Lübnan'a şu anda satışlarımız sürüyor, Cidde'de de bir mağazamız var. Ancak bu düşüşte eksiklik biraz da bizden kaynaklanıyor, belki kendimizi o ülkelerde yeterince tanıtamadık.

Şu anda kaç ülkeye ihracatınız var?

Halen 17 ülkeye ihracatımız var. Üretimimizin ortalama yüzde 30'unu ihraç ediyoruz. Daha çok Avrupa ülkeleri özellikle de Almanya ağırlıkta. Ardından Hollanda, Danimarka, Fransa gibi ülkeler sıralanıyor. Bosna Hersek'e de son yıllarda ihracatımız önemli ölçüde arttı. Şu anda Saraybosna'da 15–20 mağazada ürünlerimiz satılıyor.

Yurtdışında daha çok Türkler mi; yoksa diğer İslami topluluklar mı ilgi gösteriyor ürünlerinize?

Almanya'da özellikle Türkler büyük ilgi gösteriyor. Avrupa'nın diğer ülkelerinde ise Pakistanlı, Mısırlı Müslümanlar daha çok tercih ediyorlar.

Yıllık üretiminiz ne kadar?

Aylık ortalama 20 bin adet üretim yapıyoruz. Bu da yılda 250 bin takıma ulaşır.

Üretimin tamamı sizin tarafınızdan mı yapılıyor?

Geçen seneye kadar yarısını başka firmalarda ürettiriyorduk. Ancak bu sene teknolojiye yaptığımız yatırım sayesinde üretimin çoğunu kendi atölyelerimizde gerçekleştiriyoruz. Makinelerimiz tamamen bilgisayarlı olarak çalışıyor ve otomatik olarak elbiselere cep, vatka ya da kol takılıyor. Modellerimizi de tümüyle bilgisayarda yapıyoruz.

Toplam kaç mağazanız var?

Bizim 11 tane kendi mağazamız ve 65 civarında bayimiz var. Ayrıca Anadolu genelinde bizim ürünlerimizi de satan 400 civarında mağaza var. Avrupa'nın çeşitli yerlerinde de 65 civarında mağazada ürünlerimiz satılıyor. Suudi Arabistan'da Cidde'de bizim bir mağazamız var. Bu yılın sonunda bir de Almanya'da büyük bir toptancı mağaza açmayı planlıyoruz.

Yeni modelleriniz için kaç kişi çalışıyor?

Modelist, stilist olarak 7–8 arkadaşımız bu işlerle uğraşıyor, 4 makineci de bu modelleri dikiyor. Zaten bilgisayarlar sayesinde son dönemde bu işler oldukça kolaylaştı. Merter'deki fabrikamızda ise toplam 210 kişiyi istihdam ediyoruz.

Eşarp üretimini uzun süredir yapıyor musunuz?

1987'den bu yana eşarp da üretiyoruz. Türkiye'de en kaliteli eşarplar ile yarış halindeyiz. Özellikle desen konusunda iki yıldır oldukça iddialıyız. Hiçbir yerde bulunmayan sadece bize özgü kendi desenlerimizi kullanıyoruz.

Bir dönem erkek giyime yönelik üretim projeleriniz de vardı. Bu proje ne zaman hayata geçecek?

Biz 1994 yılında bunu düşünüyorduk. Hatta o yılki defilemizde erkek giyim ürünlerini de sergilemiştik. Ama 5 Nisan kararları sonrası bu projemizi ekonomik sebeplerle ertelemek zorunda kaldık. Bir gün istikrar sağlanırsa bu düşüncemizi hayata geçirebiliriz.

Son yıllarda tekstilde yaşanan kriz sizin satışlarınızı nasıl etkiledi?

Son iki yıldır üretim artışına gitmedik; ama satışlarımız da gerilemedi. Kalitemizi de hiç düşürmediğimiz için müşteri bizi tercih etmeye devam ediyor. Biz zaten baştan beri müşterimizin isteklerine kulak verdik, onları dinledik ve onların istediği tarzda üretim yaptık. Her sene kreasyonumuza yeni modeller ekledik. Zaten ayakta durmanızın şartı da bu.

İleride internetten satış da planlarınız arasında mı?

Biz şu anda onun altyapısını oluşturmaya çalışıyoruz. İnternette de bir web sayfası (www.tekbirgiyim.com.tr) açarak ürünlerimizi sergiliyoruz. Burada sanal bir manken üzerinde insanların modelleri ve renkleri tercih etmesini sağlayacak bir sistem üzerinde çalışıyoruz.

Türkiye'de bir zamanlar tartışma konusu olan yeşil sermaye kavramına sizin bakışınız nedir?

Sermayenin yeşili, beyazı, kırmızısı olmaz. Biz ölçümüzü Asr–ı Saadet'ten alıyoruz. O dönemde Peygamber Efendimiz, "Bu kumaşlar Hindistan'dan, Çin'den geliyor, bunları almayın." diye bir söz söylememişti. Önemli olan kumaşların nasıl kullanıldığıdır. Siz kotu alır, blucin yaparsınız, ben de bu kumaşı alır pardösü yaparım. Aslında yüzyıllardır Anadolu halkı örtülüdür. Ve bu kültür ve yaşantı halen de devam ediyor.

Son olarak tekstil sektörüne ilk adımı atarken bugünlere geleceğinizi hiç düşünmüş müydünüz?

O dönemde bugünleri hayal bile edemezdik. İlk başlarda sadece ayakları üstünde duran bir firma olmayı hedefliyorduk. Babamdan gelen bir sermayemiz olmadığı için kardeşlerimle birlikte çalışarak bugünlere geldik. Bizim birliğimiz sermayemiz oldu. Biz inancımıza uygun iş yapmaya çalıştık ve bunu da başardığımıza inanıyorum.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.