GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

06/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


RÖPORTAJ 


Bir Ömür'ün hikayesi

İstanbul doğumlu olan Ömür Göksel, 1959'da düzenlenen bir ses yarışmasında Türkiye birinciliği kazanarak 'Ses Kralı' seçildi. Profesyonel şarkıcılığa 1963 yılında başladı. Bir çok Altın plak alan sanatçı yıllarca müzikseverlerin gönlünde 'romantik prens' olarak taht kurdu. Mesleğinin zirvesindeyken yurtdışına açılmayı tercih etti ve ülkemizi yıllarca başarıyla temsil etti. Son olarak da 2000 yılında Kültür Bakanlığı'nın 'Çeyrek asrı aşan gurur tablosu' ödülüne layık görüldü. Göksel'e programı ve sanat hayatı ile ilgili merak ettiklerimizi sorduk.

Neden STV'yi tercih ettiniz?

Çünkü STV seyircisi kanallar arasındaki programlardan neyi tercih edeceğini biliyor. Kendine verileni değil kendi tercihini seyrediyor.

Programın büyük ilgi görmesini neye bağlıyorsunuz?

Böyle bir programa insanların ihtiyaç duyduğunu düşünüyorum çünkü birçok kanalda seyirci istiyor diye uydurma sebeplerle, sırf dedikodudan oluşan sibelvole, sedavoleler yayınlanıyor. Aslında seyirci bunu istemiyor sadece seyretmek zorunda bırakılıyor. İnsanlar birbirilerinin açığını nasıl yakalarım, nasıl sıkıştırıp zor durumda bırakabilirim diye garip şeylerle uğraşıyorlar ve bunlar günlerce televizyonlarda yayınlanıyor. Bense programda gelen konuklarla sevgiyi, romantizmi, şiiri konuşuyorum.

Gelen tepkiler nasıl ve devam etmeyi düşünüyor musunuz?

Çok güzel tepkiler alıyorum. Her düşünceden, her görüşten insan beni durdurup ne kadar güzel bir program yaptığımı söylüyor. Bu beni çok sevindiriyor. Bir dönem daha devam etmeyi düşünüyoruz. Ayrıca spor show tarzında bir program yapmayı da tasarlıyorum.

Ekranlardaki diğer talk show'ları nasıl buluyorsunuz?

Talk show bir konuşma sanatıdır. Nasıl şarkıcılar şarkılarıyla show yapıyorsa talk showda da konuşmacı, konuşmalarıyla show yapar. Ancak Türkiye'de bu böyle olmuyor maalesef. İnsanların konuşma yeteneğinin olup olmadığına bakılmıyor. Ünlü kim varsa kim o günlerde çok ilgi çekiyorsa ona talk show yaptırılıyor. Yaklaşık 6 bin kelimeye sahip Türkçe gibi bir dilin sadece yirmi kelimesini konuşabilen insanlara talk show yaptırılıyor. Oysa Tv kitlelere hitap ettiği ve örnek alındığı için ekranda Türkçe kullanımına çok dikkat edilmesi gerekiyor. Ben bunu yapmaya özen gösteriyorum.

Yeni jenerasyon sanatçı adayları hakkındaki düşünceleriniz?

Şimdi bir gecede meşhur olunuyor. Bir sürü tantana, şatafat ama bir sene sonra insanlar soruyorlar; 'böyle böyle biri vardı şimdi nerde?' Ben şuna benzetiyorum olayı: Bizim jenerasyondaki şarkıcılar, otoyolda 80 km hızla giden arabalardır. Bazen yanımızdan bizi 240 km hızla sollayan arabalar oluyor. Aradan zaman geçiyor, tabii biz yine aynı hızla devam ediyoruz, ilerlerken yolun bir kenarında bizi hızla sollayan o arabayı kaza yapmış olarak görüyoruz. Ya lastiği çıkmış ya büyük hasar görmüş bir durumda... Ağır ağır ve istikrarlı ilerlemek lazım bence. Yoksa pek kalıcı olunmaz. Şöhret öyle bir elbise ki her giyene yakışmıyor. Yakışması için çok yakışıklı veya çok güzel olmak da yeterli değil, bunun için bambaşka özellikler gerekir. Söhret denen elbise bence insanın özüne uygunsa, gerçekten hakkıysa giyenin, ona layıksa yakışıyor. Yoksa emanet gibi duruyor.

Muhafazakar olarak bilinen bir kanalda program yapmanız sizi nasıl etkiledi?

İnsanlar çok basit ayrıntılara takılıyorlar. Bu bize çok şey kaybettiriyor. Ben de STV'ye gelirken çok modern kafalı bir insan olduğum için 'acaba bana uygun olurmu? Nasıl yaparım?' gibi endişelerle geldim ama şimdi bu endişelerin hiçbirisi yok. Çok mutluyum ve iyi ki bu kanalda program yapıyorum diyorum. Aynı şekilde programa davet ettiğim konuklarımda da bu endişeyi önyargıyı bazen görüyorum; ama her seferinde konuklarım da ayrılırken memnuniyetlerini belirterek ve bütün önyargıları silinmiş olarak ayrılıyorlar. Zaten bizim en önemli sorunumuz bu: Görmeden, bilmeden fikir yürütüp önyargıyla yaklaşıyoruz. Bunları aşmamız lazım.

Neden yurtdışına çıktınız?

Fatih Terim neden yurtdışına çıktıysa ben de o zaman onun için çıkmıştım. Sanat hayatımın zirvesindeyken yurtdışından böyle bir teklif geldi, ben de kabul ettim. Çünkü ben Türkiye'de yapabileceğimi yapmıştım, artık dışarıya açılmam gerekiyordu ve sürekli teklifler geliyordu bunları değerlendirmek istedim.

Bir sanatçı olarak Türkiye'yi uzun yıllar temsil etmek nasıl bir duygu?

Çok güzel bir duygu tabii; ama maalesef Avrupa'da Türk ve Müslüman olmak büyük bir dezavantaj. Türk'üm dediğin zaman insanlar size 'Fesin nerede, bıyığın yok, yerlere de tükürmüyorsun, sen nasıl Türk'sün?' diyorlardı. Çok ilginçtir Avrupa'da birçok soykırım yaşanmış. Almanlar Yahudileri yakıp sabun yapmışlar. Kızılderililerin derilerinin altında belki normal derileri vardır diye yüzen Amerikalılar bile Türkleri barbar bulabiliyor. Bunlar çok üzücü şeyler. Bunları insanların kafasından silmemiz lazım. Türk'ü Avrupalı kabul etmiyor 'Yeteri kadar medeni değilsin' diyor. Diğer tarafta İslam ülkeleri 'Siz ne biçim Müslümansınız?' diyor. Türk ve Müslüman olarak dışarda bir şeyler yapmak, kendini ispatlamak çok zor.

Siz bunu başardınız mı?

Evet; ama dediğim gibi bu pek kolay olmadı. Avrupalı, Amerikalı kolay kolay seni biryerlere getirmiyor. Özellikle de Türk'seniz daha çok çalışmanız lazım. Benim ses rengimi ve müziğimi çok beğendiler fakat bana bir Türk ismi ile hiçbirşey yapamayacağımı, ismimi değiştirmemin şart olduğunu da söylediler.

Sanatçıya karşı nankörüz

Tükiye'de sanatçıya yeteri kadar değer veriliyor mu?

Biz tam anlamıyla ölü sevici bir milletiz. 'Kör ölür badem gözlü olur' diye bir atasözü vardır. Türkiye'de sanatçıya verilen değer bu sözle çok güzel açıklanıyor. Bir çok büyük insan açlık ve sefalet içinde hayatlarını kaybettiler. Ama kimsenin bundan haberi olmadı, ancak kaybettikten sonra 'çok iyi bir sanatçıydı, çok iyi bir insandı' demeyi uygun gördüler.

Cenk Koray gibi eski bir dostunuzu kaybettiniz.

Cenk benim programımın adını koymuştu, birlikte yapmayı planladığımız çok şey vardı. Tam 33 yıllık arkadaşımdı. Onunla çok şey paylaştık. Evlenmeyi düşünmüyordu ben de ona 'senin, benim gibi insanlar evlenip alile kurmalı ve örnek Türk insanı yetiştirimeliyiz. Türkiye'nin bu insanlara ihtiyaçları var' dedim. Bana 'Haklısın' dedi ve evlendi. Bir evlat sahibi oldu ama ne acıdır ki o evladı 1996 yılında kaybetti. Bu onun için büyük bir acı oldu.

Tuhaf bir akşamdı

Cenk Koray en son sizin programınıza konuk olmuştu.

O akşam Cenk'le çok ilginç konuşmalar geçti aramızda. Ki biz normalde bu tür konuları hiç konuşmayız. Örneğin ben programı bitirirken her zamanki gibi 'hayatın nerde nasıl biteceği belli olmaz yüzünüzden gülümseme eksik olmasın' dedim. Çok enteresan bir şekilde Cenk de 'Tamam hayatın ne zaman biteceği belli olmaz ama ölümden de bu kadar korkmamak lazım, eğer ölüm bu kadar korkulacak bir şey olsaydı Peygamber Efendimiz ölmezdi, sadece bir müddet birbirimizi göremeyeceğiz, o kadar' dedi. Biz bir araya geldiğimizde hep şakalaşırdık, fıkralar anlatırdık, kendimiz espriler üretip gülerdik. O akşam ilginç bir şekilde ölümden bahsettik. Benden bir şarkı istedi. Ben de, belki de yıllardır söylemediğim bir şarkı geldi aklıma, onu söyledim. 'Her şey dün gibi, ne çabuk geçti bir ömür, kuruyan bir yaprak gibi, sanki artık biten bir gün gibi' içimden çok ilginç bir şekilde bu şarkıyı söylemek geldi. Sonuç malumunuz. Nereden bilebilirdik ki...(Fatma ÖZKAN)



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.