GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

www.cihannet.com

07/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

www.cihannet.com

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


RÖPORTAJ 

Aydın HASKEBAPÇI



Yerli kumaştan vazgeçmem

Mustafa Kahraman, 1969 yılında Kayseri'den İstanbul'a göç eden ve tekstil ticareti ile uğraşan başarılı bir işadamımız. Sultanhamam'da kumaş ticareti yapan Kahraman, markalaşma ve ihtisaslaşma ile tekstilin önünün açık olduğunu belirtiyor. Kahraman, eski Doğu Bloku ülkelerine kumaş ihracatı da gerçekleştiriyor.

İstanbul'da Tekstilkent'in kurucuları arasında yer alan Mustafa Kahraman, burasının gelecekte bir serbest bölge haline gelebileceğini belirtiyor. İŞHAD'ın kurucu başkanlığını da yapan Kahraman çeşitli vakıf ve derneklerdeki sosyal faaliyetlere de büyük önem veriyor. Kahraman'ın gelecekteki planı ise Çorlu'da fantazi kumaş üretecek bir tesis kurmak.

Mustafa Kahraman - Durman Tekstil

1951 Kayseri doğumlu. 1969 yılında sermayesiz geldiği İstanbul'da tekstil piyasasında bugün kendine iyi bir yer edindi. Kahraman'ın şirketleri yılda ortalama 10 milyon metre mal satıyor. Evli ve üç çocuğu var.

Bize çocukluk yıllarınızdan biraz bahseder misiniz?

Ben fakir bir ailenin çocuğuydum. Babam 180 lira maaşlı bir memurdu. İki oda bir evimiz vardı. İlkokuldan sonra okumaya imkân bulamadım. Çünkü ailemizin geçimi için çalışmaya ihtiyacımız vardı. Ticarete de simit satarak, su satarak, çekirdek satarak hatta pazarcılık yaparak adım attık. Babamın ek gelir olarak ufak bir manifatura dükkânı da vardı. Biz de oraya okul saatleri dışında gelir, dükkânda çalışırdık. Bu sayede biz ticareti Kayseri'de öğrendik.

Henüz ilkokulda okurken, bir kış günü sabah erkenden fırına uğrayıp satmak için bir tabla simit aldım. Ancak simitleri satamadım, simitler de ayazdan dolayı dondu. Bizim de elimiz ayağımız sızlıyor. Simitçi fırınına geldik; ama içeri girip durumu anlatmaya korktuk. Adamcağız camdan beni görünce içeri çağırdı. Durumu anlayınca önce bizi ısıttı, ardından da donmuş simitlerin buzunu çözerek tekrar satmaya gönderdi. Şimdi düşünüyorum da eğer o fırıncı amca bana sert bir çıkış yapsaydı benim o gün ticarî hayatımın sonu olabilirdi. Ama o insan beni hep cesaretlendirdi ve ben o fırıncıyı Kayseri'ye her gittiğimde ziyaret ederdim.

Kayseri'den İstanbul'a ilk gelişiniz kaç yılına dayanıyor?

1960'larda Kayseri'de ekonomik şartlar bugünkü gibi değildi. Bölgemizdeki büyük işadamları köşe noktaları tutmuşlardı. Ben de 1969 yılında İstanbul'a geldim. Büyük şehirlerin avantajları daha çoktu. Ticarî hayat buralarda istikbali daha parlak ve potansiyeli yüksekti.

İlk mağazayı da İstanbul'a gelince mi açtınız?

Evet, 1969'da İstanbul'a gelince Mercan Valide Han'da ilk işyerimi açtım.

O dönemde ne gibi güçlüklerle karşılaştınız?

Ben İstanbul'a harçlık denecek bir para ile 6 bin lira ile gelmiştim. Çok zor şartlarda bir işyeri kurdum. Bu arada 1971 yılında askerlik görevim geldi, dükkânı amcama bırakıp askere gittim. Askerden döndüğümde ekonomik şartlar daha da zorlaşmıştı. Türkiye, o dönemde ilk defa enflasyon ile tanışmıştı. Hiçbir şeyi olmayan bir insanın İstanbul'da verdiği bir mücadeleyi düşünün.

Tekstil sektörünün durumu nasıldı?

Bizim geldiğimiz dönemde tekstile hep buralarda gayrimüslimler hakimdi. Ağırlıkta Musevi kökenli işadamları vardı ve ithalat onların elindeydi. Özel sektör yeni yeni tekstil yatırımlarına girmişti ve pazar henüz çok açtı. Yerli kumaş üretimi bu kadar gelişmemişti. Konfeksiyon sanayii de henüz emekleme aşamasındaydı.

Şu anda kaç şirketiniz faaliyet gösteriyor?

Allah'a şükür, hızlı bir ticarî büyümemiz oldu. Çeşitli şirketler kurduk, yatırımlar yaptık. Şu anda 5-6 şirketimiz faaliyet gösteriyor. Bir de Bulgaristan'da kendimize ait bir mağazamız var. Pazarlama, muhasebe vb. alanlarda çalışan sayımız ise 50 civarında.

Bunların hepsi tekstille ilgili şirketler mi?

Bir tane inşaat şirketimiz var. 4 tane de tekstil şirketimiz var. Durman Tekstil, Ümran Tekstil, Dirman Tekstil ve Yönteks Tekstil. Bir de Durman Dış Ticaret şirketimiz var. Dış Ticaret şirketimiz yurtdışına ihracatımızı organize ediyor. Durman Tekstil iç piyasaya yönelik çalışmalar yapıyor. Yönteks ise Osmanbey'de fantazi kumaş üzerine çalışıyor. Merter'de ise bir depomuz var.

Neden şirketinize Durman ismini verdiniz?

Babamın ismi Durdu Kahraman'dı. Ben de bu iki kelimeyi birleştirerek Durman ismini verdim. Böylece bir isim oluştu, öyle de devam ediyor.

Baştan beri aynı isimle mi devam ediyorsunuz?

Daha önceleri Becenler Tekstil ismiyle amcamlarla beraber ortak bir şirketimiz vardı. Amcamlarla ayrılınca biz bu isim altında bir şirket kurduk. İki kardeşim ile beraber, bir aile şirketi olarak devam ediyoruz. Şu anda da oğlum, fakülteyi bitirince işlerin bir kısmını omuzlamış durumda. Osmanbey'deki Yönteks mağazamızı idare ediyor.

Kumaşların imalatı çoğunlukla kendinize mi ait? Dışarıya fason üretim yaptırıyor musunuz?

Biz senelerdir Koç Grubu'na bağlı Bozkurt Mensucat'ın bayiliğini yaptık; ancak Koç Grubu tekstildeki daralmayı önceden görüp bu alandan çekildi. Ayrıca Çukurova Grubu, Bossa ve Anadolu'da birkaç fabrikanın kumaşlarını da pazarlıyoruz. Fason olarak ise çoğunlukla Adana'da imalat yaptırıyoruz. Kahramanmaraş'ta da bazı fabrikalar ile çalışıyoruz. İpliğini biz alıyoruz, dokumasını firmalarda yaptırıyoruz. Renkleri de yine günün modellerine göre kendimiz tespit ediyoruz.

İhracatınız çoğunlukla hangi ülkelere gerçekleşiyor? Pazarın durumu nasıl?

Orta Asya ülkeleri, Rusya ve Doğu Avrupa ülkelerinin hepsinden müşterilerimiz var. Oralara kumaş ve tekstilin yan ürünlerini pazarlıyoruz. Polonya, Çekoslovakya, Romanya, Macaristan ve Bulgaristan gibi ülkelerde işçilik ucuz olduğundan konfeksiyon sanayii büyük bir hızla gelişti. Şu anda aşırı derecede kumaşa ihtiyaç duyuyorlar. Rusya Federasyonu'nda da konfeksiyon sektöründe benzer gelişmeler var.

Kumaş konusunda yıllık ihracatınız ne kadar?

Biz bu ülkelere 2 milyon metre civarında kumaş satıyoruz. İleride bu rakamın daha da çok büyüyeceğini düşünüyoruz. Çünkü bu ülkeler Türkiye'den konfeksiyon satın alma yerine kendi ülkelerinde bunu üretip katma değeri artırmaya çalışıyorlar. Bu, aynı zamanda bu ülkelerde istihdamı da artırıyor. Bu da o ülkelerin yönetimlerinin bu yöndeki politikaları sonucu gelişti. Avrupa Birliği de bunları teşvik ediyor ve bu ülkelerden konfeksiyon alımı yapıyor. Verdikleri makineler karşılığında mal mübadelesi yapıyorlar.

Siz konfeksiyon üretimine girmeyi neden hiç düşünmediniz?

Biz baştan beri kumaş ticareti yapıyoruz. Konfeksiyon üretimini de hiç düşünmedik. Çünkü zaten onlar da bizim müşterilerimiz.

Tekstilde yaşanan kriz sizi nasıl etkiledi?

Tekstilde plansız büyümenin sancıları hâlâ yaşanıyor. Tekstili bilmeyen kişilerin oluşturduğu üretim fazlalığı mevcut. Ancak özel sektör, dinamizmi sayesinde bu sıkıntıları da aşıyor ve aşacak. Tekstilde bir yeniden yapılanma söz konusu. Verim artırıcı önlemler, markalaşma, ihtisaslaşma gündeme geldi. Ancak önümüzdeki yıllarda sıkıntının aşılarak tekstilin önünün açılacağını tahmin ediyorum.

Bize biraz da Sultanhamam'daki esnaf ilişkilerini anlatır mısınız?

İstanbul'da Suriçi'nde Yeşildirek, Mercan, Mahmutpaşa hepsi Sultanhamam diye telaffuz edilir. Sultanhamam, 1990'lı yıllara kadar Türkiye'nin borsası gibi çalışırdı. Burada iş olduğu an Türkiye'de işler iyiye gidiyor, diye düşünülürdü. Bölgede ağırlıkta tekstil ve konfeksiyon ağır basar. Adana'dan, Kayseri'den gelen tekstil ürünleri buraya gelir, buradan da tüm Anadolu'ya yayılırdı. Buranın kendine has bir yapısı ve ticarî prensipleri vardı. Gece 150 bin nüfusa sahip Suriçi, gündüz ise milyonları aşıyordu. Bu sıkışıklık sonucu inşaat, altyapı, trafik vb. sorunlar hızla artmıştı.

Tekstilkent fikri biraz da bu sıkıntılar üzerine mi doğdu?

Elbette, 1980'li yıllarda Türkiye'de tekstil sanayii gelişince 600 senelik Sultanhamam piyasası tekstile dar geldi. Şartlar önce Osmanbey'e sonra da Merter, Fatih ve Laleli'ye gitmeye insanları zorladı. Bu piyasa yeni işlere kafi gelmedi. Sonrasında tekstil ihracatında büyük bir artış yaşandı. Bu hızlı büyümenin sonucu biz de İTO Başkanı Atalay Şahinoğlu öncülüğünde İSTEK Yapı Kooperatifi'ni kurduk. O dönemin Başbakanı Turgut Özal ve Büyükşehir Belediye Başkanı Bedrettin Dalan'ın da desteği ile önce İkitelli'de bir bölge, ardından da şu anda Tekstilkent'in bulunduğu yer gösterildi. Biz de Çorlu'dan Ümraniye'ye kadar İstanbul'da hemen hemen her binanın altında faaliyet gösteren tekstil işletmelerini bir çatı altında toplamayı planladık. 1987'de kooperatifi kurduk; ancak arsanın bize verilmesi 1993 yılına denk geldi. Biz avam proje üzerinden inşaatı tamamladık, inşaat müsaadesini ise ancak 1999 yılında alabildik. Elektriğini, 100 bin hatlık telefonunu tümüyle biz finanse ettik. Bu konuda çok sıkıntılar çektik; ama neticede başarılı olduk.

Bu projenin maliyeti ne kadardı?

Biz o günkü değerlerle 2 bine yakın üyeden 80-210 milyon lira aldık ve inşatı bugünlere getirdik. Bize otellerin de inşaası ile yaklaşık 300 milyon dolara mal olacak. Bir kooperatiften ziyade ticarî felsefe ile ihaleleri sonuçlandırdık. Atalay Bey'in başkanlığında dürüstlük çerçevesinde bir ekip çalışması gerçekleştirdik. Hatta bizim bu projemizi Amerika'dan Japonya'ya kadar çeşitli ülkeler incelemeye geldiler ve bizden bilgi istediler.

İSTEK Kooperatifi'nde şu anda durum nedir?

Kooperatifimiz fuar alanları, show-room'ları, finans merkezleri, iletişim hatları ve 120 bin metrekarelik kapalı otoparkları ile tümüyle tamamlandı. TEM otoyolundan bir bağlantı yolu sağlamaya çalışıyoruz, ne yazık ki Karayolları 17. Bölge Müdürlüğü bu konuda biraz yavaş davranıyor. Bürokrasi bu konuda adeta elimizi ayağımızı bağlıyor.

Burasını gelecekte bir serbest bölge haline getirmeyi düşünüyor musunuz?

Evet, çünkü Türkiye'de üretilen çeşitli ürünlerin dünyaya pazarlanacağı böyle yerlere ihtiyacımız var. Dış Ticaret Müsteşarlığı'nın izniyle burayı Dubai benzeri bir serbest bölge haline getirmeyi planlıyoruz. Buradan hem 400 milyonluk Karadeniz coğrafyasına, hem de Ortadoğu'ya hitap edebileceğiz. Zaten İstanbul, dünya çapında bir ticaret merkezi hüviyetinde. Bu potansiyel böylece çok daha iyi şekilde değerlendirilmiş olacak. Elektronikten, beyaz eşyaya, deriden mücevherata kadar birçok sektör burada faaliyet gösterebilir. Dünya şirketleri de burada kendilerine yer edinebilirler.

Sizin sosyal faaliyetleriniz de oldukça yoğun.

Evet, biz 1980'li yıllardan sonra sosyal faaliyetlere daha fazla ağırlık verdik. Çünkü biz yokluktan geldiğimiz için yokluk ve kimsesizliğin sıkıntısını çok gördük. Sosyal faaliyetlerimiz çeşitli dernek ve vakıflarda oldu. İstanbul Ticaret Odası'nda tekstil komitesini temsilen aşağı yukarı 17 yıldır meclis üyeliği yapıyorum. Bir dönem yönetim kurulu üyeliği de yaptım, vakit azlığından dolayı bu görevi bıraktım.

İş Hayatı Dayanışma Derneği'nin de siz ilk kurucuları arasındasınız sanıyorum.

Ben İŞHAD'ın ilk kurucu başkanlığını yaptım. Türkiye genelinde işadamlarına pazarlama konusunda bilgi akışı sağlamak ve onları yurtdışında yeni pazarlara açma düşüncesiyle kuruldu. Bu konuda yurtiçi ve yurtdışındaki çeşitli derneklerle işbirliği yapmaktadır. Dernek üyesi işadamlarımız yurtdışındaki çeşitli fuarlara heyetler halinde katılmakta ve bazı ülkelere iş gezileri düzenlenmektedir. Ben bu derneğin özellikle gelecekte, işadamlarına çok faydalı çalışmalar yapacağını düşünmekteyim.

Sizin iş hayatınızda temel prensipleriniz nelerdir? Nelere dikkat edersiniz?

Bizim Kayseri'den ve ailemizden aldığımız bir ahlak vardır. Verdiğimiz sözü yerine getirme, dürüstlük, borcumuza sadakat ve mesailerin tanzimi bizim için çok önemlidir. Ben şimdiye kadar hiç saat 08.30'dan sonra mağazaya girmedim. Biz güneş doğumu ile güneş batımı arasında çalışmayı kendimize huy edindik. İşadamı her aldığı işe adeta kilitlenmeli ve çok çalışmalı.

İş hayatında bu noktalara gelmeyi hiç düşünmüş müydünüz?

Biz aslında bugün geldiğimiz noktayı işe başladığımız günlerde tahayyül bile edemezdik. Başlangıçta sermayemiz olan 6 bin liradan, 6 trilyonlara geldik. Türkiye ekonomisi ne kadar büyürse insanlarımızın da huzuru artar. Bizim bir de kendi insanımıza bir vefa borcumuz var. Çeşitli vakıf çalışmaları ile de bu sorumluluğu yerine getirmeye çalışıyoruz.

Gelecekte şirket olarak hedefleriniz nelerdir?

Biz üretim amaçlı bir yatırım projesi içindeyiz. Tekstil yatırıma doymuş durumda; ama mesleğimiz olduğu için yine bu alanda Çorlu'da fantazi tekstil kumaşı üretecek bir teşebbüs içindeyiz. Ekonomide belirli bir istikrar sağlanırsa 2001 yılında toplam değeri 50-60 milyon dolarlık bu yatırıma başlamayı planlıyoruz.

Kayseri'den İstanbul'a yeni gelmiş genç bir işadamı olsaydınız, şu anda hangi alana yatırım yapmayı düşünürdünüz?

Hizmet sektörünün özellikle de turizm, haberleşme gibi alanların bana göre geleceği çok parlak. İnşaallah çocuklarımızın ufku çok geniş. Şirketlerimizin daha sistemli büyüyeceğine inanıyorum.



| Ana Sayfa | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.