Tuhaf bir 'çete' operasyonu
"Sayın seyirciler, şimdi bir son dakika haberini size aktarıyoruz: Fethullah Gülen çetesine ait bir okula ani bir baskın yapıldı. Operasyonda, çetenin ağına düşürdüğü çocukların beynini yıkamak için kullandığı, fizik, kimya, biyoloji kitapları ele geçirildi.
Bu çete yuvasında çalışan öğretmenlerin, ülkenin en iyi okullarında yetişmiş, ileri derecede yabancı dil bilen, son teknoloji kullanan, iyi giyimli, uygar kişiler oldukları da ortaya çıkarıldı. Yapılan aramalarda, çetenin uluslararası boyutunu gözler önüne seren, bilim olimpiyatlarında alınmış başarıları gösteren madalyalar da derdest edildi.”
Bu ifadeler abartılı ve komik gözükebilir. Ancak birkaç gündür Türk basınında yer alan haberlerle karşılaştırdığınızda, abartı ve komedi klasmanında sıralamaya bile giremeyeceğini görürsünüz. Evet Fethullah Gülen’e ' çete suçlamasıyla’ dava açılıyor ve tutuklama kararı veriliyor. Ahtapot’ların, Balina’ların, Paraşüt’lerin, Susurluk’ların ülkesi Türkiye’de, çete koleksiyonuna nadide bir parça olarak ekleniyor, Fethullah Gülen.
Fethullah Gülen suçlu; çünkü hepimizi saran, felç eden ümitsizlik girdabına düşmedi. Bu ülkenin, bu milletin ' muasır medeniyetler’ seviyesine çıkabilme ütopyasını gerçekleştirebilmek için gecesini gündüzüne kattı. Herkes gibi işin edebiyatıyla yetinmeli; yer yer de ' Biz adam olmayız. Avrupa kim, biz kim’ türünden yavelerle, tembelliğini, ataletini mazur göstermeliydi.
Suçlu; çünkü ' devlet malı deniz yemeyen d.....’ zihniyetinin hakim olduğu, Hazine’yi hortumlamanın millî spor haline geldiği bir ülkede, fedakârlık denen kelimeyi yeniden zihinlere attı. “Devletin yetişemediği yeri millet yapmalıdır.” deme gafletinde bulunmamalıydı. Okulu, aydınlanmayı, eğitimi teşvik edeceğine; “çocuklarınız gâvur olur, okutmayın; okullara yardım etmeyin” yalanına omuz vermeliydi.
Suçlu; çünkü birbirini kategorize etmenin, kamplaşmanın, kardeş kanı dökmenin marifet sayıldığı bir ülkede; sevgi, kardeşlik, hoşgörü, diyalog gibi zararlı(!) laflar etti. “Herkes diğerini olduğu gibi kabullenmeli, demokrasiden ve herkesin dinî inancında özgür olması anlamında laiklikten taviz verilmemeli.” dedi. Önüne geleni ' kâfir, katli vacip' ilan etmeli, kendisiyle aynı görüşleri paylaşmayanlara hayat hakkı tanımama furyasına dahil olmalıydı. Toktamış Ateş' in elini tutmamalı, diğer din mensuplarına gül uzatmamalıydı.
Daha çoğaltabileceğimiz bu suçların cezası, yazılıp çizildiği gibi birkaç yıl değil, müebbet hapistir. Milletin kalbinin en müstesna yerinde ebedi tutukluluktur. Bu yapılanlar ise bu duyguyu pekiştirmekten ve Gülen'in hizmetlerini hatırlatmaktan başka bir işe yaramamaktadır. Karşılığında üç beş sene dünya zindanlarında hapis yatmak değil, ölüm de olsa, o, bu alış verişe dünden razıdır.
Bizim tarihimizde Galile örneklerine pek rastlanmaz. Bilimi ve aydınlanmayı o denli bir cezalandırma yoktur. Umarız bundan sonra da olmaz. Olursa da aslolan tarihin ve milletin vereceği karardır. Buna ise kimsenin tesir etme gücü yoktur.
b.korucu@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
|