Ağır Yaz
Ülkemiz ağır bir yazdan geçiyor. Termometrelerin cıvalarını patlatan hava sıcaklıkları... Kararnamelerle Meclis'i devre dışı bırakayım derken Çankaya yüksek gerilim hattına kapılan hükümetin cayırtılı yanışı...
İki müfettişle işine son verilecek olan memurların yüreklerinden yalazlanarak çıkan 'ah'lar...
F tipi cezaevlerinde çocuklarının akıbetlerinden endişelenen ana babaların göklere yükselen feryadı...
Bir yıl önce tarihinin en büyük felaketini yaşayan Türkiye'nin yaklaşan 17 Ağustos ile birlikte acıları tazelenen yüreği...
Ve daha birkaç gün önce hepsinin üzerine tuz biber eken sıcak bir haber: DGM başsavcısı nihayet Fethullah Gülen hakkında gıyabi tutuklama kararını çıkarttı...
Dedim ya ağır bir yaz bu.
Yanık kokuları kristal ekranlardan hafızalarımızın hücrelerine taşınırken donuyor. Dışarıdaki yanık yaz, içimizde buz kesiyor.
Çok değil, daha birkaç gün önce "İşte Sezer farkı" manşetleri ile selamladıkları Cumhurbaşkanı'nı son kararname krizinden sonra tabularına dokunulmuş yerliler gibi lanetleme seanslarına layık gören basının mürailiğine söylenecek söz kaldı mı?
Depremden tam 1 yıl sonra bütün yaraları sardıklarını gözlerinin içine baka baka söyleyen Mesut Yılmaz'a Gölcüklüler haklı olarak tepki gösterdiler. Ve söylediklerinin tırnağının Gölcük'e değmediğini hatırlattılar kendisine. Depremin merkez üssü olan Gölcük'e nerede ise çivi çakılamayışının gerekçelerini açıklamak düştü bu defa Yılmaz'a.
Mesut Yılmaz aslında mert bir politikacı. Bundan birkaç yıl önce başbakanken bir uçak yolculuğunda "Türkiye tımarhaneye benziyor." demişti gazetecilere.
Doğru. Dışarıdan bakan birisi için yerinde bir tarif bu. Yanlış. Çünkü ne yazık ki Sayın Yılmaz da bu tımarhanenin içinde.
Fethullah Gülen'in tutuklanma kararını duyunca nedense Yılmaz'ın yıllar önceki bu sözünü hatırladım.
Yargı kararıdır, tartışılmaz. Ancak bir de vatandaşın vicdanı diye bir şey var.
Baklava çalan çocuklara 10 yıl ceza veren yargı sistemimiz koca Susurluk davasında bula bula bir kamyoncuyu mahkum ettirebildi.
Bunun vatandaşın vicdanında ne kadar derin bir adalet yarası açtığını tahmin edebiliyor musunuz?
Ömrünü ülkesinin insanlarını daha aydınlık bir geleceğe taşıma misyonuna vakfeden bir insanı, dünyanın "çağdaş uygarlık düzeyi"ne ulaşmış ülkelerinde başları üstünde taşırlar. Üstün hizmet madalyalarıyla ödüllendirirler.
Dünyanın gönlü zengin fakat maddeten en fakir insanlarından olan Sayın Gülen'in en büyük sermayesi, gönlü. Gönülden gönüle yapılan çağrıya kim karşı koyabilir?
Onun tavsiye ve teşviki ile kurulan yüzlerce okul, bugün dünyanın dört bucağında kaliteleri ile ışık saçıyor. Eksi 50 derecede çalışmak üzere bir insanı Sibirya'da öğretmenlik yapmaya göndermenin ne büyük bir gönüllülük örneği olduğunu kendi nefsinize sorarak anlayabilirsiniz.
Fethullah Gülen'in misyonu, Türk halkındaki büyük yapıcılık yeteneğini keşfedip yönlendirmesinde billurlaşmaktadır.
Onun şahsi mirası ise Osman Gazi'nin çocuklarına bıraktıklarından farklı olmayacaktır: Birkaç hasır, birkaç baş koyun ve gerçeği rüyasından güzel olacak bir gelecek vizyonu.
m.aramagan@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
13/
06/
2000...
Sınır
20/
06/
2000...
Osmanlı'yı donduran soğuk
23/
06/
2000...
Güneşin batmadığı günler
27/
06/
2000...
Rusya-Türkiye diyalog köprüsü
04/
07/
2000...
Osmanlı'nın ''muhteşem'' gerilemesi!
11/
07/
2000...
Ertuğrul Özkök'ün eşi başını örterse!
18/
07/
2000...
Yılmaz Karakoyunlu'nun hayalî tarihi
25/
07/
2000...
Abant'ta demokrasiyi demokratikleştirmek
01/
08/
2000...
İslamcılık uçurumu
08/
08/
2000...
Bassam Tibi'nin aklı İslamcılığa basar mı?
|