GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

16/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Başlıklar

Haberler

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Bütün Haberler

Diziler

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Televizyon

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


Ahmet KURUCAN

Yaklaşımlar

Yargıda dönemeç

Eylül ayının ilk çarşambası başlayacaktım bir süredir ara verdiğim yazılarıma. İlk yazım için şimdiden fikrî hazırlıklar içindeydim. Yazı yazmadığım süre içinde aslında kendi alanımla ilgili yazacak oldukça yoğun gelişmeler yaşandı Türkiye'de.

Ben de onların bütününe ait bir değerlendirme yapmayı planlıyordum. Abant Platformu, Avrasya İslam Şûrası, Diyanet İşleri Başkanı'nın dinde reform şeklinde basına yansıyan açıklamaları, İl müftüleri toplantısında alınan kararlar vb. Fethullah Gülen hakkında verilen gıyabi tutuklama kararı Mustafa Armağan'ın deyimiyle tüm bunların üzerine tuz-biber ekti ve tarihe kayıt düşme isteğim ağır bastı. Onun için yazılarıma planladığımdan önce başlıyorum.

Fethullah Gülen hakkında 'devletin anayasal temellerini değiştirmeye yönelik çete kurmak' iddiasıyla giyabi tutuklama kararı verildiğini duymayan kalmadı. Son bir haftadır dünyanın dört bir yanından gelen tepkiler kararın kamu

vicdanında ne kadar kabul gördüğünün sabit ve şaşmaz bir göstergesi aslında.

Pekala Fethullah Gülen kimdir? Gülen'in gıyabi tutuklu olarak yargılanmasını gerektiren dava yani 'çete' nedir? Çetenin unsurları kimlerdir ya da nelerdir?

Yoksa hukuki alanda bizim bildiğimizden farklı bir çete tanımı mı vardır? Söz gelimi bu çetenin Türk insanının hafızasında ayrı bir yeri olan Susurluk çetesi ile ne gibi benzerlikleri veya ayrılıkları söz konusudur? İkisini de çete üst başlığı altında birleştiren unsurlar nelerdir? Çete başının(!) yargıdan kaçması veya delilleri yok etme ihtimalinin bulunması ne anlama gelmektedir?

Bu kararı alanlar dahil Türkiye'de yaşayan hemen herkes biliyor ki Fethullah Gülen hayatını vatanı, milleti, devleti ve dini uğruna vakfetmiş mümtaz bir şahsiyettir. Ülkemizin manevi dinamiklerinden biridir o. Halkın kendisine olan haklı teveccühünü şahsi çıkarları için değil vatanı ve milleti uğrunda kullanmayı tercih eden ve ömrünün 30 yılını devletin resmî kurumu Diyanet İşleri'nde çeşitli görevlerde bulunarak geçiren bir din adamıdır. Çok az insana nasip olacak derecede kahve sohbetlerine varıncaya kadar hemen her konuşması bantlara kayıt edilmiştir. 30'u aşkın eseri piyasada satılmaktadır. Eğitim alanında yapmış olduğu öncülük bugün herkes tarafından takdirle yâd edilmektedir. Yurt dışında ve yurt içinde açılan onca eğitim yuvası bugün Türkiye'nin gurur abideleri olarak dimdik ayakta durmakta ve ülkemizin gerek bugün gerekse yarınları adına en önemli kaynağı durumundadır. Cumhurbaşkanları başta olmak üzere devletin en üst düzey yetkililerinin Fethullah Gülen'e ve onun öncülüğünde kurulan kurumlara bakış açısı, onlarla münasebeti meydandadır.

Şimdi hayatı boyunca yapa geldiği tüm faaliyetleri, eserleri, bantları ile herkesin gözü önünde olan böylesi bir dinamiği 'çete başı', devlet ve millet menfaatine endeksli bu faaliyetleri gerçekleştirenlere 'çete üyesi' iddasıyla ortaya çıkmak her şeyden önce devletin kendisini inkârdır. Öyle ya yurt içi ve dışı eğitim kurumları, mal varlıkları, bağlıları ile devletin varlık ve bekasını tehdit eden bir oluşum sabahtan akşama meydana gelmedi ve gelemezdi de. Öyleyse adama sorarlar; daha önceleri nerelerdeydiniz?

Ben Türk yargı tarihi açısından oldukça önemli bir dönemecin eşiğinde olduğumuzu düşünüyorum. Ünü yaptığı etkinliklerle bütün dünya sathına yayılmış bir insanın çete kurma iddiası ile yargılanması bütün dünya kamuoyunu en azından Apo davası kadar meşgul edecektir. Türk adalet sisteminin dünya kamuoyu nezdindeki yeri ise malum. Dava beraatle neticelense dahi bu davadan dolayı Türk yargısının ve Türkiye'nin alacağı menfi puan, Türkiye'yi uluslararası arenada ayrı bir çıkmaza sürükleyecektir. Ve sonuçta kaybeden Türkiye olacaktır.

Türk milleti tarihinde nice kahramanlar çıkarmıştır. Nice manevi dinamikler bizim milletimizin ayrılmaz bir parçasıdır. Fakat bunlar arasında gerek faaliyet alanlarının çeşitliliği ve genişliği, gerekse gönüllülük esasına bağlı biçimde bu faaliyetlere destek veren insanların nicelik ve niteliği ve gerekse söz konusu etkinliklerin bugün ve yarın bağlamında değil sadece Türk insanına, tüm insanlığa kazandıracağı faydalar bakımından bu kadar etkin bir konuma sahip bir baskası var mıdır bilmiyorum. İhtimal yoktur.

Bu safhada öz kaynağımızdan çıkarttığımız, A'dan Z'ye yerli sivil toplum mimarına sahip çıkma yerine onu yemeyi tercih etme, belki devletin değil ama devletin kendine sunmuş olduğu sosyal statüyü ve o statünün sunduğu imkanları kaybetme endişesi duyan bir avuç insanın bir yanlışı ve ayıbı olarak tarihte yerini alacaktır. Fakat yukarıda dedim, kaybeden, ulusal ve uluslararası arenada Türkiye olacaktır.

Fethullah Gülen'ler kolay yetişmiyor. Unutmayalım, adalet mülkün temelidir.


a.kurucan@zaman.com.tr



Yazarımızın en son yazıları


| Ana Sayfa | Başlıklar | Haberler | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.