Çetesini sevdiğimin sürrealizmi Çete ha!..
Buna, aklı yerinden uçmamış, vicdanı tefessüh etmemiş hangi insaf sahibini inandırabilirsiniz? Fethullah Hoca'ya yapılan "çete oluşturma" suçlaması, sürrealist bir hukuk anlayışıyla karşı karşıya olduğumuzu gösteriyor.
Bu sürrealizmin öncüleri ve onlara gürültüyle, çığlıklarla, alkışlarla destek verenler kısa süre sonra çok renkli ve zevkli bir mizah edebiyatına kaynaklık edebilirler. Çığlıklar susup rüzgârla dolu yelkenler yere indiğinde, bu sürecin kudretli öncülerinin ve alkışçılarının aslında üçüncü sınıf birer mizah kahramanından başkası olmadığı da ortaya çıkacaktır. Onlara hep birlikte güleceğiz ve bu, aklı başında insanlar için iyi bir eğlence kaynağı olacak.
Birileri, dünya çapında örgütlenmiş (!) bir çeteyi (!) ortaya çıkarma başarısını gösterdiklerini sanıyor ve bu başarının sarhoşluğunu doyasıya yaşıyorlar. "Tutuklama kararı"ndan sonra kaç şampanya patlattılar, başarılarını hangi gece kulübünde kutladılar bilmek isterdim.
Üzücü (!) olan şu ki, bu dev başarı kamu vicdanından zerre kadar destek görmüyor. Kime bir mikrofon tutsanız "Hayır" diyor. "Olmaz böyle bir şey, Fethullah Hoca'nın çetesi olamaz. O bir gönül adamıdır." Ne olacak o zaman? Bunca kaset yayını, bunca manşet, bunca "itirafçı" beyanı boşa mı gidecek? Bunca çığlık, bunca alkış, bunca intikam hırsı... Tam da işin sonuna gelmişken... Şampanyalar boşuna mı patlatıldı, "bitirme", "yok etme" iştahından duyulan "hazlar" yarıda mı kalacaktı?
Şunu belirtmek isterim ki; böyle bir "sıfat" değerli Fethullah Gülen Hocaefendi'nin ve onun sevenlerinin, arkadaşlarının, dostlarının isimlerinin önünde ne yapsanız durmaz. Onların temizliği, saffeti, " çete" gibi karanlığı ve çıkar şebekesini çağrıştıran bir yakıştırmayı anında atar üstünden.
Fethullah Hoca'nın etrafında oluşan sevgi çemberi, akşamdan sabaha gerçekleşivermiş sun'i bir oluşum değildir. 40 yılda, kahve sohbetlerinde, cami kürsülerinde ve yayınlanmış bir kütüphane dolusu kitapla ev ev, köy köy, şehir şehir ve ülke ülke dokunmuş bir gergeftir... Bir gönül birlikteliğidir bu; bir gizli örgüt, bir çıkar şebekesi değil. Gönülden gönüle akan bir sevdadır. Bu sevdanın neye dönüştüğünü sevdalı insanların "eserlerine" bakıp görebilirsiniz. Hayallerini, yüreklerini ve kazançlarını "esere" dönüştüren bu insanların, boğazlarından haram bir lokma geçmiş değildir. Bırakın "çıkar" peşinde koşmayı, onlar kendi helal kazançlarını bile başkalarının yararı için harcamayı zevk haline getirmişlerdir. Anadolu'da en büyük şehirden en küçük kasabalara kadar boy boy yükselen okulların, vakıfların, yurtların; dünyanın onlarca ülkesinde çiçek açan kolejlerin ve üniversitelerin temelinde, holding sahiplerinden fabrika işçilerine, öğretmenlerden esnafa, ev hanımından öğrenciye, on binlerce, milyonlarca insanın, anasının ak sütü gibi temiz, helal kazancı ve emeği; en azından duası vardır.
Fethullah Hoca'nın gizli örgütü, çetesi, partisi, cemiyeti değil, dostları ve sevenleri vardır. Örgütler dağıtılır, çeteler çökertilir, cemiyetler yıkılır; ama gönül bağları asla yok edilemez. Gönüllerini güzel insanlara güzel mesajları taşımak sevdasına kaptıran bu insanların mesleği peygamber mesleğidir. Öğrenme ve öğretme mesleği... Mevlana mesleğidir, pişme ve yanma mesleği... Yunus Emre mesleğidir, 40 yıl dergaha doğru odun taşıma mesleği... Onlar başkalarının mutluluğu için yaşarlar; başkalarının mutluluğundan mutluluk çıkarırlar. Başkalarının çocukları için kendi çocuklarını, eşlerini ve mutluluklarını feda edebilirler. Ve tüm bu yaptıkları için bir çıkar, bir ücret beklemez; geri dönüp bakmazlar. Onların örneği, insanlara tebessüm etmeyi en büyük sadaka sayan Hz. Peygamber'dir. Onlar, dağların sevgiyle aşılacağına, buzların aşkla çözüleceğine inanmışlardır. Bulundukları her ortamda barıştırıcı, birleştirici, sözüne itimat edilir insan olmuşlardır. Onları şucu ya da bucu diye adlandırmanın, kategorize etmenin imkanı yoktur. Ne bir kalıba sığarlar, ne bir siyasi partiyle, ne örgütle, ne de "ci, cı, cu, cü" sıfatlarıyla anılabilirler.
Onlar yeryüzünde "insan-ı kamil" olmanın peşindedirler. Sevgili dostumuz Nuh Gönültaş'ın yazdığı gibi, "onların derdi devleti ele geçirmek değil, nefislerini ele geçirmektir". Onların hayallerinin yanında, "devlet" çok küçük ve süfli bir ideal olarak kalır.
"Sürrealist hukuk"un öncülerinin ve alkışçılarının, "çete" hükmünü verdikleri bu insanları tanıdıklarını sanmıyorum. Tanısalardı yaptıklarından utanırlardı. Eğer gerçekten tanıyor ve buna rağmen suçlamada bulunuyorlarsa, niyetleri hakikaten kötüdür ve onlardan, onların ülkeye, bu ülkenin temiz insanlarına verecekleri zarardan korkulur.
a.colak@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
08/
07/
2000...
Ölümün rengini karartan manşetler
15/
07/
2000...
Yazın serin efsanesi
22/
07/
2000...
''Öteki''nin öyküsü
29/
07/
2000...
Bu dili kim bilir kim anlar?
05/
08/
2000...
Tadı damağımda
12/
08/
2000...
Okurun tahammül mülkü yıkılırsa
16/
08/
2000...
Hüzünlü bir yıldönümü Hayat normale dönemiyor
17/
08/
2000...
ONLAR EVSİZ ve mezarsız...
18/
08/
2000...
ÇOCUKLAR unutulmasın
|