Kedilerin bir ricası var
Bizler, kışın soğuktan ve yağmurdan, yazın da sıcaktan serinlemek için arabalarınızın altında barınmaktayız. Bizleri çok seven siz insanlar! Arabalarınızı çalıştırmadan önce, sonradan üzülmemeniz için lütfen arabalarınızın altına bakar mısınız?
Poşet poşet içine koyup ağzını sıkıca bağladığınız yemek artıklarınızı kocaman çöp bidonlarına dökeceğinize, çöpün yanına yememiz için bırakır mısınız? Bizleri, hem çöp bidonlarına engelli atlama yapmaktan hem de kapağı kapanan bidonların içine hapis olmaktan kurtarmış olursunuz.
Can dostumuz hav hav kardeşlerimizi de unutmayalım.
Pisi Derneği adına Ömer Barutçu / Balçova-İzmir
Rüyalar gerçek olsa...
Güzeldir dünya; riyakarlar, vefasızlar, yağcılar ve diğerleri olmasa daha güzel olurdu.
Çünkü her yer, birbirinden güzel, Yaratıcı'nın eserleriyle dolu. Ama insanlar olmasaydı. Ya da sevdiğim insanlar ve ben olsam ya da bana zarar vermeyenler olsaydı... Birbirine değer veren, saygılı varlıklar. Bunları bir şölene çağırsam, yanlış anlamayın yemek yemeleri için değil, pişecek yiyecekleri bekleyerek sabrı öğrenmeleri için. Güzellikleri sabırla bekleseler, geldiğinde birbirleriyle paylaşsalar. Mutlu olmayı hak edenler, hak ettiklerini elde etseler. Sabır bunun tek çaresi olsa. Ben bunu rüyamda görüyorum. Uyandığımda inanın ki çok çabuk anlıyorum uyandığımı. Çünkü gerçek, hiç benzemiyor rüyama. Ne der Emel Sayın, rüyalar gerçek olsa... (lay lay lom). Ayşe Nida Ersöz - Mersin
Mavi kanatlı kuş
Mavi kanatlı kuş
Demek gidiyorsun, uzaklara.
Git sevgiyle,
Git güle güle.
Mavi kanatlarını çırp
Gökyüzünde sevinçle.
Yeni yerler gör,
Yeni arkadaşlar bul.
Selam götür gittiğin yerlere.
Unutma dostluğu, arkadaşlığı.
Unutma yurdunu.
Mavi kanatlı kuş
Uç sevgiyle
Uç gönlünce
Bir gün dön gel yurduna
Gülen gözlerinden öpeyim
Seni doyasıya.
Erhan Sert - Kartal/İstanbul
Yaramaz mavi kuşum
Komşumuzun tatile gittiği için bize bıraktığı mavi kuş meğer ne yaramazmış! Kafesini temizlemek için birkaç kez serbest bıraktım ve korkarım o da buna alıştı. Şimdi ne yapıyor biliyor musunuz? Nerden bileceksiniz...
Şu anda bu yaramaz kuş kafes parmaklıklarını kemiriyor. Evet evet aynen okuduğunuz gibi. Parmaklıklar arasında geniş bir mesafe saptamış ve bu genişliği her gün genişletmeye çalışıyor. Bilmem anlatabildim mi? Geçen gün de kafasını o aralıktan dışarı çıkardı. Öyle korktum ki, hemen açık olan balkon kapısını kapattım. Ne de olsa emanet kuş. Ne derler bilirsiniz: Emanet malın canı kıymetlidir.
Bir ara şöyle düşündüm: Ne garip ki bu özgürlüğe susamış kuşla, hapishanedekilerin derdi aynı. Bu yaramaz kuş da dışarı çıkmak için tünel kazıyor, onlar da!
Zehra Eren - Kartal / İstanbul
Rüyalar âlemi
Bir rüya vardır.
Rüyalar alemi.
Bizim rüyalarımız onlar.
Bizim hayallerimiz.
Bir rüya gördüm.
Güller arasındaydım.
Sanki gerçekti.
Rüyalarım
Onlar bizim rüyalarımız.
Hümeyra Tepeyurt
Emirdağ / Afyon
AHVAH BABA: Değiniler, değiniler...
Bir arkadaşım bana çektiği bir mesajda diyor ki: "Susmak, dayanılması güç bir hazır cevaptır." Söz çok hoşuma gittiği için uzun uzun sustum ve böylece bilmem ki kime uzun uzun cevaplar vermiş oldum. Şimdi ise kısa değinilerde bulunmak durumundayım. Çünkü mektuplar çok fazla ve çünkü ben sizden gelen mektuplara değinmeden yapamam.
Muğla/Dalaman'dan yazan Muhiddin Mehmet Gürkan isimli okurumuz baştan sona kekeleyerek bir mektup kaleme almış. "Ya-yanlış bi-bi-bişey mi yaptım da ba-bana kızzzdınız?" diye başlayan bir mektup ve ilerleyen kısımlarında yine kekeme olarak kendisini savunurken kaplanlar gibi vahşi olmayacağını, rakibinin gözüne de vuracağını belirtiyor. Hoş bir mektup doğrusu. Yalnız bana kendisi değil de kalemi kekeme imiş gibi geldi. Tükenmez yerine kurşun kalem kullanabilir sanıyorum.
Aydın'dan yazan Serkan Aktaş isimli okurumuz bir Arnavut olduğunu belirtiyor ve yaşadığı kasabanın da hep göçmen Arnavutlarla dolu olduğunu söylüyor. Sonra tarihimizden örnekler veriyor ve bugün milletimizin neden bu hallere düştüğünü sorguluyor. Ben de diyorum ki aziz Arnavut kardeşim, sen bi Arnavut böreği ve üç çeşit Arnavut yemeği yapıp beni davet et, bu konuları enine boyuna ve tabii ki buzlu cacığına konuşalım.
Eskişehir'den Filiz Kara isimli küçük vatandaş, hiç iyi olmadığını; çünkü ablasıyla sürekli kavga yaptığını, ailesinin de küçük olduğu için hep kendisini suçladığını yazıyor. Sonra da bu sorunun sadece kendisinin değil her ailenin en küçük çocuğunun sorunu olduğunu söylüyor. Ve ekliyor: "Ne yapmalıyız?" Efendim, büyüyünce unutursun diyeceğim ve tabii ki şimdi sen buna inanmayacaksın. Ama lütfen 55 yıl sonra bir görüşelim olur mu Filiz Kara kardeş?..
Burdur/Bucak'tan yazan Yasin Süleyman Tülkay kendisine ulaşamayan bir hediye ile ilgili olarak yazıyor ve bu yanlışın düzeltilmesini istiyor. Ben ne yapıyorum, sayfa ilgilisi arkadaşa bu yanlışın düzeltilmesini reca ediyorum ve sonuçta yanlış düzeliyor. İyi mi oluyor, bilemem ama verilen adres okul adresi ve okullar şu an kapalı. Yani gönderilecek hediyenin yine ulaşmama ihtimali var. Demek ki ne gerekiyor, bu okurumuzun acilen ev adresini bildiren bir mektubu bize ulaştırması gerekiyor.
İzmir/Narlıdere'den yazan İnci Yüksel adındaki muzip okurumuz, bir arkadaşımızın dertlerini küçük bulmamıza biraz kızmış, mektubunu da "tavsiye edeyom, ben gideyom, sen düşüneyon, mektubu yayınlıyon, yoksa ben seni keseyom. I'm cideyirum, yok citmeyirum, vaz geçtim going to" diye bitiriyor. Ben bu mektuba ne demiyorum? Bir şey demiyor, vatandaşlarımızın bu kadar kararsız olmalarında işbaşındaki hükümetin bir etkisi olup olmadığını düşünüyorum.
Bursa/Mudanya'dan İrem Filiz Dalkılıç isimli okurum, inci gibi bir yazıyla (yukarıdaki muzip İnci gibi değil) içten bir mektup yazmış. Mektubuna hoş ve hisli bir dörtlük de ekleyen kardeşimize teşekkür ederken Mudanya'nın tadını çıkarmasını istiyorum. Çünkü geçenlerde bu güzel ilçeye gittim, daha da ötesine uzandım. Ne kadar güzel yerlermiş şaşırdım. Hele, bu bölgelerle ilgisi olmayan Kastamonu, İnebolu. Aman Allah'ım. Ne güzel yerlerimiz var şu ülkede. Ve kimler yüzünden bu güzellikleri telaffuz bile edemeden geçip gidiyoruz, geçip gidiyoruz...
Bugün ne var?
Zil çaldı,
Açtım hemen,
Merdivende gazetem duruyor.
Açık Şemsiye sayfası da var.
Neler yazıyor acaba bugün?
Elif Medine Othan - tuzla / İstanbul
Yağmurluk: Eski dostlar
Hani unutmayacaktık birbirimizi, "eski dostlar" şarkısı bizi anlatmayacaktı. Birimiz gecikse de yine buluşacak, ipe sapa gelmez şeyler konuşacaktık. Birbirimize hep anlattığımız gibi, yine hayallerimizi, hayal kırıklıklarımızı ve hayatı anlatacaktık. Ne oldu bize hey dost!
Sen dost her sıkıldığında beni arardın, ben de her sıkıldığımda seni. Sana sıkıntılarımı her anlatışımda bunalır, benden çok sıkılırdın. Sonra ben senin haline güler eğlenirdim.
Dinlediğim radyo programlarını, okuduğum kitapları, seyrettiğim filmleri, ders notlarımı, hayatta yakaladığım küçük ayrıntıları seninle paylaşırdım.
Bir gün beni arayıp "bana iyi bir şeyler söyle" demiştin. Oysa o gün kendime bile söyleyecek iyi bir şeylerim yoktu.
Sen dost, konuşurken iki kelimenin arasından asırlar geçerdi bazen, bense aceleciydim, bir çırpıda duymak isterdim, anlatacaklarını.
Hey dost, aramızda mesafeler olsa da, biliyorum duyuyorsun sesimi. Sen vefasız, ben vefasız, yollar, teller vefasız olsa da biliyorum dostluğumuz vefalı.
Bugün uzun zamandır aramadığınız bir dostunuzu arayın, vefasız olmadığınızı ispatlayın.
*Selma Gül / İstanbul
Anneanneciğim
Anneanneciğim.
Seni yılda bir görsem
Yeter mi? desem
Yetmez ki
Seni yılda bir görmem
Ben senin yanında
Hep kalmak isterim
Çünkü sen benim
Bir tanecik anneannemsin.
Elif Sıdıka Doğan - Enschede / Hollanda
Veremem ki...
İki fakir konuşurken biri öbürüne sorar: "Arkadaş meselâ, senin iki araban olsa, birini de bana verir misin?"
"Tabii veririm" "Ya iki evin olsa, birini bana verir misin?" "Tabii ki"
"İki horozun olsa birini bana verir misin?" "Hayır, veremem." "Peki, niye vermezsin?" "Var da onun için vermem."
Mesude Lahna - Soma / Manisa
Mektubu gelenler
"Tabii veririm" "Ya iki evin olsa, birini bana verir misin?" "Tabii ki"
"İki horozun olsa birini bana verir misin?" "Hayır, veremem." "Peki, niye vermezsin?" "Var da onun için vermem."
Mesude Lahna - Soma / Manisa
|