GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

20/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


FİKİR PLATFORMU 

Yavuz Bülent BAKİLER


Türk Cumhuriyetlerindeki Liselerimiz: Işığın Gülleri

Gittiğim her Türk cumhuriyetinde o okullarla ilgili araştırmalar yaptım. Öğretmenleriyle, öğrencileriyle, velileriyle uzun uzun konuştum. Gördüm ki, anladım ki, o okullar da müspet ilimlerin ve bizim kültür değerlerimizin ata yurdumuzda açan mübarek çiçekleridirler.

Ben malûm devletlerin, birtakım hinoğlu hin ajanlarıyla, neden o özel okullarımıza saldırdıklarını çok iyi anlıyorum; ama Türkiye'de, Türk asıllı birtakım kimselerin düşmanlıklarını bir türlü kavrayamıyorum.

Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki: Türk cumhuriyetlerinde açtığımız özel okulların ne olduğunu veya ne olmadığını, o ülke idarecileri, bazı şeriat şamatacılarından, ümmetçilik umacılarından bin kat daha iyi bilmektedirler.


OKULLAR Türkiye'nin sesi

Orkun'un geçen sayısında, Lokman Uzel imzalı bir yazı çıktı. Yazının başlığı dikkatimi çekti: "Sır perdesini aralıyoruz. Fethullahçı okulların Orta Asya mâcerası"

Orkun'un altı sahifesine sere-serpe uzanan o ithamnameyi, büyük bir dikkatle okudum. Çok şaşırdım. Sonra bir kere daha okudum; sonra bir kere daha! Her defasında, anlatılmaz bir kinin, bir öfkenin, diş gıcırtılarından ve akıl almaz yanlışlarından başka hiçbir şey göremedim.

Yeni Türk cumhuriyetlerinde açılan özel okullar aleyhinde yazıp çizenler, atıp-tutanlar çok oldu. Ama ben, o güzelim eğitim ocaklarımızı böylesine insafsız suçlamalarla, yerden yere vuran bir yazıyı ilk defa Lokman Uzel imzasıyla okudum. Kim bu Lokman Uzel? Bu bir takma isim mi; yoksa gerçekten böyle bir kimse var mı bilmiyorum! Doğrusu, onu tanımayı, bir süre yüzüne, gözlerinin içine, boyuna-posuna bakmayı çok isterdim.

Fethullah Gülen Hocaefendi'nin, yeni Türk cumhuriyetlerinde ve dünyanın çeşitli ülkelerinde açılmasına önayak olduğu okullarla benim kıl kadar olsun şahsî bir menfaatim yoktur. Ama o okullarla benim fikir ve gönül beraberliğim vardır. Beni yakından tanıyanlar, elli yıldan beri Turancı olduğumu, Turan şiirleri yazdığımı, en az elli kürsüde Turan dâvâsını anlattığımı çok iyi bilirler. Ankara Televizyonu'nda, tam altmış altı programla Türk dünyasını dile getirdiğimi burada belirtmek istiyorum. Sonra, bu gönül programlarına otuz beş yeni programla Samanyolu Televizyonu'nda da devam ettim: Yani ben, hem yüz bir televizyon programıyla Azerbaycan ve Türkistan Türklüğünü, Türkiye Türklerine göstermeye, sevdirmeye çalışan; hem de Orkun'da çıkan Turan isimli şiirimi Samanyolu Televizyonu'nda sesimin en gür tonuyla okuyan bir kimseyim.

Acaba 75 yıllık Cumhuriyet idaresinde, kaç kişi 101 televizyon programıyla bize Türkistan'dan güzellikler taşıdı? Acaba 65 milyonluk Türkiye'de herhangi bir televizyon kanalından kim bir tek Turan şiiri okuyabildi? Bitti mi? Hayır!

Rumeli Türklüğünü anlatan Üsküp'ten Kosova'ya isimli kitabım. 9. baskısıyla tam 48 bin okuyucuyla kucaklaştı. Türkistan Türkistan isimli kitabım, 7. baskısıyla 35 bin eve girdi. Bu kitaplar YÖK tarafından bütün üniversitelerimize tavsiye edildi. Bazı üniversitelerimizde yardımcı ders kitabı olarak okutuldu.

Bunları yazışımın elbette bir sebebi var: Türkistan ve Azerbaycan benim karasevdamdır. Yüreğimde bir şahdamardır. Daha düne kadar Türkiye'de birtakım cahil, korkak, pörsümüş beyinler, Azerbaycan'la ve Türkistan'la ilgilenmeyi bir mâcera olarak kabul ediyorlardı. Türkistan sevdalılarını, büyük Türkiye idealistlerini tabutluklara tıkıyorlardı. Zaman ve hadiseler, ayan-beyan göstermiştir ki Azerbaycan'la ve Türkistan'la ilgilenmek değil, ilgilenmemek mâceradır. Gaflettir, dalâlettir, hatta ihanettir. Türkiye'nin ve Türk dünyasının kalkınmasını, "dilde, fikirde, işte birlik" içinde olmasını engelleyen her yazı, her beyan, her hareket, benim elbette dikkatimi çekecektir. Bu mukaddes dâvâyı çelmelemek isteyenler, elbette beni de karşılarında bulacaklardır. Lokman Uzel'in yanlışlıklarla, yalanlarla, iftiralarla yüklü yazısına cevap vermem benim büyük dâvâmla ilgilidir.

Lokman Uzel'in anlaşılmaz bir sebeple yerden yere vurmaya çalıştığı o okulları yakından tanıma fırsatı buldum. Gittiğim her Türk cumhuriyetinde o okullarla ilgili araştırmalar yaptım. Öğretmenleriyle, öğrencileriyle, velileriyle uzun uzun konuştum. O okulların, ışığın gülleri olduğunu gördüm. Işık: Müspet ilimlerdir, bizim kültür değerlerimizdir. Gördüm ki, anladım ki, o okullar da müspet ilimlerin ve bizim kültür değerlerimizin ata yurdumuzda açan mübarek çiçekleridirler. Türkiye'ye döndükten sonra o okullarla ilgili müstakil programlar yaptım:

Azerbaycan'da Işığın Gülleri, Türkmenistan'da Işığın Gülleri, Özbekistan'da Işığın Gülleri, Kazakistan'da Işığın Gülleri, Kırgızistan'da Işığın Gülleri.. ismi altında Tv programları hazırlayıp sundum. O okullarda vazife gören fedakâr, çalışkan, vatansever, idealist öğretmenleri ışığın süvarileri olarak takdim ettim. Öğrencilerle, öğrenci velileriyle, yeni Türk cumhuriyetlerinin idarecileriyle görüştüğümde, onlardan îma yoluyla olsun bir şikâyet almadım. Dinlediklerimi de birer birer ekranlara getirdim. Bütün Türk cumhuriyetlerine müteaddit defalar gidip geldim. Toprağına 10 defa ayak bastığım Türk cumhuriyetleri oldu. Bu gezilerim esnasında üç devletin özel okullarımızı yıpratmaya çalıştıklarını gördüm. Bunlar: Rusya, İran ve Amerika Birleşik Devletleri'dir. Gördüklerimi, duyduklarımı Türkiye Gazetesi'ndeki köşemde yazdım da; çıktığım kürsülerde söyledim de! Ben malûm devletlerin, birtakım hinoğlu hin ajanlarıyla, neden o özel okullarımıza saldırdıklarını çok iyi anlıyorum; ama Türkiye'de, Türk asıllı birtakım kimselerin düşmanlıklarını bir türlü kavrayamıyorum.

 

Uzel'in sır perdesi!

Şimdi gelelim Lokman Uzel'in araladığı sır perdesine: Ne diyor Lokman Uzel? Lokman Uzel, orada, Türkistan'da açtığımız "Özel okullarda vazife alan öğretmenlerimizin ve eşlerinin yabancı dil bilmemelerinden dert yanıyor. Öğretmenlerimiz de, öğretmen eşleri de bir konuyu derinlerine inecek seviyede bölge dilini öğrenemedikleri için eşlerinden başka hiç kimse ile ilişki kuramamaktadırlar." diyor.

Bu iddia doğru mu? Doğru değil!

Önce şu hususa dikkatinizi çekmek istiyorum:

ABD 1980 yılından itibaren bazı üniversitelerine, Türkistan Türk lehçelerini ders olarak koymuştu. Amerika'da okuyan öğrencilerimiz de, o lehçeleri Amerikalılarla birlikte öğrenmeye başlamışlardı. Türkiye'de 1990 yılına kadar, Türk lehçeleriyle ilgili, ciddî bir eğitim yapılmadı. Peki 1990 yılından sonra, Türkistan'a giden öğretmenlerimiz ve yardımcıları, Türkmen, Kırgız, Kazak, Altay, Özbek.. Türkçesini nasıl bileceklerdi? O öğretmenlerimiz, gittikleri bölgelerde konuşulan Türkçeyi, en geç 5-6 ay içinde rahatlıkla kavradılar. Bir yıl sonra hem öğrencileriyle, hem de onların velileriyle çok rahat konuşmaya başladılar. Nitekim Türkiye'ye gelen Türkistan asıllı öğrenciler de 3-4 ay içinde meramlarını rahatlıkla ifade eder oldular. Gittiğim bütün Türk cumhuriyetlerinde öğretmenlerimizin bölge dilini çok iyi bir şekilde konuştuklarına bizzat şahit oldum. Dokuz seneden beri, Türk cumhuriyetlerinde çalışan öğretmenlerimizin bölge dillerini yeterli miktarda bilmediklerini iddia etmek, insafsızlığı donduracak nispette insafsızlıktır.

Türk cumhuriyetlerindeki öğretmenlerimizin bölge dillerini yeterli derecede bilmediklerini iddia eden Lokman Uzel, acaba Türkiye Türkçesini doğru-dürüst biliyor mu? Bilmiyor. Onun altı sayfalık yazısında 28 Türkçe ve üslûp yanlışı yapması, beni dehşete düşürdü. İşte onlardan birkaç örnek; diyor ki: "Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin en uygunsuz girişimlerinden birisi de, Türk okulları adı altında şerait yayma girişimcilerine yol açmış olmasıdır."

Bir cümledeki iki girişim kelimesi olur mu? Lokman Uzel, Türkiye Türkçesini birazcık bilmiş olsaydı bu iddiasını şöyle ifade edebilirdi: "Türkiye Cumhuriyeti hükümetlerinin en uygunsuz girişimlerinden birisi de, Türk okullarında, şeriat taraftarlarına imkân vermiş -yol açmış- olmasıdır."

Diyor ki: "Zaman adındaki yazılı yayınları, Doğu Türk devletlerinde Rus yönetimi dağılmadan önce çıkmakta olan ve şimdi de komünist eğilimi desteklemekte olan bugünkü yönetimleri de destekleyen gazetelerin bir eki olarak çıkmakta."

Bu cin çarpmış cümle sizin de midenizi bulandırmıyor mu? Bir cümle içinde iki "yönetim", "yönetimleri", kelimeleri var. Sonra: "Desteklemekte olan" ve "destekleyen" kelimeleri geliyor. Ve arkasından "çıkmakta olan" ve "çıkan" tekrarları.

"Zaman adındaki yazılı yayınları.." da ne demek? Bir sahifelik ilân da yazılı yayındır, bir fasikül de, bir kitap da, bir dergi de, bir ansiklopedi de! Hazret, "Zaman Gazetesi" diyemediği için Türkçenin başını gözünü yara yara yazıp çiziyor.

Devam edecek

 

| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.