İşinizi .com'larken
Son günlerde herkesin interneti öğrenmek için gayret sarf ettiğini belirten Berrin Ermutlu, "Benim iş hayatına başlarken yapabildiğim şeyleri yapabilsinler diye, eğitimler veriyorum. KOBİ'lerin internet dünyasında başarıyı yakalayabilmesi için, onların ihtiyaç duyacağı bilgi altyapısını sağlamalarına yardımcı oluyorum." diyor.
İnternetin yaygınlaşmasıyla, bilgi teknolojilerine ilgi de artmaya devam ediyor. Şirket içi işlemler intranete, müşteri ilişkileri internete taşınmak zorunda. Bu yeni şartlara uyum sağlayarak başarıyı yakalamak isteyen girişimciler, internet dünyasında öne çıkmak isteyen profesyoneller, KOBİ'ler, iş stratejilerini oluştururken bilgi teknolojileri departmanı ile daha yoğun birlikte çalışmak ve yöneticileri de bu eğitimlerden geçmek zorunda.
90'lı yılların yaygın yönetici eğitimi kaliteydi, şimdi gündemde bilgi teknolojileri var. Berrin Ermutlu da bilgi teknolojileri alanında eğitim ve danışmanlık hizmeti veren Merin-Nesz Co.'nin sahibi.
Berrin Ermutlu, KOBİ'lere yönelik bilgi teknolojileri ile ilgili eğitim ve danışmanlık hizmetleri veriyor. Yeni ekonomide, başarıyı yakalamak için bilmeniz gerekenleri veriyor. Bilgi teknolojileri ile ilgili neler yapabileceğiniz konusunda, donanım altyapısı hakkında yöneticilerinizi hazırlıyor. Ermutlu'yu bu alanda çalışmaya iten şartlar, nedenler ise; yaşamış olduğu iş süreçleri ve başından geçenler.
Berrin Ermutlu, Boğaziçi Üniversitesi İşletme Fakültesi'ni bitirince Amerika'ya gidip master yapmak niyetindeydi. Ama olmadı, dünyaca ünlü Japon şirketi Sumitomo'nun Türkiye ofisinde çalışmaya başladı. Buradaki pozisyonu, onun iş dünyasının önde gelen yönetici ve temsilcileri ile bürokrasinin ve siyasetin ünlü isimleriyle birlikte çalışmasına imkan verdi. Bu çevrenin kendisine ne sağladığını Ermutlu şöyle anlatıyor: "Çok şey öğrenme yanında çok geniş bir alana bakabiliyorsunuz. Burada salyangozların kabuklarını da ölçerdik, ark ocaklarına giden ekipmanların özelliklerine, Dalaman Havaalanı'nın haberleşme projesine de bakardık. İş hayatının ne yöne gittiğini gördüğünüz için değişik bir vizyon elde ediyorsunuz."
Ermutlu, daha sonra DHL'nin Türkiye'deki kuruluş çalışmalarını yürütür. DHL'nin, Arthur Andersen adına yapılanmasını sağlarken, danışmanlık hizmetlerini sevmeye başlar. Yurtdışı gezilerini sevmesi, yabancı kültürlere ilgi duyması onun, yabancı şirketlerin Türkiye'ye gelişleri konusunda çalışmasını kolaylaştırır. Gelen talepler de kendisini teşvik eder. Bu alanda kendisini geliştirmek için, önce Harvard Hukuk Fakültesi dekanı ve bu alanda kitapları olan Roger Fisher ile görüşür. Onların programlarını inceler.
Daha sonra, Kaiser Parmenant'ın Türkiye'ye gelişi için fizibilite çalışmalarını yürütürken sağlık şartları konusunda gözlemlerde bulunur. Bu alanda çalışmak için, Sağlık Kurumları Yöneticiliği'nde master yapmaya başlar.
Halen sağlık alanında da danışmanlık yapan Ermutlu, kendisinin "Rambo gibi" çalıştığını ve bunun için gerekli donanıma sahip olması gerektiğini belirterek şunları söylüyor: "Notebook'u elime aldığım zaman şunu söylüyorum: Ben işe bununla başladım. Sekreterim, asistanım, ekipmanım, faksım, telefonum, her şeyim. Yanımda olduğu sürece, herkes beni işte zannediyordu... Halbuki ben Armutlu'da tatilde yan gelip yatıyorum. Telefon geldiğinde telesekreterim cevap veriyor. Siz nerede olursanız olun."
Şu anda şirketleri internet dünyasına hazırladığını söyleyen Berrin Ermutlu, "Benim iş hayatına başlarken yapabildiğim şeyleri yapabilsinler diye, eğitimler veriyorum. KOBİ'lerin internet dünyasında başarıyı yakalayabilmesi için, onların ihtiyaç duyacağı bilgi altyapısını sağlamalarına yardımcı oluyorum. Bunların interneti etkin bir şekilde kullanabilmesi için, bunun sunduğu olanaklardan yararlanabilmesi için, gerekli donanım altyapısı ile ilgili bilgiler sunuyoruz." diyor. Ekonomi Servisi
Korkularımız alışkanlıklarımız oldu!
Alışkanlıklar önce çok sevimlidir. Zararsız ve sinek ısırması gibi önemsiz gelir insana. Fark edilmeyen, hissedilmeyen, sinsi birer düşman gibidir adeta. Ama gün dönüp zaman geçince öyle bir hale bürünürler ki ne içimizden atabilir ne de tanıyabiliriz onları.
Korkularımız, alışkanlıklarımız olmuştur.
İçe üzgün insanlar haline gelmişizdir.
Bizi sınırlandırırlar, hareketlerimizi ve teşebbüslerimizin arasına girmiş çakıl taşları gibidirler adeta.
Onları atmak... O zayıf kalplere ne mümkün.
Ve zaman gelir bir "korku" medeniyeti yerleşir içimize. "Müjde" dengesinden yoksun "fobi"lerimiz belirmeye başlar. "Tik"ler takip eder onları.
Çabuk bunalan, çabuk kızan, Bağdat Caddesi'nde yarışan, sanal alemde küfredip boşalan, kırmızı ışıkta beklemeyi kendine zül sayan sabırsız insanlar oluruz toplumda.
Her gün haber seyretmekten yorgun kalkan, oturmaktan bunalan hedef yoksunu insanlar...
Ve daha neler neler...
Dostum Mehmet Kökten "Endişe, korkunun kaçıncı şubesi olur?" dedi aniden.
"Birinci" cevabını verince tebessüm etti.
Sahi, endişe korkunun kaçıncı şubesi?
"Şimdiki zamanın yokluğu" diye bir tabir geliştirmiş Nilüfer Göle. "Her şeye ütopik bir şekilde yalaşıyoruz. Yani, ya geleceğin ütopyasına doğru ya da geçmişin ütopyasına doğru kaçıyoruz." diyor hanımefendi.
Korku bunun neresinde?
Korkularımız ya geçmişte yaptıklarımızdan ya da gelecekte olacaklardan. Nilüfer Göle'nin ütopyasına ne kadar yaklaşma varsa burada da o kadar uzaklaşma var. "Hal"deki "yaş"lar da yanıyor bu kadar "kuru"nun yanında tabii. Kendini koruyacak ve savunacak güçten yoksun olan "şimdiki zaman" da kalabalığa dahil oluyor haliyle.
"Kaçmak" sonunda size döner dostlarım.
Problemlerinize, elinizin ıslaklığı geçmeden bir fırsat verme rahatlığı varsa size döner yeniden.
"Yangında ilk kurtarılacak" olan "çözüm ve üzerine gitme" anlayışını tehlike anında devreye sokmalısınız.
Yoksa mı?
Bu takım küme düşer dostlarım.
(Turgay YALANIZ)
|