
Öz değerlerimize bu düşmanlık niye?
Bir insanın; küçük, küçücük bir örnek göstermeden, koskoca bir eğitim camiasını suçlamaya kalkışmasını, acaba hangi akıl, hangi ahlak sahibi mazur görebilir?
Türk cumhuriyetlerin-de, Türkçemizin bayraktarlığını yapan öğretmenlerimize ve onların eşlerine yabancı dil ve mahallî dil öğrenmelerini tavsiye eden Lokman Uzel'e, ben de evvel emirde Türkçemizi iyice öğrenmesini, kavramasını hatırlatırım...
Diyor ki: "Şeriat kavgası verenler, Araplar gibi ak çarşaflar giymiyorlar."
Bir Türk: "Ak gömlek, ak peynir, ak gelinlik, ak duvak.." demez. "Beyaz gömlek, beyaz peynir, beyaz gelinlik, beyaz duvak.." der. Ve bir Türk, başladığı zorlu bir işten, alnının beyazıyla değil, alnının akıyla çıkar.
Diyor ki: ".. içinde bulundukları toplum (Kazak, Kırgız, Özbek ve diğerleri) eşiyle çocuğuyla çoluğuyla kızıyla kızanıyla geçimlerini kazanma ve yüksek eğitim alma yolundadır."
Türkçe, deyimlerle, ata sözleriyle zengin bir dil. Deyimlerimiz de, ata sözlerimiz gibi, yüzlerce yılın süzgecinden geçe geçe şekilleniyorlar. Bizim onları değiştirme hakkımız yoktur. Meselâ biz: "Abur cubur" deriz de cubur-abur demeyiz. "Açık-saçık" deriz de saçık-açık demeyiz! "Doğru-dürüst veya it canlı" deyimlerimizi: "Dürüst-doğru" "canlı it", şeklinde kullananlar, gülünç duruma düşerler. Bunlar gibi biz: "Çoluk-çocuk" deriz de "çocuk-çoluk" demeyiz. Bekir Sıtkı Erdoğan'ın meşhur şiirini hatırlayacaksınız:
"Sıla burcu burcu ille ocağım
Çoluk-çocuk hasretinde kucağım"
Bekir Sıtkı: "Çoluk-çocuk hasretinde kucağım" diyor. Türkçeyi bütün incelikleriyle bildiği için bu deyimi doğru kullanıyor. Şimdi bir de Lokman Uzel'in cümlesine bakalım; "eşiyle, çocuğuyla, çoluğuyla, kızıyla, kızanıyla.." Bir cümlede iki kocaman yanlış. Önce: "Çocuğuyla-çoluğuyla" denmez. Sonra; "eşiyle çoluğuyla-çocuğuyla kızıyla, kızanıyla" da denmez. Çünkü: Çoluk-çocuk: Anne-baba ve çocuklardan ibaret bir topluluktur. Cümledeki kız-kızan ise "kız ve erkek" manasındadır. "Eşiyle, çocuğuyla-çoluğuyla, kızıyla kızanıyla" denir mi hiç?
Diyor ki: "Türk kültüründen ya da yaşantısından söz etmekten kaçınırlar.." Lokman Uzel bütün ya da bağlaçlarını yanlış kullanıyor. "Ya" demeden ya da diyor. Burada da, bir cümle içinde üç kocaman yanlış var. Kültür, zaten bir milletin yaşayış tarzıdır. Bu bakımdan "kültüründen" ve "yaşantısından" denilmez. Yaşantı kelimesi de yanlış kullanılmıştır. Çünkü Türkçede "ıntı"-"inti" ekleriyle güzellik ifade eden kelime üretilmez: Mıymıntı, kırpıntı, çarpıntı, sızıntı, şırfıntı, sıkıntı, çalıntı, kazıntı, akıntı, kasıntı.. kelimelerinin hangisinde güzelliğin zerresi var?
Bunlar Lokman Uzel'in dil yanlışlarından sadece birkaçı. Geride, affedilmez 22 yanlışı daha var. Onları da yazmaya kalkışsam Orkun'un 8-10 sahifesi bile yetmeyecek.
Lokman Uzel önce Türkçe öğrensin
Bunları şunun için yazıyorum: Türk cumhuriyetlerinde, Türkçemizin bayraktarlığını yapan öğretmenlerimize ve onların eşlerine yabancı dil ve mahallî dil öğrenmelerini tavsiye eden Lokman Uzel'e, ben de evvel emirde Türkçemizi iyice öğrenmesini, kavramasını hatırlatırım. Çünkü dil bizim varlık sebebimizdir. Her Türk aydınının ve muhabirinin başta gelen vazifesi, Türkçemizi yanlışsız bilmesi ve konuşmasıdır.
Lokman Uzel, Türk cumhuriyetlerinde açılan özel liselerin "ümmetçilik kavgası" verdiklerini iddia ediyor. Fethullah Gülen'in bir "şeriat ordusu"ndan bahsediyor.
Ve "Namık Kemal Zeybek'in hem devleti, hem de ulusçuluğu -milliyetçiliği demek istiyor- kendi çıkarları için kullandığını ve devletin eliyle şeriat kavgacılarını Doğu Türk devletlerine taşıdığını" ileri sürüyor.
Ve sonra şu garip tecelliye, şu büyük tenakuza bakın ki: Aynı kalem Türk cumhuriyetlerindeki idealist öğretmenlerin, namazlarını gizli kıldıklarını yazıyor. Peki sormazlar mı adama bu nasıl bir kavgacı-şeriat ordusudur ki orada namazlarını bile gizli kılmaktadır? diye!
Lokman Uzel bir hamle daha yaparak diyor ki: "Zaten pek çok kişi de bölgeye, yalnızca öğretmenlik yapmaya ya da söyleyişlerine göre ilâyı kelimetullâhı yaymaya gelmemiş, buralarda üniversite eğitimini tamamlamaya gelmişlerdir."
Hangi ahlaka sığar?
Sakın: "Kim bunlar?" diye sormayın. Ona göre bunlar: Kavgacı şeriat ordusudur. Türk cumhuriyetlerine, üniversite eğitimini tamamlamak için gitmişlerdir. Peki bu ümmetçi, bu şeriatçı, bu kavgacı girişimciler, 9 yıldan beri nerelerde kavga yapmışlar? Kime: "Gözünün üstünde kaşın var" demişler? Hangi okulda huzursuzluk çıkarmışlar, hangi öğrenciye şeriat telkininde bulunmuşlar?.. Bu hususta bir tek olay, bir tek açıklama var mı? Yok. Yeni Türk cumhuriyetlerinde aziz devletimizin şu andaki lise sayısı sadece 5'tir. Fethullah Gülen Hocaefendi'yse 79 lisenin açılmasına önayak olmuştur. Ve bu okullar, dokuz yıldan beri oradaki devletlerin denetimi-gözetimi altında eğitime-öğretime başlamışlardır. Dokuz yıldan beri o özel okullar hakkında bir tek; ama bir tek şikâyet olmuş mudur? Oralardaki o "kavgacı şeriat ordusu" o "şeriat girişimcileri" bir tek; ama bir tek tahkikat açılmasına sebebiyet vermişler midir? Hayır! Hayır! Hayır! Zaten o okulların birinde bir sivrisinek vızıltısı gücünde bir şeriatçı sesi yükselseydi, Lokman Uzel bunu ele alır, bir milyarla çarpar ortalığı velveleye boğardı. Bir insanın, küçük küçücük bir örnek göstermeden, koskoca bir eğitim ordusunu suçlamaya kalkışmasını, acaba hangi akıl, hangi ahlak sahibi mazur görebilir? Şimdi, konuyu hiç bilmeyenlere, Lokman Uzel gibi kimseler, dudaklarını çok az kıpırdatarak ve sanki çok mühim bir sırrı açıklıyorlarmış gibi yaparak şöyle fısıldayabilirler:
"Canım derler, Namık Kemal Zeybek gibi kimseler, Doğu Türk cumhuriyetlerine, nasıl şeriatçı öğretmenleri alıp götürdülerse, öyle de müfettişler seçip gönderiyorlar! Bizim şeriatçı müfettişlerimiz, oralardaki ümmetçi, kavgacı öğretmenlerin suçlarını hiç ortaya çıkarırlar mı?"
Bu ve buna benzer iddialar, ithamlar, hep safsatalar safsatasıdır. Çünkü Türk cumhuriyetlerindeki okulların denetimi bize ait değildir. Bütün okullar, mahallî devletlerin çok sıkı; ama çok sıkı gözetimi-denetimi altındadır. Hem de öyle ayda-yılda bir defa değil, her gün, her saat yerli hükümetlerin büyük dikkatleri önündedirler. Bu nasıl olmaktadır? Farz edelim ki (A) cumhuriyetlerinde açılan bir özel okulda, 12 öğretmen vazifelidir. Bu 12 öğretmenden 7'si Türkiye'den gitmişse 5'i de mutlaka o (A) cumhuriyetinden seçilmişlerdir ve bu 5 yerli öğretmen, okul içinde olup-bitenleri her gün; ama her gün ilgili bakanlarına bildirmektedirler. Her okulun müdürü, Türkiye Türklerindendir; müdür muavinleri ise yerli cumhuriyetlerden. Bildiğim, bizzat şahit olduğum hadiseler var. Meselâ Özbekistan'da, bizim özel okullarımızdan birine bir gece vakti gittiğim zaman, polis tarafından sorgulandığım oldu. Namengan'da, bir özel okulumuzda, Tv çekimlerine başladıktan 15-20 dakika sonra, karşımda Milli Eğitim Müdürü'nü ve vali yardımcısını gördüm. Beni apar-topar alıp valinin huzuruna çıkardılar. Okullarda ve camilerde kat'iyyen çekim yapamayacağımı; ancak parklarda, ağaçların görüntülerini alabileceğimi bildirdiler. Aksi takdirde beni sınırdışına atacaklarını söylediler.
Alelâde bir Tv çekimi üzerinde bile büyük bir titizlikle, hatta gülünç bir öfkeyle durulan bazı Türk cumhuriyetlerinde, öğretmenlerimiz kalkıp şeriat propagandasına, kavgasına girişecekler öyle mi? Ve böyle bir girişime, Türk cumhuriyetlerinden çıt sesi bile yükselmeyecek he mi? Bu iddialara inanmak için, bütün aklî melekelerimizi kaybetmemiz lâzım.
Azerbaycan ve Türkistan, 200 yıl kadar Rus hakimiyetinde kaldı. Bu sürenin 75 yılı, komünist rejimin korkunç baskısı altında geçti. KGB kayıtlarına göre, 1917 yılında, bütün Türkistan'da ve Azerbaycan'da 18 bin 750 cami ve mescid vardı. Moskova, devrimci (!) ve ilerici (!) bir anlayışla bu camilerimizden 18 binini yerle bir etti. Ayakta kalan 750 caminin bir kısmını; "Allahsızlık Merkezi" olarak, bir kısmını sinema salonu, güreş salonu, iş merkezi olarak, bir kısmını müze olarak, bir kısmını da tavuk kümesi olarak kullandı. Bunları gören kimse olarak yazıyorum. Lenin diyordu ki: "En mâsum bir Allah inancı, yeryüzünün bütün kanlı cinayetlerinden, bütün soygunlarından daha tehlikelidir!"
Asırlık zulüm...
Bu görüş dolayısıyla Sovyetlerde bütün okullara, üniversitelere "dinsizlik dersleri" konuldu. Allah diyenin âdeta dili koparıldı. Komünist idareciler, Türk çocuklarının sünnet edilmesini bile şiddetle yasakladılar. Türk'e ve İslam'a ait her değeri ortadan kaldırmaya çalıştılar. Bu konuda o kadar ileri gittiler, o kadar vahşileştiler ki. Türkmenistan'da o güzelim, o ceylan yapılı Ahalteke atlarını bile koyun keser gibi, tavuk keser gibi kesip bitirmeye çalıştılar. Türk'ün atına bile tahammül edemediler. 1990 yılında sosyalist rejim kendiliğinden çökünce, Türkmenistan'da, Türkmenbaşı Sapar Murat Niyazov, derhal bir "Atçılık Bakanlığı" kurdu ve 2000 civarında kalan Türkmen atlarının çoğaltılması için ilgilileri seferber etti.
Ben, Türkistan'da, (bırakın namazı, niyazı, orucu, haccı) kelime-i şahadet getirmesini bile bilmeyen, Peygamberimizin adını bile söyleyemeyen yaşlı-başlı kimselere rastladım. Moskova'nın eğitim politikasının yüzde 50 nisbetinde hedefine ulaştığını dehşetle gördüm.
1990 yılında sosyalist rejim çöktüğü zaman, Türk topluluklarında iş başında bulunanlar, hep o Marksizmin karanlık, kanlı, inkârcı zihniyetiyle yetişmiş kimselerdi. O kimseler, dün olduğu gibi bugün de "Allah" demeyi, Allah'a ve ahirete inanmayı.. en büyük gericilik ve şeriatçılık saymaktadırlar. Türk cumhuriyetlerine her gidişimde bu kişilerle oturup konuştuğum, zaman zaman münakaşa ettiğim oldu. Şimdi bütün vicdan sahibi olan kimseler, vicdanlarıyla baş başa kalıp düşünsünler; Lenin'in ifadesiyle "en mâsum bir Allah inancını, yeryüzünün en kanlı cinayetlerinden daha tehlikeli" sayan, binlerce, on binlerce insanın, idarecinin yaşadığı ülkelerde, yani yeni Türk cumhuriyetlerinde, bizim Türkiye'den gönderdiğimiz öğretmenlerimiz, "şeriat ordusu" kuracaklar da, ümmetçilik girişimlerinde, kavgalarında bulunacaklar da ve bu kavgalarını tam 9 sene sürdürecekler de, oralarda kimse bunun farkına varamayacak öyle mi? Ve hiçbir okulumuzdan, hiçbir şikayet gelmeyecek de, şeriat yaygaraları koparmak, Lokman Uzel gibi kimselere kalacak öyle mi?
Şunu kesinlikle söyleyebilirim ki: Türk cumhuriyetlerinde açtığımız özel okulların ne olduğunu veya ne olmadığını, o ülke idarecileri, bazı şeriat şamatacılarından, ümmetçilik umacılarından bin kat daha iyi bilmektedirler.
Devam edecek
|