KHK niçin çıkmamalı?
KHK, hem "anayasa" hem "hukuk devleti" hem de uluslararası anlaş-malara aykırıdır. Bu tür kararnameler antidemokratik uygulamaya açık ve faşizm türü ideolojilere özgüdür.
Kararname yürürlüğe girdiğinde, müfettişler hangi kriterlere dayanarak memurları suçlayacaklardır? Yargı kararı da söz konusu olmadığına göre, söylenti ve jurnal dönemi açılmış olacaktır.
Hükümet yetkililerinin "hukukun temel ilkelerine" açıkça aykırı olan KHK'yı bu kadar sahiplenmesi, KHK'nın uygulanmasını isteyen "derin" sebeplerin olduğunu gösteriyor. Bu "derin güç" kararnamenin bu haliyle TBMM'den geçmesinin imkânsız olduğunu da görüyor. Bu nedenle milletvekillerini devreden çıkaran bir formül, en geçerli yol olarak kabul
ediliyor.
Devlet memurlarının iki müfettiş raporuyla işten atılmaları için hazırlanan Kanun Hükmündeki Kararname (KHK), devlet yönetiminin en önemli iki makamı olan Cumhurbaşkanlığı ile Başbakanlık arasında "hukuk devleti" ve "hukukun üstünlüğü" gibi konularda önemli anlayış farklarının bulunduğunu ortaya koydu.
Başlangıçtaki hazırlanış biçimi, gizli tutulması ve aynı gizlilik içerisinde Cumhurbaşkanlığı'na sunulması da gösteriyor ki KHK'nın kamuoyunda tartışılması istenmiyor. Fakat kararnamenin basına sızması önlenemeyince KHK tüm boyutlarıyla tartışılmaya başlandı.
Gelişen süreçte Sn. Cumhurbaşkanı'nın kamuoyu duyarlılıklarını da göz önüne alarak kararnameyi geri göndermesi yeni bir kriz olarak değerlendiriliyor. Hükümet yetkililerinin "hukukun temel ilkelerine" açıkça aykırı olan KHK'yı bu kadar sahiplenmesi KHK'nın uygulanmasını isteyen "derin" sebeplerin olduğunu gösteriyor. Bu "derin güç" kararnamenin bu haliyle TBMM'den geçmesinin imkânsız olduğunu da görüyor. Bu nedenle milletvekillerini devreden çıkaran bir formül en geçerli yol olarak kabul ediliyor. Ayrıca KHK Cumhurbaşkanı'na sunulduktan sonra bile, kararnameden habersiz bakanların bulunması, Başbakan'ın başlangıçta kararnameyi inkâr etmesi bu kararnamenin kim ya da kimler tarafından hazırlandığı konusunda ipucu vermektedir.
Oysa Cumhurbaşkanı, tüm bu gelişmelere karşın sebebi ne olursa olsun hukuk ilkelerine aykırı bulduğu kararnameyi memurların 'Disiplin işlemleri ancak yasayla düzenlenir.' gerekçesiyle geri gönderdi.
Türk basını her konuya olduğu gibi bu konuya da siyah-beyaz mantığı içerisinde yaklaştı. Bir kısım gazeteci-yazara göre bir uygulamayı "İslamcı basın" (Bu kavramın hangi kriterler esas alınarak yapıldığı da meçhul.) destekliyorsa uygulamanın içeriğine bakmadan reddedilmesini savunan gazete ve gazetecilere "Sayın Cumhurbaşkanı bu adamları sevindirmeyin" mantığı ile yol göstermeye çalışmanın hiçbir ahlakî tutumla bağdaşmayacağı açıktır.
Her türlü önyargıdan uzak, sadece "hukukun genel ilkelerini" göz önünde tutarak kararnamenin doğurması muhtemel olumsuz sonuçlarını sıralayalım:
Kararname bu haliyle "Suç kanıtlanıncaya kadar kişi suçsuzdur." ilkesi ile "adil yargılanma" ve "savunma hakkının kullanılması" ilkelerine aykırıdır.
Kararnamede sözü edilen "irtica ve bölücülük" suçlamasının objektif kriterleri belirsizdir. Bilindiği gibi Türk Ceza Kanunu'nun ünlü 312. maddesiyle ilgili tartışmalar ve benzeri maddelerin muğlaklıktan kurtarılması çalışmaları yapılırken, iki müfettişin öznel kararıyla işten çıkarılması hazin bir çelişkidir.
Kararname yürürlüğe girdiğinde, müfettişler hangi kriterlere dayanarak memurları suçlayacaklardır? Yargı kararı da söz konusu olmadığına göre, söylenti ve jurnal dönemi açılmış olacaktır.
Kararname, amir-memur arasındaki ilişkiyi sıkıntılı bir sürece sokacaktır. Memurlar her an amirlerinin hukuk dışı baskılarıyla yüz yüze kalabilecektir.
Kararname bir memurlar kıyımı ile başlayıp, devlet kadrolarının partizanca kullanımıyla sonuçlanabilir.
Görüldüğü gibi hükümetin yürürlüğe koymak istediği kararname, hem "anayasa" hem "hukuk devleti" hem de uluslararası anlaşmalara aykırıdır. Bu tür kararnameler antidemokratik uygulamaya açıktır ve insanlığın geride bıraktığı faşizm türü ideolojilere özgüdür.
|