Diyanet ve eleştiriler
Ortalama son iki aydır hemen her gün Türk basınında Diyanet İşleri Başkanlığı ile ilgili ya bir haber ya da bir yorum mutlaka yayınlanıyor. Habere diyeceğim bir şey yok, haber değeri olan şeyler elbette yayınlanacak. Haberler de beraberinde yorumları getirecek.
Yalnız yorumların geneli itibariyle eleştirel olduğunu söyleyebilirim. Eleştiriye karşı değilim, hatta kamuoyu önünde yapılan böylesi eleştirilerin ilgili kurumun kendini yenilemesine vesile olacağına da inanıyorum. Bir tek şartla; eleştiriler yıkıcı değil yapıcı bir tarz ve üslup taşımalı.
İlahiyat kökenli bir yazarın eleştirisine dikkatlerinizi çekmek istiyorum; diyor ki sayın yazar: "Her fetvası ayrı bir komedi sayılan Diyanet İşleri Başkanlığı…", "Diyanet takiyyeciliğin enstrümanlarından biri…" ve şu ifadelerdeki üsluba dikkat buyurun: "İnadı bırakın, kendinize gelin, gelin-güvey, padişah-vezir oynamayı bırakın!." Diyanet soyut bir kavram değildir. O, 70 bin personeli olan bir kurumun adıdır. Dolayısıyla 70 bin personeli ile hizmet vermeye çalışan bir kuruma yukarıdaki ifadelerde olduğu şekliyle hiç kimsenin hakaret etmeye hakkı yoktur. Zira o ifadeler eleştiri boyutunu çoktan aşmış, resmen hakaret içermektedir.
7 yılını Diyanet İşleri teşkilatında resmî vazifeli olarak geçiren biriyim. Kurumun işleyişi adına şahsen benim de "Keşke şöyle olsa" dediğim çok noktalar var. Gariptir, o düşüncelerin hemen hepsine şu anda hâlâ görevde olan üst düzey sorumlular da katılıyordu. İkili görüşmeler, kurs-seminer vb. organizasyonlarda yaptığımız muhaverelerde dile getirirlerdi yetkililer bu düşüncelerini. Ama ellerindeki yetkiler o problemlerin halli için yeterli gelmiyordu. Şu anda da değişen bir şey olduğu kanaatinde değilim.
Müezzin, imam, vaiz, müftü vb. hizmetlerde görev yapan personele gelince; tanıdığım kadarıyla onların büyük bir kısmının samimi anlamda dine hizmet duyguları ile dopdolu olduğunu söyleyebilirim. Maddi imkanlar, toplumun dine, dindara bakış açısı ile bire bir irtibatlı sosyal konum meydanda. Bunların alternatif iş imkanlarına rağmen Diyanet'i tercih etmesi dine hizmet duygu ve düşüncesi ötesinde başka ne ile ve nasıl izah edilebilir ki? Ben bu kurumda görev yapan öylelerini tanıyorum ki, kaldığı evi bırakın, imamlık yaptığı köyde su yok. En yakın su taşıyabilecekleri mesafe 20 km. uzaklıkta. Şehre aydan aya ancak gelebiliyorlar. Ve enteresan bir şey daha söyleyeyim, bahsini ettiğim bu köy Doğu veya Güneydoğu Anadolu'da değil, Ege'nin gözde kenti Manisa'nın bir ilçesinde. Şimdi ellerindeki kalemle Diyanet'e takiyyeci diyenler, her fetvasını komedi olmakla niteleyenler, kendileri de din uzmanı(!) oldukları halde, Allah için örneğini sunduğum şartlar altında Allah'ı, Peygamber'i anlatmaya varlar mı?
Diyanet'in tavan ve taban kadrosu ile birlikte dini yorumlaması, dinî değerlerin güncelleştirilmesi ve anlatım metodolojilerinin yenileştirilmesi konularında eleştirilmesine gelince; burada eleştiri okları Diyanet'ten önce Diyanet'e eleman yetiştiren kurumlara ve eğitim sistemine; yani ilahiyat fakültelerine ve bu fakültelerin sistemine yöneltilmelidir. Zira Diyanet istihdam kurumudur. Onun elemanını yetiştirmeye yönelik yapacağı şey hizmetiçi eğitimden öteye geçemez. Şimdi sorarım; hangi fakültemizde seviye farkları da gözetilerek halka dinin değerleri nasıl anlatılacağına dair bir ders vardır? Veya güncel problemlerin çözümü için talebeye sağlıklı bilgi verilebilmektedir? İsterseniz daha genel çerçeveden bakalım; ilahiyat fakültesi mezunları ya Diyanet veya Milli Eğitim Bakanlığı'nda çalışmaktadırlar. Acaba bu devletin üç resmî kurumu şimdiye kadar kaç defa toplantı yapmışlar ve ileride istihdam edilecek elemanların vasıfları hakkında gürüş alış verişinde bulunmuşlardır?
Eleştirmek, hele elde kalem olduktan sonra insafsızca eleştirmek çok kolay da, meseleye farklı cephelerden baktığımızda karşımıza çıkan manzara oldukça değişik. Fildişi kulelerde, sırçadan yapılmış saraylarda oturup ahkâm kesmek kolay. Mühim olan yapıcı olmaktır. Unutmayalım, alternatifini inşa etmeden yıkmak, cinayettir.
a.kurucan@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
16/
08/
2000...
Yargıda dönemeç
|