Sağır kim?
Hepimizin mâlumu bir KHK tartışması ve bir grubun anlamsız ısrarı var gündemde. Gerçi Sn. cumhurbaşkanımız kararı 2. defa geri gönderdi; ama olsun yarı resmi malum medya KHK'cılık yapmakta ısrarlı. Bazen yaptıkları yanlışlarında sanki hiçbirşey olmamış gibi çark edebiliyorlar, bazen de işi sağırlığa vurarak ortada hiçbir şey olmamış gibi davranabiliyorlar. İşte yarı resmi yayın organlarının son günlerdeki tavrını arkadaşımız Yavuz Aydemir gönderdiği fıkrayla çok güzel anlatıyor: Yorumu size kalmış artık!..
Temel doktora gitmiş:
- Doktor bey, bizum Fadime sağır herhalde, sorularıma cevap vermeyi...
- Karınızın sağırlık derecesini ölçelim. Siz bir soru sorun, duymaz ise beş adım yaklaşıp soruyu tekrarlayın. Ne kadar mesafede duyuyor bilelim.
Temel, deneme yapmak için eve gittiğinde Fadime'yi yemek yaparken bulmuş:
- Karıcuğum bugün yemekte ne var?
Ses yok... Beş adım yaklaşıp bir daha sormuş. Çıt yok... Bir beş adım daha yaklaşıp yine sormuş:
- Kız Fadime saa diyrum, yemekte ne var?
Fadime cevap vermiş: Bak Temel, dördüncü kez söyliyrum, yemekte hamsili pilav var...
Otomatik pilota bağlanmıştık
Fazla çaktırmadık ama, son iki haftadır köşeyi otomatik pilota bağlamıştık. Malum köşeyi iki kişi hazırlıyoruz. Bazen üçüncü arkadaşımız da vitrine çıkmadan dahil oluyor.
İki kişilik köşede hiçbir sıkıntımız yok. Sadece bazı zamanlar yazıyı kimin yazdığı belli olmuyor.
Şimdi "Ben izne çıktım" desem, haklı olarak kim olduğumu soracaksınız. O yüzden biraz kendimizi tanıtmakta fayda var.
Ben Hasan Sutay. Huyumu suyumu, nereli olduğumu bilmeniz pek işe yaramaz. İstanbul'da bulunuyorum ve günlük yazıların seçimi bana kalıyor.
Selahattin Karakış, neredeyse sürekli Ankara'da. Bu köşe dışında bir de (malumu ilam olacaksa da yine söyleyelim) pazar günleri Poli-diyalog köşesini hazırlıyor.
İzinde olduğum zaman yazıları Selahattin Karakış, Ankara'dan gönderdi. Hayri Gül, o kadar işinin arasında bir de bizim köşe takibini üstlendi. En azından (kuru kuruya da olsa) bir teşekkür patlatmamız şart.
Söylemesi ayıp, günde 15 civarında gazete okurken, hepsini kestik. Televizyon haberleri dahil dünya ile irtibatımızı kopardık. Şimdi yeniden kavga gürültü haberlerine başlamak, lüzumsuz haberleri baştan sona seyretmek işkence gibi geliyor. Mecburen alışacağız. Ne de olsa bir meslek bu.
Anadolu gündemi KRK
Kimin işine yarayacağı pek belli değil; ama asılanlara bakılırsa, 'eyyamcılar'ın durumu pek iyi gözükmüyor. Çünkü fena halde dangırdıyorlar. Ankara, sürekli sun'î gündem sayılabilecek KHK'yı konuşuyor, tartışıyor.
Halbuki Anadolu'nun gündeminde KHK yerine KRK var: KRK, yani kuraklık. Aylardır yağmur yağmamış. Ağaçların rengi koyu yeşilini kaybetmiş. Birer su deposu olarak yaratılan dağlarda bile çeşmelerin suyu ya azalmış, ya da tamamen dinmiş.
Ankara ise, KHK'den KRK'ye gelmeye niyetli görünmüyor. Zaten gelse de, elinden ne gelir ki?
Mezara önem
Geçenlerde bahsetmiştik; İzmir Belediyesi, mezarlık çalışanlarını halkla ilişkiler konusunda eğitimden geçirecek diye. Mezarlık Müdürlüğü anlaşılan öteki dünyanın bu dünyadan daha önemli olduğunu kavramış, bir dizi yeni uygulama başlatmış.
Şimdi mezarlar artık ışıklı panolarla aydınlanacak, maksat ziyaretçilerin mezar yerini rahatça bulabilmesi. Ayrıca mezarlıkların daha düzenli hale gelmesi için de alınmış tedbirler var. Mezarlık adaları numaralandırılacak, adalarda beton plak sistemli gömü yapılacak vs. İnsanın kalkıp gidesi geliyor, yahu!
|