"İyi adam"ın çocukları
Çocukların sokaklardan toplanıyor "iyi adam!" Ve buzdolabına kapatılıyor... Dünyada olsaydın ve on yaşındaki Leylâ'nın dondurucuya kapatıldığını duysaydın, kim bilir nasıl yıkılırdın? İnce yüreğin dayanmaz, ağlardın...
Sen duymadın ve görmedin; ama biz küçük Leylâ'nın dramına tanık olunca, kağıt mendil satan çocukların sokaklarda kovalandığını görünce seni andık. Çocukların ebedi dostu Kemalettin Tuğcu, iyi yürekli adam! Senin romanlarının çocukları bak bunlar, sahipsiz...
Kemalettin Tuğcu'nun "çocukları" tükenir mi? Sevgisizlik, yoksulluk, gelir dağılımındaki çarpıklık, çocuk sömürüsü, aile dramları, üvey baba ve anne zulümleri sürdükçe sokak çocukları tükenmez. Zabıta marifetiyle kovalasanız, toplasanız da, yazın cehennemî sıcaklarında karşınıza bir bardak su ile çıkarlar; akşam karanlığında bir kağıt mendille, kışın ayazında bir avuç çikletle, yalınayak ve titreyerek... Büyük caddelerin trafik ışıklarında durduğunuzda arabanızın camına koşarlar. Kimi gün okul önlüğüyle, kimi gün istemleri dışında ağızlarına takılan koruyucu bantlarla... Yine yalınayak, yine güneş yanığı ve ayaz çarpığı yüzleriyle...
İlginçtir, yanlarından geçer, çoğu kez katmerli bir duyarsızlıkla bakarsınız onlara. Gözlerinizi gözlerinden kaçırırsınız. Dağınık ve kirli saçlarında, güneş yanığı yüzlerinde; çıplak ve kirli ayaklarında belli belirsiz, donuk bir bakış gezdirirsiniz. Belki aklınıza kendi çocuklarınız gelir, onlar "bu hallere" düşmediği için gizli bir memnuniyet duyarsınız. Bu çocukları sokaklara salanlara söylenirsiniz, kızarsınız anne babalarına. Sonra yolunuza devam edersiniz. Hafızanızda soluk bir resim kalır onlardan yalnızca, çok geçmeden unutursunuz. Oysa onlar, unutulmayacak kadar çoktur. Unutulmayacak kadar yalnız ve sevgisizdir. Her biri, küçücük omuzlarına ağır gelen hikayeler taşımaktadır sokaklarda. Unutulmaz, anlamlı ve yüreklerinde derin yaralar açmış hikayeleri vardır her birinin. Hepsi çocuktur ve bir çocuk ne kadar güzelse ve içliyse, o kadar güzeldir, içlidir hepsi de. Yüzlerinin karasına, ayaklarının çıplaklığına bakmadan güzeldir... Acınmayı, horlanmayı kaldıramayacak kadar içli ve gururludur hepsi.
Sokakların mendilci, çikletçi ve kibritçi çocuklarına yarım yamalak bir acıma duygusuyla bakmak; anne babalarına, onların sırtından para kazananlara kızıp söylenmek yazık ki hiçbir şeyi çözmüyor. Çocukları kurtarmıyor, sevgisizliklerini, yoksulluklarını gidermiyor; onları daha iyi bir yaşama taşımıyor. Sokaklardan toplamak, evlerine yollamak; çocuk esirgeme yurtlarına yerleştirmek de hafifletmiyor kırılmışlıklarının acısını. Bugün toplarsınız, yarın başkaları yine doldurur sokakları; siz yine kovalarsınız. Bir yandan da karakol önlerine, cami merdivenlerine kundak çocukları bırakılıyor her gün. Bir apartman dairesinin penceresinden, yeni doğmuş bir çocuk sokağa atılıyor... Mutsuz kadınlar, ortada bırakılmış anneler çocuklarını doğuruyor ve acı bir meyve gibi onları fırlatıyorlar.
Küçük, korumasız ve dünya tatlısı çocuklar, cehenneme dönen evlerden kaçıyor ve sokağın özgür, tehlikeli ve karanlık kollarına atıyorlar kendilerini. Orada, yaşamın bin bir cilvesini tanıyorlar erkenden. İçlerinde ne varsa kırılıyor ve dünyayı, insanları yorumlamaya duruyorlar yeni baştan...
Onlardan birini gördüm mü, birinin hikayesine tanık oldum mu Kemalettin Tuğcu'yu hatırlıyorum ben. Yaşı 90'ı aşıncaya kadar, çocukların acıklı hikayelerini yazıp duran 'iyi adam'ı... O romanlar, o hikayeler hiç bitmeyecek, diyorum. Onun gibi, ömrünü çocuklara adamış hikayeciler, romancılar çıkar mı? Sokak çocuklarının yarı karanlık serüvenini bıkmadan, usanmadan yazıp yaşamını sınırsız bir "iyilik" düşüncesinin emrine veren olur mu?
Kemalettin Tuğcu'nun çocuklar için yazdığı o dramatik hikayeleri "büyükler" de okumalı ve sokak çocuklarını anlamaya çalışmalı. Onları anlamadan yapacaklarınız, kırılmışlıklarını bir kat daha artırmaktan öte işe yaramaz. Sokaklara terk edilmiş ve orada sömürülen çocukların yaşamının; bir deprem felâketinden, bir savaşın yıkımlarından daha az dramatik, daha az tehlikeli olduğunu kim söyleyebilir? Çocukların sefaleti, mutsuzluğu ve sömürülmesi bir felaketse, onlar için bir seferberlik, bir acil eylem plânı niçin düşünülmez?
On binlerce çocuğun hasta, aç, sefil, eğitimsiz ve mutsuz; sokaklarda, harabelerde, köprü altlarında yaşıyor olması, devleti "zararlı unsurlar"dan "temizleme talimatı" verenlerin gündemine girmez mi hiç? Bu, onlar için kaçıncı "öncelikli tehlike"dir? Girmez tabii... Çünkü onlar sokaklara çıkmaz, kırmızı ışıklarda durmaz, köprü altlarından geçmezler... Ve sanırım onlar, Kemalettin Tuğcu da okumamışlardır...
a.colak@zaman.com.tr
Yazarımızın en son yazıları
08/
07/
2000...
Ölümün rengini karartan manşetler
15/
07/
2000...
Yazın serin efsanesi
22/
07/
2000...
''Öteki''nin öyküsü
29/
07/
2000...
Bu dili kim bilir kim anlar?
05/
08/
2000...
Tadı damağımda
12/
08/
2000...
Okurun tahammül mülkü yıkılırsa
16/
08/
2000...
Hüzünlü bir yıldönümü Hayat normale dönemiyor
17/
08/
2000...
ONLAR EVSİZ ve mezarsız...
18/
08/
2000...
ÇOCUKLAR unutulmasın
19/
08/
2000...
Çetesini sevdiğimin sürrealizmi Çete ha!..
|