Çilli ve üç yavrusu
Üç hafta yatmıştı yumurtaların üzerinde. Bir sabah Çilli'nin gıdaklama sesiyle uyandım. Hemen koşup kümese gittim ve Çilli'nin sevinçle bir sağa bir sola koştuğunu gördüm. Kümeste üç civciv vardı. Annelerinin etrafında yerleri eşeliyor ve bir şeyler bulup yemeye çalışıyorlardı. Çok sevindim, eve koşup bir tabak buğday getirdim ve kümese koydum.
Birkaç gün sonra yavrular iyice kendilerini toplamışlardı. Civcivler heyecanla dünyayı tanımaya çalışıyorlardı. Oldukça sevimliydiler, tıpkı annelerine benziyorlardı. Artık kümesten çıkma zamanları gelmişti. Onları kümesten dışarı saldım. Görmeliydiniz nasıl da sevinç içindeydiler! Annelerinin etrafında geziyor, toprağı eşeliyor, bulduklarıyla karınlarını doyurmaya çalışıyorlardı.
Ben daha sonra eve gittim. Birkaç saat geçmişti ki bir çığlık, bir gürültü koptu. Hemen elimdeki kitabı bırakıp pencereye koştum. Çilli yavrularını arkasına almış ve bir şeyden korumaya çalışıyordu. Öyle ki tüyleri diken diken olmuş, boynu nasıl da kabarmıştı.
Elime bir sopa alıp dışarı fırladım ve Çilli'nin olduğu tarafa koştum. Bir de ne göreyim! Bir tilki, Çilli'ye ve yavrularına saldırıyor. Çilli de tilkiye karşı koymak için aslan kesilmiş bir şekilde savunma yapıyor. Kendi hayatı da tehlikede ama o buna aldırmıyor, yavrularını korumak için kendini feda edercesine karşı koyuyor. Elimdeki sopayı bahçede duran yağ tenekesine vurdum. Tilki çıkan sesten korkup kaçtı. Yavrular ve Çilli böylece kurtulmuş oldular.
Yavruları ve Çilli'yi alıp kümese koydum. Bu kadar büyük fedakârlığı kim kime yapar diye düşündüm? Sonra Çilli bir tavuktu; ama o bir anneydi. Evet anneler ancak kendi hayatlarını tehlikeye atar ve yavrularını korumaya çalışırlar. O gün bu olay beni çok etkilemişti. Yapılan büyük bir fedakârlıktı ve herkesin yapamayacağı kadar da cesurcaydı. Şu an bile gözlerimin önünde ve ben bir kez daha hayretler içindeyim.
Erhan Sert-Kartal / İstanbul
Minik serçenin çabası
Boşuna uğraşma minik serçe
Yakalayamazsın helikopteri
Hem, ona yetişsen de ne fark eder ki?
Sen yine serçe
O yine helikopter
Devam edeceksiniz dünyaya
O senden güçlü ama
Senin kanat çırpan bir yüreğin var
Onun hızla çalışan motoru karşısında...
Yuvanda bekleyen bir annen var.
Özenme helikoptere
Onu yakalamak için
Boşuna çaba sarf etme
Gökyüzünü dumanlara boğmayan
Kalbi de bedeniyle beraber kanat çırpan
Ve hiçbir zaman
Bir helikoptere yetişmek istemeyen
Şükreden...
Bir serçe ol sadece
Bir minik serçe....
Fatma Tuba Petek-Yozgat
Yağmurluk: Rasmus...
Geçenlerde bir gün gözüm bir kitabın kapağına takıldı. Kitabın ismi AVARE RASMUS. Rasmus oradan bana anlamsızca bakıyordu. Elinde de isimlerini henüz öğrenemediğim çiçekler vardı...
Kitabı okumaya başladım. Kitap Rasmus'u anlatıyordu. Bir çocuk yurdunda kalan Rasmus'u...
Rasmus, oradan sıkılıp kaçmıştı. Sonra bir serseri ile tanışmıştı. Ama bu serseri diğerlerinden farklıydı. O sadece zevk aldığı için geziyordu dünyayı...
Hem o bütün çiçeklerin isimlerini biliyordu da. Rasmus'a da öğretmişti. O daha Rasmus'a neler neler öğretmişti...
Söz gelimi; kuşların kanat çırpışlarını öğretmişti...
Kelebeklerin nereye uçtuklarını öğretmişti...
Avuçlarına yağmur doldurmayı öğretmişti...
Kitabı okuyup bitirince tekrar baktım kapağına. Bu sefer Rasmus'un bakışları anlamsız gelmedi bana. Ona imrenerek baktım. Öğrendiklerini öğrenebilmek için. Ama kim öğretecek bütün bunları bana!..
*Asuman Büşra Özyurt-Bahçecik / İzmit
Bahar sevinci
Ağaçlarda kuşlar ötüyor
Çiçeklere arılar konuyor
Kelebekler uçuşuyor
Gelince sevinçli bahar
Uğur böceklerinin
Mine çiçeklerinin
Güneş parlaklığı ile
Arasında gülümsüyor
Sevinçli bahar.
Muhammed Dağlıoğlu-Manisa
Öğretmenlerimizi unutmayalım
Biliyorum şu an tatildeyiz, ne okulumuz ne de öğretmenlerimiz geliyor aklımıza. Belki de eğlenceye kaptırdık kendimizi, kitaplara bile kapattık pencerelerimizi... Ama nasıl olsa hayat su gibi akıp gidiyor. Nasıl olsa yeni ders yılı yine gelecek...
Hayatı ve daha da ötesini öğrendiğimiz okullarımızla, her gün ayrı bir sıkıntıyla öğrencilerinin gönlüne inen, ders ve davranışlarıyla onun ruhunda silinmez renkli çizgiler bırakan yeri doldurulamaz öğretmenlerimizle nasıl olsa tekrar karşılaşacağız. Gerçekten; gazeteler, kitaplar hatta radyo ve televizyon insana bir şeyler öğretiyor; ama kesinlikle gerçek hayatı ve insanın içinde akıp gitmesini asla öğretemiyorlar... Bunları; ancak ahlak, disiplin ve ilmin odaklaştığı bir okul ve sihirli elleriyle başımızı okşadığında ufkumuzu kaplayan karanlıkları dağıtan öğretmenlerimiz yapabilir. Bu nedenle buradan tüm Açık Şemsiye okuyan arkadaşlarıma sesleniyorum; gelin tatilde de olsak öğretmenlerimizi en azından e-mail'le veya bir telefonla dahi olsa arayalım ve dualarını alalım ne dersiniz?
Taha Tayfur Kurtul -İstanbul
Yaz tatili
Geldi yine yaz tatili
Herkesin beklediği tatil
Okulların kapandığı zaman
Geldi yine yaz tatili
Yıl boyunca çalıştık derslerimizi
Yıl sonunda aldık karnemizi
Sevindik geçtiğimize
Hak ettik yaz tatilini
Tuğba Aydemir / Manisa
İnsaf...
Bir avcı diğerine der ki;
- Eyvah adamın ineğini domuz diye vurdum. Sahibine ne diyeceğim ben şimdi? Öteki avcı atılır:
- Sen hiç merak etme. Az evvel ben ineğin sahibini ayı diye vurdum.
Şeyma Erel-Manisa
AHVAH BABA: Okullar, öğrenciler
Ahvah Babacığım;
Biliyorsun yine okulların açılma mevsimi geldi. Çok yakında okullar açılacak, belki de etrafa neşe saçılacak.
Yine önlüklerle, yakalarla, çantalarla, ödevlerle okul yollarına döküleceğiz. Bizi çok seven arkadaşlarımıza ve bazen bize anlamsız yere kızıp bozuk atan öğretmenlerimize yeniden kavuşacağız.
Bize yine bir sürü not verecekler, bize karne verecekler.
Ahvah Baba size samimiyetle bir şey sormak istiyorum. Milyonlarca çocuk okullara giriyor ve orada yıllarını harcıyorlar. Sonuçta istenen yarar elde edilebiliyor mu sahiden? Bu okullar gerçekte neye yarıyor, söyler misiniz? Elif Eskici / Antalya
Değerli okurum Elif;
Bilmiyorum yaşınız kaç ve kaçıncı sınıfa gidiyorsunuz. Ama bunları düşünebildiğine göre çok bilmişin biri olmalısınız siz.
Evet benim de dikkatimi çekmiştir, dediğiniz gibi milyonlarca çocuğun okullara sokulup orada zamanlarının harcanması.. ama sonuçta ülkemizde şu kadar da üniversite olduğu halde ne eğitimin tadı tuzu vardır, ne de toplumun gündelik hayatında şöyle güller açar ve etrafa neşe saçılır.
Her evde sıkıntılar, her mecliste tartışmalar, her düşüncede anlamsız gruplaşmalar ve düşmanlıklar, efendime söyleyeyim her sofrada ağzımızın tadını kaçıran bir şeyler vardır.
Sanki okullarımızda mutsuzluk dersleri verilmektedir.
Görünüşte bir sürü yararlı ders vardır; ama ne doğru dürüst yabancı bir dil öğrenilir, ne de rüyalarımıza kuşlar konar. Ben okullarımızı şu yaşıma kadar anlayamadım, bundan sonra da anlayabileceğimi sanmıyorum.
Öğretmenlerden bazılarının yaşadıkları kimi sorunların sebebi çocuklarmış gibi, çocuklara kötü davranmalarının sebebini de hiç anlamamışımdır. Şöyle bir bakıyorum da asla öğretmen olamayacak bir sürü öğretmen görüyorum etrafımda.
Sonra kimi binalara bakıyorum, fizik olarak okul demeye bin şahit ister; ama o binalar okul olarak faaliyet gösteriyorlar.
Aaaa, ben bu yazıyı yazarken İstanbul yine sallandı. Ara veriyorum........... Hımmm, 5,8 imiş... Efendim elimde olmayan nedenlerle bu haftayı burada sonlandırıyoruz. Bir dahaki haftaya sallantısız bir zaman aralığında görüşmek dileğiyle.. esen kalınız. Efendiler, okullar! Çocukların ahını almayınız. Çıkar aheste aheste...
|