GÜNCEL ANA SAYFAYA DÖNÜŞ

27/08/2000

Dünyada Zaman

Türkiye

Arşiv-Arama

Özel Dosyalar

Medya

 

Ana Sayfa

Haber İndeksi

Güncel

Ekonomi

Dış Haberler

Politika

Kültür Sanat

Spor

Yazarlar

Bölge Haberleri

Diziler

Televizyon

Hodri Meydan

Poli-Diyalog

Millet Kürsüsü

Tüketici Masası

Röportaj

Fikir Platformu

Bilişim

Eğitim

Toplum

Akademi

Yaşam

Sağlık

Ulaşım

Otomobil

Medya Analiz

Açık Şemsiye

İnsan Kaynakları

Reklam

İletişim/Künye

 


FİKİR PLATFORMU 

Mehmet GÜNDEM


Masumiyetin gücü şahsında tecelli eden adam: Fethullah GÜLEN

Gülen'in yüreklendirdiği insanların ortak iradeleriyle meydana gelen 'hizmetin' asıl olarak tehdit oluşturmadığı; fakat bir ufuk gösterip o ufka doğru yürümenin motivasyonunu da kitlelere veren bu insanın mütedeyyin insanın "entelektüel ile arifin kesişme noktası"nda duruyor olması tehlike. Çünkü, bu tür bir sivil hareket kullanılmaya ve yönlendirilmeye kapalı, kapalı olduğu kadar da dirençlidir.

Fethullah Gülen, vatan sevgisini somutlaştırdı. Sevginin gözle görünür kılınmasını sağladı. Ülkede bir kesim 'vatan sevgisinin' müphem ve muğlak kalmasının arkasına sığınarak eylem yaptılar, kendi konumlarını sürekli ve önemli kıldılar. Gülen'in teşvikleriyle yapılıp edilenler, 'vatan sevgisi'nin yalın bir 'sözden' ibaret olmadığını ortaya koydu. Külah düştü...

Evlenmedi.. dünya zevklerinden feragatta bulundu. Kendini bir neslin yetişmesine adadı. Bu ülkenin her ferdinin üst düzeyde huzur, barış ve ahlâkla tanışması için mücadele verdi. Ülkesinin dünya muvazenesinde ağırlıklı bir yerde durmasını, dünya dengesinde söz sahibi olmasını istedi. Sonra hedefini 'tüm insanlığın selametine' yöneltti. Bütün bunları bir ibadet şuuru içinde yaparken, bu dünyada Allah'ın hiçbir kulundan hiçbir beklentiye girmedi. Bir tek amacı vardı, Rabb'in rızasını kazanmak... Mefkure, gönül adamlığı, diğerkâmlık, fedakârlık ve rıza gibi insanı yücelten kavramları bilmeyenler, kendi hayatlarında bu kavramlara özel ve itinalı bir yer hazırlayamayanlar, onu anlayamadılar her dönem. Hasım kabul ettiler, hasım oldular. O, yine gönülden seslendi onlara da. Dönem dönem hakaret, saldırı ve ithamlara maruz kaldığında öncelikle sevenlerini teskin etti. Onunla kader birliği etmiş dostlarının da bu haksız ithamlar karşısında incindiğini görüyordu. Kendi halini bir kenara bırakıp, yine dostlarının gönül kırıklığıyla, onların yüzlerine çöken masumiyetin izlerini taşıyan mahzun tavırlarıyla o da kat kat mahzun oldu. Çeşit çeşit iftiralara maruz kaldığında, en yakın dostlarının yüz çizgilerinde gördü acının derinliğini. Gözyaşları sürekli aktı için için, bir kaç damlası ancak dışa vurdu göz pınarlarından. Ateşi söndüren bir su gibi aktı damlalar düşerken yüreklere.

Bu 'hizmeti' hayatına gaye yaparken madalya beklemiyordu. Yaptığı şeyi çok doğal bir görev biliyordu çünkü. Ama bir düşman muamelesi görmek de hiç aklından geçmemişti. Kimsenin aklından geçmemişti bu hayırlı teşebbüslerin, hayırlı birlikteliklerin bu denli insafsızca karalanacağı bir günün gelip kapıda duracağı. O, 'mutlu yarınlar, aydınlık günler' derken karanlık biraz daha yoğunlaştı. 'Çete ve çeteciliğin' rüyalarına bile girmesine izin vermeyecek kadar çetecilikten uzak, milleti 'bölme' eylemini hayallerine sokmayacak kadar da barış ve sevgi insanı olarak yaşadı. Yıllar önce, camide kendisini dinlemeye gelen cemaate kürsüden şöyle seslenmişti: "Bir gün beni bu kürsüde vururlarsa, bir tavuğu çiğneme hadisesine dahi sebebiyet vermeyin. Başınızı önünüze eğin, vakur ve ciddiyet içinde evlerinize dönün. Zira biz emniyetin, nizamın temsilcisi olduk. Bizden bu milletin bir tek evladına zarar gelmez."

Gücü masumiyetinde

O kadar ince, narin, rikkatli bir ruhu var ki, mevsimsiz düşen bir yapraktan bile etkilenir, içini hüzün kaplar. Bir karıncayı ölümden kurtarmak için saatlerce uğraştığını kendisinden dinleyen çok insan vardır. Bırakın varlığı, bir canlıyı, eşyaya dahi hürmetin olduğu bir kültürü salık verdi çevresine, hayatının her diliminde. İnsanın, onun katında ne denli ulvî bir varlık olduğunu gördük. Şimdi ona en ağır gelecek itham yapılıyor; 'çetecilik' ve 'bölme'. Hayatı gösteriyor ki, bu iki kelimenin bulunduğu yerlere hiç uğramamış. Ama insaf olmayınca sınırlar aşılıyor, hak ciğneniyor, akıl istikametini bulamıyor. En masum insan bile, en onulmadık ithamlara maruz kalıyor. O, yine mahzun ve mükedder haliyle olup bitene karşı kendi içinde iyi düşünmekten, iyilik düşünmekten geri kalmıyor. Önce kendisi ve sonra onu tanıyan herkes biliyor masum olduğunu. Belki de onu bu denli güçlü kılan; masumiyetidir.

Şu an 62 yaşında Fethullah Gülen. Bu ülkede onlarca yıldır var olan ve kitleleri etkileyen insanın, bu hayat serüveni içinde kitleleri sokağa döktüğü, devletle karşı karşıya getirdiği, bir toplumsal grubu, bir başka toplumsal grubun üzerine kışkırttığı, bir tek cana dahi zarar verdiği hiçbir surette vaki değilken nasıl olur da "bölücülük" ve "çetecilik" ithamlarında bulunacak ve "devlet için en büyük tehlike" nitelemesini ona yakıştıracağız? Bugüne kadar asayişi ihlal edecek tek bir davranışı olmayan bir insana bunlar reva görülürse, bu ülkenin insanları bu psikolojik yıpratma stratejisinden nasıl etkilenirler bir düşünelim. Düşman üreterek var olmaya çalışmak ve kitleleri de 'kendi senaryolarına' inandırmaya soyunmak oldukça zor bir tercih. Hepimiz için bu ülkede hayatı daha güzel ve daha anlamlı yaşamanın yolu; 'birlikte yaşama bilinç ve kültürünü kazanarak, kendini ötekinden farklı olabilir; fakat hiçbir surette üstün görmeden var olma iradesini ortaya koyup, toplumun; farklılıkların sınıflandığı düz bir alan olmadığını bilip, toplumun; farklılıkların oluşturduğu bir bileşke kuvvet olduğunu görebilmekten geçer.

Fethullah Gülen için söylenecek gerçek bir suç olmayınca elbette ki "takiyye yapıyor" diyecekler. Fakat bir insan kendi gerçek düşüncesini toplumun önünde yaşarken, sayısı milyonları geçen insana seslenirken elli sene nasıl saklayabilir ki! Hayatı ortada, yetiştirdiği nesil ortada. Bu insanlar göz nuru dökerek "daha iyi yaşanabilir bir Türkiye" için seferber oldular. İktidara talip olmadılar, makam mansıp, bunların hiç lafını bile etmediler. Bu ruh kalitesinde yaşayan insanlar mı ülkeyi bölecek, kendi insanına zarar verecek? Yeryüzünde bir dikili ağacı, beş kuruşluk bir tapusu dahi bulunmayan, bırakacak ne bir mirası ne de bir mirasçısı olmayan, tek zenginliği sevenlerinin çokluğu ve gönül zenginliği olan Fethullah Gülen mi 'çetecilik' ve 'bölücülük' yapacak? Akıl alıyor mu ki, hayatı bu düzeyde yaşayan insan; çetecilik ve bölücülük gibi bayağı oluşumlara tenezzül edecek!

Bu cümleleri, olayı duygusal bir zemine çekmek için değil, realize etmek için söylüyorum.

Takdir yerine tevkif olursa...

Bir ülke ki, hak çiğneniyor, doğrular tezyif görüyor, yalan ve hile baş taçı ediliyorsa, milletin dostları ve hizmet erenleri düşman muamelesi görüyorsa, o ülke geleceğini karartıyor, ufkunu ortadan kaldırıyor ve birileri en büyük vatan hıyanetinin içine düşüyor demektir. Türkiye maalesef ki, zaman zaman kendisini böyle bir ülke görüntüsü içerisine sokmaktan bir türlü kurtulamadı. Takdir etmesi gerekenleri, tahkir, tevkif ediyor, tevkif etmesi gerekenleri de takdir ediyor. Onun için bu ülkede geceler uzun sürüyor, karanlıklar yoğun geçiyor.

Şimdi hiç hak etmediği halde çeşit çeşit ithamlara bir plan içinde maruz kalan bu büyük mazlumun duruşuna, tavrına, hayata yaklaşımına, ülkeye bakışına baktığımızda bu periyodik saldırı, yıldırma ve yıpratma harekatının nereden ve neden geldiğini daha iyi görebilir, anlayabiliriz.

İyinin nereden ve kimden geldiğine bakılmaksızın erdemle alkışlanması gerekirken, tarafgirlik, inat, inkar, haset ve katı ideolojik ben merkezli tutumlarla, "benim dışımda ortaya konan her eylem kötüdür" varsayımı kabul görüyor. Onun için diyorum ki, bu yaklaşım Türkiye'yi dibe vurduruyor, sosyal patlamaları körüklüyor. Belki de onlar bu tavırlarıyla topluma şiddet pompalayarak, karşılarında şiddet gösteren bir toplumsal grup oluşturup, onları bu eylemleri içinde çirkin bir görüntüye sokarak kendi eylemlerine meşruiyet ve taban bulma çabasındalar.

Anılardaki pişmanlıklar

Belki de en büyük çeteciler, kendi kimliklerinin deşifre olma arefesinde son bir manevrayla, kendilerini kurtarmak, toplumda bir hedef sapması oluşturmak istiyorlar, ülkenin en masum insanına en acımasız iftiralarda bulunurken. Eminim ki, yıllar sonra kimi insanların hatıralarında okuyacağız, bugüne ait pişmanlıklarını. Çünkü hiçbir vicdan bu kadar ağır bir yükü uzun süre taşıyamaz. Gün gelir, ya o bir nedametle dışa vurulur ya da içten içe kişiyi yer bitirir.

Fethullah Gülen'in yıllardır bu ülkede hedef gösterilme sebeplerini düşündüğümde, bunun başında, onun kimliğine ve zaman zaman varlığına duyulan rahatsızlığın olduğunu görüyorum. Onun yüreklendirdiği insanların ortak iradeleriyle meydana gelen eserlerin, 'hizmetin' asıl olarak bir tehlike ve tehdit oluşturmadığı; fakat bir ufuk gösterip o ufka doğru yürümenin motivasyonunu da kitlelere veren bu insanın 'dindar', 'mütedeyyin' ve hatta dindarlığın aynı zamanda 'entelektüel bir zinde zihin' ile beslenmesi ve bu din adamının "entelektüel ile arifin kesişme noktası"nda duruyor olması asıl tehlike olarak görülüyor. Çünkü, bu tür bir sivil hareket kullanılmaya ve yönlendirilmeye kapalı, kapalı olduğu kadar da dirençlidir.

Bana öyle geliyor ki; önce ülke geneline ve sonra da yeryüzüne dal budak salan müesseseler, eğitim hamlesi, yurtdışına açılma faaliyetleri, Türkiye'nin tanıtımına yönelik çabalar, bireyin ve sivil toplumun yüreklendirilmesi, yeni dünyada özel teşebbüsün yükselen bir değer haline gelmesi ile bu insanların toplumun sorunlarına daha çok ağırlık vermesi ve devletin yükünün azaltılması gerçeklikleri birlikte düşünüldüğünde, eğer bu yapılıp edilenler Fethullah Gülen ismi ile değil de sıradan herhangi bir isimle ve bu yapılanların sadece onda biri yapılmış olsaydı devleti ona madalya takar, Nobel Ödülü'nün de bu zata verilmesi için en üst düzeyde kulis ve lobicilik yapardı.

Fethullah Gülen'e duyulan merkezi deşifre olan tepki, Türkiye'nin bazı kurumlarının dibe vurması sırasında meydana gelen şiddetli travmada bu 'bazı kurumların' kendi varlık nedenlerini bir şuur kaybıyla yitirmelerinden kuvvet buluyor. O yüzden bunlar bir süredir varlıklarını düşman üreterek sürdürmeyi tercih ediyorlar. Çünkü tehlike ve teyakkuz halinde onlar kendileri için yeni bir varoluş fırsatı doğacak diye bekliyorlar. Tükenişin son anıdır yaşananlar. Devlet, elbette ciddiyetiyle gerçeğin fotoğrafını net bir halde toplumun önüne koyacak. Devlet, madalya hak edenlere madalya takacak, yıllardır toplumun enerjisini boşa sarf edenlere de gereken cevabı verecektir. O gün geldiğinde göreceğiz ki, bu 'hizmet insanlarını' alkışlamak, madalya takmak, kendilerine övgü dolu cümlelerle seslenmek isteyip kürsüye çağırdıklarında, kürsüde kendini gösteren bir tek kimse göremeyeceğiz. Vatana hizmetin, insana hizmetin onur ve gururu yetecek onlara. Birer meçhul kahramanlar olarak, namsız nişansız yaşamayı tercih edecekler.

 

Vatan sevgisi, konum sevgisi...

Fethullah Gülen'e duyulan rahatsızlığın bir diğer sebebini de; onun ülke sevgisini somut, gözle görünür kılmasında aramalı. Çünkü sevginin gözle görünür kılınması, sevginin gerçekte ölçülebilirliğine götürür bizi. Halbuki, bu ülkede bir kesim sürekli 'vatan sevgisi' gibi müphem ve muğlak bir kavramın arkasına sığınarak eylem yaptılar, kendi konumlarını sürekli ve önemli kıldılar. Şimdi Fethullah Gülen'in yapıp etmeleri, onun teşvikleriyle yapılıp edilenler, 'vatan sevgisi'nin yalın bir 'sözden' ibaret olmadığını, sözden öte fiiliyatla ayakta durduğunu, ruh kazandığını ortaya koydu. Kimileri için bundan sonra külah düştü kel göründü. Ehil ve emniyetli insanların varlığının telaffuz edilmesi, kimi sanal duruşları, sanal kimlikleri de rahatsız etti, ürküttü. Konum sevgisi ile vatan sevgisi yan yana gelince, toplum için iyi bir mukayese imkanı da oluştu, bu iki duruşun aktörlerine yönelik.

Kimliğinde din vurgusu taşımak...

Ayrıca belirtmek gerekir ki, bu ülkenin kimliğinde, kültüründe, sosyolojik gerçekliğinde var olan İslam vurgusundan hoşlanmayan, o vurguyu sosyolojik ve kültürel bir değer olarak dahi görmeye tahammülü olmayan bir küçük zihniyet, İslam'ın son yıllarda dünya gündeminde yükseliş trendinde olan imajından da rahatsız. Bu rahatsızlık onları, kimliğinde din vurgusu olan insanların başarılarını görmeme ve topluma iyi göstermeme gibi oldukça zor ve hatta imkansız bir çaba içerisine itiyor. İslam'ın yükselen imajına etki eden faktörler arasında elbette ki, mütedeyyin insanların ilim ve bilim dengesini kurabilmiş olmaları, inancındaki berraklık kadar işlerinde de ehil olmalarının payı var. Bir de Türkiye insanının özveri ruhuyla küresel düzeyde yakaladığı başarıların payı. Yurtdışında açılan yüzlerce okulun, kazanılan yüzlerce uluslararası başarıların payı da...

Şimdi soralım! Bu okullar mı Türkiye'yi bölecek? İstiklal Marşı'nı uluslararası düzeyde ve onca insanın önünde söyletmek mi, şanlı bayrağımızı dünyada her fırsatta dalgalandırmak mı, Türkçeyi yaygınlaştırmak, Türk kültürünü dünyaya tanıtmak mı, Türk insanını, Türk gencini, başarı için motive etmek, onları yüreklendirmek mi, Türkiye'nin geleceğini şeffaf bir ruhla ve temiz bir emekle inşa etmek mi, veren el olan bir Türkiye düşü kurmak mı, toplumsal barışa baş koymak mı, birlikte yaşamanın sivil ve felsefî paradigmasının pratiğini ortaya koyma yolunda olmak mı, Türkiye 'model ülke' olsun istemek mi, sivil toplumu öngörmek ve onu yüreklendirmek mi, yeni bir muhafazakârlık anlayışını geliştirmek mi, dini dünyada yaşanabilir kılmak ve din ile dünyanın barışık olduğunu göstermek mi bölücülük ve çetecilik?.. Hatta devleti fazlaca önemsemek mi bölücülük ve çetecilik?..

Fethullah Gülen, hayatı boyunca bu çerçevede devlete, vatana, millete, bayrağa, dine 'hizmet' demekten başka ne yapmış ki...

Anlaşılan o ki, hayatını ulvi bir gayeye vakfeden bu insanı anlamamak için direnenler bu açık ve net görüntüyü toplumun başka türlü okumasını istiyorlar.

Nihayetinde kabaca burada iki zihniyetin çatışması var. Biri değişimden, gelişmekten, yenilenmekten, farklılıklarıyla birlikte bütün bir toplum olmaktan, farklılıkların gücünü arkasına alarak bu hayatta daha iddialı ve daha onurlu durmaktan yana. Diğeri de, statükodan, olduğu gibi kalmaktan, yalnızca mevcudu, onu da tek tipe dönüştürerek muhafaza etmekten, düşman üretmekten ve öylece zinde tutulmaktan, küçük bir yerde, iddiasız, 'kendi kontrolünde' bir kalabalığın var olmasından yana. Bunlardan birisi geleceğin Türkiyesi, dünya muvazenesinde ağırlıklı bir Türkiye, diğeri de, bugünün Türkiyesi, varlığı ile yokluğu dünyada pek de hissedilmeyen meçhul bir ülke. Merkeze gelmek yerine kenarda kalmayı tercih eden bir Türkiye.

O zaman ben de suçluyum

Toplumun bir ferdi olarak diyorum ki; eğer ortada böyle 'hizmet eden bir çete' varsa, ben de bu 'çete'nin bir üyesiyim. Çünkü, dinin daha iyi yaşanması, inancın dünyevi hiçbir çıkara alet edilmemesi, bayrağımın sonsuza kadar dalgalanması, İstiklal Marşı'mın gururla söylenmesi, dilimin-kültürümün yaygınlaşması, insanımın motive edilmesi, ülkemin dünyada daha onurlu ve daha iddialı bir yerde durması için şu an sahip olduğum her şeyi feda edebilirim. Gerekirse varlığımı da. Fethullah Gülen böyle bir sürecin öncülüğünü yapıyorsa, mümkünse fiilen ve fiziken, ama hiç değilse de gönlümle bu hizmetin yanında olurum. Türkiye'ye hizmet eden böyle bir 'çete'nin üyesi olmaktan ve böyle bir eyleme kalkışmaktan dolayı da cezalandırılacaksam bundan sadece onur duyarım. Ben de suçluyum... Bu onurlu bir suç... Gücünü masumiyetinden alan bir suç...

Fethullah Gülen'e yönelik bu tavrı 'kendi içinde' anlıyorum, ama acemice buluyorum. Çünkü ona en güçlü olduğu noktadan taarruz yaptılar. Bu taruz belli ki hedefini bulamayacak. Fethullah Gülen için en son dile getirilecek iki kelimedir; bölücülük ve çetecilik. Demek ki, muhataplarının basiretleri bağlanmış...

Toplum vicdanında ak durmak

Toplum, Fethullah Gülen'in şahsında sembolleşen Türkiye'yi Türkiye için çoktan aşan hizmetleri, bir kere daha takdir etti bu vesile ile.

Siz, vicdanlarda mahkum olmamışsanız, mahkeme de 'bağımsız' ve 'adil' tavrıyla zaten kimseyi mahkum etmez.

Böyle bir çeteye üye olmak kim tarafından suç görülürse görülsün, aynı idealleri paylaşmak bu ülkeyi seven her insan için olsa olsa bir paye olur...

Sevgiyi sevip düşmanlığa düşman olmak bizim ondan öğrendiğimiz. Bölücülük ve çetecilik değil...

Akıl almaz durumlarla karşılaştığımda hep aklıma gelir tavuk ve darı hikayesi. Adamın biri kendisini darı, etrafındakileri de tavuk zannedermiş ya, işte o hikaye... Ama Türkiye'de kimse kendini ne darı ve ne de tavuk görecek kadar, imkansız bir hayatı yaşamaya mahkum edemez.

Son yıllarda yaşadıklarımız ise sıçrama rampasında olan bir ülkenin sanal kâbusları. Geçici, merak etmeyin bunların hepsi geçici. Türkiye, kendi gücüyle, kendi emeğiyle üretiyor, büyüyor ve dünyada hakkı olan yerini almaya doğru hızla gidiyor. Bu hızı Türkiye sanal duruşlarla ve gereksiz evhamlarla kesmemeli. Kimse de kendisini devletin yerine aday görerek, devlet eliyle hareket ediyormuş gibi davranıp 'devlet karşıtlığı' gibi mesnetsiz ve tezgah kokan işlerle uğraşıp toplumsal hareketleri baltalayarak devleti 'kendi kontrollerinde' tutma kurnazlığına girmemeli. Artık kurnazlık, tezgah ve komplo dönemi bitiyor, toplumsal tabanlı icraat ve içtenlik dönemi başlıyor.

Küçülen dünyada büyük bir Türkiye için bundan önce var olan ve bundan sonra da var olacak olan bütün 'kahramanlar'ın önünde saygıyla eğilmeye davet ediyorum Türkiyelileri.

Açıklama: 

Uzun bir süre 'Pazar Sohbeti'nde okurlarla buluşamadım, askerlik görevimi yerine getirdiğim için. Ben askerliğimin son günlerini yaşarken bir tevkif haberi gündeme oturdu. Fethullah Gülen'e yönelik bu hadise bana hiçbir şekilde inandırıcı ve tutarlı gelmediği için söyleyecek birkaç sözüm vardı. Fethullah Gülen'in masumiyetine tanık olan bir insan olarak bu haksızlık karşısında sessiz durmayı varlığım kaldıramazdı. Onun için bu hafta bu içerikte bir yazıyla karşınıza çıktım. Eylül ayından itibaren 'Pazar Sohbeti'ne başlıyorum. Buluşmak ümidiyle.



| Ana Sayfa | Haber İndeksi | Güncel | Ekonomi | Dış Haberler | Politika | Kültür Sanat | Spor | Yazarlar | Hodri Meydan |

Copyright © 1995-2000 Feza Gazetecilik A.Ş. / Çobançeşme Mh. Kalender Sk. No: 21  34530 Yenibosna / İstanbul
Tel:
+90 (212) 639 34 50 (pbx)  Fax: +90 (212) 652 24 23  e-posta: zaman@zaman.com.tr
Bu site Zaman Gazetesi Internet Servisi tarafından hazırlanmaktadır.